X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Selahattin Yusuf: “Muktedir” kim?
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Selahattin Yusuf: “Muktedir” kim?

  • Giriş Tarihi: 10.9.2013 15:50

Gezi'nin gazilerinden biri. Olayların ilk günlerinden itibaren "muktedir" kelimesini diline pelesenk etmiş. Sazın bam telini eline geçirdiğini düşünüyor. Sürekli o tele vuruyor mızrabını. Oradan çalıyor. Çalıyor da çalıyor. Buradan cevap gelemez diyor. Herhalde buradan cevap veremezler. Muktedir mi, muktedir. İktidar yetmiyor mesela. Çünkü iktidar kelimesi, muktedire göre daha bir legal zeminde duruyor. Ama bir sorun var hala. Gelir. Yani buradan da cevap gelir. Hiç değilse gelebilir. Hatta gelmelidir. Eğer gelmezse, önünde durduğumuz "iktidar" sorunsalını hakkıyla analiz etmiş olamayacağız. Bu hiç kimse için iyi olmayacak ve düşünce bir adım atamayacak.

***

Öncelikle sivil itaatsizlik iddiasındaki Gezi eylemlerinin, referanslarına bakalım. Tarihi referanslarına yani. Elimize bir yeşil kalem alalım ve Hindistan'dan ABD'ye, oradan da Rusya'ya bir çizgi çekelim. Gandhi-Thoreau-Tolstoy duraklarında duralım. Duralım ve biraz düşünelim. Peygamberler hariç, insanlığın ma'şeri vicdanını en çok rahatsız, uyandırmış, ve insanlığa kalıcı eylemsellik yolları açmış bu bu kişilere bakalım. Bakalım da, zaten biliniyor, değil mi? Niçin tekrar tekrar bakalım? Hayır, tekrar tekrar bakalım. Bakmalıyız. Bazen kavramlar yollarını kaybettiklerinde, onların köklerine yeniden uzanmalıyız çünkü. Yeniden kökenlere indiğimizde, yeni dertlerle indiğimizde, yeni çözümler ve ışıklar buluruz çünkü. Bu hep böyledir.
***

Henry David Throeu'da asla şahsi bir iktidar tutkusu, mini-muktedir portresi göremezsiniz. O, ne yapıyorsa, büyük bir feragat içinde ve silik denebilecek bir şahsiyeti titizlikle koruyarak büyütür eylemini. O kadar ki, insanlıktan bile kaçmayı düşünür. O'nun, Walden gölünün kenarında kurulmuş küçük, mütevazi çadırı, bize bunu anlatmıyorsa, başka hiç bir şey anlatmıyor demektir.
***

Kont Lev Tolstoy, yani Yasnaya Polyana topraklarının sahibi için her türden şahsi iktidar emaresi bir küfürdür neredeyse. Titizlikle temizler üstünden onu. Bu konuda o kadar temizlik hastasıdır ki, günün birinde dayanamaz ve o elbiseleri bile çıkarır atar üzerinden. Basit köylü elbiselerine bürünür. Hırpani Mujik paçavralarına büründüğü gün, o koca kafasını yora yora bitiremediği pasif-eylem fikriyatının da zirvesine erer. Teorisi ancak öyle sükunet bulmuş olur sanki.
***

Gandhi de öyledir, biliyorsunuz. Dünya magazin aleminin kıyafet ilgisini bir yana bırakalım. Gandhi, yani "Hindistan'ı bölmek yerine benim vücudumu parçalara bölün" diyen Gandhi, ölmeden hemen önce bir olay yaşar. Koskoca Britanya İmparatorluğu'nu, kendi nefsiyle mücadele ederek, neredeyse sadece bu yolla dize getiren Gandhi'ye bir gün bir Sih gelir. Adam öfkelidir. Çünkü kızını bir Müslüman'ın öldürdüğünü söyler. Ne yapması tavsiye edilmektedir. "Bapu"dan (Baba) bir yol göstermesini ister. "Bapu" Gandhi düşünür ve öfkeli adama şunu söyler: "Sevgili kardeşim, senin yüreğinin yangını ancak bir yolla sükunet bulacaktır; bir Müslüman'ın kızını evlat edineceksin!"
***

Sıradan bir ölümlü olan ve sevgili kızı kısa süre önce bir Müslüman tarafından öldürülen bu Sih'in hayal kırıklığını tahmin edersiniz. Kabul etmez. Hikeyenin sonrasını tabii ki bilmiyoruz. Ama aynı hikaye ile bağlantılı olabileceğini tahmin ettiğimiz başka bir hikaye, Gandhi için daha önemlidir: Öldürülür. Takip ededen günlerden birinde, bir Sih militanı tarafından öldürülür Gandhi. İnsanlık bu suikast anında sanki eski alışkanlıklarına dönmüş, öç almış ve rahatlamıştır. Kafa karışıklığından kurtulmuştur. Netleşmiş, kan akıtmış, ödetmiş ve rahatlamıştır. İnsanlığın, peygamberler ve Gandhi gibi büyük insanlar eliyle eşiğine kadar getirildiği büyük manevi sıçrama tecrübesi başarısızlıkla sonuçlanmıştır sanki. tarifsiz bir
ruhsal uçuş anı, nefsin ve dünyevi alışkanlıkların eline -yere- düşmüştür.
***

Şimdi gelelim tekrar şu "muktedir" işine. İstediğiniz kadar ayet, istemediğiniz kadar hadis bulup fikrinizi tahkim edin. Yanlış bir iş, sırf siz ona doğru bir ad buldunuz diye doğru olmaz. Olamaz. "iktidar" dediğiniz nesne, her şeyden önce sizin dilinizdedir. Söyleminizdedir. İçinizdedir. Onu büyük bir mağduriyet ve mağlubiyet tonuyla haykırırken, o haykırışın içindeki kılcal damarlarda apaçık görülebilir. Teşhis edilebilir. Hiç zor değildir bu; sadece dikkatinizin yerini değiştirmeniz gerekir. Çok basittir.
***

Görünür muktediri teşhis etmek kolay. Yapıyoruz zaten. Hep yapıyoruz, çok yapıyoruz. Ama gizli iktidar, söylemin içine saklanmış "muktedir"i teşhis etmek o kadar kolay değil. değil ve başımıza gelenlerin epeyce önemli bir kısmı da buradan geliyor. Çünkü mu-halef, selefin pozisyonunu talep ederken a-priori olarak haklıysa, hiç eleştirilemiyorsa, iktidar olduğunda içindeki "muktedir"i oraya taşıyacaktır ve geceleyin, ruhun karanlıkları içinde gerçekleşen bu nakliyat işini, kendi ruhu da duymayacaktır. Peki böyle olursa ne olacaktır? Ülkemiz için hep olan olacaktır: Fikrimiz, toplumsal tartışma melekelerimiz durduğu yerde duracaktır. Fikir tartışmalarımız, basit arazi anlaşmazlıkları düzeyinde sürüp gidecektir.

AKTÜEL/Selahattin Yusuf