Başbakan'dan muhalefete sert gönderme

Giriş Tarihi: 24.5.2013 11:12 Güncelleme Tarihi: 24.5.2013 14:58

Başbakan Erdoğan, AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları toplantısında partililere hitap etti.

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Tek parti döneminin mirasını ve zihniyetini üzerinde taşıyan CHP, 53 yıl önce 27 Mayıs müdahalesine nasıl çanak tuttuysa, müdahalecileri nasıl alkışladıysa bugün de zaman zaman müdahalelere çanak tuttu, müdahaleler için zemin hazırlama gayreti içinde oldu. Hatta aleni şekilde müdahale çağrılarında bulundu" dedi.

Erdoğan, parti genel merkezinde düzenlenen Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı'na katıldı.

Erdoğan, 27 Mayıs 1960'da milletin tercihi ile iş başına gelmiş Demokrat Parti Hükümeti'nin anti demokratik bir müdahale ile iktidardan uzaklaştırıldığını hatırlatarak, şöyle konuştu:

"Tartışmalı bir yargı sürecinin ardından da Hükümetin Başbakanı ile iki bakanı idam edildi. Demokrasimize dolayısıyla, ülkemize ve milletimize yönelik bu karanlık müdahalenin 53. seneyi devriyesinde Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu'yu bir kez daha rahmetle, minnetle yad ediyoruz. Merhum Adnan Menderes ve arkadaşları, iktidar mesuliyetini üstlendikleri 10 yıl boyunca, Türkiye'ye gerçekten çok büyük hizmetler yapmış, çok büyük eserler kazandırmışlardı. Bunun ötesinde Menderes Hükümeti meşruiyetini milletten alan, sırtını sadece millete dayayan, milletin belirlediği istikamette ilerleyen bir hükümet olarak, dönemini aydınlattığı kadar, Türkiye'nin bugünlerine ve geleceğine de ışık tutmuştu. Menderes ve arkadaşlarının idamıyla, aslında Türkiye'de halka, idarecilere ve siyasetçilere 'çizgiyi aşmayın, çizgiyi aşanın hali böyle olur' mesajı verilmişti. Ancak Türkiye'de demokrasi mücadelesi, bu tehditlere, bu saldırılara, bu korkutmalara süreç içindeki başka müdahalelere, deyim yerinde ise 'hizaya getirme' çabalarına rağmen 53 yıl boyunca kararlılıkla ilerledi ve hamdolsun bugünlere ulaştı."


"TARİH, EĞER DERS ALINMAZSA TEKERRÜR EDER"

Yaşanılan anın, tarihin bir sonucu olduğunun altını çizen Başbakan Erdoğan, "Tarihin, belli bir mukadderat içindeki seyri bizi bugünlere ulaştırmıştır. Bunun yanında tarih, iyilerin ve kötülerin mücadelesini analiz etmemizi, doğru şekilde yorumlayıp, elde ettiğimiz tecrübe ile hatalardan kaçınmamızı sağlayan birikimdir" dedi.

Yaşanmış her olayın iyi değerlendirmesi durumunda bugün için çok değerli bir hazine ve ders olduğunu vurgulayan Erdoğan, şunları söyledi:

"Merhum Akif'in de ifade ettiği gibi 'tarih, eğer ders alınmazsa tekerrür eder.' Ama kendisinden ders çıkarılmış, iyi yorumlanmış, iyi analiz edilmiş bir tarih yaşanmış, hataların tekrar tekrar yaşanmasını önlemek için çok anlamlı bir araçtır. Biz yakın tarihimizdeki, cumhuriyet tarihimizdeki özellikle de demokrasi tarihimizdeki bir takım olayları tekrar tekrar hatırlatınca birileri bundan ciddi şekilde rahatsız oluyorlar. Ancak bizim tarihi hatırlatıyor olmamızdan rahatsız olanlar, ne hikmetse o yakın tarihin tekerrür etmesi için de ellerinden geleni yapıyorlar. Bize 'tarihi bırak, bugüne gel' diye çağrı yapanlar, ne yazık ki kendileri tarihteki köhnemiş zihniyetlerini terk edip, bugünlere gelme kabiliyetini gösteremiyorlar. Şunu herkesin bilmesini isterim, 27 Mayıs müdahalesi yaşanmış, olmuş, bitmiş, tarihte kalmış bir hadise değil, bugünü de geleceği de doğrudan etkileyen çok acı bir hadisedir. 27 Mayıs, 53 yıl boyunca demokrasinin çektiği sancıların, bugün demokrasinin çekmekte olduğu sancıların en net şekilde izahıdır. 27 Mayıs unutulursa, etraflıca analiz edilmezse bugünü anlamak, geleceği şekillendirmek asla mümkün değildir."


"İYİ VE KÖTÜYE KENDİLERİ KARAR VERİYORDU"

Kendilerinin bile 27 Mayıs'ı hayal meyal hatırladığını ancak, okuyarak, analiz ederek anladıklarını ifade eden Erdoğan, gençlerin de kendilerine anlatılanlardan bunu öğrendiğini söyledi.

Tek parti CHP iktidarı döneminde, Türkiye'nin her alanda çok ağır acılar, zulümler yaşadığını ve çok büyük bedeller ödemek zorunda kaldığını belirten Başbakan Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu:

"İdareye ve siyasete nasıl bir zihniyetin hakim olduğunu milletçe tarihi okuyarak, anlayarak biliyoruz. Aksi takdirde ben o zaman yoktum, ama inceleyince okuyunca, nelerin olduğunu anlamak mümkün oluyor. Ülkeyi idare edenler, milletin gayri mümeyyiz olduğunu, yani milletin iyi ile kötüyü birbirinden ayıracak kabiliyete sahip olmadığını düşünüyor, iyi ve kötüye kendileri karar veriyordu. O günden bugüne geliyoruz. Değişim ve ilerleme milletin arzu ve talepleri doğrultusunda değil, tabii mecrasında değil, tepeden inmeci bir anlayışla empoze ediliyor, bu dayatmalar millet üzerinde ağır bir zulüm olarak, kendisini belli ediyordu. Millet iradesinin hiçbir kıymeti harbiyesi yoktu. Milletin fikrinin tercihlerinin, değerlerinin, ihtiyaç ve taleplerinin hiç bir değeri önemi yoktu. Yüksek makamları işgal eden zevat, millet adına düşünüyor, millet adına tercihte bulunuyor, güya millet adına karar verip, millete rağmen bu kararları uyguluyordu. 1950 seçimleri işte milletin bu dayatmaya, bu tek tipçi zihniyete, bu zulme karşı demokratik bir başkaldırısı şeklinde tezahür etmiştir."

