X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER 11 yıl boyunca boşuna beklediler
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

11 yıl boyunca boşuna beklediler

  • Giriş Tarihi: 2.11.2013 11:31 Güncelleme Tarihi: 2.11.2013 14:33

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti'nin Kızılcahamam Kampı'nda partililere hitap etti.

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Bu aziz millet, ülkenin başında nasıl bir idareci kadrosu görmek istiyorsa, işte biz oyuz, o kadroyuz. Bu aziz millet, kendisine nasıl bir hizmetkar kadrosu istiyorsa, işte biz o hizmet kadrosuyuz. Bu millet efendi olmaya gelmediğimizi hep söyledik, söylüyoruz, söyleceğiz. Biz hizmetkarız. Biz, bu millet, kendisinin nasıl yönetilmesini istiyor, nasıl yönetilmesini tasavvur ediyorsa, işte onun tezahürüyüz" dedi.

Erdoğan, Kızılcahamam'da düzenlenen "AK Parti 21. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı'nın açılış konuşmasında, "21'incisini gerçekleştirdiğimiz istişare toplantımızın, ülkemiz, milletimiz, demokrasimiz için hayırlara vesile olmasını Allah'tan niyaz ediyorum" dedi.

Toplantıda belirlenen konu başlıklarıyla ilgili iki gün boyunca genel başkan yardımcıları ve bakanların sunum yapacaklarını dile getiren Erdoğan, şunları söyledi:

"Hem gündemimize aldığımız bu konular üzerinde, hem de ülkemizi, partimizi ilgilendiren konularda 2 gün boyunca istişarelerimizi gerçekleştireceğiz. Daha önceki 20 İstişare Toplantımızda olduğu gibi, bugün ve yarın da, katılımcı tüm arkadaşlarımız, özgür, demokratik bir ortamda, samimiyetin ve muhabbetin egemen olduğu bir atmosferde, inşallah tüm görüş ve önerilerini,eleştirilerini dile getirecekler. İstişare toplantımız, her zaman olduğu gibi, partimizin ve ülkemizin yüksek yoğunluklu bir fotoğrafının çekildiği, sorunların tespit edildiği, çözümlerin üretildiği bir platform olacaktır."


"TÜM TEORİLERİNİ ALT ÜST ETTİK"

İstişare toplantısının son derece anlamlı ve önemli bir gün olan 3 Kasım 2002 seçimlerinin yıl dönümünde yapıldığına işaret eden Erdoğan, şöyle devam etti:

"Şöyle bir geriye doğru baktığımızda, 'Allah, Allah. Ne kadar çabuk geçti' diyoruz. Ama geleceğe yönelik umutlarımız hep bunun üzerine inşa ediliyor. Bundan 11 yıl önce, 3 Kasım 2002'de, milletimiz sandıkta bize yetki verdi, görev verdi. Bize ülkenin idaresini emanet etti. 11 yıldır milletimiz adına bu yetkiyi kullanıyor, milletimizin bu emanetine sahip çıkıyoruz. 3 Kasım 2002 seçimlerinin ardından, 2 yerel seçimde, 2 genel seçimde ve 2 halkoylamasında milletimizin huzuruna çıktık ve Allah'a hamdolsun, her imtihanı başarıyla tamamladık, milletimizin artan teveccühüyle, her seçimde artırdığımız oy oranlarıyla yolumuza devam ettik ve devam ediyoruz. 11 yıl içinde, Türkiye siyasetinin yerleşik tüm teorilerini alt üst ettik; demokrasi tarihimize altın harflerle yazılacak çok farklı bir sürecin altına imzamızı attık."

"Bir Türkiye partisi olmadığımızı gösterdik" ifadelerini kullanan Erdoğan, şözlerini şöyle sürdürdü:

"Sınırlarını aşan ve bir dünya partisi haline gelmiş bir siyasi parti olduk. Bunu açılışımızda yaptığımız konuşmada da ifade etmiştim, 'Biz bir Türkiye partisi olmaya değil biz bir dünya partisi olmaya geliyoruz' demiştim ve 'partimiz hakkında tezlerin, makalelerin, kitapların yazıldığını çok kısa zamanda göreceksiniz' demiştim. Ve şimdi artık uluslararası üne sahip üniversitelerde hamdolsun partimiz hakkında bu tezlerin, bu kitapların, makalalerin yazıldığını görüyoruz. Bizimle ilgili olarak ortaya konulan olumsuz siyasi öngörüler hep boşa çıktı. Niyet okumaların ne kadar art niyetli olduğu bu 11 yıllık süreçte defalarca görüldü."

AK Parti'ye yönelik olumsuz tahminlerin, partinin geleceğine yönelik ortaya konulan negatif projeksiyonların ve analizlerin tutmadığını dile getiren Erdoğan, şöyle devam etti:

"Bizim, konjonktürel, gelip geçici bir siyasi hareket olduğumuzu söyleyenler vardı. İktidarın yıpratıcı olduğu, iktidar partisinde er ya da geç bir yorulmanın olacağı bunu ifade ediyorlardı. AK Parti'nin yorulmasından medet umuyorlardı. Şunu unutmayın değerli kardeşlerim, AK Parti, siyasetin teorisini de, demokrasi tarihini de yeni baştan yazmış bir partidir, böyle bir siyasi harekettir."

Erdogen, "muhafazakar demokrasi" tabirini kullandıklarında bazı köşe yazarlarının, "böyle bir tespit yoktur" dediklerini hatırlatarak, "Yok Montesquo böyle dememiş, yok Jan Jack Roussou böyle dememiş. Biz ne Montesquo'nun ne de Jan Jack Roussou'nun ortaya çıkardığı bir parti değiliz. Biz bu işin hafızasını da kendimiz oluşturduk" diye konuştu.

AK Parti'yi tanımak, tanımlamak ve analiz etmenin zor olmadığını milleti, ülkeyi, bu toprakları tanıyan herkesin, AK Parti'yi kolayca tanıyacağını ve tanımlayacağını söyleyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"AK Parti milletin partisidir, AK Parti, milletin ta kendisidir. AK Parti, bir konjonktür partisi değildir. AK Parti, şartların ortaya çıkardığı şartlar değişince ortadan kalkacak bir siyasi hareket değildir. AK Parti Türkiye'de ve dünyada esen rüzgarların önünde oradan oraya savrulan o yapay rüzgarlar kesildiğinde hızı kesilen bir parti değildir.

AK Parti, 1071'de, Malazgirt Ovası'nda, Sultan Alparslan ve ordusunun sahip olduğu iman ve iradeye sahip, oradaki ruhtan, oradaki gelenekten beslenen bir partidir. AK Parti, 1299'da, Söğüt'teki heyecanı, oradaki ruhu, oradaki özü yüreğinde hisseden, o mirası omuzlarında taşıyan bir partidir. AK Parti, 1453'te, Topkapı surlarının önünde, göğüsleri imanla dolu neferlerin umudunu, fedakarlığını, kahramanlığını tevarüs etmiş bir partidir."

AK Parti'nin, Çanakkale ruhunu, Çanakkale dayanışmasını ve kardeşliğini özümsemiş, Çanakkale'de yazılan destanı kendisine yol haritası olarak belirlemiş bir parti olduğunu söyleyen Erdoğan, "En önemlisi de AK Parti, 23 Nisan 1920'de, Ankara'da teşekkül eden ilk Meclis'in renkliliğini, zenginliğini kendisine örnek almış; orada tezahür eden iman ve kardeşliği, hareketinin odak noktasına yerleştirmiş bir partidir" diye konuştu.

Erdoğan, AK Parti'nin 14 Ağustos 2001 tarihinde kurulduğunu anımsatarak, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Ama şunu asla unutmayın, 14 Ağustos 2001'de, çok köklü bir hareket, çok köklü bir dava, çok eski bir medeniyet yürüyüşü, AK Parti olarak tezahür etmiştir. Bu hareket, Nurettin Zengi'den Selahattin Eyyubi'ye; Sultan Alparslan'dan Osman Gazi'ye, Fatih Sultan Mehmet'ten Sultan Abdülhamit'e; Gazi Mustafa Kemal'den Adnan Menderes'e, Turgut Özal'dan Profesör Doktor Necmettin Erbakan'a kadar, uzun bir silsilenin devamı, o altın zincirin halkası olan bir harekettir.

