X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER "Mesajlar doğru okunmalı"
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

"Mesajlar doğru okunmalı"

  • Giriş Tarihi: 4.6.2013 14:49

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Taksim Gezi Parkı'nda başlayan ve tüm yurda yayılan olayların ardından yurt dışına çıkmasını sert bir dille eleştirerek, 'Ülkesini bugünkü kargaşada yüz üstü bırakan birisinin, yarın daha büyük bir sorun karşısında firar etmeyeceğinin garantisini kimse veremeyecek' dedi.

Partisinin grup toplantısında konuşan MHP Genel Başkanı Bahçeli, Taksim Gezi Parkı'yla vasat bulan eylem ve gösterilerin farklı yönleriyle ele alınması, mesajların doğru okunması ve ortaya çıkan gerçeklerin derinlemesine analiz edilmesi gerektiğinin altını çizdi. Olan biten tüm vakaların yalnızca sökülen ağaçlara, Topçu Kışlası'nın yapımına ve alış veriş merkezi inşasına bağlamanın bir tarafı eksik bırakacağını vurgulayan Bahçeli, 'Şüphesiz Taksim'de yeşili kapatmak, ağaçları kesmek ve Gezi Parkı'nı gezilemez yer haline getirmek olayları tetiklemiştir. Ancak meselenin gerisinde birikmiş öfke ve kızgınlıkların da bir hayli tesiri görülmektedir. İktidarın bugüne kadarki tutum ve tercihleri, ceberrut eğilimleri Taksim'de ters tepmiş ve kabaran toplumsal dirençle karşılaşmıştır. Başbakan Erdoğan tepkileri ilk başta basite almış, doğan krizin yine kendisine yarayacağını sanmış, ancak bu kez yanıldığı ve yanlışa düştüğü günler sonra meydana çıkmıştır' dedi.

'TAKSİM GEZİ PARKI'NDAKİ GELİŞMELERİN BİZE GÖRE İKİ BOYUTU BULUNMAKTADIR'

Taksim Gezi Parkı'ndaki gelişmelerin iki boyutu bulunduğuna dikkat çeken Bahçeli, birinci olarak, Park'taki ağaçların kesilmesinin, yeşilin imhasının ve buranın rant alanı haline getirilecek olmasının yattığını söyledi. Başbakan Erdoğan'ın İstanbul'un göbeğindeki yeşil alanı katlederek AVM yapma istediğinin İstanbullara saygısızlık olduğunu ifade eden Bahçeli, 'Hele hele, durup dururken Topçu Kışlasını yeniden yapma tercihi, eli boş ve hezeyanlarla vakit geçiren bir siyasetçinin sapması olarak görülmelidir' dedi.
Taksim Gezi Parkı Koruma ve Güzelleştirme Derneği'nin, söz konusu Park üzerine, Topçu Kışlası süsü verilerek alışveriş merkezi yapılmasına imkan tanıyan 27 Şubat 2013 tarihli ve 139 sayılı Kültür Varlıkları Koruma Yüksek Kurulu'nun kararını iptal istemiyle İstanbul 6. İdare Mahkemesi'ne götürdüğünü hatırlatan Bahçeli, Taksim'deki protestoların alevlendiği 31 Mayıs 2013 tarihinde de İdare Mahkemesi'nin yürütmeyi durdurma kararını gecikmeli olsa da verdiğini belirtti. Mahkeme karanın bile olayların yatışmasına yetmediğini vurgulayan Bahçeli, kararın, dünya gündemine oturan ilkel ve üzücü görüntülerin önüne geçemediğine dikkat çekti.