Tek partili dönemde CHP'nin il başkanlarının illerde valilik yaptığını hatırlatan Başbakan Erdoğan, "Acaba bunu şu anda demokrasiye inanan hangi zihniyet, hangi anlayış kabul edebilir. Hem partinin il başkanı olacaksın, hem de o ilde vali olacaksın. Bunları bu ülkeye yaşatan kim? Hangi zihniyet? CHP zihniyeti, bunları bu ülkede yaşattı" dedi.

"Şimdi bunlar kalkmış, bu millete demokrasi dersi vermeye yelteniyorlar" diyen Başbakan Erdoğan, "Millet Demokrat Parti'yi seçmekle kalmadı, 10 yıl boyunca da hizmetlerini, eserlerini, tercihlerini takdir etmiş, 10 yıl boyunca Demokrat Parti'ye teveccüh göstermiştir. Neden? İşte bu yüzden. Demokrasiyi özlediği için bu adımı atmıştır" ifadesini kullandı.

Milletin Demokrat Parti'yi tercihi karşısında, statüko kendisini değiştirmek yerine, kendisini sorgulamak yerine hem Demokrat Parti'yi, hem demokrasiyi, hem de milleti hizaya getirmeyi bir yöntem olarak seçtiğini bildiren Erdoğan, "Maalesef bu yöntem 27 Mayıs sonrasında da tekrarlanmış. 12 Mart'ta, 12 Eylül'de, 28 Şubat'ta, demokrasiyi ve milleti 'hizaya getirmek' için müdahaleler yapılmıştır. Evet 27 Mayıs, son derece önemlidir. 27 Mayıs'ı hatırlamak ve hatırlatmak son derece önemlidir. 27 Mayıs ruhu, 12 Mart'ta, 12 Eylül'de, 28 Şubat'ta tekrar tekrar hortlamıştır. 27 Mayıs ruhu, AK Parti'nin iktidar olduğu son 10,5 yıl içinde defalarca hatırlatılmak istenmiştir" dedi.


"MÜDAHALE TERTİPLERİNE GÖZ YUMDULAR"

"Aradan 53 yıl geçmiş olmasına rağmen, 27 Mayıs'taki o müdahaleci ruh, o tek tipçi, dayatmacı zihniyet, bugün dahi varlık gösterebiliyor" değerlendirmesini yapan Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

"Bugün dahi milleti, milletin zihniyetini, milletin tercihlerini aşağılayan bir zihniyet hükmünü idame ettirebiliyor. Tek parti döneminin mirasını ve zihniyetini üzerinde taşıyan CHP, 53 yıl önce 27 Mayıs müdahalesine nasıl çanak tuttuysa, müdahalecileri nasıl alkışladıysa bugün de zaman zaman müdahalelere çanak tuttu, müdahaleler için zemin hazırlama gayreti içinde oldu. Hatta aleni şekilde müdahale çağrılarında bulundu. Geride bıraktığımız 10,5 yılı şöyle bir gözünüzün önünden geçirin, AK Parti girdiği her seçimden birinci parti olarak çıkarken, her seçimde artan bir oy oranına mazhar olurken, muhalefet çareyi hep başka yerlerde aradı. Müdahale senaryolarından medet umdular. Müdahale tertiplerine göz yumdular. Hatta bu tertiplere, sahip çıktılar, sahip çıkıyorlar. Hatırlayın, Anıtkabir'e bile 'Ordu göreve' pankartlarıyla, akıl almaz bir şekilde ve izanlarını kaybederek yürüdüler. Müdahaleye açık çağrılar yaptılar, hukuku zorlayarak, yüksek yargı kurumlarını etki ve baskı altına alarak, partimizin kapatılması girişimlerine çanak tuttular. Çıkardığımız kanunların iptal edilmesi, Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinin sabote edilmesi gibi hukuku zorlayan, hukuku ayaklar altına alan girişimlere imza attılar. Kanlı bir takım eylemler tertip edildi, bedeli partimize ödetilmek istendi. Burada da muhalefet bu eylemlerin tertipçilerine kucak açtı. Onların avukatlığını üstlenecek kadar, akıl ve vicdanı devre dışı bıraktı. Allah'ın izniyle, milletimizin desteğiyle, tüm bu senaryoları, bu tertipleri, bu hukuksuzlukları aştık. Sadece Allah'a ve halkımıza güvendik. Gücümüzü ve meşruiyetimizi milletimizden aldık. Tüm bu tezgahları bozduk, altüst ettik."


"ANA MUHALEFETİN GENEL BAŞKANI GERÇEKTEN SİYASETİN CAHİLİDİR"

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Ana muhalefetin Genel Başkanı gerçekten siyasetin cahilidir. Diyor ki 'Yanında Dışişleri Bakanı Müsteşarı yok' Sen, ne kadar zavallısın" dedi.

Erdoğan, AK Parti Genel Merkezi'nde düzenlenen Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı'ndaki konuşmasında vatandaşlardan, muhalefetin gerilim politikalarına, özellikle de mezhep temelli kışkırtmalarına asla prim vermemelerini istedi. Erdoğan, yola çıkarken "etnik, bölgesel ve dinsel milliyetçilik yapmayacağız" dediklerini hatırlattı.

Şu anda Türkiye'de 300 bin mültecinin bulunduğunu, bunların 220 bininin çadır ve konteyner kentlerde yaşadığını bildiren Erdoğan, şöyle devam etti:

"Biz, muhacir bir neslin torunlarıyız ama aynı zamanda ensar bir neslin torunlarıyız. Unutmayın, şu anda, Esed'in zulmünden kaçan muhacirlere benim Reyhanlı'daki kardeşlerim ensar görevini görmelidir, aynı görevi yapmalıdır. Aynen o zaman olduğu gibi evlerini açmalıdır. Onları kendileri için bir suç unsuru olarak görmemelidir. Bu oyunun arkasında çok ciddi tehlikenin yattığını bilmelidirler. Şu anda oradaki, Suriye'den gelmiş kardeşlerimiz eğer evlerinde korku içinde yaşıyorlarsa oradaki evlerinden dışarı çıkamıyorlarsa burada başta şahsım olmak üzere Reyhanlı'daki kardeşlerim de kendilerini masaya yatırmalıdır. Aynı şeyler geçmişte bizim de yine büyüklerimizin başlarına geldi. Onlar da bir ilden diğer ile hicret eder konuma düştüler. Bunları tabii yaşamak istemeyiz. Keşke onlar yurtlarından kopmamış olsaydılar. Keşke evlerinde kalmış olsaydılar ama başlarına böyle bir şey geldi."