'Yanlış yaptığında seni kılıcımızla düzeltiriz' diyen Ashab-ı Kiram karşısında; "Allah'a hamdolsun, yanlış yaptığımda beni düzeltecek kardeşlerim var' diyen Hazreti Ömer'i anlamayanlar, bu hareketi, bu davayı anlayamazlar. 'İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın' diyen Şeyh Edebali'yi anlayamayanlar, bizi anlayamazlar. 'Ya İstanbul'u alırım, ya İstanbul beni alır' diyen Fatih Sultan Mehmet'in kararlılığını anlayamayanlar, bizi anlayamazlar. 'Ya istiklal, ya ölüm' diyen Gazi Mustafa Kemal'i anlayamayanlar, bizi anlayamazlar. 'Yeter söz milletindir' diyen Merhum Adnan Menderes'i anlayamayanlar, bizi anlayamazlar. 'Yaradılanı severim, yaradandan ötürü' diyen Yunus Emre'yi, 'Aşkınan çalışan yorulmaz' diyen Neşet Ertaş'ı anlayamayanlar, bizi de anlayamazlar.

Yüreğinde İskilipli Atıf Hoca'nın sızısı olmayanlar, yüreğinde, vatanını terk edip gurbette okumak zorunda kalan kızlarımızın, gençlerimizin sızısı olmayanlar, yüreğinde Ahmet Kaya'nın gurbette ölümünü hissetmeyenler, Cem Karaca'nın gurbette hüküm giymesi noktasında sızısı olmayanlar bizi anlayamazlar. Selçuklu'nun ve Osmanlı'nın gönülleri fetih hareketini, onların kardeşlik, dayanışma ve sevgi medeniyetini anlamayanlar, Filistin davasını, Mısır meselesini, Suriye mezalimini, Somali yoksulluğunu, Myanmar'ın acısını anlayamayanlar, bizi de, bizim politikalarımızı da anlayamazlar. 3 Kasım öncesinde ve 11 yıl boyunca, 81 vilayette, seccadelerinin başında bizim için dua edenleri; sadece 81 vilayette değil, dünya kentlerinde kardeşlerimizin bizim başarımız için ettikleri duaları, o hissiyatı, o kardeşlik şuurunu anlayamayanlar da bizi anlayamazlar."

"Bu milletin derdi, bizim derdimizdir. Bu milletin tarihi bizim tarihimizdir" ifadesini kullanan Erdoğan, milletin medeniyet tasavvurunun da kendilerinin de medeniyet tasavvuru olduğunu belirtti. Erdoğan, "Bize kimse millet, milliyet dersi vermesin" dedi.

Milletin kendilerini çok iyi anladığını dile getiren Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Bu aziz millet, ülkenin başında nasıl bir idareci kadrosu görmek istiyorsa, işte biz oyuz, o kadroyuz. Bu aziz millet, kendisine nasıl bir hizmetkar kadrosu istiyorsa, işte biz o hizmet kadrosuyuz. Bu millet efendi olmaya gelmediğimizi hep söyledik, söylüyoruz, söyleceğiz. Biz hizmetkarız. Biz, bu millet, kendisinin nasıl yönetilmesini istiyor, nasıl yönetilmesini tasavvur ediyorsa, işte onun tezahürüyüz."


"ZAFERLE ÇIKTIĞIMIZ HER SEÇİM, BİZİM KİBRİMİZİ DEĞİL, TEVAZUMUZU ARTIRMIŞTIR"

Erdoğan, 3 Kasım 2002 seçimleri ve sonrasında elde ettikleri başarıların sorumluluklarını artırdığını belirterek, "Seçim sonuçlarını öğrendiğimizde, milletimizin bize teveccühünü, itimadını, ahde vefasını gördüğümüzde, bizim telaşımız, gayretimiz, mesaimiz çoğalmıştır. Allah'a hamdolsun, zaferle çıktığımız her seçim, bizim kibrimizi değil, tevazumuzu artırmıştır" diye konuştu.

Kazandıkları her seçimin kendilerini millete daha fazla hizmet üretmeye zorladığını ve sorun çözme iradesini güçlendirdiğini dile getiren Erdoğan, "AK Parti, bütün siyaset teorilerini altüst edip, bütün öngörü, tahmin ve niyetleri aşıp, 11 yıl boyunca, zaferlerine zafer ekleyerek bugünlere geldiyse, biliniz ki bu, tevazuyu, ağır başlılığı, paylaşmayı, dayanışmayı, kardeşliği yüceltmiş olmasındandır" ifadesini kullandı.

Makam, mevki, rütbe ve payelerin gelip geçici olduğun anlatan Erdoğan, ezeli ve ebedi rütbenin milletin gönlünde Allah'ın nezdinde elde edilen rütbe olduğunu kaydetti. Erdoğan, şunları söyledi:

"Şöyle tarihe dönüp bir bakalım. Nice sultanlar gelip geçti, isimleri hatırlanmıyor. Nice kudretli padişahlar, krallar, firavunlar, hamanlar, nemrutlar gelip geçti, isimleri bilinmiyor. Nice kudretli kumandanlar, yumruğuyla orduları, insanları ezip geçen nice ceberrut savaşçılar gelip geçti, isimlerini hiç kimse hatırlamıyor. Başbakanlık, bakanlık, milletvekilliği, belediye başkanlığı bütün payeleri unutulur, gider. Müsteşarlık, genel müdürlük, başkanlık, generallik, şeflik payeleri unutulur gider."

Anadolu ve Trakya'nın tarihine bakıldığında şehirlere hükmetmiş sultanların, valilerin, kadıların,yakın tarihe bakıldığında da başbakanların, bakanların, milletvekillerinin hatırlanmadığının görüleceğini anlatan Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:

"Ama bir Kaymakamın, bir belediye başkanının, o şehre emek vermiş bir hizmet erinin hiç unutulmadığını görürsünüz. Sokaklara, caddelere, okullara ismi dahi verilse, yalancı şöhretlerin yadedilmediğini, ama ismi resmi evraka yazılmayan nice gönül insanının, nice kanaat önderinin, o şehre hizmet eden nice gizli kahramanın gönüllerden silinmediğini görürsünüz."


"ASIL PAYE, MİLLETİN TESLİM ETTİĞİ, MİLLETİN TAKDİM ETTİĞİ PAYEDİR"

"Tarihten ve milletin gönlünden silinmeyecek olan, tarihe silinmeyecek iz bırakacak olan; eserdir, hizmettir, tarih kitaplarından ziyade, milletin gönül kitabında kendine makam edinenlerdir" diyen Erdoğan, "Devletlerin de gelip geçici olduğunu bir çoğunun da yok olup gittiğini dile getiren Erdoğan, "Ama millet, kalıcıdır. Devletler silinip gider, ama milletler yürüyüşlerine devam ederler. İşte onun için, asıl paye, milletin teslim ettiği, milletin takdim ettiği payedir. Makamların insana ne kattığına hiç kimse bakmaz. İnsanın makamlara ne kattığına bakarlar" diye konuştu.


"AK PARTİ İÇİNDE 11 YILDIR, SEN-BEN KAVGASI BEKLEYENLER VAR"

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "AK Parti içinde 11 yıldır, sen-ben kavgası bekleyenler var. Bütün siyasi ikbalini, istikbalini bir şeyler üretmek üzerine değil AK Parti içinde temenni ettikleri nifak üzerine kurmuş, bunun için pusuda dışarıda bekleyenler var. 11 yıldır, işte bunların heveslerini kursaklarında bıraktık, bundan sonra da onları hayal kırıklığına uğratmaya hep birlikte devam edeceğiz" dedi.

Başbakan Erdoğan, AK Parti'nin Kızılcaham'da düzenlenen 21. İstişare ve Dğerlendirme Toplantısı'nın açılışında yaptığı konuşmada, partilerinin bir kadro hareketi olduğuna dikkati çekti.

"Şunu, aklınızdan, zihninizden, hafızanızdan bir an olsun çıkarmamanızı istiyorum. Bu hareketin lideri olarak elbette sorumluluk öncelikle benim üzerimdedir" ifadesini kullanan Erdoğan, şöyle konuştu:

"Ama hep ifade ediyorum, biz bir kadro hareketiyiz. Dicle'nin kenarında bir koyunu kurt kapsa bunun mesuliyeti ne kadar benim üzerimdeyse o kadar da sizin üzerinizdedir. Bacası tütmeyen hanenin, ocağı yanmayan mutfağın, üzerinde ekmek olmayan sofranın derdi, benim olduğu kadar sizin de derdinizdir. Sırtında paltosu olmayan, ayağında doğru-dürüst bir ayakkabısı bulunmayan, karda üşüyerek yürüyen, tir tir titreyen parmağıyla kalem tutmaya çalışan her bir yavrucağın sızısı, benim sızımdır, aynı zamanda sizin de sızınızdır. Filistin'in, Mısır'ın, Suriye'nin, Irak'ın, Afganistan, Somali, Myanmar'ın, yeryüzündeki her mazlum ve mağdur halkın sorumluluğu, bizim, hepimizin, tüm bu kadronun üzerindedir. Bu teşkilat içindeki her bir kardeşim, en üst kademeden en alt kademeye kadar, bu ülkenin, bu milletin ve insanlığın meselesini eşit derecede omuzlamış, emaneti eşit derecede paylaşmıştır.