'EŞBAŞKANLIK UNVANININ YANINA TENOR SIFATINI İLİŞTİRMESİ YAKINDIR'

Başbakan Erdoğan'ın mahkemenin kararını sorguladığını ve maksatlı bulduğunu vurgulayan Bahçeli, 'Taksim Meydanı'ndaki Atatürk Kültür Merkezi'ni yıkarak yerli-yabancı turistlerin gurur duyacağı bir opera binası yapacaklarını ilan etmiştir. Başbakan Erdoğan'ın birden bire yeşeren bu opera merakı gözümüzden kaçmamıştır. Herhalde kendisinin eşbaşkanlık unvanının yanına tenor sıfatını iliştirmesi de yakında gündeme gelecektir. Aklımızın almadığı husus, Taksim'in bir tek eksiğinin opera binası mı olduğudur. Başbakan, Atatürk Kültür Merkezi'nden ne istemekte, bu binanın neresi kendisini rahatsız etmektedir. Yoksa isminin başında Atatürk olmasından mı gocunmaktadır. Başbakan Erdoğan kime sormuş, kimin tavsiyelerine uymuş ve kimlerden etkilenmiştir de AKM'nin yıkım butonuna basmaya karar vermiştir. Ayrıca Anıtkabir de hedefte midir? Türkiye'yi yıkım projesiyle mahvetmeye ve bölmeye girişmesi yetmemiş midir. Türkiye'nin her tarafında AVM açarken ve bu yolla İstanbul'un her köşesindeki esnaflarımızı dışlarken Taksim'e AVM'nin temelini kazmak maksadıyla yıkım ekibi görevlendirmesinin ne manası, ne gereği vardır' şeklinde konuştu.

'BAŞBAKAN DİKTATÖRLÜGE KAYMAKTADIR'

Sorunların çözüm yerinin meydanların demokratik zemini ve son tahlilde de demokratik vasıtaları olduğunu belirten Bahçeli, Başbakan'dan rahatsız olanların, otoriter mizacından bunalanların, hükümetten dertlenenlerin mutlaka meşruluğun yolundan ayrılmaması ve Milliyetçi Hareket'in iktidarla mücadelesine arka çıkması gerektiğini söyledi.

AK Parti'nin üstesinden gelebileceklerini ifade eden Bahçeli, 'Biz Başbakan'a yaptıklarının hesabını sorarız. Kimse merak etmesin, yapılanları bu iktidarın yanına bırakmama konusunda söz verdik, yemin ettik ve geri dönüşü olmayan bir kararlılık gösterdik. Şayet Türkiye'de sokakları mobilize ederek, aynı şekilde saf ve tertemiz beklentileri provoke ederek siyasal değişimi içte ve dışta uman varsa; bilsinler ki, ateşle oynamaktadırlar. Doğrudur, Başbakan diktatörlüğe kaymaktadır. Doğrudur, polis aldığı talimatlar gereğince şiddete başvurmaktadır. Doğrudur, AK Parti tıpkı Nazileri aratmayacak derecede sanki gaz odaları kurmaktadır' dedi.

'TÜRK BAHARI İÇİN AYİN YAPAN KÜRESEL MİHRAKLARIN EKMEĞİNE YAĞ SÜRMEYELİM'

Bahçeli, 'Sayın Cumhurbaşkanı Gül de demokrasinin yalnızca seçimlerden ibaret olmadığına yerinde ve zamanında bir şekilde temas etmiş, Başbakan'a ders vermiştir. Millete rağmen bir şey olmaz ve olması da düşünülemeyecektir. İstanbullu kardeşlerimin onayı olmadan Gezi Parkı'nda AVM bulunamaz, Topçu Kışlası kurulamaz ve AKM de yıkılamaz. Başbakan Erdoğan açtığı gedik büyümeden, dışarıda ve içerde el ovuşturan akbabalar daha fazla meseleyi başka yerlere çekmeden sorumlu, vicdanlı ve faziletli hareket edecek tavrı göstermelidir. Bunun taviz vermekle, sokağa teslim olmakla bir alakası yoktur. Zaten 10.5 yıldır ödün vere vere, önüne gelene teslim ola ola hali ve mecali kalmamıştır. Başka bir Türkiye yoktur. Gidecek başka bir Türkiye yoktur. Gidecek başka bir vatanımız yoktur. Yeterince kavgadan çekmiş, yeterince düşmanlıklar yaşamış ve yeterince kötülüklere muhatap kalmış Türk milletinin, yeni bir bataklığa saplanmasına, yeni bir felaketle karşılaşmasına hep birlikte engel olmalıyız. Birbirimize girerek, Allah muhafaza Taksim'den Tahrir çıkartmaya yönelerek, Türk baharı için ayin yapan küresel mihrakların, yabancı istihbarat elemanlarının ekmeğine yağ sürerek hiçbir sonucu elde edemeyiz. Biz bu aziz vatan coğrafyasında, tek millet halinde kalarak, bağımsızlığımızı koruyarak, demokrasimizi çalıştırarak, mevcut şartları daha iyi yaparak, ifade hürriyetine azami saygı ve riayet göstererek sorunlarımızı çözeriz, çözmek zorundayız' diye konuştu.

