X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Yeni bir hamle yapacaklar
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Yeni bir hamle yapacaklar

  • Giriş Tarihi: 20.12.2013 09:43 Güncelleme Tarihi: 20.12.2013 19:55

Sabah yazarları linç kampanyasına dönüştürülen operasyonla ilgili önemli uyarılarda bulundu.

Kriminolojik ittifakın dosyalı ve kasetli kuvvetleri

Mehmet Barlas


Başbakan Erdoğan'ı ve AK Parti iktidarını hedef alan kriminolojik destekli siyasal saldırı, çeşitli cephelerde tırmanarak devam ediyor. Bu ülkede yaşamasaydık, kaderimizi bu ülkenin geleceği ile özdeş görmeseydik ve mesela Amerika'da yaşıyor olsaydık, "Bakalım bundan sonra ne olacak" diye bir filmi izler gibi uzaktan bakardık gelişmelere... Hatta oralardan işi alevlendirecek mesajlar da gönderebilirdik adamlarımıza.

Ama geçmişimiz gibi geleceğimiz de bu ülkeyle özdeş... Üstelik mesleğimizin gereği, gelişmeleri izleyip yorumlamak ve ileride neler olacağını tahmin etmeye çalışmak zorundayız... Bu gibi durumlara defalarca tanık olduğumuz için, geçmiş krizlerden alınan dersleri hatırlatmak da gerekiyor.

Belli ki Başbakan Erdoğan'ı ve AK Parti iktidarını hedef alan kriminolojik destekli siyasal saldırı cephelerinde, çok ortaklı bir ittifak var.

Karmaşık bir ittifak

Bu ittifakın üyeleri arasında İsrail güdümlü ABD parmağının varlığını, Halk Bankası'nın da açılan cephelerden biri olmasından anlamak mümkün... Ambargodaki İran'la yapılan altın ödemeli enerji alışverişinin İsrail güdümlü Amerikan güç odaklarını rahatsız ettiği, gizlenmeyen bir olguydu.

Bu durumda acaba Çin'den alınacak füze savunma sistemine ilişkin iddialar, saldırı cephelerinden yeni bir tanesi olarak açılabilir mi?

Geçmişte bu tür saldırıların sonunda nihai zaferi "Silahlı Kuvvetler"in alması beklenir ve askeri darbenin altyapısı hazırlanırdı. "28 Şubat post-modern darbesi"nin işaret fişeği de, ambargodaki Libya'yı Başbakan Erbakan'ın ziyareti ertesinde atılmamış mıydı?

Sivil demokrasilerde seçim sonuçlarını yok sayanların veya kendi küçük tabanlarını seçmen tabanından daha etkili olarak görenlerin tarihi yanılgıları da, böyle durumlarda gündeme gelir. Gerçek gücün sahibi öfkeleninceye kadar bu gösteri devam da edebilir. Oysa biraz aklı ve mantığı olanlar gerçek güçlüye "Ben olmazsam senin halin fenadır" diye asla meydan okumazlar.#Sayfa#

"Mızmız liberaller"in "hizmet"i...

Engin Ardıç

Ne istiyor Hocafendi? "Tayyip'siz AKP" istiyor, bunun olabileceğini mi düşünüyor? Başbakanın Çankaya'ya çıkarak "pasifize" olmasını istiyorsa ona bu kadar saldırarak bu yolu rahatlatacağını mı sanıyor?

Yoksa bir CHP iktidarı mı istiyor? CHP içindeki ulusalcı kanat onlara öylesine bir temizlik operasyonu uygular ki feleklerini şaşırırlar...

Hani utanmasalar, elli yıldır destekledikleri "Demirel'i isteriz" diyecekler ama en şabalak dinci bile Demirel'in doksanına geldiğinin farkında. Herhalde "Hüsamettin Cindoruk" falan diyerek kargaları da güldürmeyeceklerdir.
Öyleyse nereye varmaya çalışıyor bu adamlar?

Yoksa mesele bu kadar rasyonel, bu kadar Avrupai değil de alt tarafı alaturka bir intikam hamlesi mi sözkonusu?
"Kendi bindiği dal" meselini bir daha okusunlar. Ve de bir an önce barışmaya baksınlar, geri dönüşü olmayan nokta aşılmadıysa.

Tayyip'i devireyim derken gene merdiven altına süpürülme tehlikesi mevcuttur.

Bu süpürgenin sapını gene Kemalist bürokrasi eline alırsa da biz buna ağzımızla gülmeyiz.

Benim en çok şaştığım da, önceleri desteklerken iki yıldır başbakana ölümüne düşman kesilen "mızmız liberaller"...
Yok, bu mesele Ahmet Altan'ın aşırı şişik egosuyla, babasına karşı duyduğu kompleksle falan açıklanacak kadar basit değil.