Bu salonda bulunan ya da bulunmayan, AK Parti teşkilatı içindeki her bir kardeşim, her gece başını yastığa koyduğunda, "bugün Hak için, halk için, vatan için ne yaptım" bu soruyu da kendisine sormak, kendi iç muhasebesini her an yapmak zorundadır. İşte bizimle ilgili, bu teşkilatla ilgili, bu hareket ve bu dava ile ilgili, birilerinin yıllardır anlayamadığı önemli bir husus da budur."

AK Parti kadrolarının fedakarlık üzerine kurulduğuna işaret eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu kadro, şahsi çıkarlar çerçevesinde değil millet, ülke ve insanlığın çıkarları çerçevesinde teşekkül etmiş bir kadrodur. Bu kadro, en önemlisi, kardeşlik üzerine inşa edilmiş; temeli kardeşlikle, muhabbetle, dayanışmayla atılmış bir kadrodur. AK Parti içinde 11 yıldır, sen-ben kavgası bekleyenler var. Bütün siyasi ikbalini, istikbalini bir şeyler üretmek üzerine değil AK Parti içinde temenni ettikleri nifak üzerine kurmuş, bunun için pusuda dışarıda bekleyenler var. 11 yıldır, işte bunların heveslerini kursaklarında bıraktık, bundan sonra da onları hayal kırıklığına uğratmaya hep birlikte devam edeceğiz."


"KARDEŞ KAVGASI BEKLEYENLER, 11 YIL BOŞUNA BEKLEDİLER"

Başbakan Erdoğan, parti olarak şablonlarının, hareket tarzlarının belli olduğunu ifade ederek, dava şuurları kadar dava ahlaklarının da yüzyılların içinden şekillenip geldiğini söyledi. AK Parti içinde bir kardeş kavgası bekleyenlerin, 11 yıl boşuna beklediklerini, bundan sonra da boşuna bekleyeceklerini vurgulayan Erdoğan, "Tek tek, şu salonda bulunan kardeşlerimizin hepsinin bunda sorumluluğu vardır. Hepimiz faniyiz. Bugün varız, yarın yokuz. Ebediyete intikal ettiğimizde arkadan gelenler acaba hemen defterleri düzmeye mi başlayacaklar? Bu hassasiyet çok önemli. Unutmayın bizim fetretimiz, milletin fetretidir. Öyleyse biz, bir fetret dönemine, bir fetret iklimine asla müsaade etmeyeceğiz. Bu kadro, bu salondaki kadro, tüm teşkilatlarıyla beraber her zaman sigortası olmaya mecburdur" diye konuştu

Kendilerini iktidara taşıyanın, millete yaptıkları hizmetler kadar millete verdikleri sözler olduğuna işaret eden Erdoğan, "Allah'ın izniyle hiçbir sözümüzden geri dönmeyeceğiz, bu sayede milletimizin gönlündeki yerimizi hiç sarsmayacağız. Bu teşkilatın birikimi ve feraseti, her yeni duruma taze çözümler üretebilecek kadar engindir" dedi.


"AK PARTİ'NİN ROTASI, İSTİKAMETİ BELLİDİR, BUNUN DIŞINDAKİ HER ŞEY TEFERRUATTIR"

Başbakan Erdoğan, kaos, belirsizlik, bilinmezlik gibi kavramları, AK Parti hareketi için kabul etmediklerini vurgulayarak, şunları söyledi:

"AK Parti'nin rotası, istikameti bellidir, bunun dışındaki her şey teferruattır. Bizi, ayrıntılara takılıp, hedefinden, istikametinden şaşan, bu şekilde millet nezdinde itibarını kaybeden siyasi hareketlerden biri olarak görenler yanılıyorlar. Biz asla onlardan olmayacağız. Bakınız, 2013 bitiyor. 2012'de, bu ülkedeki sermaye çevreleri, medya çevreleri, köşe yazarları şu ifadeleri kullandılar: '2013, 2012'den çok zor olacak.' Şimdi de 2013 bitiyor. Şimdi, aynı çevreler, hatta bugün de baktım yine yazıyorlar gazetelerde, açıklamaları var: '2014, 2013'ten çok daha zor olacak.' Biz, işimizi belli çevrelerden aldığımız talimatla veya afedersiniz göbek bağıyla bir yerlere bağlı olarak yürütmüyoruz. Biz kendi kararımızı kendimiz veriyoruz. Dolayısıyla adımlarımızı da kendimiz atıyoruz."

Türkiye'nin demokrasi tarihinde, kesintisiz 11 yıl hizmet veren yegane partinin AK Parti olduğuna dikkati çeken Erdoğan, şöyle konuştu:

"Hiç kuşkusuz, istikrar ve güven noktasında, 11 yıl kesintisiz iş başında olmak bir avantajdır. Ancak burada, çok önemli bir dezavantajımızı özellikle dikkatlerinize sunmak istiyorum. Bakınız, 11 yıl önce, 3 Kasım 2002 seçimlerine girerken, 10 yaşında olan, siyasetle ilgilenmeyen, ülke meselelerini henüz idrak edemeyen çocuklarımız, bugün artık 21 yaşına ulaştılar. Belki de bu seçimlerde ilk defa oy kullanacaklar. Bu gençlerimiz, Türkiye'nin yaşadığı sorunları, Türkiye'nin atlattığı badireleri yaşamadılar. Bu gençlerimiz, koalisyon nedir, hiç tecrübe etmediler. Bu gençlerimiz, ortalama 16 ayda bir hükümet değişmesini görmediler, yaşamadılar.

1946 ila 2002 arasında geçen 56 yıllık dönemde, bizim hükümetimize kadar, 43 hükümet görev yaptı bu ülkede. 56 yılda 43 hükümet. Bu da demektir ki çok partili demokratik dönemde, bizim hükümetlerimize kadar, bir hükümetin ortalama iktidar süresi sadece ve sadece 16 ay. Böyle bir ülkede istikrar güven olur mu, uluslarası sermaye, küresel sermaye gelip girer mi? Ki merhum Menderes, Sayın Demirel ve Merhum Özal'ın tek partili dönemlerini çıkarsanız, ortalama 16 ay bile olmayacak, demokrasi tarihimizde, maalesef istikrar namına geriye hiçbir şey kalmayacaktı. İşte yüksek enflasyon ortamını, yüksek faiz dönemlerini, ekonomik krizleri, siyasi krizleri, vesayet sistemini, hatta çeteler dönemini, cuntalar dönemini bu gençlerimiz sadece duydular, sadece okudular. "


"GENÇLER, PANTOLANLA BAŞBAKAN KARŞILANDIĞINI BİLİYOR MU"

Türkiye'deki gençlerin geçmiş dönemde sermaye ve medyanın hükümet kurup indirdiğini ve kot pantolanlarla başbakan karşılanıp uğurlandığını bilip bilmediğini soran Erdoğan, salondakilerin "pijmayla" demesi üzerine de "Neyse sonra kendisi 'Ben pijama giymedim kot pantolan giymiştim' dedi. Biz onun dediğine burada saygı duyalım" ifadesini kullandı.

