X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Akil İnsanlar'dan Kandil yorumu
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Akil İnsanlar'dan Kandil yorumu

  • Giriş Tarihi: 26.4.2013 13:52 Güncelleme Tarihi: 26.4.2013 13:53

Akil insanlar Marmara Grubu, Bursa'da basın mensuplarıyla bir araya geldi. Levent Korkut, Kandil'den yapılan açıklamalarla ilgili, 'Bu görünüş itibarıyla silahsızlanma sürecini destekler nitelikle bir gelişme' dedi.

Akil Adamlar Marmara Grubu Üyeleri Levent Korkut, Mustafa Armağan ve Hayrettin Karaman, Bursa Hilton Otel'de düzenlenen toplantıda basın mensuplarıyla bir araya geldi. Mayıs ayında da tekrar Bursa'ya geleceklerini ifade eden Levent Korkut, "Gittiğimiz yerlerle diyalog oluşturup sohbet havasında toplantı düzenliyoruz. Edindiğimiz tecrübeler gösteriyor ki, toplumsal kesimler sık sık bir araya gelip yüz yüze konuşmuyor çünkü yüz yüze olan sohbet gerçek oluyor. Kendi kabuğumuza çekilip konuşunca yalnız kalıyoruz. Demokratik toplumun yapması gereken de budur. Bu Türkiye'nin en önemli gündem maddelerinden biridir. Terör, 30 yıldır süren, 40 bin insanın kaybedildiği, toplumu travmalara iten bir durum. Amacımız bu barışı sağlayabilecek zemine katkıda bulunmak. 62 kişilik akil insanlar heyetinin bütünü bu hedefe odaklanmıştır. Aralarında görüş ve fikir ayrılığı olsa dahi. Temel hedef, barışı oluşturacak zemine katkı sunmaktır. Biz siyasetçi değiliz. Oy, meşhur olma gibi siyasi kaygılarımız yok. Çok zor bir süreç olduğu ortada. Yeni bir dile, anlayışa ihtiyacımız var" diye konuştu.

Önemli olanın halkın görüşü ve desteği olduğunu ifade eden Korkut şunları söyledi:
"Dünyanın hiçbir yerinde halkın istemediği bir barış süreci başarıya ulaşmamıştır. Halk arzu ediyorsa, buna onay veriyorsa olur. Halk iradesi olmazsa bu kesinlikle gerçekleşmez. Halk gelişmeleri izleyecek, ona göre bir karar verecektir. Kimse halktan bağımsız bir barış sürecini devam ettiremez. Buna siyasi iktidar da dahildir. Türkiye'nin bütününü dinlemeden Türkiye'nin bütünlüğünü savunamayız. Farklı kesim ihtiyaçlarını belirlemeliyiz. Gerçek anlamda birlik ve bütünlük savunucusunun toplumun tüm kesimlerinin katılımıyla gerçekleşir. Ancak birbirimizi dinleyebilirsek toplumda var olabiliriz."

Kimsenin halkı aptal yerine koymaması gerektiğini ifade eden Hayrettin Karaman, "Herkes sürecin ne anlama geldiğini biliyor. Çözümün olması için pürüzlerin ortadan kaldırılması gerekir. Herkesin soğukkanlı ve tahriklerden uzak konuşması lazım. Herkes ısrarla, 'Ne verdiler?' diye soruyorlar. Türkiye'de ne gizli kaldı? 3 kişi bir şey konuşuyor, 1 hafta sonra bu sızıyor. Benim de bir Müslüman olarak bu ülkede istediklerim var. Müslümanlardan bir grup da çıksın, 'Tarikatların açılmasını istiyorum' diyebilsin. Bir başkası, 'Komünizm istiyorum' diyebilsin. Bırakın insanlar konuşsun. İnsanlar konuşa konuşa yumuşar. Konuşarak insanların fikirlerini kazanamayabilirsiniz ama muhalefetlerini törpülersiniz' dedi.
Mustafa Armağan ise, bu meseleyi Cumhuriyet'in ergenlik sivilcesi olarak gördüğünü belirterek, 'Türkiye bir bütün. Bunun her tarafının herkese açık olduğu bir ülkeyi istememiz lazım ama maalesef bu açık değil. Ben Bitlis'te Eyüp Sultan'ın kardeşinin kabrini buldum. Türkiye'nin bir tarafı flu. Türkiye Bursa, Edirne, İzmir'den ibaret olsa sıkıntı yok. Türkiye bir bütünse eşit olmak zorunda. Bizi ülkeyi bölmekle itham edenler var. Asıl biz o kafayla gidersek işte o zaman bölüneceğiz. Dönüşüm kabiliyeti olanlar yaşıyor. Sert olanlar kırılıp yok olur. Türkiye asla bölünmez. Milliyetçiliğin insana karşısındaki insanı da anlama kabiliyetini vermesi gerekir. Türkiye'de Cumhuriyet kurulurken, her şeye devlet karar verdi. Ulus devlet devam etmek istiyorsa bu hakların topluma iade edilmesi lazımdı. Şu anda da toplumun sahip olduğu haklar kendisine veriliyor. Şu an bu süreci yaşıyoruz. Türkiye'de birçok işadamı ile görüştüm. O, 'Benim işim para kazanmak' diyor. 'Hakkari'de daha çok para kazanacaksam niye oraya yatırım yapmayayım?' diyor. Şemdinli'ye tayini çıkan bir öğretmen yıkılıyor. Böyle bir ülke mi olur? Bu sağlıklı bir yapı mıdır? Bunun değiştirilmesi gerekir. Biz de krizi fırsata dönüştürmek için yollara düştük. Umarım Türkiye bu tünelden kaza yapmadan çıkar' dedi.