Taksim ayaklanmasında kendini İspanya İç Savaşı romantizmine kaptırıp "no pasaran" diye enayi yazıları yazmakla da açıklanacak kadar düz değil. Nefret büyük boyutlarda ama mesele nefret kadar ilkel değil.

En sert, en vahşi muhalefeti yapar oldular. Diğer muhalif gazeteler bunların yanında Ayşegül Dergisi gibi kaldı. Kime çalışıyor bunlar? Neye "hizmet" ediyorlar?#Sayfa#

CHP'nin seçimi!

Haşmet Babaoğlu

Bugün artık kesinkes yürürlüğe konulan plan bir kaos ortamında ara rejim seçeneği yaratmak üzerine kuruludur.
Projenin açık adımları şimdi atılıyor.
Dün nefretle sözünü ettikleri kim varsa, ittifaka davet ediliyor.
CHP'li arkadaşlarıma ara sıra "siz yine de dua edin, partinin başına Haberal gelmedi!" diye takılıyorum. Takılıyorum ama sanmayın ki, sözünü ettiğim şey bir fantezi! Hayır, bazılarının kafasında böyle bir kurgu ve heves vardı; belki hâlâ vardır.

Şimdi yine CHP'nin solundan eleştiriler gelecek: "Neden CHP'yi eleştiriyorsun, bunu yapmak çok kolay; asıl AK Parti'ye bak!" diyecekler...
Ne yalan söyleyeyim; AK Parti bir süredir siyasetin keskin aktörü değil.
Daha çok "sosyal organizatör" görüntüsü veriyor.
"One minute"den bu yana uluslararası gelişmeler ve Gezi'den bu yana da içerdeki saflaşmalar doğrudan Erdoğan'ın liderliğine göre şekilleniyor.
İş yapan siyaset cesaret ister. Cesareti cisimleştiren de Erdoğan!
CHP'ye gelince...
Önümüzdeki üç seçim CHP'yi hayati önemde bir eşiğe taşıyacak.
Nasıl mı? Özetleyeyim...
Ülkenin gidişatı eninde sonunda hepimizin önüne "Türkiye'yi kim yönetecek?" sorusunu getirecek.
Bir de gerçekten barıştan yana olanlarla, olmayanlar nihai olarak ayrışacak.
Hiç kuşkunuz olmasın! O soruya "Türkiye" cevabını verecek ve aynı zamanda barışa sahip çıkacak CHP'liler ile bugünkü CHP yönetiminin tercih edecekleri ittifaklar çok farklı olacak.#Sayfa#

Demokrasi, yargı ve polis

Erdal Şafak

76 milyon yurttaşın her biri, devletine güvenmeli. Devletinin özel hayatına müdahale etmediğine tam inanç beslemeli.
Yoksa dinleme çılgınlığı ile dinlenme paranoyası birleşir ve ortaya bir korku rejimi çıkar.
O korku rejiminin de hukuki bir tanımı var: Polis devleti.
Eğer demokratik rejimimizin bir polis devletine dönüşmekte olduğu, gerçek iktidarın bir polis çetesinin eline geçmekte olduğu, o çeteyi de dış güçlerin yönlendirmekte olduğu korkusu ya da kuşkusu yayılmaya başlarsa, yandı gülüm keten helva.
O zaman toplumumuzun ne özgürlüğünden söz edebiliriz, ne de sağlığından.
***

Hele hele...
Siyasallaşmış yargı ile çeteleşmiş polis işbirliği yaparsa...
Böyle bir tehlikenin olasılığı bile bizi kaosa götürür.
Sadece kaosa değil, belki isyana da götürür.
Sadece isyana değil, fetrete de götürür.
Sadece fetrete değil, çöküşe de götürür.
***

O nedenle yargı yargılığını bilecek. Polis de polisliğini...
Yoksa çanlar bizim için çalıyor.
Vicdanları derinden yaralayan malum operasyonla ilgili olarak İspanya'nın en güçlü gazetesi "El Pais"in yaptığı değerlendirmeyi hiçbirimiz aklımızdan çıkarmamalıyız: "Şafak vakti kapıyı yeniden çaldılar ve gelen yine sütçü değildi..."#Sayfa#

Dikkat: Cemaat yeni bir hamle yapacaktır

Emre Aköz

Bugün söylemek istediğimi, dilimize de girmiş bazı Japonca kelimeler aracılığıyla anlatmaya çalışacağım.

İlk kelime: Kamikaze...

***

Cemaat kapsama alanına giren kimi emniyetçileri ve adliyecileri Hükümetin üstüne sürdü. Bu bir kamikaze hareketiydi. O kadroların oyundan çıkmasına yol açtı. Buna karşılık Türkiye'nin gündemini değiştirdi.
Niye "Harakiri yaptı" demiyorum. Çünkü harakiri, intihar eylemidir. Kamikazeler ise sadece harcanan pilotlardır.