AK Parti döneminin Türkiye'ye neler kazandırdığını, neler kattığını, Türkiye'yi nereden alıp, nereye getirdiğini anlamak noktasında, gençlerin tecrübi bilgiye sahip olmadığına işaret eden Erdoğan, şunları kaydetti:

"Esasen, muhalefet partilerinin durumu, bu gençlerimize az çok fikir veriyor. Geçmişin alışkanlıklarından vazgeçmeyen, eski Türkiye'nin siyasetini halen sürdüren, statükodan beslenen ve tamamen statik bir yapıya sahip olan muhalefet partileri, gençlerimizin AK Parti'yi anlamalarına, bir kıyas yapabilmelerine imkan tanıyor. Yine de teşkilat olarak, bu gençlerimize eski Türkiye ile yeni Türkiye'yi hep birlikte çok iyi anlatmak zorundayız. Nereden nereye geldiğimizi, bu süreç içinde hangi zorlukları yaşadığımızı, hangi engelleri aşarak Türkiye'yi bu seviyelere taşıdığımızı gençlerimize izah etmek durumundayız"


"BAŞÖRTÜLÜ KIZLARIN ÜNİVERSİTEYE GİREBİLMESİ DEĞİL, ÜNİVERSİTE KAPISINDAN ÇEVRİLMESİ ANORMALDİR"

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Bu ülkede on yıllar boyunca, ortak değerlerimize dini değerlerimize, manevi değerlerimize yöneltilmiş baskıları kaldırırken, hiç kimsenin hayat tarzına kastetmiyor, tam tersine hayat tarzları kısıtlanmış vatandaşlarımızı rahatlatıyoruz. Türkiye'de yaşanan tam anlamıyla bir normalleşmedir" dedi.

Erdoğan, AK Parti 21. İstişare ve Değerlendirme Toplantısında yaptığı konuşmada, 11 yıldır attıkları her adımın, Türkiye'yi normalleştirme adımları olduğunu söyledi.

"Biz bir yandan imtiyazları ortadan kaldırırken, diğer yandan yandan on yıllardır horlanmış, ötekileştirilmiş kesimleri, bu ülkenin eşit vatandaşları haline getirmenin mücadelesini veriyoruz" diyen Başbakan Erdoğan, "Bundan dolayı hiç kimse üzülmesin, rahatsız olmasın, kimse hüzünlenmesin, hiç kimse kendisini dışlanmış, ötekileştirilmiş hissetmesin. Bu ülkede on yıllar boyunca belli kesimlere, belli inanç gruplarına, belli etnik kökenlere uygulanan ret, inkar ve asimilasyon politikalarını kaldırırken, hiç kimsenin haklarını sınırlandırmıyor, tam tersine gecikmiş hakları teslim ediyoruz" ifadesini kullandı.

Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Bu ülkede on yıllar boyunca, ortak değerlerimize dini değerlerimize, manevi değerlerimize yöneltilmiş baskıları kaldırırken, hiç kimsenin hayat tarzına kastetmiyor, tam tersine hayat tarzları kısıtlanmış vatandaşlarımızı rahatlatıyoruz. Türkiye'de yaşanan tam anlamıyla bir normalleşmedir. Normal olan dillerin yasaklanması değil, yaşayan her dilin özgürce konuşulmasıdır. Normal olan inançların gizlenmesi değil, özgürce yaşanmasıdır. Normal olan inançların gereğini yapmanın kısıtlanması değil, bunların önünün olabildiğince açılmasıdır. Başörtülü kızların üniversiteye girebilmesi değil, üniversite kapısından çevrilmesi anormaldir. Başörtülü bayanların TBMM'ye girmesi değil, bugüne kadar girememiş olması garabettir. Ne oldu? Bir şey oldu mu? İşte bakın normalleşti. Şimdi sevgi taçlandı, dayanışma taçlandı. Çok daha farklı bir zemine oturdu. Bu ülkede benim başı açık, başı kapalı kardeşlerimin arasında bir sıkıntı yok ki. Sıkıntı ne yazık ki karar vericilerin. Bu zaman oldu yasamada, yürütmede, yargıda hepsinde sıkıntı buralarda yaşandı. Yoksa halkın böyle bir sıkıntısı yoktu. Şimdi halk da rahatladı. İşte kamuoyu araştırmalarına bakıyorsunuz, yüzde 72-73,74 değişik şeylerde buralardan netice geliyor. Normalleşme."

Üniversitelerde, ortakokul ve liselerde farklı dil ve lehçelerin, Hazreti Peygamberin hayatının, Kur'an-ı Kerim'in seçmeli ders olarak okutulmasının, üniversitelerde farklı dil ve lehçelerde kürsülerin, enstitülerin açılması ve özel okulların kurulacak olmasının da garabet olmadığını vurgulayan Başbakan Erdoğan, bunların bugüne kadar yapılmamasının eksiklik olduğunu bildirdi.

Başbakan Erdoğan, "Bugüne kadar yaptığımız hiç bir reform, birilerine imtiyaz sağlamak için yapılmamış, tam tersine eşitliği, normalliği tesis etmek için yapılmıştır. Başı örtülü kadınlarımız gibi başı açık kadınlarımızın da bu tercihleri bizim teminatımız altındadır" dedi.


"BU ÜLKEYİ CHP DEĞİL, MİLLET KURMUŞTUR"

Yaptıkları her şeyi adalet için, Türkiye'de normalleşmeyi sağlamak için yaptıklarını yineleyen Başbakan Erdoğan, "Şunu herkesin bilmeni istiyorum; bu ülkeyi, bu cumhuriyeti, CHP değil, millet kurmuştur, millet. Bunu iyi bilmemiz lazım. Bu ülkeye demokrasiyi CHP getirmemiş, CHP'nin direnişine rağmen, CHP'ye rağmen millet demokrasiyi getirmiştir bunu da iyi bilmemiz lazım" değerlendirmesini yaptı.

"Demokrasilerde bir siyasi partinin kalkıpta il başkanı o ilin valisi olur mu?" diye soran Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:

"Ama biz bunları gördük, Türkiye'de bunların hepsi oldu. Şimdi bunlar çıkıp 'biz demokratız' diyorlar. 'Demokrasinin en sadık bekçisi biziz' diyorlar. İşte tarih bunları açık net bizim önümüzde gösteriyor. Neyin normal, neyin anormal olduğuna karar verecek olan CHP, ya da onun bazı kibirli milletvekilleri değil, 76 milyonun tamamıdır. O günler artık geride kalmıştır. Tek parti dönemi de tek parti zihniyeti de kendisini cumhuriyetin yegane sahibi görme hastalığı da artık geride kalmıştır. Herkesin ortak değerleri olan cumhuriyet üzerinden, bayrak üzerinden bir ayrışmaya, bir kutuplaşmaya gidilmesine bizim gönlümüz razı olmaz. İzmir'deki cumhuriyet coşkusuda bizim coşkumuzdur, İstanbul'daki Marmaray coşkusu da bizim coşkumuzdur. Ne cumhuriyet birilerinin tapulu malıdır, ne de Marmaray birilerinin tapulu malıdır. Milletin tümünündür. Cumhuriyet, demokrasi, ekkonomide elde ettiğimiz her başarı bizim ortak gururumuzdur. Biz emanetçiyiz, hizmetkarız. Biz görevimizi yapıyoruz. Bugün varız yarın yokuz. Eğer biz bunu başarılı bir şekilde yapıyorda milletimiz 'Allah bu iktidardan razı olsun' diyorsa ha en büyük zenginlik budur. Ama yok tam aksi olursa o zamanda millet sizi tarih boyunca lanetle anar. Birlerini andığı gibi. Bunu da çok iyi bilmemiz lazım."


"TÜRKİYE'Yİ FARKLI KONUŞACAKSINIZ"

Marmaray, hızlı tren ve yapımı devam eden şehir hastanelerine değinen Başbakan Erdoğan, "İnşallah 3 sene sonra, 14 vilayetimizdeki, bunların sayıları artacak, şu şehir hastanelerimiz bittiği zaman Türkiye'yi farklı konuşacaksınız, halkımız da çok farklı konuşacak" dedi.

Vatandaşların bu hastanelerdeki ilgiyi ve alakayı gördükleri zaman "Biz nasıl bir dünyada yaşıyoruz" diyeceklerini belirten Başbakan Erdoğan, Yatırım Destek Ajansı Toplantısı yaptıklarını, orada Dünya Bankası Başkanının "Sağlıkta dünyaya, Türkiye'yi örnek gösteriyoruz" dediğini hatırlattı.

Dünyanın ileri gelen gazetelerinin de Türkiye'deki sağlık reformları ile ilgili kendileri ile görüşme talepleri olduğunu bildiren Erdoğan, "Çünkü geliyorlar, geziyorlar, görüyorlar. Nitekim yine başka yatırımcı bir firmanın CEO'su o da İstanbul'da hastaneleri gezmiş, o da aynı şeyi söylüyor, 'Sağlıkta biz Türkiye'yi örnek alınacak bir ülke olarak gördük.' İnşallah eğitimdeki eksikliklerimizi de süratle giderdiğimiz anda Türkiye gençliği ile çok ciddi bir sıçramayı yaşayacak ve adeta bir merkez haline gelecektir" diye konuştu.