Erdoğan, Reyhanlı halkından Suriyelilere kucak açmasını ve provokatif eylemlere, spekülasyonlara prim vermemesini isteyerek, "Kışkırtmalara, tahriklere, yalan haberlere, psikolojik operasyonlara karşı dikkatli ve hassas olmasını ben Reyhanlı halkından özellikle rica ediyorum. Son seçimlerde yüzde 72 oy almış bir partiyiz biz Reyhanlı'da. Özellikle AK Parti'ye gönül vermiş kardeşlerime birinci derecede sesleniyorum: Siz, bu hassasiyetin orada öncüleri olmalısınız" dedi.


REYHANLI ZİYARETİ

Yarın Reyhanlı'ya gideceğini söyleyen Erdoğan, başsağlığı ve geçmiş olsun temennilerini yüz yüze ileteceğini ifade etti.

Hükümet üyelerinin ve milletvekillerinin, olayın ardından Reyhanlı'yı yalnız bırakmadığını anımsatan Başbakan Erdoğan, olay sonrası devletin elinin sürekli orada olduğunu, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün de yerinde incelemeler yaptığını anlattı.

Erdoğan, "Biz de yarın gidecek, hem çalışmaları tekrar yerinde görecek hem de inşallah oradaki kardeşlerimizle dertleşeceğiz. Reyhanlı ve Hatay'da inşallah Türkiye'nin birliği, dirliği, kardeşliği adına en güzel fotoğrafı, en güzel mesajları vereceğiz. Muhalefetin ayırıcı ve ayrıştırıcı gerilimleri karşısında 76 milyonu bir ve beraber gören, kardeş gören bir anlayışla hareket etmeye devam edeceğiz" diye konuştu.


"İŞTE AK PARTİ FARKI, İŞTE CHP YÖNETİMİNİN FARKI"

Başbakan Erdoğan, ABD'ye yaptığı ziyaret çerçevesinde, bir tam gün ABD Başkanı Barack Obama ve diğer yetkililerle görüşmeler yaptıklarını hatırlatarak, iki ülke arasındaki ilişkileri, bölgesel ve küresel meseleleri ele aldıklarını belirtti.

Erdoğan, şöyle konuştu:

"Fakat, çok enteresandır: Ana muhalefetin Genel Başkanı gerçekten siyasetin cahilidir. Diyor ki 'Yanında Dışişleri Bakanı Müsteşarı yok' sen, ne kadar zavallısın. Biz, 3'e 3 toplantı yapıyoruz. Amerika Başkanı Obama'nın yanında kendi Dışişleri Bakanı ve Güvenlik Konseyi'nde üst düzey bir yöneticisi var. Benim de yanımda karşıtı olarak Dışişleri Bakanım ve Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarım var. Bürokratsa bürokrat var, siyasetçiyse Dışişleri Bakanı yanımda. Sen, ne biçim siyaset yapıyorsun, sen nasıl siyasetçi olacaksın, sen ne cahilsin. Neymiş, Dışişleri Bakanı'nın Müsteşarı yokmuş, Dışişleri Bakanı'nın kendisi var. Öbür tarafta konumuz bölgesel sorunlar ve istihbarat teşkilatlarımızın karşılıklı temsilcileri var. Bürokratsa bürokrat var. Ne zaman öğreneceksin, siyaseti? Şu genel müdürlükten siyasete terfi et, hala orada kaldın ama edemeyecek, görünen bu."

"CHP Genel Başkanı Avrupa Parlamentosu'nda kapılardan dönerken, biz küresel ve bölgesel meselelerde Türkiye'nin ağırlığını hissettiren, Türkiye'nin tezlerini yüksek sesle dile getiren küresel adalet için samimi çağrılar yapan platformlarda çalışmalarımızı sürdürdük" diyen Erdoğan, Suriye, Irak, İran, İsrail, Filistin, Mısır, Libya, Tunus, Yemen gibi bütün bölgede olanları konuştuklarını vurguladı.

Erdoğan, "Bütün bu konuları görüşürken Brüksel'den farklı bir ses çıkıyor ve kapıdan kovuluyor, fark bu. Biz, 'ekonomik ilişkilerimizi 20 milyar dolardan ileri nasıl taşırız' bunu konuşurken, Avrupa'dan gelen ses bu. İşte AK Parti farkı işte CHP yönetiminin farkı. Olsun, olsun, bu, AK Parti'nin iktidar ömürünü 2023 ve ilerisine taşıyacak olan bir süreçtir" dedi.


"TÜRKİYE'DE İKTİDARA GELMENİN, HÜKÜMET ETMENİN YEGANE YOLU SANDIKTIR"

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun Brüksel'deki sözlerini eleştirerek, "Yurt dışına gidip kendi ülkesinin başbakanı için 'katil' sıfatını kullanan birine nerede olursa olsun 'zavallı' gözüyle bakılır. Bu zata sadece zavallı gözüyle bakmadılar, o zavallıyı son derece haklı olarak odalarının kapısından da geri çevirdiler" dedi.

Erdoğan, AK Parti Genel Merkezi'nde düzenlenen Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, muhalefetin çok büyük çaresizlik ve acziyet yaşadığını, hiçbir konuda politika üretemediğini, hiçbir sorun karşısında ayakları yere basan, yaraya merhem olacak çare sunamadığını, Türkiye'nin hiçbir güncel meselesini gündemine alamadığını, hiçbir vizyona, hedefe, plan ve programa sahip olmadığını söyledi.

Başbakan Erdoğan, "Kendileri değişmiyorlar, değişmek istemiyorlar, Türkiye'nin değişmemesi için de ellerinden geleni yapıyorlar. 53 yıldır sadece olağanüstü durumlarda iktidar olabildiler. Bütün bu olağanüstü, olağan dışı durumları biz inşallah geri gelmemek üzere Türkiye'nin gündeminden çıkardık" diye konuştu.