***

İkinci kelimemiz: Sumo...
Başbakan Erdoğan bu saldırıyı adeta bir sumo güreşçisi gibi cepheden karşıladı. Taviz vermeyeceğini, devleti çetelerden temizleyeceklerini söyledi.

***

Özellikle kentli orta sınıflar yolsuzluğa karşı gayet duyarlıdır. Yolsuzluk yapanlara çok kızarlar. Eğer birileri onları korursa çılgına dönerler.
Bu sınıflara güven vermek için yolsuzluğun üzerine gidilmesi gerekir. (Unutmayalım: AK Parti uyguladığı politikalarla bu sınıfları en çok büyüten parti oldu.)

***

Böylece geldik üçüncü kelimeye: Judo... Başbakan Erdoğan artık bir judocu gibi davranıyor. Rakibinin hücumunu, yine o hücumdan yararlanarak savuşturmaya başladı.
Şöyle: Ortada birtakım çürük elmalar var. Başbakan Erdoğan ve yakın çevresi yolsuzluğa ve rüşvete bulaşanların gözünün yaşına bakmayacaklarını açıkladı.
İşte dün sözünü ettiğim çözüm buydu: Vatandaşın gözünde AK Parti temiz insanların partisiydi. Cemaat tam da bu imaja saldırmıştı. Eğer "Yedirmeyiz..." denseydi, yolsuzluklar bu kez AK Parti'nin üzerine yapışıp kalırdı.
Son durum şu: Cemaatin, partiyi çamura bulamak için yaptığı operasyonu, AK Parti kendini ve çevresini temizlemek için kullanıyor. En tepedekiler de dahil, çürük elmalar temizlendikten sonra, beyaz bir sayfayla yola devam edilecek.
Ancak tetikte durmak gerek: Cemaatte gayet zeki insanlar var. Bir tanecik operasyonla Başbakan Erdoğan'a pes ettiremeyeceklerini önceden hesaplamışlardır.
Ben Cemaatten yeni bir hamle bekliyorum. Çünkü girdikleri yolun dönüşü yok. Kaybedeceklerini bilseler de kanlarının son damlasına kadar savaşmak zorundalar. Ayrıca dün anlatmaya çalıştığım gibi, "okyanus ötesi" onları arkadan itiyor.
#Sayfa#

Mahrem bilgi talanı

Şeref Oğuz

Sizin işiniz, Halkbank örneğindeki gibi, "operasyon" olabilir... El koyduğunuz bilgilerin size söyledikleri ile rakiplere anlattıkları çok farklıdır. Hele ki küresel oyuncu olma iddiasındaki şirketinizin mahremini ortalığa saçıyorsanız, iki kere düşünmeniz şarttır.
Birincisi; yolsuzluk soruşturuyorum diye masaya yatırdığın bilgiye belki sen "acaba suiistimal var mı?" diye bakarken, o bilgiyi paylaştığın, dağıttığın kişi, rakiplerin gözüyle görecektir. Göreceği de kendi şirketinin müşterileri, işlemleri, bağlantı, fiyat ve stratejik kararlarıdır.
İkincisi; büyük ülke iddianı, kendi mahremine sadık olamadığın için düşmanlarının ayaklarının dibine seriyor oluşundur. Okyanusötesi yalnızca iktidarı siyaseten devirmek isteyen cemaatten ibaret mi? Bunun Neocon'u, Mossad'ı ve diğerleri yok mu?
Ama dersen ki "ben işime bakarım", usulsüzlük var mı yok mu diye ülke çıkarı, kurum menfaati dinlemem, her bilgiyi son "datasına" dek didiklerim, o zaman bunun alternatif maliyetini de sana sorarlar.#Sayfa#

Fırtınanın çekirdeği

Hasan Bülent Kahraman

Son yıllarda, iktidar sadece cemaatle olan koalisyonu değil diğer çevrelerle olan koalisyonu da zorladı. Bunu daha Gezi olayları sırasında belirttik. Diyelim ki, Gezi, hâlâ iddia edilen o "menhus" nedenlerle, ortaya çıkmış olsun, o vakitler de vurguladığım üzere, hükümetin olayları dışlaması değil kapsaması gerekirdi. Bu hayati bir karardı ve dışlama doğrultusunda oluştu.
Şimdi yapılması gereken belli: hükümetin kendi içinde kapsamlı bir değişikliğe gidip, farklı toplumsal kesimlerle kırılıp dökülmüş koalisyonu yenilemesi gerekir. "Biz bize yeteriz" mantığıyla demokratik siyaset sürdürmek olanaksızdır. Ve bu hükümetin elini kolunu bağladığını düşündüğü kadroları bünyesinden çıkarmasından çok daha önemlidir. Onları nasılsa aşar. Ama demokratik taşıyıcı koalisyonu yenilememesi hele önümüzdeki dönemde yaşanacak üç büyük seçimde her şeyi daha zorlaştırır.
Gerçek yetenek ve başarı her olumsuzluktan bir olumlu sonuç üretmektir.