Eğitim alanındaki bu adımları Milli Eğitim Bakanlığı ve YÖK'ün bir dayanışma içerisinde yürüteceğini anlatan Erdoğan, fiziki mekanların her geçen güzelleştiğini ancak öğrenci başına düşen akademisyen sayısının da artırılması gerektiğini vurguladı.

Dünya örnekleri gözönüne alındığında bitirilen fiziki mekanların gayet güzel olduğunu dile getiren Erdoğan, "Ama yeterli değil. Burada dediğim gibi hocalar noktası çok çok önemli, inşallah bu açığımızı da gerek Milli Eğitim, gerek YÖK yoğun bir şekilde çalışarak, bunu da inşallah telafi edeceğiz" dedi.


YENİ TÜRKİYE

"İstanbul'da ikinci tüp geçit, üçüncü köprü, havalimanları, tüm bunlar cumhuriyetin kazanımlarıyla beraber bizim ortak gururumuzdur" değerlendirmesini yapan Erdoğan, şunları kaydetti:

"Bayrak hiç bir zümrenin değil, 76 milyonun bayrağıdır, şehitlerimiz, hiç bir siyasi partinin değil, 76 milyonun şehitleridir. Cumhuriyet, hiç bir siyasi partinin değil, 76 milyonun cumhuriyetidir. Yeni Türkiye'de bayrak, şehitlerimiz, cumhuriyetimiz, ortak değerlerimiz. Özellikle de demokrasi ve insan hakları üzerinden bir kutuplaşmayı kabul etmiyoruz. Böyle bir kutuplaşmaya da asla bir zemin hazırlamıyoruz. Yeni Türkiye, Meclis'in açıldığı günkü Türkiye'dir. Bunu böyle görmemiz lazım. Yeni Türkiye, 76 milyonu bir, beraber, eşit gören bir Türkiye'dir. Yeni Türkiye imtiyazları ortadan kaldırmış, geleceğe umutla, güvenle bakan ortak hedeflere yürüyen bir Türkiye'dir. Tıpkı 23 Nisan 1920'de olduğu gibi bugünün ve geleceğin Türkiye'sinde de ayrımcılığa inanıyorum ki yer bulunmayacak. Tıpkı ilk Mecliste olduğu gibi bugünün ve geleceğin Türkiye'sinde de aşağılama, horlama, red, inkar ve asimilasyon olmayacak. Yeni Türkiye'de inşallah, yeni acılar olmayacak. Yeni Türkiye'de geçmişin ağırlıkları, geçmişin prangaları, zincirleri olmayacak. Yeni Türkiye'de paryalar olmayacak, garipler olmayacak. Kendisine misafir gibi bakan veya kendisini misafir gibi hisseden, kendisini yabancı gibi hisseden, kendisine uzaydan gelmiş gibi muamele edilen kesimler olmayacak. 23 Nisan 1920'de nasılki hepimiz bu vatanın sahibiysek, bugün de yarın da kendimizi bu vatanın eşit sahip ve sahibeleri olarak hissedecek ve geleceği de böyle inşa edeceğiz. Buradan Yeni Türkiye'yi özüyle, ruhuyla, tarihiyle ve ecdadıyla yeniden kucaklaşan bu ülkemizi Türkiye'yi gönülden selamlıyor, Türkiye'nin ufku her daim açık olsun diyorum."


"TÜRKİYE'DE BİR KUTUPLAŞMA, BİR AYRIŞMA, BİR FARKLILAŞMA KESİNLİKLE YOKTUR"

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Türkiye'de bir kutuplaşma, bir ayrışma, bir farklılaşma kesinlikle yoktur. Bu yönde, muhalefetin çok yoğun çabaları olmasına rağmen, Türkiye, yakın tarihte hiç olmadığı kadar birbirine kenetlenmiş ve aynı istikamete yönelmiş haldedir" dedi.

Erdoğan, AK Parti 21. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, "Asrın Projesi" olarak adlandırılan MARMARAY açıldığında bazı çevrelerin "Tabii ki yapacaksınız, bu sizin vazifeniz" dediğini anımsatarak, "Evet, biz vazifemizi yerine getiriyoruz" dedi.

AK Parti'nin hakkıyla yerine getirdiği vazifeyi, Türkiye'yi yöneten diğer hükümetlerin neden ve niçin yerine getirmediğini soran Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:

"Bu milletin evlatları, siz bugünün gençlerisiniz, dünün gençleri olarak bizler, patika yollarda araba kullanmaya mecbur muyduk, oralarda seyahat etmeye mecbur muyduk. Karadeniz'de memleketim Rize'ye giderken Arvelit Dağları'nda, burunlu otobüslerde aşağıya baktığımız zaman, acaba ne zaman yuvarlanacağız diye yolculuk yapmaya mecbur muyduk? İki araç yan yana geçemiyordu. Benim Antalya'da yaşayan, Muğla'da yaşayan kardeşlerim bunu iyi bilir, iki araç yan yana gidemiyordu. Acaba buraları duble yollara, bölünmüş yollara çeviren hangi iktidar? Onların görevi değil miydi? Dağları Ferhat gibi delmek suretiyle Şirin'e kavuşturan bu iktidardan önceki iktidar, acaba niçin dağları delemiyorlardı. Dünya yapıyordu bunları, ama onlar dünyadan bihaberdiler. Biz dağları deldik. Cumhuriyet tarihinde 6 bin 100 kilometre bölünmüş yol yapılmışken. Biz, 11 yılda 17 bin kilometre bölünmüş yol yaptık. Dağları deldik, tüneller açıyoruz. Tüm bunlarla beraber vatandaşımın yol emniyetini süratle geliştiriyoruz."


"SEVGİLİ GENÇLER, 'TÜP GEÇİT' DEDİM DE AKLIMA TÜP KUYRUKLARI GELDİ"

Başbakan Erdoğan, MARMARAY ile Sultan Abdülmecid döneminde başlayan, Sultan Abdülhamid döneminde ilk mimari çizimleri yapılan, 153 yıllık bir hayali gerçekleştirdiklerini anlatarak, "Osmanlı döneminde de Cumhuriyet tarihimizde de bu hayal, bu rüya gerçeğe dönüştürülemedi. Acaba niçin? Bu soruyu, bizim bu zeki gençliğimiz, akıllı gençliğimiz acaba niçin, neden sormaz" diye konuştu.

"Sevgili gençler, 'tüp geçit' dedim de aklıma tüp kuyrukları geldi" diyen Erdoğan, şöyle devam etti:

"Bugün birçok genç, tüpün ne demek olduğunu, evde ne için kullanıldığını bile bilmiyor. Çünkü artık Türkiye'de birçok eve tüp girmiyor, doğalgaz giriyor. Ama bundan 20-30 yıl önce, büyükşehirlerde dahi, evde tencereyi kaynatacak tüp bulunamıyor, tüpçülerin önünde uzun kuyruklar oluşuyordu. Margarinin, kıymanın, şekerin kuyrukla alındığı, emekli maaşlarının, kitabın, defterin, kalemin, sağlık hizmetlerinin kuyrukla alındığı günlerden bugünlere geldik, sevgili gençler.

Bizim jenerasyon, hatta bizden daha genç olan jenerasyon, bizler okullarımızda şu anda sizin birinci kalitedeki kağıtla, kuşe kağıtla hazırlanmış kitapla değil biz teksir notlarını ağabeylerimizden satın almak isterdik. O teksir notları nedir biliyor musunuz, sevgili gençler? Bunlar saman kağıdı denilen kağıtlardı, biz onları ağabeylerimizden satın almak isterdik, bize hatıra diye satmazlardı. Yalvar yakar alırdık, bunları tekrar kaleme dökerdik, şahsen ben öyle okudum. Şimdi okullar açılırken sıraların üzerine kuşe kağıttan kitapları koyuyoruz ve çocuklarımıza artık bu sıkıntıyı yaşatmıyoruz. Biz kitaplarımızı kırtasiyeden bulamazdık, defter, kalem, silgi bulamazdık ama şimdi bunların hepsi hamdolsun tarih oldu. Evet, biz vazifemizi yapıyoruz, vazifemizi de hakkıyla yapıyoruz."


"ON YILLAR BOYUNCA TÜRKİYE'NİN ENERJİSİ, TÜRKİYE'NİN KAYNAKLARI, TÜRKİYE'NİN VAKTİ HEBA EDİLDİ"

Başbakan Erdoğan, Türkiye'de yıllar boyunca AK Parti'den önceki hükümetlerin asli vazifelerini yapmadığını, millet kuyruklarda hayati ihtiyaçlarını karşılamaya çalışırken, milletin, ülkenin kaynaklarının yolsuzluklarla çarcur edildiğini ifade etti.

