X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Aydın Doğan Aslanlı Kapı’dan hiç mi geçmedi?
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Aydın Doğan Aslanlı Kapı’dan hiç mi geçmedi?

  • Giriş Tarihi: 8.10.2013 16:24 Güncelleme Tarihi: 8.10.2013 16:29

Fehmi Koru, 28 Şubat darbesine destek veren medya organları hakkında etkili bir yazı kaleme aldı. Koru, “Aydın Doğan Aslanlı Kapı’dan hiç mi geçmedi?” diye sordu.

Fehmi Koru, Star gazetesindeki bugünkü köşe yazısında 28 Şubat darbesinde psikolojik savaş amacıyla kullanılan medya organlarını ele aldı.

İşte Fehmi Koru'nun bugünkü köşe yazısı:

Geçmişte medya içinden yanlış işlere bulaşanlar, siyaset-dışından gelen siyasi müdahalelere destek çıkanlar, haberleri ve yazılarıyla insanların hak ve özgürlüklerinin ellerinden alınmasına yol açanlar, meslektaşlarına kurulan tuzaklara âlet olanlar…
Ne zaman bu bahis açılsa kendilerinin hapse atılmasının istendiğini söylüyorlar…
Kendi hesabıma böyle bir arzu taşımıyorum. Siyasi yanlışlıklar yüzünden hapse düşülmesi beni üzüyor; mevzuat gereği onları hapse göndermekten başka çaresi bulunmayan yargıçlar bile, kararlarını verirken, sanırım üzülüyordur…
Siyasi suçun cezası da siyasi olmalı; mesleki suç işleyenler ise meslek erbabı tarafından cezalandırılmalı…
Bizde sorun, siyaseten suç işleyenlerin de, medyada yanlış işlere bulaşanların da kendi camiaları tarafından cezalandırılma mekanizmasının bulunmamasından kaynaklanıyor. Özellikle medyada, konumlarını, ülkenin başına iş açacak, başkalarına zarar verecek biçimde kötüye kullananların hiçbir şey olmamış gibi davranmaları, bazısının aynı tahribata farklı biçimde olsa da devamı, onlar yüzünden hayatları olumsuz etkilenenlere, geçmişte zehirli oklarını gönderdikleri meslektaşlarına karşı büyük bir ayıp…
O zaman devreye yargı giriyor…
28 Şubat (1997) dönemi ülkemiz siyaset tarihinde kapkara bir sayfa… Demokratik yöntemle seçilmiş, Meclis'ten güvenoyu almış bir iktidarı yerinden etmek üzere bazı kesimlerin çeşitli yanlışlıklara başvurduğunu biliyoruz. Tam bir 'psikolojik savaş' uygulandı o dönemde. Sonuçta, sadece bir hükümet devrilmedi; binlerce, on binlerce insanın hayatı da karartıldı.
'Psikolojik savaş' medya desteği olmadan başarıya ulaşamaz. 28 Şubat'ın planlayıcıları, attıkları her adımı medya desteğini yanlarında bulacak biçimde planladılar. Kimlerin itibarlarının yerle bir edileceğini belirledikleri gibi, girişimlerinde kimlerden yararlanacaklarını da planları içerisine aldılar…
Literatüre 'andıç vakası' olarak geçen olayın belgesi bu işbirliğini güzelce belgeliyor…
Tanıklıklar da var…
Dönemin önem taşıyan üç büyük medya grubu vardı: Doğan, Bilgin ve Uzan grupları… Bunlardan ikincisinin patronu Dinç Bilgin ile yöneticilerinden Can Ataklı ve Ergun Babahan o dönemde sistemin nasıl işlediğini yıllardan beri anlatıyorlar… Onların anlatımlarına yeni bir tanıklık daha katıldı: Uzan grubunun patronu Cem Uzan… Gazetesi yöneticilerinin, manşetleri, bir komutandan aldıkları talimatla belirlediklerini söylüyor Cem Uzan…
Henüz Doğan grubundan bir tanıklık da, geçmişe dönük bir değerlendirme de işitmedik…
Doğan grubunun gazeteleri ve televizyon kanalları 28 Şubatçı tuzaklarda kullanılmadı mı? Askerler Sabah ve Star gazetelerini önemsediler ve onlar üzerinde baskı kurdular da, Hürriyet ve Milliyet'i kendi hallerine mi bıraktılar? Dinç Bilgin ile Cem Uzan talimat verilmek üzere Genelkurmay'a çağrıldı da, Aydın Doğan Aslanlı Kapı'dan hiç mi geçmedi?
Uzan'ın gazetesini 28 Şubat sürecinde askerlerin emrine sunan yönetici konumundaki gazeteciler, ne tesadüftür ki, bugün Doğan grubu gazetelerinde bayağı önemli konumdalar. 28 Şubat'ın en karanlık günlerinde uyku kaçıran Hürriyet ve Milliyet manşetlerini atanlar da öyle…
Emin olun, kimsenin yargılanmasına gönlüm razı değil; ancak aklım da bu duyarsızlığı kaldıramıyor işte…