X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER "10 tane Sarıgül çıksa İstanbul'u alacağız"
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

"10 tane Sarıgül çıksa İstanbul'u alacağız"

  • Giriş Tarihi: 11.10.2013 13:51 Güncelleme Tarihi: 11.10.2013 13:54

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, "Sarıgül değil, Sarıgül gibi 10 tane çıksa İstanbul'u alacağız" diye konuştu.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, bir TV programında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

Arınç, Yargıtay'ın Balyoz kararıyla ilgili ''Yargıtay'ın iyi bir inceleme yaptığını düşünüyorum. Özellikle son kararla birlikte esastan bozulan 40'a yakın. Demek ki daha alt noktada kalmış fikri ve fiili düşünceye katılmamış, yada onların katkısı suçun işlenmesinde etkili olmamış diyebiliriz. Benim Yargıtay ile ilgili iki tecrübem var. 1985'te "Refah gecesi" diye bir gecede yaptığım konuşma nedeniyle ceza yedim, hem de ikinci celsede. 5 yıl verdiler, ben 4 yıl 2 ay ağır hapse mahkum oldum. DGM'ydi. Bir gecede bir buçuk saatlik konuşma yapıyorum, benim şeriatı istediğim kanaatiyle. Yargıtay 9. Ceza Dairesi de o zaman temyiz mahkemesiydi. Ertuğrul Günay geldi savunmamı yaptı. Sabih Kanadoğlu'nun da bulunduğu üyeler kararı bozdular. Esastan bozma bu.Hayır mahkeme direndi. Mahkeme İzmir DGM'ydi. Ben üç sene sonunda beraat etmiş oldum. Ben 12 Eylül'den sonra ülkücü arkadaşların başkalarının davaları aldım. Sıkı yönetim mahkemelerinde işimiz çok zordu. Kısa sürede ve en ağır cezayı veriyordu. Atalay Çelikoğlu diye birisi sırf bu sağ sol kavgası yüzünden iki kişiyi öldürmüştü. Bilerek savunmasını yaptım. Tahriği ortaya koymaya çalışsak da sıkı yönetim bizi dinlemedi. İki defa idam cezası verilen Atalay Çelikoğlu'nu ağır tahrik uygulayarak her birini 20 seneye düşürdüler" dedi.

Arınç, 28 Şubat davasıyla ilgili ise "28 Şubat'ın içinde bulunan mağdur olarak kabul ettiğim bir insan olarak olaya bakıyorum. Hukuki suç vasfı tayin edilmesi lazım. Burada sokaklarda yürüyen tanklar sadece Sincan'la sınırlı kaldı. Asker eline silah almadı, Meclis'i kapatmadı. Bildiğimiz klasik darbe dışında farklı yöntemlerle hükümeti devirmek için amaca ulaştı. Postmodern deniyor. Burada yargı önemli bir iş yapıyor. Bazı kişilerle ilgili soruşturma yapmış. Buradaki hakimleri savcıları töhmet altında bırakmak yanlış bir şey. Çünkü adaletli olmamız lazım".
"Ben iki şeyi savundum. Tutukluluğun istisna olması. Kim olursa olsun gözlerimizi kapatarak olaya bakmamız lazım" diyen Başbakan Yardımcısı, şunları kaydetti:

"Biz bu şahıslar hakkında birşeyler söyleyebiliriz. Biz burada adaleti bekliyoruz. Tutuklamaların istisnai olması, uzun sürmemesi lazım davaların. AİHM'e giden her dosya adli yargının uzunluğundan gidiyor. Şüphesiz şahitler dinlenecektir. Zarar görenler taleplerini ortaya koyacaktır. Sonunda da mahkeme karar verecektir. Bazı yayın organları, hakimler laubali davranıyor, o sigara içiyor, o telefonla konuşuyor deniliyor. Bunlar çok çirkin. Biz hakimlerimize savcılarımıza güvenmeliyiz. Bu insanların tutuklu kalması hem söylediğim ilkeye, hem de sağlık sebepleriyle belki tutuklu kalmaları zararlarına olacaktır. Davanın süratle sonuçlanmasını beklemememiz gerekir. Adli yargıyı etkilememek gerekli. Ağzını açan grup toplantıların mahkemeleri o kadar baskı altına alıyor ki, TCK'daki adli mahkemeyi etkileme suçunu yerine getiriyorlar".

Askerlik süresinin kısaltılmasına ilişkin tartışmalara da değinen Arınç, "Askerliğin kısaltılması paketin dışında bir gelişme oldu. Bedelli askerlik, askerlik süresinin kısaltılması. Ama askerlik süresinin kısaltılması konusunda söz söyleyecek olan MGK ve Genelkurmay'dır" şeklinde konuştu.
"Bedelli askerlikte de bu oldu. Genelkurmay dedi ki şu kadar bedelli olur dedi" ifadesini kullanan Başbakan Yardımcısı Arınç, "Temel itibariyle sorumlusu olan kurumun düşüncesi bizim için önemli. 12 aya inmesi konusunda Genelkurmay'ın uygun görüşü var. Zannediyorum bayramdan sonra biz bunu sırası gelenleri, askerliğe gelecek olanları da 12 aylığa inmiş oluyor" dedi.

Arınç Demokratikleşme Paketi'ne ilişkin de şu değerlendirmelerde bulundu: "Bu konuda şampiyon ben oldum. 30'unda açıkladık, Mor Gabriel toplantımız 7'sindeydi. Onlar Türkiye'ye çok bağlı insanlar. Ben Almanya'da ziyaret etmiştim. Bir din adamı dedi ki ben rüyalarımda bile Türkiye'yi görüyorum demişti. Kamudaki kıyafet, andımız konusu yürürlüğe girdi. Yönetmelik ve genelgeyle. Yasama konusunda takvimimiz şöyle. Şahsi verilerin korunmasıyla ilgili kanun ve göç kanunu sırada var. Diğerlerinin de tasarı olarak 21 Ekim'de Bakanlar Kurulu'muz. Ekim - kasımı kullanacağız. Yıl sonuna kadar hayata geçecek".