Muhalefetin müdahalelerden medet umduğunu ancak müdahale dönemlerini tamamen kapattıklarını vurgulayan Başbakan Erdoğan, "Terörle anarşiyle provokasyonla siyasetin dizayn edilmesinden medet umuyorlardı. Bu kapıları da kapattık" dedi.

Türkiye'de meşruiyetin kaynağının millet olduğunu, millet egemenliğini çok güçlü şekilde tesis ettiklerini belirten Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Şunu artık herkes bilmeli, Türkiye'de iktidara gelmenin, hükümet etmenin yegane yolu sandıktır. Sandık dışında yol arayanlar, yöntem arayanlar, sandığın dışında merkezlerden medet umanlar bu ülkede artık başarılı olamazlar, hedeflerine ulaşamazlar. İşte bizdeki muhalefet şu anda böyle bir çıkmazı, böyle bir çaresizliği yaşıyor. Tutundukları tüm dallar ellerinde kaldı, medet umdukları tüm odaklar onları hayal kırıklığına uğrattı, umut besledikleri dağlara karlar yağdı ama muhalefet sandıkta yarışmayı, centilmence bir rekabeti, demokratik bir mücadeleyi bugün dahi içine sindiremiyor, bugün dahi kabullenemiyor. Acziyet içinde, çaresiz bir ruh haliyle muhalefet Türkiye'yi bir kaosa süreklemeyi, bu kaostan kendisi rant sağlamayı siyaset olarak tercih ediyor.

Dikkat edin şu anda CHP Genel Başkanı da MHP Genel Başkanı da her fırsatta bu acziyeti, bu çaresizliği aleni şekilde sergiliyorlar. Adeta kapana kısılmış bir haldeler, çıkış yolu arıyorlar ama bu çıkış yollarını demokrasi içinde değil demokrasinin dışında bulmaya çalışıyorlar. Topluma gerilim pompalayarak, toplumu kamplara ayırarak, fay hatlarında gerilimi artırarak buradan bir çıkış yolu bulabilir miyiz diye çırpınıyorlar. Muhalefet genel başkanları bu çaresizlik ve acziyet içinde ne yazık ki aklı, mantığı, fikir, vicdan ve izanı şu anda tamamen yedeğe almış durumdalar. Ne söylediklerini duyamayacak kadar acziyet içindeler. Ne yaptıklarını anlamayacak, idrak edemeyecek kadar çaresizlik içindeler. Nasıl bir yolda yürüdüklerini, nasıl tehlikeli oyunlar oynadıklarını göremeyecek kadar akıl tutulması içindeler."


"TÜRKİYE'NİN DE İMAJINI ZEDELEMEYE BAŞLADI"

CHP'de, 2010'da yaşanan kaset skandalının ardından dönemin genel başkanının görevden ayrıldığını, 22 Mayıs 2010'da şu andaki genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu'nun göreve getirildiğini anımsatan Başbakan Erdoğan, "Daha o makama gelmeden, CHP Genel Başkanı olmadan mevcut genel başkanını evinde ziyaret etti ve evinden çıktığı andan itibaren yalan söylemeye ve çark etmeye başladı" dedi.

Kılıçdaroğlu'nun, önce "aday olmayacağım" dediğini, hemen arkasından ertesi gün adaylığını açıkladığını ve genel başkan olduğunu hatırlatan Erdoğan, şunları kaydetti:

"Kürsüye ilk kez çıktı, son derece seviyesiz, son derece kalitesiz bir dil ve üslupla hitap etmeye başladı. Arka arkaya defalarca çark etti, ayak üstü defalarca maalesef yalan söyledi, defalarca gaf yaptı, hata yaptı, iki seçime girdi, birinde oy bile kullanamadı. Her iki seçimden de başarısızlıkla çıktı. Acemi, tecrübesiz, zamanla olgunlaşır, zamanla siyaseti, genel başkanlığı öğrenir dedik, inanın aradan 3 yıl geçti ama CHP'nin bu yeni Genel Başkanı bir arpa boyu dahi yol katedemedi. 22 Mayıs 2010'da kürsüye çıktığında nasıl bir acemilik, nasıl bir şaşkınlık içindeyse aradan 3 yıl geçmesine rağmen bugün de aynı acemilik, aynı şaşkınlık içinde.

Şunu burada samimiyetle ifade edeceğim, biz böyle bir aceminin CHP'nin genel başkanlık koltuğunda oturmasını AK Parti için her zaman büyük bir talih olarak görüyoruz. Öyle gördük. Biz bunu defalarca söyledik. Bu zat o makamda olduğu sürece AK Parti her seçimden zaferle çıkar, her seçimden oylarını artırarak çıkar, bundan hiç endişeniz olmasın ama iş öyle bir hale geldi ki bu zat sadece CHP'ye değil artık Türkiye'ye de zarar vermeye başladı, Türkiye'nin de imajını zedelemeye başladı. Çeresizlik ve acziyet içinde bu zat Türkiye'nin, Türkiye siyasetinin, Türkiye demokrasisinin imajına lekeler sürmeye başladı."

Türkiye Cumhuriyeti'nin anamuhalefet partisinin Avrupa Parlamentosunda düştüğü "içler acısı durum"un, CHP kadar, CHP'ye gönül verenler kadar bu ülkenin vatandaşları olarak kendilerini de üzdüğünü ve yaraladığını ifade eden Başbakan Erdoğan, rakipleri de olsa muhalefet de olsa CHP'nin Genel Başkanı da olsa Türkiye'nin bir siyasi partisinin bu hallere düşürülmüş olmasının üzüntü verici, incitici ve yaralayıcı olduğunu söyledi.