'TENCERE DİBİN KARA, SENİNKİ HERKESTEN KARA'

Taksim Gezi Parkı'ndaki olayların büyümesinin ikinci nedeni olarak Başbakan'ın tahrik edici üslubunun olayları kontrolden çıkardığını öne süren Bahçeli, konuşmasına şöyle devam etti:
'Bu zihniyetin iki ayyaş sözü kurşun gibi herkesi vurmuştur. İçen herkes alkoliktir sözü bomba etkisi yaratmıştır. 'Kafası kıyak nesiller istemiyorum' açıklamasının yanında kindar nesil tavsiyesi korkuları ve olumsuzlukları beslemiştir. Kürtajdan tiyatrocularla itişmeye kadar her mesele toplumsal yapıyı sarsmıştır. Dizi filmlerle cebelleşmesi, öğretmenleri azarlaması, çiftçilerimize hakaretler yağdırması, teröristlere kucak açması, eğitim hayatındaki aceleci ve uzlaşmadan kaçan düzenlemeleri, toplumun her kesimiyle sürtüşmesi milli vicdanların nefret duymasına yol açmıştır. Etnik ve mezhep temelli tacizleri milletimizin huzurunu kaçırmış, süreç ihanetine muhalif duranları kandan geçinmekle suçlaması bardağı taşırmıştır. Dış politikanın iflası, Türkiye'nin itibar ve haysiyetinin iki paralık olması, bombacıların ölüm saçması, sınırlarımızın ona buna peşkeş çekilmesi toplumsal enerjinin yığılmasına, bir noktadan da patlamasına neden olmuştur. Taksim'den tüm yurda yayılan olayların vahim bir evreye girdiği anlaşılmaktadır. Tencere-tavalarını eline alan caddeleri doldurmuş, ışıklar yakılıp söndürülmüş, dalga dalga olaylar mesafe almıştır. Başbakan Erdoğan'ın 'tencere-tava hep aynı hava' sözleri de 10.5 yıldır büyük baskı ve kuşatma altında kalan kardeşlerimizle alay etmekten başka bir anlama gelmemiştir. Biz de Başbakan'a diyoruz ki, 'tencere dibin kara, seninki herkesten kara.' Uluslararası toplumdan üst üste mesajlar gelmektedir. Başta ABD olmak üzere, AB ülkeleri, medya organları, sivil toplum kuruluşları ve sanatçılar peş peşe açıklamalar yapmaktadır.'

'ÜLKESİNİ BIRAKIP GİDEN BİRİNİN YARIN FİRAR ETMEYECEĞİ NEREDEN BELLİ'