Gençlerden, büyüklerine "gerçekten böyle miydi" diye sormalarını isteyen Erdoğan, şunları kaydetti:

"Fazla geriye gitmeye gerek yok, ben belediye başkanı olduğumda, CHP'den belediye devralmıştım, İstanbul'da devraldığım belediyenin otobüsleri inanın ellerinizi koltuğa tutamazsınız, oturamazsınız, kalktığınız zaman mazot pislikleriyle kalkarsınız. Zaten klima mümkün değildi. Tıklım tıklım doluyordu otobüs, binersiniz indiğiniz yerde adeta hamamdan çıkmış gibi olurdunuz. Ama düşünün biz bu sektöre artık Mercedes'i soktuk, getirdik MAN kalite otobüsleri soktuk, BMC'leri soktuk. Klimaları soktuk. Bütün bunların yanında İstanbul'da metrobüslerle artık halkımız toplu taşımacılık kültüründe farklı bir süreci yaşıyor. Metro yoğun olarak hizmetini vermeye devam ediyor. İstanbul'da kısa bir süre sonra belli metro hatları açılacak, Ankara da bu metroyla toplu taşımada en güzel hizmetleri alır hale gelecek. Bütün bunlar AK Parti belediyeciliğinin, iktidarının insana verdiği değerin bir ifadesidir. Ama iş bilmezlerin elinde, dürüstlükten uzak siyasetçilerin elinde, milletten aldığı emanetin şuurunda olmayanların elinde, on yıllar boyunca Türkiye'nin enerjisi, Türkiye'nin kaynakları, Türkiye'nin vakti heba edildi."

Başbakan Erdoğan, şu andaki muhalefet partilerinin vizyonu olmadığını belirterek, "Bırakınız 2023, 2053, 2071 vizyonunu, bu muhalefette, bir Marmaray vizyonunu gören var mı? Bu muhalefette, Hızlı Tren vizyonunu gören var mı? Bu muhalefette, bütün Türkiye'yi kucaklayan, bütün dünyaya el uzatan bir dış politika vizyonu görebilen var mı" diye konuştu.


"BİZ, MARMARAY COŞKUSUNU YAŞARKEN, MUHALEFETİN GENEL MÜDÜRÜ TANDOĞAN'DA..."

AK Parti Genel Başkanı Erdoğan, "Biz, İstanbul'da, Cumhurbaşkanımızla, bakanlarımızla, konuk Cumhurbaşkanıyla, konuk başbakanlarla, en önemlisi de yüzbinlerce vatandaşımızla Marmaray coşkusunu yaşarken, muhalefetin genel müdürü Ankara Tandoğan'da son derece seviyesiz, son derece edepsiz biçimde bu ülkenin Başbakanı'na hakaret ediyordu. Onlar hep birlikte 10'uncu Yıl Marşı'nı söylerken, biz 90'ıncı yıla Marmaray'ı hediye ediyor, 100'üncü yılın hedeflerinden bahsediyorduk. Bunlar hep bugüne kadar 10. Yıl Marşı'nı söylediler. Peki ne yaptınız arkadaş, nereye kaç kilometre raylı sistem döşediniz? Sıfır" diye konuştu.

Marmaray'ın, dualarla açılmasının, Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez'in orada dua etmesinin, Japonya Başbakanı dahil orada ellerin semaya açılmasının birileri tarafından yadırgandığını anlatan Başbakan Erdoğan, "Bu ülkenin ilk Meclisi Gazi Mustafa Kemal ve arkadaşlarının iştirak ettiği dualarla açılmışken, Marmaray'ın dualarla açılması sizi neden rahatsız ediyor? Bu ülkenin ilk Meclisi, 23 Nisan 1920'de, Gazi Mustafa Kemal'in bizzat bir cuma gününü seçmesiyle, cuma namazının ardından hatimlerin, mevlitlerin akabinde, Eski Meclis Binası önünde yapılan dualarla açılmıştır" dedi.

Erdoğan, İstiklal Marşı'ndaki "Ruhumun, senden ilahi, şudur ancak emeli: / Değmesin ma'bedimin göğsüne na-mahrem eli, / Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli, / Ebedi, yurdumun üstünde benim inlemeli" dizelerinin de bir dua olduğunu anımsatarak, "Acaba bu dörtlüğün, bunlar, İstiklal Marşı'nın içinde olduğunu biliyor mu? İnanın bunu da bilmiyor, bunlar sadece 2 dörtlükten ibaret İstiklal Marşımız olduğunu biliyordur" diye konuştu.


"DEMOKRATİK SİYASET ZEMİNİNİ ZAYIFLATMAYI AMAÇLAYAN KAVRAMLAR..."

Marmaray'ın dualarla açılmasından rahatsız olanların Türkiye'yi, bu toprakları ve İstiklal Marşı'nı tanımadıkları gibi kendi tarihine, kendi tarihinin değerlerine ve medeniyetlerine de yabancı olduklarını vurgulayan Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:

"Türkiye'de bir kutuplaşma, bir ayrışma, bir farklılaşma kesinlikle yoktur. Bu yönde, muhalefetin çok yoğun çabaları olmasına rağmen Türkiye, yakın tarihte hiç olmadığı kadar birbirine kenetlenmiş ve aynı istikamete yönelmiş haldedir. Belli çevreler tarafından, son derece kasıtlı bir biçimde Türkiye gündemine taşınmak istenen kavramlar, demokratik siyaset zeminini zayıflatmayı amaçlayan kavramlardır. Diktatörlük, sivil diktatörlük, postmodern otoriterlik, Müslüman vesayeti, kutuplaşma, çoğunluğun azınlığa hükmetmesi, mahalle baskısı, yaşam tarzlarına müdahale gibi kavramlar, belli zamanlarda ve belli bir program dahilinde tedavüle sokulmak isteniyor.

On yıllardır sahip oldukları imtiyazları ellerinden gidenler, bu imtiyazları kaybediyor olmanın burukluğu içinde, normalleşme yolundaki her adımı bir korku senaryosuna tahvil etmeye çalışıyorlar. Karanlığı bir yaşam tarzı haline getirmiş olanlar, aydınlıktan ürküyorlar. Kaosu, puslu, sisli havayı içselleştirmiş olanlar, kaos ve sis dağıldıkça kendilerine has o eskideki güzel günlerini özlüyor, o günlere geri dönmenin mücadelesini veriyorlar."


"UZLAŞMAK, HERKESİN, 76 MİLYONUN AYNI ŞEYİ DÜŞÜNMESİ, AYNI ŞEYİ İSTEMESİ ASLA DEĞİLDİR"

Başbakan Erdoğan, demokratik sistemlerin, farklı fikirlerin, farklı taleplerin özgürce dile getirilebildiği sistemler olduğuna işaret ederek, başkasının özgürlük alanına müdahale etmediği, başkasının değerlerine hakaret etmediği sürece herkesin görüşlerini ifade edebilme, taleplerini rahatlıkla dile getirebilme hakkı bulunduğunu söyledi.

"Uzlaşmak, herkesin, 76 milyonun aynı şeyi düşünmesi, aynı şeyi istemesi asla değildir" diyen Erdoğan, öncelikle uzlaşılması gereken şeyin, "meşru demokratik siyaset zemininin korunması ve bu zeminin şiddet içermeyen her fikre, her talebe açık olması" olduğunu dile getirdi.

Erdoğan, "Başkasının özgürlük alanını daraltarak uzlaşma olmaz. Başkasının görüşlerini, fikirlerini, yaşam tarzlarını kısıtlayarak uzlaşma olmaz. Milletin fertleri arasında ayrışmaya, eşitsizliğe, horlamaya sebep olacak imtiyazları savunarak, dayatmaları, baskıları muhafaza ederek uzlaşma olmaz. Eğer, kendinizi diğer herkesten üstün görüyor, kendi yaşam tarzınızı herkese dayatıyor, kendinizi ülkenin ve devletin sahibi görüp, diğer herkese misafir muamelesi yapıyorsanız, burada uzlaşma olmaz" değerlendirmelerinde bulundu.