Başbakan Erdoğan, 3 yıldır Kılıçdaroğlu'na nerede nasıl konuşacağını, ne konuşacağını, nasıl bir dil ve üslupla konuşacağını defalarca izah ettiklerini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"CHP'nin Genel Başkanı nerede nasıl konuşacağını, nasıl davranacağını öğrenemediği gibi maalesef yanındaki monşerler de yanındaki danışmanlar da bunu öğrenemedi ve öğretemediler. Mavi Marmara olayında kendi ülkesinin yanında durmak yerine saldırganların yanında yer aldı ve gülünç duruma düştü. Güney Afrika'da, Filistin meselesi ile Türkiye'nin terör meselesini aynı kefeye koyan o bildiriye imza attı, gülünç duruma düştü. Portekiz'de kendi ülkesinin ekonomisini çarpıtarak anlattı, gülünç duruma düştü. İşte en son Avrupa Parlamentosunda kendi ülkesinin başbakanına ağza alınmayacak ifadeler kullandı ve hem gülünç hem de çok acıklı bir duruma düştü. CHP Genel Başkanı'nın düştüğü durum o kadar vahim, o kadar acıklı ki dikkat edin Avrupa Parlamentosu Sosyalist Grup Başkanı bile bu ithamlara, bu hakaretlere tahammül edemiyor ve kendisini geri çeviriyor, randevu vermiyor. Yurt dışına gidip kendi ülkesinin başbakanı için 'katil' sıfatını kullanan birine nerede olursa olsun 'zavallı' gözüyle bakılır. Bu zata sadece zavallı gözüyle bakmadılar, o zavallıyı son derece haklı olarak odalarının kapısından da geri çevirdiler. Biz elbette bu zatın seviyesine düşmeyeceğiz, bu zavallı hezeyanları ciddiye alıp cevap vermeyeceğiz ama yargıda bu ahlak dışı durumun hesabını da sonuna kadar takip edeceğiz ve soracağız."


"ESED İLE ÇEKİLMİŞ HATIRA FOTOĞRAFLARI VAR"

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nun Brüksel'deki sözlerini eleştiren Erdoğan, "Çıkıyor son derece ahlaksızca 'Esed ile Erdoğan arasında ton farkı var' diyor ama CHP'lilerin milletimizle çektirdiklerinden çok daha fazla Esed ile çekilmiş hatıra fotoğrafları var" diye konuştu.

CHP'nin milletvekillerinin Diyarbakır'dan çok Şam'a gittiklerini, Esed ile hatıra fotoğrafı çektirdiklerini kaydeden Erdoğan, şöyle konuştu:

"Reyhanlı'daki olayların içerisine karışanların bunları alıp Esed'e götürdüklerine dair belgeler artık elimizde. İş bu noktaya geldi, sen neyi konuşuyorsun? Hangi Reyhanlı halkının, hangi Hatay'daki kardeşimin yanında olduğunu savunuyorsun? Size elçilik edenler ne yazık ki Reyhanlı olayının planlayıcıları, bu işin içinde olanlar. Şimdi bu Genel Başkan çıkıyor, utanmadan sıkılmadan ahlaksızca ve terbiyesizce bizi Esed ile kıyaslıyor. Üstelik bunu da Avrupa Parlamentosunda yapıyor. Ortaya çıkan manzara utanç verici bir manzaradır, CHP adına son derece talihsiz bir manzaradır. CHP Genel Başkanı sadece CHP'yi küçük düşürmekle kalmamış, CHP seçmenine de çok büyük haksızlık yapmıştır."

Suriye'de kanlı saldırılar başladığı andan itibaren "Kurda merhamet kuzuya zulümdür" sözünü defalarca anımsattıklarını vurgulayan Başbakan Erdoğan, CHP Genel Başkanı Suriye'deki özgürlük hareketini, halk hareketini, halkın meşru taleplerini eleştirerek; bunları 'terör' olarak nitelendirerek; sığınmacılara karşı kışkırtmalar yaparak kurda merhamet etmiş, zalim Esed'e her fırsatta destek çıkmıştır" şeklinde konuştu.

Başbakan Erdoğan, Suriye meselesinde CHP'nin tavrının asla tarafsızlık olmadığını ifade ederek, "CHP aleni şekilde utanmadan, sıkılmadan gayrimeşru rejimin yanında yer almış, zalim bir diktatörün tarafını tutmuştur. Tarih boyunca nasıl her zaman diktatörlerin, zalimlerin yanında yer aldıysa CHP bugün de diktatörlerin, zalimlerin yanında yer almış aynı fotoğraf karesine girmiştir" diye konuştu.


"MİLLETLE EN KÜÇÜK BİR İRTİBATLARI YOK"

CHP'nin AK Parti ile sandıkta rekabet edemeyeceğini kaydeden Erdoğan, "Çünkü bunların milletle en küçük bir irtibatları yok. Milletle irtibatı olmayanlar Silivri ile DHKP-C ile İşçi Partisi ile bunlar da yetmezmiş gibi zalim Esed ile onun kanlı çeteleriyle irtibat kurarlar. Orduyu göreve çağırdılar, olmadı hukukun arkasına dolandılar, olmadı yalan, iftira, itham yine olmadı şu anda terör örgütlerinden, terör eylemlerinden, eli kanlı zalimlerden, onların istihbarat örgütlerinden medet umar hale geldiler" dedi.

Reyhanlı'daki acı hadisenin nasıl kaşındığına dikkati çeken Erdoğan, "Suçu örtmek, suçluları kollamak, hadiseyi çarpıtmak için ilk andan itibaren ellerinden geleni yaptılar ve halen de yapıyorlar. Hem kendileri hem yandaşları Reyhanlı hadisesi üzerinden kışkırtma oluşturmak, bu yolla Esed ve yandaşlarına imkan tanımak için canla başla mücadele ediyorlar" diye konuştu.

Reyhanlı ve Hataylılar ile 76 milyona sağduyu çağrısı yapan Erdoğan, "Çaresizlik, acziyet ve zavallılık içindeki CHP Genel Başkanı son çare olarak kışkırtma dalına tutundu. Bütün bu kışkırtmalara karşı, bu ayrımcı, ayrıştırıcı siyasete karşı milletimin uyanık olmasını rica ediyorum" ifadesini kullandı.

Güvenlik güçlerinin, istihbarat birimlerinin son derece dikkatli, kararlı ve koordineli şekilde çalışmalarını sürdürdüğünü bildiren Erdoğan, "Reyhanlı'da maalesef saldırı engellenememiştir. Bunun da soruşturması zaten Başbakanlık Teftiş Kurulu tarafından yapılıyor. Ancak güvenlik güçlerimiz ve istihbarat birimlerimizin çalışmaları sayesinde onlarca eylem gerçekleşmeden etkisiz hale getirilmiştir" şeklinde konuştu.

