X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Köprüden önceki son çıkış
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Köprüden önceki son çıkış

  • Giriş Tarihi: 10.11.2013 13:43 Güncelleme Tarihi: 10.11.2013 15:30

Savaş Ay'ı vefatından hemen önce ziyaret eden Sabah Gazetesi Haber Koordinatörü Şaban Arslan, usta gazetecinin vasiyet gibi dileğini yazdı...

Şaban Arslan - Sabah

Ben 25 yıllık gazetecilik hayatımda, haberi her şeyden, hatta hayatından daha çok önemseyen bir gazeteci tanımadım. Onu bilmeyenler, bir satır bilgi, bir kare fotoğraf ya da bir anlık kamera görüntüsü için ne tür fedakarlıklara katlanılabileceğini hayal bile edemez.

Son 5 yıldır Savaş abi ile Türkiye'nin değişik yörelerine çok sayıda seyahat yaptık. Onun için haberin küçüğü, büyüğü, önemlisi, önemsizi olmazdı. Hatta hangi gazetede çalıştığı bile önemli değildi. Yazsın, yeter.

O bana, sıradan insanların hikayelerinin çok önemli habere dönüştürebileceğini öğretti. Bir çay molasında tanıştığı herhangi bir insanın bize sıradanmış gibi gelen hikayesini öyle güzel okuturdu ki. Hayat haberdi onun için "Her insanın bir manşeti vardır unutma Şaban" derdi, boğuk sesiyle.



Hastalığını hiç ciddiye almadı. Kanser hastalarının en büyük düşmanının stres olduğu bilinir ya… Savaş abi "Hastayım" diye hiç strese sokmazdı kendisini. Belki de bu hastalıkla 17 yıl gibi uzunca bir süre yaşamasının en önemli nedenlerinden biri buydu.

En yakın dostu sigaraydı. "Bırak" demekten ağzımızda tüy bitti. "Sevdiklerimi bırakmam" diyordu. Son güne kadar da bırakmadı.
8 ay kadar önce, yine bir İzmir seyahati için sözleşmiştik. Havalimanında onu beklerken gazetenin ulaştırma görevlisi aradı, "Savaş abi fenalaştı, hastaneye götürüyorum" dedi. Uçağın içinden çıkıp hastaneye koştum. Onu ilk kez bu kadar bitkin görüyordum. Nefes almakta zorlanıyordu. Şimdi o günün, sonun başlangıcı olduğunu anlıyorum.

BEN BU SESLE VERGİ REKORTMENİ OLDUM

Doktorları son zamanlarda ondan, "Yaşaması için" iki şey istiyorlardı; bir sigara içmeyeceksin, iki gırtlağını operasyonla almamız gerekiyor.
İkisini de sürekli reddetti. Aylardır yalvarıyoruz, "Savaş abi yaptıralım şu operasyonu" diye. Yok, "Ben bu sesle vergi rekortmeni oldum, ona ihanet edemem…"



Son olarak, iki ay önce Bodrum'da rahatsızlanınca, apar topar İstanbul'a gelip hastaneye yattı. Doktorların iki şartı hala geçerliydi ancak geç kalınmış, gırtlaktaki tümör iyice yayılmıştı.

Cumartesi sabahları işe gelirken hastaneye gidip ziyaret ediyordum iki aydır. Dün sabah da yanına uğradım. Tam 60 gün olmuş hastaneye yatalı. Aslında önceki günlere göre daha iyi görünüyordu. Yine her zamanki gibi, kadim dostu Gamze hanım vardı yanında. Bu sefer farklı konuşuyordu Savaş abi. "Dün akşam Metin Yüksel yanıma geldi, beni ameliyata ikna etti. Biraz toparlayayım, ameliyat olacağım" dedi.

Sonra "Şöyle karşıma otur" diyerek sandalyeyi çektirdi bana ve şimdi vasiyet gibi algıladığım şu konuşmayı yaptı: "Sesimi kaybetmemek için çok direndim ama artık köprüden önceki son çıkışa geldiğimi anlıyorum. Sabah benim hayatım. Gazetemi ve sizleri çok seviyorum. Benim için bir '40. Yıl kutlaması' yaparsanız çok mutlu olurum…"

"Tabii ki Savaş abi. Yeter ki sen bir iyileş de… Daha kaç kutlama yaparız. Hatta hemen yapalım. Burada, hastane odasında. Ya da izin alıp gazeteye götürelim seni, orada yapalım…"

Sonra ayağa kalktım, kanı iyice çekilmiş ve serum iğnesi yüzünden morarmış elini uzattı. Elini öptüm, "Gidiyor musun" dedi hüzünlü bir tonla. Veda ediyor gibiydi.

Ayrılırken Gamze hanıma, Savaş abinin genel durumunun ne olduğunu, hala sigara içip içmediğini sordum. "Çok sıkılıyor. Onu bir tek haberden ayrı kalmak strese sokuyor. Az da olsa hala sigara içiyor. Ama sanıyorum artık ameliyat için geç kalındı" dedi.

Evet geç kaldık. Savaş Abi'yi, bu görüşmeden iki saat sonra kaybettik. Hepimizin, Türk basınının, özellikle de 'haberin' başı sağ olsun…