"TOPLUMUN FARKLI DÜŞÜNMESİ, YA DA FARKLI TALEPLERİ DİLE GETİRMESİ BİR KUTUPLAŞMA DEĞİLDİR"

Kendisini Cumhuriyet'in, bayrağın, vatanın, ortak milli değerlerin yegane sahibi görerek demokratik kültürü ve özgürlüğü egemen kılmanın mümkün olmayacağını vurgulayan Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:

"Toplumun farklı düşünmesi, ya da farklı talepleri dile getirmesi bir kutuplaşma değildir. Ancak imtiyaz elde etmek, ya da elindeki imtiyazları muhafaza etmek adına, teröre, şiddete, sokak eylemlerine, illegal yöntemlere başvurmak bir kutuplaşmadır ve biz böyle bir kutuplaşmanın önünde var gücümüzle dururuz. İmtiyaz elde etmek, ya da elindeki imtiyazları muhafaza etmek isteyenlerle herhangi bir uzlaşmayı, biz, demokrasiye, insani değerlere, her şeyden öte millete bir ihanet olarak görürüz.

Yani çoğunluk, azınlığa baskı uygulamayacak, tahakküm etmeyecek. Ancak on yıllardır yapıldığı gibi azınlığın çoğunluğa baskı uygulaması, dayatmalarda bulunması, tahakküm etmesi de yeni Türkiye'de asla kendisine yer bulamayacak. Yeni Türkiye'de imtiyazlara yer yoktur ve olamaz. Yeni Türkiye'de, siyasette, hukukta, ekonomide, sosyal hayatta, imtiyazlara yer yoktur ve olamaz."

Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin sahibinin, 76 milyon vatandaşın tamamı olduğuna işaret ederek, "Büyük bir kibirle, ceberrut bir tavırla, parmağını sallayarak, kendisi dışındakileri aşağılama dönemi, geri gelmemek üzere kapanmıştır. Kendisini ülkenin yegane sahibi görüp, diğerlerine mürebbiye tavrıyla muamele eden herkesin, eski Türkiye'nin bu kötü alışkanlığından vazgeçmesini rica ediyorum. Bugüne kadar horlanmış, bugüne kadar aşağılanmış, bugüne kadar, kendisini ikinci sınıf vatandaşmış gibi hissetmiş herkesin de her bir vatandaşımın, her bir kardeşimin de artık özgüven içinde, göğsünü gere gere, 'Ben de bu ülkenin sahibiyim' demesini, bunu da sonuna kadar savunmasını rica ediyorum" diye konuştu.


"BEN ANA MUHALEFETE DE DİĞER MUHALEFET PARTİLERİNE DE SESLENİYORUM"

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, çözüm sürecine ilişkin, "Süreci çok büyük bir sabırla, çok büyük bir hassasiyetle muhafaza ediyoruz. Muhalefet partilerinin son derece sorumsuz tavırlarına rağmen içeride ve dışarıda yapılan çirkin sabotajlara rağmen, savaş lobilerinin, kan lobilerinin kışkırtmalarına rağmen bu baharın kalıcı olması için yüreğimizi ortaya koyuyoruz. Bu süreci bozan, bunun vebalinin altında kalır" dedi.

Erdoğan, AK Parti 21. İstişare ve Değerlendirme Toplantısında yaptığı konuşmada, terörün eski Türkiye'den bugüne devrolunan önemli bir sorun olduğunu söyledi.

Tıpkı Türkiye'nin diğer kronik meseleleri gibi terör meselesinin ilelebet devam edeceğine hiçbir zaman inanmadıklarını belirten Erdoğan, bu konuda hiçbir zaman umutsuz olmadıklarını ama ciddi zaman kaybettiklerini dile getirdi.

AK Parti'yi kurdukları andan itibaren meselenin üzerine cesaretle gittiklerini ifade eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Terör meselesinin çözümünde karşılaştığımız dirençle bugüne kadar hiçbir meselede karşılaşmadık. Hem içeriden hem dışarıdan çok farklı odakların, çok farklı çevrelerin bu meselenin çözümünü engellemek için yoğun bir direnç sergilediklerine, her yola başvurduklarına şahit olduk ancak meselenin çözümü noktasında hiçbir zaman umutsuz olmadık, hiç vazgeçmedik. Hiçbir zaman meselenin üzerini örtme gayretine girmedik, asla böyle gelmiş böyle gider anlayışına tevessül etmedik. Eski Türkiye'de çözümsüzlüğün çözüm olarak kabul edildiği nice mesele gibi terör meselesinin de çözümsüzlüğe mahkum edilmesine asla rıza göstermedik."

Kızılcahamam ilçesinin merkezinde bir şehit ağacı olduğunu, Türkiye her şehit verdiğinde o ağaca şehit olan askerin künyesinin çakıldığını anlatan Erdoğan, şöyle konuştu:

"Kökü derinde bir çınarın yaprakları gibi o şehit ağacının üzerinde 8 bine yakın künye bize tarihimizi, şehitlerimizi hatırlatıyor ve bize bizi hatırlatıyor. Son bir yılda o şehit ağacına, terör nedeniyle şehit olmuş bir tek askerimizin bile künyesi çakılmadı. Birilerinin o ağaca yeni künyeler çakabilmek için sabırsızlandığını biliyorum, birilerinin o ağaca yeni künyeler çaktırabilmek için de sabırsızlandığını biliyorum ama biz o ağacın yeni acılara şahit olmaması için samimiyetle çaba sarf ediyoruz. Bir yıldır yeni terör şehitleri için gözyaşı dökmüyor, sadece o ağaç değil, sadece Kızılcahamam değil, Allah'a hamdolsun bir yıldır Türkiye'de terör nedeniyle acı haberler almıyor, gözyaşı dökmüyoruz. Bir yıldır terör nedeniyle ocaklara ateş düşmüyor, annelerin, babaların yürekleri dağlanmıyor."

Geçen hafta Van'a gerçekleştirdiği ziyaret ve yapılan açılışlara da değinen Erdoğan, "Doğunun erken kışına rağmen yaklaşık 1,5 katrilyonluk açılış törenlerini gerçekleştirdik ki bizim Van'a deprem vesilesiyle yaptığımız yatırımlar toplam olarak 5 katrilyonu aşmıştır. Geçmişinden bugüne Van'a baktığımızda böyle bir yatırım Van'da söz konusu değil ve bir bahar coşkusu var. Yürekleri tamamen kuşattığına ve ısıttığına şahit olduk" ifadesini kullandı.


"BU SÜRECİ BOZAN, BUNUN VEBALİNİN ALTINDA KALIR"

Erdoğan, bazı yerlerde hala tehditlerin olduğuna işaret ederek, şunları söyledi:

"Bu tehditlerin de nerelerden geldiğini anlıyorsunuz. Şırnak'ta, Batman'da, Hakkari'de, Diyarbakır'da, Doğu'nun ve Güneydoğu'nun illerinde olduğu kadar diğer bölgelerimizde, 81 vilayetimizde bahar coşkusunun devam ettiğini, umudun yeşerdiğini görüyoruz. Süreci çok büyük bir sabırla, çok büyük bir hassasiyetle muhafaza ediyoruz. Muhalefet partilerinin son derece sorumsuz tavırlarına rağmen içeride ve dışarıda yapılan çirkin sabotajlara rağmen, savaş lobilerinin, kan lobilerinin kışkırtmalarına rağmen bu baharın kalıcı olması için yüreğimizi ortaya koyuyoruz. Bu süreci bozan, bunun vebalinin altında kalır. Ben ana muhalefete de diğer muhalefet partilerine de sesleniyorum. Gidin lütfen bölgede bir tabela partisi olarak kalmayın, orada siyaset yapın.

Orada demokrasi mücadelesini verin, orada nasıl olsa anamuhalefet gitmiyor, diğeri de gitmiyor, bir diğeri zaten 'ben diyor Kürtlerin partisiyim' kendisini bu şekilde lanse etmeye çalışıyor. Kim kalıyor orada? Bir AK Parti kalıyor. Biz çalışıyoruz, çalışacağız ama siyaset yapıyorsanız siz de gidin çalışın. O zaman bölge, çok daha farklı bir hale gelecektir. Biz elimizi, bedenimizi, canımızı bu sürece koyduk. Bu süreç çözüm sürecidir. İnşallah da nihai neticeyi alıncaya kadar, gençlerin ölümünü inşallah tamamen durduruncaya kadar mücadeleye devam edeceğiz. Bizim niyetimiz gayet açıktır. Biz şiddetin ve silahın artık devreden çıkmasını, siyasetin devreye girmesini arzu ediyoruz. Ne mesele varsa siyaset zemininde, demokrasi ve meşruiyet zemininde konuşulur ve o zemin üzerinde sorunlar çözüme kavuşturulur. Silahların devreden çıkması, siyasetin sorumluluk alması için de hassasiyet içinde ilerlemeyi sürdüreceğiz."