Reyhanlı saldırısını yapanlar ve bu tertibin içinde yer alanların yakalandığını anımsatan Erdoğan, "Güvenlik ve istihbarat birimlerini zaafa uğratacak hiçbir sorumsuzluğa izin vermeyiz. Sosyal medya üzerinden sürdürülen psikolojik operasyonlara karşı da son derece dikkatliyiz" dedi.


"ÖZEL SEKTÖR DAHİL, BRÜT DIŞ BORÇ STOĞUNU YÜZDE 56'DAN YÜZDE 43'E DÜŞÜRDÜK"

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "MHP Genel Başkanı'nın mahcubiyet içinde susması gerekirken, IMF borçları ve dış borçlar konularında pişkince tavırları dikkatimden kaçmadı. Bugün MHP'yi marjinal solun arkasına takan MHP Genel Başkanı, 1999-2002'de de CHP'nin yavrusu DSP'nin kuyruğuna takılmış, Türkiye'ye çok ama çok ağır bedeller ödetmişti" dedi.

Erdoğan, AK Parti Genel Merkezinde düzenlenen Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin "mahcubiyet içinde susması gerekirken IMF borçları ve dış borçlar konularında pişkince tavrı" olduğunu belirtti.

"MHP'yi marjinal solun kuyruğuna takan MHP Genel Başkanı, 1999-2002'de de CHP'nin yavrusu DSP'nin kuyruğuna takılmış, Türkiye'ye çok ama çok ağır bedeller ödetmişti" diyen Erdoğan, Türkiye'nin IMF'ye borcunun 1999 sonunda 970 milyon dolara, 2000 sonunda 4 milyar 800 milyon dolara, 2001 sonunda 17 milyar dolara ve 2002 sonunda ise 23,5 milyar dolara yükseldiğini anlattı.

Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:

"Devlet Bahçeli'nin Başbakan Yardımcısı olduğu Hükümet, IMF borcunu 400 milyon dolardan devraldı, bize ise 23,5 milyar dolar olarak devretti. 3,5 yılda Türkiye'nin sadece IMF'ye olan borcunu 59 kat artırdılar. 2001 krizinde memuruna maaş ödeyecek para bulamayan, çaresiz kalan Hükümet, hem yüksek faizle hem de kısa vadeli IMF'ye yüklü şekilde borçlandı. Bu borcu da bize devretti. 2003 yılından itibaren biz, borcu kademe kademe ödedik ve 14 Mayıs'ta da son taksidini ödemek suretiyle bu borcu sıfırladık. Sayın Bahçeli'nin sevinmesi, gururlanması, ülkesi ve milletiyle iftihar etmesi gerekirken, her zaman yaptığı gibi, onun kendine gere rakam kalabalıkları vardır, o rakam kalabalığı ile işi geçiştirmeye çalışıyor."


"MHP GENEL BAŞKANI'NA SÜREKLİ BU DERSİ VERDİK"

MHP Genel Başkanı Bahçeli'ye basit bir ekonomi ilkesini defalarca bütçe müzakerelerinde özellikle anlattığını ama anlamadığını vurgulayan Erdoğan, bir ülkenin borçlarının miktar olarak değil, milli gelire oranla ifade edildiğini dile getirdi.

İktidarı, 2002'de MHP'nin ortağı olduğu koalisyondan devraldıklarında Türkiye'nin her 100 lirasından 56 lirasının dış borca gittiğini aktaran Erdoğan, şunları kaydetti:

"Şu anda her 100 liranın, o hesaptan hareketle söylüyorum, 43 lirası dış borç. Bitmedi. Yani özel sektör dahil brüt dış borç stoğunu yüzde 56'dan yüzde 43'e düşürdük. Kamunun net borç stoğunu MHP'li hükümetten yüzde 61,5 seviyesinden aldık. Dikkatinizi çekiyorum, yüzde 61,5, yüzde 17 seviyesine kadar düşürdük. Bir de yeni bir tanımlama var. Bu da Avrupa Birliği tanımlı borç stoğu. Buna da baktığımız zaman yüzde 71'den aldık. Peki o kaç oldu? O da yüzde 36'ya düştü. Avrupa Birliği tanımlı. Dürüst bir politikacı, dürüst bir genel başkan bu oranlara bakıp, 'Türkiye'nin dış borcu' arttı diyemez. Eğer diyorsa ya dürüst değildir ya da ekonomi cahilidir."

Türkiye'de 2002'de 1 milyon 88 bin buzdolabı satıldığını söyleyen Erdoğan, bu sayının 2012'de 2 milyon 317 bine yükseldiğini bildirdi. Erdoğan, geçen yılın ilk 4 ayında 597 bin buzdolabı satışının gerçekleştiğini, bu yılın aynı döneminde ise rakamın 740 bin olduğunu ifade etti.


"GEÇEN HAFTA YENİ BİR REKOR KAYDETTİK"

Başbakan Erdoğan 2002'nin tamamında, Türkiye'de 91 bin, 2012'nin tamamında ise 556 bin otomobil satıldığını belirterek, şöyle devam etti:

"Hani 'fakir' diyorlar ya. Nasıl bir fakirlik? Bu yılın sadece ilk 4 ayında satılan otomobil sayısı ne biliyor musunuz? 2002'nin tamamından fazla: 171 bin. Geliyorum bir başka rekora. 2002 yılında görevi devraldığımızda, gösterge faizi yani devletin borçlanma faizi yüzde 63'tü. Geçen hafta yeni bir rekor kaydettik. Gösterge faiz, tarihinin en düşük seviyesini gördü. Küsuratını söylemeyim, 4,7. Buraya düştü. Yüzde 63'ten yüzde 4,7'ye düştü. Sömürülen bir millet artık bu sömürüden kurtuluyor. Bu birçok alanda kendini gösterecek. Nedir? Bütün ürünlerin artık maliyeti, girdi maliyetleri ciddi manada düşecek. Bakın çiftçiye Ziraat Bankasının verdiği kredi faizi 59'du. Şimdi nereye düştü, 0 ila 7 arasına düştü. Buralara geldi. Komisyonlar onlar sıfırlanıyor, bunların üzerinde çalışılıyor şu anda. Halk Bankası yüzde 47 faizle kredi verirken, o da 0-5 aralığına kadar indirdi ve komisyonu tamamen kaldırdı. Bakın buraya geldi. Bütün bunların hepsi hem kredi kullanan esnafımın sayısını artıyor, kredi kullanan çiftçimin sayısını artırıyor hem de ödedikleri faizi neredeyse sıfır noktasına doğru getiriyor. Bunlar AK Parti'nin önceki iktidarlardan en önemli farkıdır."

