X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER İşte Başbakan’ın bahsettiği o konuşma
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

İşte Başbakan’ın bahsettiği o konuşma

  • Giriş Tarihi: 26.11.2013 16:57 Güncelleme Tarihi: 26.11.2013 16:58

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan haftasonu Trabzon'da yaptığı konuşmada gençlerden ilk Meclis zabıtlarını okumasını, ilk Meclis'in yapısını incelemelerini istedi. Başbakan Erdoğan, "Konuşulanlara bakın, oradaki vizyona, ruha, öze, oradaki kardeşliğe bakın. Gençler sizlerden rica ediyorum, gidin Trabzonlu Ali Şükrü Bey'in hayatını okuyun. On yıllar boyunca bu millete dayatılan kelimelerin, kavramların, yaşam tarzlarının ne kadar suni, ne kadar yapay, ne kadar yeni, ne kadar anlamsız oluduğunu göreceksiniz. Korkulardan, ne kadar yersiz olduğunu bu işlerin göreceksiniz. Aslında ilk Meclis kardeş bir Meclis, bir ve beraber oldular" ifadelerini kullandı.

Erdoğan'ın bahsettiği meclisin1. dönem millekvekillerinden olan Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey'in Sevr Anlaşması sürecinde yaptığı konuşmalardan birini gazeteci-yazar Sadık Albayrak, yıllar önce yazdığı "Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar" isimli yakın tarihe ışık tutan kitabında kaleme almıştı.

Kitapta Pakistan ve Hindistan'da yaşayan müslümanların yaşadıkları zulümleri anlatan Albayrak, Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey'e Karaçi'den gelen bir telgrafı yayınladı.

14 Temmuz 1920 yılında Karaçi'den çekilen telgrafta şu ifadeler yer alıyordu;

" Hindistan Müslümanları pek haksız ve gayr-i adilane olan Türk sulh şartlarını XIII Asırlık dinî bir kurum olan Hilafet'e doğrudan doğruya saldırı sayıyorlar. Avrupa dayanışmasına karşı İslamiyeti savunmadan aciz bir vaziyette oldukları için halkın bir çoğu Hindistan'ı Darü'l-Harb ilan ederek hicrete karar vermişlerdir."

"Şimdiden binlerce halk İngiltere'ninİslamiyete karşı olan tutumuna fiilî bir protesto olmak üzere Afganistan'a hicret etmişlerdir."

"Geçen hafta 700 kişi trenle Afganistan'a müteveccihen Sind'den hareket etti. Sind ve Pencab'da derin bir heyecan devam etmektedir. Binlerce halk Peşaver yolu üstündeki istasyona koştular ve muhacirleri; vicdanlarını, dinlerini mallarının, mülklerinin üstünde tuttuklarıiçin tebrik ettiler. Malyan istasyonunda 25. 000 kişi muhacirleri tebrik etti. Lahor'da 50. 000 kişi muhacirlere para hediye etti. "Amristar" tebrik telgrafıçekti. Ravalpinti ve Peşaver'de aynı heyecan sürmektedir. Yalnız Sind'den 50. 000'i aşkın halk hicrete hazırlanmıştır. Vaziyeti yalnız, adalete, müslümanın dinî hayatına riayet şartıyla sulh anlaşması şartlarında yapılacak esaslıdeğişiklikler kurtarabilir."

"Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar" kitabında Hint mülümanlarından meclise gönderilen mektubu Ali Şükrü Bey'in bir konuşması sırasında örnek gösterdiğini belirten Sadık Albayrak daha sonra Ali Şükrü Bey'in mebuslara hitaben yaptığı konuşmaya yer verdi.