BASIN MENSUPLARININ SORULARINI CEVAPLANDIRDI

Levent Korkut, Kandil'den yapılan açıklamalarla ilgili görüşlerinin sorulması üzerine şunları söyledi:
'Görünüş itibarıyla silahsızlanma sürecini destekler nitelikle bir gelişme. Bunun birtakım teknik şartları varmış. Bunların siyasi nitelikte olmaması önemli bence. Konuların tartışılmasını siyasi zemine kaydıran bir yaklaşım olduğu söylenebilir. Çözüm sürecinin desteklendiğini görüyoruz. Kritik dönem, bu çekilmenin tamamının sağlanmasıdır. Bu da sağlanırsa daha kalıcı bir silahsızlanma olur' diye konuştu.

Silah bırakma karşılığında ne verildiğinin sorulması üzerine Levent Korkut, 'Bu birden bire olmuş bir olay değil. 1999'dan beri zaman zaman bu sinyaller verildi. Tek taraflı ateşkesler yapıldı ama Türkiye bu sorunu devlet olarak çözmeye hazır değildi. Siyasi gelişmeler, AK Parti hükümetinin ilk yılları ve daha sonraki yıllar bu fırsatları engelledi. Bu son durum 4. ya da 5. görüşmeler şeklinde literatüre geçiyor. Bu birden bir tepeden inmiş bir şey değil. Şeffaflığı daha yüksek. 90'lı yıllarda bu yapıldı. Çok kapalı kapılar ardında yapıldı. Sonuç alınamadı. 12-13 yıllık bir geçmişi var' yanıtını verdi.

Mustafa Armağan ise şunları söyledi:
'Özal'ın vefatından önce, bir karar taslağı Milli Güvenlik Kurulu'na kadar gelmişti. Bu 20 yıl önce de çözülmeye çalışılıyor. Artık aşikare olma, ortaya çıkma aşamasına geldi. Bir barış yapacaksanız bunun iki tarafı vardır. Burada elbette ortak noktada buluşmak için bazı şeyler konuşulmalı. Ana dil hakkı, siyaset imkanı verilmesi gibi. Gerçek anlamda biz de orada ne olduğunu bilmiyoruz. Bilmemiz de gerekmez çünkü MİT'le yürütülen bir durum. Bizim bildiğimiz ve gördüğümüz kadarıyla bunu devlet bir devlet kararı haline getirmiş durumda. Bu AK Parti hükümetinin oy toplama kaygısı ile yapılmıyor, devlet buna karar vermiş durumda. MGK olsun, MİT olsun, dolayısıyla bir kararlılık söz konusu. Bir eyalet sistemi, mahalli idareler kanunu ile halledilebileceğini düşünüyorum. Anayasa süreci önemli olacak.'

Hayrettin Karaman ise, 'Çözümüne uğraştığımız problem her neyse sadece iç etkenlere bağlı değil, bunun bir de dış etken boyutu var. Uluslararası ilişkiler ve siyaset yorumcularının bana makul gelen tezi, uluslararası konjonktür de bu çözüme müsait hale gelmiştir. Büyük oyuncular Türkiye'nin huzurlu olmasını istiyor. Bunun başında enerji var, petrol var. Talep edebilirler insanlar ama bize en ters gelen şeyler dahi talep edilmelidir. Ama iş vermeye gelince bu padişahlık sistemi değil, dikkatörlük değil, halka dayalı bir sistemdir. Halkın istemediğini kimse ne alır, ne verir' diye konuştu.

Yine bir soru üzerine devletin her kesiminin buna karar verdiğini ifade eden Mustafa Armağan, 'Bu sürecin iki tarafı olduğuna göre, bazı hakların verilmesi, hatta eyalet sistemi de olabilir. Belki yapılacak olan mahalli yönetimler reformlarıyla bunun halledilebileceğini düşünüyorum. Anayasa önemli bir mesele, bunlar tartışılacak ama halkın kabul etmediği bir kararın yürürlüğe konulması mümkün değil' dedi.