Taksim Gezi Parkı'nda başlayan olayların ardından tüm dünyanın gözünü Türkiye'ye çevirdiğini belirten Bahçeli, Başbakan Erdoğan'ın, Türkiye'nin böylesi bir ortamında yurtdışına gitmesinin ise tam anlamıyla basiretsizlik ve sorunlardan kaçmak olduğunu savundu. Ülkesini bugünkü kargaşada yüz üstü bırakan birisinin, yarın daha büyük bir sorun karşısında firar etmeyeceğinin garantisini kimsenin veremeyeceğini iddia eden Bahçeli, 'Türkiye'nin toplumsal güvenliğinin pamuk ipliğine bağlı olduğu izlenimi fazlasıyla gün yüzüne çıkmıştır. Ekonomi de gelişmelerden olumsuz etkilenmiş, borsa çakılmış, döviz fırlamış; gelişme ve büyüme aldatmasıyla şişirilmiş sözde istikrar balonu anında sönmüştür. Türkiye kritik bir eşiktedir. Türkiye bir hengamenin içindedir. Türkiye tarihi bir virajdadır. Ya alevlenen yangını hep birlikte önleyeceğiz, ya da hep birlikte yanmaktan kurtulamayacağız. Ya hep birlikte tıkanıklığı aşacağız, ya da ağır bir hezimetle karşılaşacağız. İçinden geçtiğimiz zaman diliminde, sağduyunun kaybolması büyük badirelere yol açacaktır. Burada en önemli görev Cumhurbaşkanı Gül'e, Başbakan Erdoğan'a ve hükümetine düşmektedir' diye konuştu.
Başbakan Erdoğan'ı 'yedirmeyiz' diyenlere de cevap veren Bahçeli, ''Başbakan Erdoğan'ı yedirmeyiz' diyerek sanal delikanlılık yapanlar, bizzat Başbakan'ın kendi kendini yiyip bitirdiğini de mutlaka görmelidirler. Bu şartlar altında, toplumsal direniş Başbakan tarafından ciddiye alınmalı, gereği yapılmalı, istekler dinlenmelidir' dedi.

'TÜRKİYE'Yİ ARAP BAHARINA ÇEVİRMEK İSTEYENLERE PRİM VERİLMEMELİDİR'

Olayların ardından Türkiye'nin dünya gündemine oturduğunu ifade eden Bahçeli, medyayı da eleştirdi. Medyanın artık haberleri tarafsız vermesi gerektiğini, aşırılıkları tekrar tekrar göstermemesi gerektiğini ve milletin gücünü yabana atmaması gerektiğini belirten Bahçeli, 'Türkiye'yi Tunus'a, Mısır'a, Libya'ya ve Suriye'ye çevirmek için kolları sıvayanlara alan ve ortam açılmamalıdır. Biz büyük bir millet olarak bu kısır döngüyü aşacak kuvvet, dirayet ve ferasete kimselerde olmadığı kadar sahibiz. Bu yüzden dikkat ve uyanık olunmalı, karanlık hesaplar yapanlara duvar örülmelidir' diye konuştu.

'BAŞBAKAN HEMEN TÜRKİYE'YE DÖNMELİ, GÖREVİNİN BAŞINA GEÇMELİDİR'

Sanal medya üzerinden üretilen safsata, söylenti, tezvirat ve yönlendirmelere bakılmaması gerektiğini, duygusallıklara prim verilmemesi gerektiğini belirten Bahçeli, Başbakan Erdoğan'ın ve hükümetin bundan sonra çözüm sürecinden bahsedemeyeceğini öne sürdü. Akil insanlar heyetinin de Başbakan Erdoğan'ı artık eleştirdiğine dikkat çeken Bahçeli, 'Zira 63'lüklerin önemli bir bölümü Başbakan'ı eleştirmiş, PKK alçakça yeni bir saldırı düzenlemiş ve bir askerimiz de yaralanmıştır. Türk milleti daha fazla bu siyaset bezirg'nına tahammül edemeyecektir. Bu nedenle Başbakan Erdoğan Türkiye'yi düzlüğe çıkaracak, toplumsal yaraları saracak ve işbirliğini tesis edecek siyasi iradeyi kalan iktidar yıllarında göstermelidir. Unutulmasın ki, devletle milleti karşı karşıya getirme heves ve arayışında olan hiçbir siyasetçinin sonu hayırlı olmamış, hiçbirinin ömrü huzur içinde geçmemiştir. Başbakan maziden ders çıkarmalı, 'diklenmeden dik durduk' sözleriyle kendisini avutmamalı, teselli etmemelidir. Bu aşamada son olarak diyeceğim şudur; Sayın Başbakan Türkiye'ye hemen dönmelisin, görevinin başına geçmelisin ve Taksim gerilimini azaltmak için tüm çaba ve gayreti sarf etmelisin. İmralı canisine gösterdiğin ilgi ve yakınlığın, PKK'ya sevgi ve şefkatinin hiç olmazsa birazını sana ve politikalarına karşı çıkanlara göstermekten sakınmamalısın. Çünkü son olaylar Türkiye'nin bekasını, toplumsal dengesini sallamış ve ihmale gelmeyecek kadar da derinlik kazanmıştır' dedi.

