X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Selahattin Yusuf: Türkiye, kendi içinde globalleşebilecek mi?
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Selahattin Yusuf: Türkiye, kendi içinde globalleşebilecek mi?

  • Giriş Tarihi: 28.5.2013 15:19 Güncelleme Tarihi: 28.5.2013 15:19

PKK; "Tamamdır, bırakıyoruz!" açıklaması yaptıktan sonra sular bir an duruldu. Herkes şaşırdı ve sus pus oldu. Vaktiyle baskın tarihlerini ve yerlerini hava tahmin raporları kolaylığıyla yayımlayan analistler bile duraladı. Fakat kısa bir şaşkınlığın ardından, tartışmalar kaldığı yerden devam etti. Hem de artarak. Konuşma ve fikir belirtme şehveti bu biraz. Bir ziyanı yok tabii. Ama nihayetinde Türkiye'nin hayrına olacaksa, elbette.

***

Ama kimse büyük analizlerin şaşaasından imtina edip küçük ve daha açık gerçekleri tespit etmeye gönül indirmiyor. Oysa onlar bize daha çok yol aldırıyor çoğu zaman. BDP'nin Reyhanlı katliamından sonra yaptığı açıklamayı hatırlayın. İktidarı saymazsak, en sağduyulu açıklamaydı. Bana kalırsa bu açıklamanın Reyhanlı olayıyla değil; PKK ve Kürt meselesiyle ilgili çağrışımları daha önemli ve hayatiydi. Buradaki "küçük" gerçeğin anlamı çok büyük: BDP ve Kürt aydınları, ilk kez bütün Türkiye'nin de derdi olan bir konuya "ailenin içinden" duygusuyla omuz verdiler. Bu duygunun huşuu ve kıvancı içindeydiler. İlk defa bütün Türkiye'yi düşünmenin lezzetine vardılar. Yara, ilk defa hepimizi aynı acıyla yaktı. Hoş bu coğrafyada insanları en çok acılar ortak ediyor; sevinçlere daha gelemedik. Ama olsun. Bu da büyük bir gelişmedir.
***

PKK; "Tamam, bırakıyoruz" dedikten sonraki "büyük" analizlere baktığınızda, kolayca yolunuzu kaybedebilirsiniz. İçlerinde büyük kıyamet senaryoları da var; büyük cennet projeleri de. Ama kimse kalkan büyük toz bulutunun altında, Kürtlerin Türkiye'ye katılmanın içeriden ve durdurulamaz coşkusunu yaşadıklarının farkına varamadı. Varmak istemeyenlerin derdini anlıyoruz; ama bunu yürekten dileyenlerin de ıskalamalarını anlamıyorum. Kürtler, Cumhuriyet tarihi boyunca ilk defa Türkiye'nin -bütün aksi söylemin tersine- mekanik bir parçası olduklarını düşünüyorlardı; şimdi ise "kimyasal" bir parçası olduklarını hissediyorlar. Bu fark, bir milletin, talihli bir altın-oran anında kaynaşmasından başka bir şey değil. Bunun bölge ve dünya için ifade ettiği anlamın farkında olmak gerekir.
***

Dünya sistemini bir şekilde baskılayabilen güçler için büyük bir oyun masası bu, elbette. Türkiye'nin varlığının garantisini ancak Avrupa Birliği çatısı altında ve Paris Anlaşması'ndaki bir maddeyle kotarabilecek bir ülke haline geldiği günlerden (1856'dan) beri, bu masanın en fukara oyuncusuyuz. Ama belli mi olur? "Belli" ol(a)mayacağına inandığımız için şiir yazıyoruz. Belli ol(a)mayacağına inandığımız için hülyalarımız var. Belli ol(a)mayacağına inandığımız için, aşamayacağımız duvarların dibinde birdenbire çocuklaşıyoruz ve diri kalıyoruz. Yenilgiyi zihnimizden temizliyoruz ve orayı güzel, berrak, sebepsiz patlayan çocuk kahkahaları için saklıyoruz. Belki o masada bir gün Türkiye'nin fukara, çilekeş elinden çıkan bir kart tartışmayı bitirebilir.
***

Belki büyüklerimiz, aklı erenler, aydınlarımız, dünyanın globalleşmesini tartışmanın cakasından; Türkiye'nin iç-globalleşmesinin nasıl büyük bir fırsat yaratacağını konuşmanın yükünü sırtlanmaya -hiç moda olmasa da- gönül indirirler. Biliyorum, zor. Hele hele Türkiye'deki mevcut tartışma zemini buna hiç müsait değil şu anda. "Analistlerin" çoğu hür ve açık fikrin çalışanları değiller; daha çok, bir takım düşünce öbeklerini kontrol eden "harem ağaları" görünümündeler.
***

Korkmayalım, söyleyelim: Türkiye'nin "kimyasal birliği" meselesinin öncelikle dert edinilmesi gerekiyor. Bu da moda değil, biliyorum. Çünkü kolayca hamasete kayabilirsiniz. Ayrıca "mekanik birlik" gibi "yüksek analizin" değil; duygunun ve şiirin konusudur. Ama, az sayıdaki bağlantısız analistler, yazarlar, şairler, cesaret ne güne duruyor?