"HALEN İKİ SEÇMENDEN BİRİ AK PARTİ DİYOR"

Başbakan Erdoğan, 30 Mart 2014 yerel seçimleri için hazırlıklarının belli bir aşamaya geldiğini belirterek, sahadaki araştırmaları yaptıklarını ve yapacaklarını vurguladı.

Temayül yoklamalarının geçen hafta sonu itibarıyla 16 mevcut büyükşehir ve ilçelerinde yapıldığını hatırlatan Erdoğan, 9 Kasım'da da yeni 14 büyükşehir ve ilçelerinde, 16-17 Kasım'da diğer 51 il ve ilçelerinde temayül yoklamalarını yaparak, bu süreci tamamlayacaklarını bildirdi.

Başbakan Erdoğan, gerek il genel gerekse belediye meclis listeleriyle ilgili süreyi uzattıklarını dile getirerek, "Yani 1 Aralık'a kadar meclis üyelikleriyle ilgili müracatı alacağız. Konuyla ilgili seçim işleri başkanlığımız tüm teşkilatımıza genelgeyi göndermiş vaziyette. Anket çalışmaları, temayül yoklamaları yanında tabii teşkilatımızın tüm kademelerinin, şehirlerimizde kanaat önderlerinin görüşlerini de bu arada alacak inşallah tüm adaylarımızı belli bir takvim içinde üst kurul olarak çalışmalarımızı yapıp neticeyi de süratle açıklamaya başlayacağız" dedi.

Birilerine makam tesis etme gibi bir gayelerinin olmadığına dikkati çeken Erdoğan, şöyle devam etti:

"Biz şehirlerimize hizmet üreteceğiz. Bu çalışmayı yaparken biz temayül yoklamalarından gelen neticelere de 'Temayül yoklamasında böyle çıktı öyleyse böyle olacak' diyemeyiz. Çünkü teşkilatımız bu noktada bizi bir yerde mazur görsün. Temayül yoklamalarının da bazen ne şekilde olduğunu az çok biliriz. Teşkilat tecrübemiz bize bunu gösterir. Birçok yerlerde çok ciddi bir kurumsal milliyetçiliğin yapıldığını biliriz. Onun için de bize tabii ki yol gösterici olacaktır, onlardan istifade edeceğiz ama o yoklama neticesi belirleyici de olmayacak. Bu bakımdan ehliyeti, liyakatı ve AK Parti'nin belediyecilik anlayışını şehirlerimize taşıyacak kabiliyette insanları ve karşılığı olan, AK Parti'nin oradaki oylarına bir katma değer sağlayacak isimlerle çıkmak istiyoruz ki bu seçimlerin inşallah neticesi çok daha farklı olsun."

Yapılan kamuoyu araştırmalarının, AK Parti'nin gücüne güç katarak yoluna devam ettiğini gösterdiğini, Türkiye'de halen iki seçmenden birinin "AK Parti" dediğini belirten Erdoğan, iktidar partisi olarak böyle bir durumu korumanın önemini vurguladı.

Yapılan yasal düzenlemeyle 30 büyükşehirin, tüm mülki sınırlarıyla beraber belediye başkanını, başkanlarını seçeceğini anlatan Erdoğan, şunları kaydetti:

"Artık il genel meclisi diye bir şey bu 30 büyükşehirde kalmayacak biliyorsunuz. 30 büyükşehirde artık tek meclis var. Nedir o? Büyükşehir belediye meclisidir. Tüm mülki sınırların, bütün imar planlarının, altyapı üstyapıyla ilgili değerlendirmelerini burası yapacak. İtfaiye dediğimiz zaman burası yapacak. Ama ilçe belediyeleri de malum milli uygulama planlarıyla büyükşehirle müşterek bir çalışmayı yürütecek. Artık en ücra köşeye kadar, köy yok, bundan sonra mahalle var. Beldeler, bunlar da mahalle oluyorlar, mahalle var. Dolayısıyla böyle bir şehircilik anlayışı, şu anda Türkiye'deki seçmenin yüzde kaçına hitap ediyor, işte burası çok önemli, yüzde 75'ine hitap ediyor. 30 büyükşehir yüzde 75'i kapsıyor. Onun için ne denli yoğun çalışmamız gerektiğini tüm teşkilatıma hatırlatmak, duyurmak istiyorum. İnşallah son derece hassas bir aday tercih süreciyle her yerleşim biriminde sevinçle karşılanacak, güven telkin edecek adaylar belirleyeceğiz."


"KENDİ MİLLETVEKİLLERİ DAHİ SANDIKTAN UMUDUNU KESMİŞ"

Seçim sürecinde sadece adayın, genel merkezin çalışmasının yetmediğini belirten Erdoğan, son derece kritik bir sürece, seçime girdiklerine işaret etti. Erdoğan, "Sandığın horlandığı, demokrasi ve seçimlerin tartışmaya açılmak istendiği, sokak hareketleriyle demokrasinin adeta zapturapt altına alınmak istendiği bir sürece giriyoruz" şeklinde konuştu.

"Muhalefet, sandıktan umudunu kestiği için sokakları terörize etmek, sokak olaylarını kışkırtmak suretiyle çok çirkin, kirli ve tehlikeli durumların içine giriyor" değerlendirmesinde bulunan Erdoğan, şunları kaydetti:

"CHP'ye bir bakıyorsunuz, Reyhanlı saldırısıyla irtibatlı. Bir bakıyorsunuz, katil Esed ile irtibatlı. Bir bakıyorsunuz, eli kanlı terör örgütleriyle irtibatlı. Kendi milletvekilleri dahi sandıktan umudunu kesmiş şekilde eline taş alıp terör estirebiliyor. Polisimize saldırıyor, polisimize tokat atma cüretini gösterebilecek kadar ileri gidebiliyor. Eli kanlı örgütlerle içli dışlı eylemlerde yer alabiliyor. Muhalefetin Türkiye'yi çekmeye çalıştığı bu tehlikeli sürece rağmen biz soğukkanlılıkla, sabırla, sandığı ve demokrasiyi daha da yücelterek halkımızın huzuruna hep birlikte çıkacağız. Halkımızın bu seçimde söyleyeceği, söylemeyi arzu ettiği gerçekten çok şey var. Halkımız söyleyeceğini sandıkta söylemek için büyük bir sabırla bekliyor. İnşallah günü saati geldiğinde millet, bu muhalefete hak ettiği cevabı da verecek, hiç endişeniz olmasın."

Türkiye'nin 81 vilayetinde sahada en çok kendilerinin olacağını, kapı kapı dolaşacaklarını bildiren Erdoğan, "Bunu özellikle sizlerden istiyorum. Tüm teşkilatıma, AK Parti sevdalılarına, AK Parti'ye gönül verenlere veya namzetlerine diyorum ki halkımıza tek tek ulaşacağız" diye konuştu.


"MUHALEFETİN HAKARETTEN BAŞKA SÖYLEYECEĞİ HİÇBİR ŞEY YOK"

Karalama kampanyaları içinde yer almayacaklarını, sadece yaptıklarını, hizmetlerini anlatacaklarını dile getiren Erdoğan, "Bizim başka şey anlatmamıza gerek yok. Bizim söylecek çok şeyimiz var ama muhalefetin hakaretten başka söyleyeceği hiçbir şey yok. Biz yaptıklarımız ve yapacaklarımızla gönülleri kazanacağız. Son derece uyanık, son derece aktif olacağız. Seçim kazanma umudu olmayan muhalefet her türlü kirli yönteme başvururken, biz tüm teşkilatımızla, tüm mensuplarımızla anında müdahele edip iftiraları, ithamları hemen çürütecek, halkımıza doğruları çok hızlı şekilde anlatacağız" ifadesini kullandı.

Başbakan Erdoğan, 30 Mart'ın, Türkiye'de demokrasinin daha da güç kazanması, proje ve politikalarının tekrar teyit alması bakımından milat olacağını vurguladı.

Bundan önceki gelişlerinde Kızılcahamam halkına bir söz verdiklerini anlatan Erdoğan, "Bize dediler ki hala bizim doğalgazımız gelmedi. Biz de dedik ki 'İnşallah bir dahaki Kızılcahamam kampına kadar bu iş bitecek.' Şu anda Kızılcahamam'da doğalgaz dağıtımını ilçe meydanında bizim de katılacağımız bir törenle resmen başlatıyoruz" dedi.