TDK'nın Kürtçe sözlük yayınlamasını "iyi bir gelişme" sözleriyle değerlendiren Arınç, "Yıllardır ihmal edilmişti. 35 tane lügat hazırlamışız. Ama bizim bir Türkçe-Kürtçe Kürtçe-Türkçe sözlüğümüz yok dedik. Bazıları eleştirdi, bazıları olumlu karşıladı. TDK'dan bir rapor aldım. Müjdeyi aldım. Dört tane uzman arkadaşımızın çalışma tamamlanmış. Ekim ayının sonunda baskıya verecek noktadayız. Bu lügatımız tek bir amacımız var. İlkokullardan liseye kadar okutulacak seçmeli Kürtçe dersinde yardımcı olabilecek bir lügattır. Zannediyorum 12 bin kelime. Bundan sonraki aşamamızda akademik lügatı hazırlamamız" dedi.

"Sayın Erdoğan cumhurbaşkanı olacaksa sonrasında sorun yaşanmaz" diyen Arınç, "Cumhurbaşkanlığının süresi 7 yıldı. Yetkileri çoktu. Anayasa değişikliğine gidildi. Nisan-Mayıs'ta biz cumhurbaşkanını Meclis içinde seçseydik böyle bir şeyle karşılaşmayacaktık. 367 engelini siyasi olarak önümüze çıkaranlara karşı yapacağımız şey, hem seçim süresini 4 yıla, cumhurbaşkanlığı süresini 5 yıla indirdik ve halk tarafından seçilsin denildi" ifadesini kullandı.

Arınç açıklamalarına şöyle devam etti:

"Varsayım şöyle, cumhurbaşkanı sayın başbakanımız olacaksa, o zaman cumhurbaşkanımız olan sayın gül tekrar adaylığını koymayacak ve siyasi hayattan ayrılacak. Peki bir yıl sonrasında ne yapacak? Bahsettiğimiz kişi ilk başbakanımız, partimizin kurucusu, halkın sevgilisi, güzel uyumlu, yumuşak, milletin birliğini temsil eden bir insan. Hanesinde eksiler yok. Böyle bir insanın tekrar siyaset yapma arzusunu ben taşımasını isterim bir. AK Parti'de siyaset yapmasını isterim iki. Kardeşimiz Abdullah Gül, cumhurbaşkanı adayımızdır denildiği anda tekrar izlemenizi tavsiye ederim".

"Abdullah Gül şüphesiz partimize dönerse en iyi göreve gelir. Bunları söylemek için çok erken" diyen Bülent Arınç, "Dün bir gazeteciye söyledim. Bu Sarıgül değil, Abdullah Gül dedim. Ben onun haline acıyorum aslında. Alıp getirmeleri gereken bir insanı elinin tersiyle itiyorlar. Yüzünü bile çevirmeden hareket bu kesinlikle bizde olmaz" şeklinde konuştu. Yerel seçimlerle ilgili de konuşan Arınç, "Sarıgül değil, Sarıgül gibi 10 tane çıksa İstanbul'u alacağız" dedi.

"Mustafa Sarıgül, Şişli'de şu kadar zamandan beri belediye başkanlığı yapıyor. Oy oranı belli. Başkalarını kıskandıracak kadar" diyen Arınç açıklamalarını şöyle sürdürdü:

"Bir Türkiye Değişim Hareketi gibi bir değişim başladı. Kılıçdaroğlu gelince erteledi. CHP'de siyasetin uygun olacağını düşündü. Ama çağıran yok. Ona bu gözle bakan bir parti, oy oranı, ismi, halk arasındaki tanınırlığı, Kılıçdaroğlu'ndan daha üst noktalarda tanınırlığı anket çıkıyor. Kılıçdaroğlu 20'lerde, o 30'larda çıkıyor. Yoksa adaylığımı açıklayacağım diyenlere bakılırsa, Sarıgül onlara on fark atıyor. Aman bizimle hiçbir ilgisi yok. Biz İstanbul'u inşallah alacağız."

Arınç Haberal ile yaptığı görüşmeye ilişkin değerlendirmelerde de bulundu. "Cuma günü gizlice görüşme yapmışız. Cumartesi günüydü. Milletvekili olduğu için de tebriklerimi sundum. Bir milletvekili siyasete katılıyor. Ben iki sene öncesinden beri tek AK Partiliyim. Yemin etmeleri lazım dedim. Geldi dört yıl yattıktan sonra yeminini etti" diyen Arınç şöyle devam etti:

"Ben Haberal'ı 96'dan itibaren tanıyorum. Rektör olarak toplantılarda çok başarılı bir operatör, hastanesinde bizim vekillerimiz hastalarımız kalırdı. İnsani yönü çok güçlüdür. Ben mesela hasta ziyaretine sırf o gelmesin diye haber vermeden giderim. O haber alır, sabahın en erken ve gecenin sonunda merdivenlerden iner. Bu nezaketi kendisinden görmüş bir insanız. Yattığı zamanda üzüntülerimi ifade etmiştim. Bir geçmiş olsun denmez mi bir insana? Bize yakışan bizim geçmiş olsun dememizdir. Dört sene içerde kalmış bir insanın çektiklerini gördüklerini ondan dinledim. Ama buna gizli gözüyle bakılmasın".