Türkiye'nin faizde en düşük oranı gördüğünü vurgulayan Erdoğan, Merkez Bankasının döviz rezervi 27,5 milyar dolardan 131 milyar dolara çıktığını bildirdi.

Erdoğan, kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye'nin notunu sürekli artırdığına dikkati çekerek, son olarak dün Japon kredi kuruluşunun ülke notunu "BBB-"ye çıkardığını, bunun da "Türkiye, yatırım yapılabilir bir ülke" anlamına geldiğini anlattı.


"BÜKEMEDİĞİN BİLEĞİ ÖPECEKSİN"

MHP Genel Başkanı Bahçeli'nin Türkiye ekonomisinin iyi durumda olmadığına ilişkin iddialarını hatırlatan Erdoğan, şunları kaydetti:

"Sayın Bahçeli evin dışına pek çıkmıyorsun veya genel merkezinin dışına pek çıkmıyorsun. Biraz çık, çarşı pazar dolaş. Ne oluyor ne bitiyor bunları gör. Bunda büyük fayda var. Sayın Bahçeli, ekonomi, kırkın sağına soluna hayali sıfırlar eklemeye benzemez. Onunla iktidar da olunmaz. Bunu böyle bilesin. Bu iş bilgi gerektirir, bu iş hayat tecrübesi gerektirir, damdan düşmeyi gerektirir. Sadece böyle kitabın kapakları arasına bakmakla da bu iş olmaz ve önce dürüst olacaksın. Bükemediğin bileği öpeceksin. Devlet Bahçeli, 2001'de öyle ağır faturalar yüklendi ki 10,5 yıl boyunca bir yandan da bunları ödemek zorunda kaldık. Her zaman söylüyorum ya zorunlu tasarruf. 13,5 katrilyon, onlar ve evvelkiler. Bunları benim memurumdan, işçimden kestiler ama bu borcu işçiye, memura biz ödedik."

Erdoğan, AK Parti iktidarının borçları ödemekle kalmadığı gibi yatırımlara da devam ettiğini belirterek, Bahçeli'nin, IMF borcu ödendiği için sevinmesi, ülkesi ve milleti adına iftihar etmesi gerektiğini söyledi. Bahçeli'nin bunu yapamıyorsa bile mahcup olup, susması gerektiğini savunan Erdoğan, "Ama bunların yüzü kızarmaz" dedi.


"AFEDERSİNİZ UFACIK ÇOCUKLARIN 'ŞARİBÜL LEYLİ VEN NEHAR' OLMASINI İSTEMİYORUZ"

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, muhalefetin çaresizlik içinde kışkırtmalara başvurduğunu belirterek, "İnşallah milletim, bu siyasete, bu pişkin siyasetçilere önümüzdeki mart ayında sandıkta gereken cevabı en güzel şekilde verecektir" dedi.

Erdoğan, AK Parti Genel Merkezinde düzenlenen Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı'ndaki konuşmasında, muhalefetin çaresizlik içinde kışkırtmalara başvurduğunu, dürüstlüğü, edebi, seviyeyi tamamen terk ettiği böyle bir dönemde, çok daha fazla çalışacaklarını, çok daha farklı bir mücadele vereceklerini ifade etti.

Her zamankinden daha önemli bir sürecin yaşandığını ve seçime doğru gidildiğini vurgulayan Erdoğan, "Milletin bu siyasete, bu pişkin siyasetçilere önümüzdeki mart ayında sandıkta gereken cevabı en güzel şekilde verecek. Demokrasimiz açısından son derece önemli bir seçime yaklaşıyoruz. Statüko partilerinin sandık dışında umutlarının artık tamamen tükeneceği, değişmek zorunda kalacakları, eski siyasetin tamamen tasfiye olacağı bir seçime giriyoruz. Her bir arkadaşımın bu ciddiyetle, bu dikkat ve hassasiyetle süreçlere sahip çıkmasını bekliyorum" diye konuştu.

Çözüm sürecinin içinde olunduğunu hatırlatan Erdoğan, 63 kişilik Akil İnsanlar Heyeti'nin, 7 grup halinde 45 gündür neredeyse Türkiye'yi dolaştığını söyledi.

Heyetin 2 aylık bir çalışma takviminin olacağını anımsatan Başbakan Erdoğan, başkan, başkan vekili, sekreterlerle İstanbul'da bir araya geldiklerini, değerlendirme yaptıklarını anlattı.

Erdoğan, "2 ayı tamamladıktan sonra da kendilerinden nihai raporları alacağız ve ona göre de bizler hükümet olarak yol haritamızı açıklayacağız" dedi.


"BU İŞİ BİZİM BİTİRMEMİZ LAZIM VE BU İŞİ BİTİRECEĞİZ"

Türkiye'yi dolaşan Akil İnsanlar Heyeti'nin, gördükleri karşısında çok büyük heyecan duyduklarını dile getiren Erdoğan, "Hayatı yaşamak, arazide yaşamak tabii ki çok farklı. Bazı yerlerde ciddi hakaretlerle karşı karşıya kaldılar ama buna rağmen sabırla bu süreci devam ettirdiler, devam ettiriyorlar" açıklamasını yaptı.

Heyetin ziyaret edeceği 14 civarında il kaldığını belirten Erdoğan, bütün iller dolaştıktan sonra heyet üyeleriyle bir araya geleceklerini ancak sürecin bitmediğini söyledi.

Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

"Teşkilat olarak, biz bu sürecin arazide yaşayanları olarak, bu süreci devam ettireceğiz. Ne olarak? Kucaklayıcı olarak. Biz bir şeye inandık: Bu işi bizim bitirmemiz lazım ve bu işi bitireceğiz. Biz buna inandık. 'Bedeli ne olursa olsun bu işi bitireceğiz' dedik. Öyleyse en batıdan en doğuya, en kuzeyden en güneye bütün ilerimizde bütün teşkilatlarımız, ana kademe, kadın kolları, gençlik kolları, hep birlikte el ele, omuz omuza bu mücadeleyi sürdüreceğiz.