'AK PARTİ'NİN AMACI, MEZHEP EKSENLİ MESAJ VERMEK'

Grup toplantısındaki konuşmasında İstanbul'da yapılacak olan üçüncü köprüye de değinen Bahçeli, konuşmasına şöyle devam etti:
'İstanbul'a yapılacak üçüncü köprü birçok tartışma ve fikir ayrılığını da beraberinde getirmiştir. Bilindiği üzere İstanbul'un fethinin 560'ncı yıldönümü olan 29 Mayıs günü, üçüncü köprünün temeli atılmıştır. Yeni köprünün yapılacak olması öncelikle trafiğin yükünü azaltacak ve yollarda israf olan zamandan tasarruf sağlayacaktır. İstanbullu kardeşlerimin trafik çilesi bir nebze de olsa hafifleyecektir. Bu bizim için sevindiricidir. Partimizin hedefleri arasında trafik yükünün azaltılması amacıyla alternatif yolların yapımı da bulunmaktadır. Kuşkusuz buraya kadar herhangi bir mesele yoktur. Fakat Cumhurbaşkanı Sayın Gül'ün temel atma töreninde yaptığı konuşmasında üçüncü köprüye Yavuz Sultan Selim isminin verildiğini açıklaması özellikle Alevi kardeşlerimiz tarafından tepkiyle karşılanmıştır. Bizim için üçüncü köprünün daha başlangıçta görüş ayrılıklarına maruz kalması önemli bir sorundur. İki kıtayı birleştirecek köprünün diyalog zeminini dinamitlemesi oldukça da düşündürücüdür. AK Parti hükümetinin büyük hünkarımız Yavuz'un ismini tercih ederek köprüye vermesi bize göre maksatlı bir adımdır. Daha önce de söylediğimiz gibi, birinci köprüye Cumhuriyet'i, ikinci köprüye Osmanlı'yı sembolize eden isimler verilmişken; üçüncü köprüye de Selçuklu İmparatorluğu'nun hatırasını yaşatmak için Sultan Alparslan isminin verilmesi doğru olacaktır. Başbakan ve hükümeti yine kimseyi dinlememiş, yine kimsenin fikrini almamış ve merhum hünk'rımızın ismini köprüye vererek geçmişin hala çözülemeyen uzlaşmazlıklarını diriltmiştir. AK Parti'nin amacı, mezhep eksenli mesaj vermek ve Türk milletini çok çetin bir muammaya gömmektir. Alevi İslam inancına mensup kardeşlerimizi dışlama ve incitme pahasına yapılan siyasi tercihlerin milletimizin kardeşliğini ve birliğini sakatlayacağı açıktır.'

'ALEVİ İSLAM İNANCINA MENSUP MUHTEREM KARDEŞLERİM AK PARTİ'NİN TUZAĞINA DÜŞMEMELİ'

'500 yıl önce Çaldıran'da dökülen kan, ne kadar üzülsek de Türk'ün, Türkmen'in kanıdır' diyen Bahçeli, 'Biz ne Yavuz'dan ne de İsmail'den vazgeçeriz. Yavuz ne kadar Türk ise İsmail'in de o kadar Türk olduğunu benimser ve kabulleniriz. Yüzyıllarca Anadolu'daki bitmek bilmeyen dedikodunun, suçlamanın ve ithamın kimseye fayda getirmeyeceğini de bilir ve inanırız. Bu sebeple geçmişin acılarını deşmek ve bugüne taşımak yerine, tüm yaşananlardan ibret alınmalı, yeni bir dargınlığa, burukluğa ve sonuçsuz küslüğe geçit verilmemelidir. Alevi İslam inancına mensup muhterem kardeşlerim AK Parti'nin tuzağına düşmemeli, planlanan bölgesel ve yerel ölçekli mezhep karşıtlığı kampanyasına kapılmamalıdır. Ve Şah İsmail'in hakkını teslim ettikleri kadar Yavuz Sultan Selim'e de gönülden bağlanacak olgunluğu göstereceklerine içtenlikle inanıyorum' şeklinde konuştu.