İŞTE ALİ ŞÜKRÜ BEY'İN O KONUŞMASI

"Nasıl, din kardeşlerim! Hakikî Müslümanların, hem de bizden binlerce mil uzakta yaşayan Müslüman kardeşlerimizin Türkiye Sulh Muahedesi adı verilen zulûmname karşısında ne gibi necip duygularla duygulandıklarını, ne gibi fedâkârlıklara kalkıştıklarını şimdi okuduğum ve hepsi İngiliz gazetesinden alınan vesikalar anlatmaya ziyadesiyle kafi değil mi? (…. )"

"Kardeşlerim, sanılmasın ki biraz evvel izah ettiğimiz heyecan ve galeyan, sırf Hind Müslümanlarına racidir. Batının ucundan Şark'ın en uzağına kadar her yerde oturan din kardeşlerimiz aynı yönde heyecan ve galeyan halindedirler. Ne yapalım ki bu zavallılar yine bizim, biz Müslümanların kabahatimiz, gafletimiz eseri olmak üzere hep mahküm bir vaziyette bulunuyorlar. Bunlardaki heyecanın fevkaladeliği, şiddeti ve en güçlü bir İslam Devleti olan ve asırlardan beri Cenab-ı Peygamberin bayrağını büyük bir şan ve şerefle omuzlarında taşıyan ve yine asırlarca devam eden ve bugün de devam etmekte olan Haçlı hücumlarına karşı yüce Dinimizi kanıyla, malıyla, canıyla savunan devletimizin yıkılmasına, mahv olmasına tahammül edememeleridir.

Çünkü onlar bizleri İslamın alemedarıolarak tanıyorlar. Dinî mukaddesatlarının korunma ve yaşatılmasını bizden bekliyorlar. Hatta kendi kurtuluşlarını bile!.."

"……. ."

"Şimdi söyledikilerimizi bir özetliyelim: Biz düşmanlarımızın asırlardan beri bizim hakkımızda tasarladıkları ve Umumî Harb'ten sonra ortaya çıkan vaziyet üzerine tatbik zamanı artık geldiği kanaatinde bulundukları muahedenameyi tanımadık, kabul etmedik. Nasıl tanır ve kabul edebilirdik ki biraz evvel izah ettiğim üzere bu anlaşma bir muahede değil, ancak bizim maddî ve manevî varlığımıza son vermek için İblisane birşekilde düzenlenmiş bir idam hükmü idi. Düşmanlarımız anlaşmayı tatbik için iki çareye, iki tedbire müracaat ettiler. Biri, evvela payitahtımızı işgal ve Hilafet Makamı'nı esir etmek, sonra o kutsal makamı alet ittihaz ederek aramıza nifak ve şikak tohumları ekmek, bizi birbirimize boğdurmak ve böylece tamamiyle zayıf düşürmek; bir yandan da yine bizim aramızdan para veya sair vasıtaylarla elde edecekleri vicdansızların delaletiyle bizi her türlü savunma ve mukavemet vasıtalarından mahrum etmek. Bundan sonrası kolay…"

"……"

"Binaenaleyh bugün hepimiz cihad emri ile mükellefiz. İlahî emir bu merkezdedir. Unutmayalım ki bizler asırlardan beri Hz. Peygamberin mübarek bayrağını her türlü tehlikelere karşı omuzumuzda taşıdık, İslam Dini'ni bugüne kadar kanımızla, malımızla, canımızla, hülasa herşeyimizle müdafaa ettik. Pek haklı olarak "İslamın Bayraktarı" adınıaldık."

"Her halde bizler yine bu mübarek sancağıkemal-i şan ve şerefle omuzlarımızda taşımak ve mukaddes dinimizi müdafaa ve esaret altında bulunan kardeşlerimizi kurtarmak hususunda İlahî emirlere imtisalen son nefesimize kadar mücahedeye devam edeceğiz."

Sadık Albayrak kitabında ayrıca şu ifadeleri kullandı, "Ali Şükrü Bey'in bu hitabesine göre, mağlubiyet sonucu her şeyimizi kaybedecek; ne dinimiz,ne namusumuz ve ne de maddî-manevî bir şeyimiz kalacak, aksine her şeyimiz yok olmuş olacaktır".