Bütün kanaat önderlerini devreye sokmak suretiyle bulunduğumuz illerde, ilçelerde arkadaşlar bu çalışmaları yaygınlaştıracağız. Ümitsiz olmak yok. Hep umutla bugüne kadar bu işi yaptık, bundan sonra da aynı şekilde sürdüreceğiz. Türkiye'nin nasıl değiştiğini, hangi hedeflere doğru kararlı adımlarla ilerlediğini, kimlerin bunu bozmak istediğini milletimize göstermek zorundayız. Ben sizlere inanıyorum. Sizlere güveniyorum ama durmayacağız."


"BİR DEVLET GENÇLİĞİNİ, İNSANINI TABİİ Kİ KÖTÜ ALIŞKANLIKLARDAN KORUYACAK"

Dün gece, TBMM'de alkol, tütün ve uyuşturucuyla ilgili bir düzenleme yapıldığını anımsatan Erdoğan, yasal düzenlemeye "MHP'nin desteği, CHP'nin de kösteği" olduğuna dikkati çekti.

Genel Kuruldaki görüşmelerin saat 07.00'ye kadar sürdüğünü vurgulayan Erdoğan, şöyle devam etti:

"Aman Yarabbim neler söylüyorlar neler: 'Siz Türkiye'de alkolü yasaklıyorsunuz.' Biz Türkiye'de alkolü yasaklamıyoruz. Anayasa'nın 58. maddesinin gereğini yapıyoruz ve bunu yaparken de diyoruz ki camilere, eğitim, öğretim kurumlarına 100 metre mesafede olması gerekir ve bunun reklamı, tanıtımı, yazılı, görsel işte sosyal medya yani her türlü internet medyasında reklamını yasaklıyoruz, yapılan iş bu. Niye: Bir devlet gençliğini, insanını tabii ki kötü alışkanlıklardan koruyacak. Yani biz bunu teşvik mi edelim. Bu yapılan iş ilk defa Türkiye'de yapılmıyor. Bu, dünyanın neresine gidersen git Amerikası'nda da Batı'sında da bütün bu uygulamalar var. İçebileceğiniz yerler, her şey bunlarda belli."

Bütün bunların çok açık, net ortadayken, bir CHP milletvekilinin 'Bunlar Tekirdağ'ın ismini de unutturmak istiyorlar' dediğini kaydeden Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:

"Yani böyle yanlış bir yaklaşım olur mu? Bu tür milletvekillerinden hakikaten CHP'yi Allah korusun. Nereden bulmuşlar bunları böyle, özel sipariş versen bulamazsın. Tekirdağ rakısı varmış... Şimdi bu yasaklanınca Tekirdağ ortadan kalkacak, haritadan silinecek. Kimlerle uğraşılıyor görüyorsunuz değil mi? Bunlar TBMM'nin kürsüsünü işgal ediyorlar. Demokrasi bu değil. Şunu da kabul etmekte zorlanıyorlar: Millet egemenliğine, milletin seçip gönderdiği 326 milletvekiliyle AK Parti'nin orada bulunmasını hazmedemiyorlar. Aynı şekilde komisyonlarda. Bakın ben buradan bir şey söyleyeceğim, biz, çoğunluğun, azınlığa zulmetmesini istemeyiz ama şunu da söylemem lazım, azınlığın da çoğunluğa alavere, dalavereyle zulmetmesine asla tahammül etmeyiz. Çünkü 326 milletvekiline benim milletim, git de orada böyle bir ufak gruba ezil diye yekti vermedi. Git benim haklarımı orada koru, savun diye bu yetkiyi verdi. Bunun gereği neyse yapılır."


"UFACIK ÇOCUKLARIN ŞARİBÜL LEYLİ VEN NEHAR OLMASINI İSTEMİYORUZ"

Anayasa'nın 58. maddesinin gereğini yerine getirdiklerini, bunu yapmaya mecbur olduklarını belirten Erdoğan, şunları kaydetti:

"Afedersiniz, ufacık çocukların şaribül leyli ven nehar olmasını istemiyoruz. Yani gece gündüz içen, gece gündüz böyle sekr halinde kafa kıyak dolaşan, böyle bir nesil istemiyoruz. Uyanık olacak, diri olacak, bilgiyle mücehhez olacak, böyle bir nesil istiyoruz. Bunun adımlarını atıyoruz. Öyle diyor Malatya milletvekillerinden bir tanesi: 'Ayran getirin diyor'. Ayrana çok hasretsen benim özel misafirim ol, ben sana ayran ikram ederim ama unutma ki anan da ninen de hepsi o ayranlarla yetiştiler ve onların milli içkisi ayrandı. Zaten böyle diyor şair: 'Unuttu ayranı, matuha döndü kör olası' diyor."

Başbakan Erdoğan, 29 Mayıs'ın İstanbul'un fethinin 560. yıl dönümü olduğunu hatırlatarak, "O gün farklı bir gün, anlamlı bir gün. Cumhurbaşkanımız, TBMM Başkanımız hep birlikte 3. köprünün temellerini atıyoruz ve böylece inşallah çok kısa bir zaman içinde boğaza 3. gerdanlığı da takmış olacağız" dedi.

Pazar günü Eyüpsultan'da dev bir yatırımın açılışını yapacaklarını bildiren Erdoğan, "Bunun önemi şuradan geliyor. Adeta ABD'deki Orlando'nun biraz daha küçültülmüşü diyeyim. Çocuklar için birçok eğlence merkezi, alışveriş yerleri vs, burası bizim belediye başkanlığım döneminde Haliç'ten çıkardığımız çamuru taşıyıp da meydana getirdiğimiz 650 bin metrekarelik alan üzerinde yapılmış bir yer ve şu anda kentsel dönüşüm değişiminin de yapıldığı bir yer. Fakat bu eserin oraya kazandırılmasıyla çevre süratle değişmeye başladı" diye konuştu.

Erdoğan, Kağıthane'de yapımı sürdürülen, elektronik ortamda belgelerin arşivlenebileceği Osmanlı Arşivi'nin açılışının da haziranın ilk haftasında yapılacağını sözlerine ekledi.
ARKADAŞINA GÖNDER
Başbakan'dan muhalefete sert gönderme
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz