X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Başbakan'dan çarpıcı gönderme
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Başbakan'dan çarpıcı gönderme

  • Giriş Tarihi: 1.3.2014 13:24 Güncelleme Tarihi: 1.3.2014 15:54

Seçim mitinglerini sürdüren Başbakan Erdoğan, Kırklareli'de düzenlenen mitingde konuşma yaptı.

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "CHP esersizlik siyaseti yapar, kaset siyaseti yapar. MHP hakaret siyaseti yapar. BDP gerilim siyaseti yapar. Fakat AK Parti, eser siyaseti yapar" dedi.

Başbakan Erdoğan, partisinin Cumhuriyet Meydanı'nda düzenlenen mitinginde halka hitap etti.

Kırklareli'nin, dünyasında özel ve müstesna bir yeri olduğunu belirten Erdoğan, bundan sadece 3 ay önce yine burada toplu açılışları gerçekleştirdiklerini anlattı.

Erdoğan, 3 ay önce yaptıkları açılışla özel sektörle birlikte bir tek gün içinde Kırklareli'ne, 2 katrilyon 696 trilyon liralık eser kazandırdıklarını belirterek, "İşte bizim farkımız bu, bizi diğerlerinden ayıran bu. Onlar laf üretir, biz icraat üretiriz, farkımız bu" diye konuştu.

AK Parti'nin siyasetinin eser siyaseti olduğunu vurgulayan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"CHP esersizlik siyaseti yapar, kaset siyaseti yapar. MHP hakaret siyaseti yapar. BDP gerilim siyaseti yapar. Fakat AK Parti, eser siyaseti yapar. Unutmayın, eşek ölür kalır semeri, insan ölür kalır eseri... Farkımız bu. Onlar yaptıklarıyla değil, iftiralarıyla ayakta durmaya çalışırlar. Biz eserlerimizle. İşte burada Kırklareli'de bizi eserlerimiz anlatıyor. Yaptığımız yollar bizi anlatıyor, açtığımız okullar bizi anlatıyor. Kırklareli Üniversitesi'ni kim kurdu, kim açtı? Biz.... İşte biz onunla konuşuruz. Hastaneler, toplu konutlar, köprüler, viyadükler, barajlar bizi anlatır. Biz eserlerimizle yaptıklarımızla yapacaklarımızla hedeflerimizle planlarımızla konuşuruz. İşte onun için bize bir plancı, mimar Selahattin Minsolmaz ile inşallah Kırklareli'ne geldik. İçinizden biri, evladınız, bir mimar kardeşimizi Kırklareli'ne belediye başkan adayı yaptık. Neden? Çünkü Kırklareli maalasef mağdur, ihmal edilmiş, burada belediyecilik yok. CHP'nin anlayışında belediyeciliği bulamazsınız."

"BUNLAR, İFTARA ETMEKLE AYAKTA KALACAKLARINI ZANNEDER"

Başbakan Erdoğan, İstanbul'u CHP'li belediyeden aldığını hatırlatarak, o zaman, 1994'te İstanbul'un çöp dağlarıyla işgal edildiğini, susuz olduğunu ve hava kirliliği olduğunu anlattı.

O dönemde İstanbul'da yolsuzluk olduğunu ifade eden Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"İSKİ yolsuzluğunu duymuşsunuzdur. Anneler iyi bilir. İçeride yolsuzluktan mahkum oldu, şimdi çıkmış CHP'nin genel müdürü hala kalkıp yolsuzluk iftiralarıyla kasetleriyle ayakta kalmaya çalışıyor. Sizin geçmişiniz kirli geçmişiniz... Önce ey genel müdür senin SSK Genel Müdürlüğü'nü biliyoruz. Biz, SSK hastanelerinde kuyruktaydık senin genel müdür olduğun zaman. Koğuş koğuş hastanede, odalar yok, koğuşlar vardı. Sağlam girer hasta çıkarsınız, öyle dönemler vardı. İlaç alamıyorduk, hatırlayın. Doktor reçete yazıyor, hastanenin eczanesine iniyorsunuz, ilacın yarısı var, yarısı yok. Öyle mi? Kimdi? Bu beyefendiyse o zaman genel müdür. Anlamaz. Buna 5 tane koyun teslim et, kaybeder gelir. Peynirci Kırklareli bunu iyi bilir. Bunlar bu işten anlamaz, bunlar sadece iftira etmekle ayakta kalacaklarını zanneder.

Bütün bunlara rağmen hastaneler nasıl? İstediğin hastaneye gidebilir musun, istediğiniz eczaneden ilacını alabiliyor musun? Anneler, şu anda AK Parti iktidarı var da onun için. Şu anda ambulans helikopterlerimiz Anadolu'nun dört bir yanında, dağlarda, şurada burada hasta mı var, helikopter oraya uçuyor, oradan alıyor, şehre getiriyor. Hamile anneler mi var, 10 gün önceden şehirde misafir ediyoruz, doğumdan sonra ne kadar kalması gerekiyorsa kalıyor, ondan sonra tekrar köyüne gönderiyoruz. Neden? İnsan bizim için çok önemli. Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi."

"BUNLARIN DİKİLİ AĞACI OLMAZ"

Başbakan Erdoğan, anamuhalefet partisini eleştirerek, şöyle devam etti:

"Şu Türkiye'de, Kırklareli'de bunların hangi eseri var? Var mı soruyorum sizlere. Göremezsiniz. Bunların dikili ağacı olmaz. İstanbul'da yaşadım, Istranca'nın dağlarından, 180 kilometreden dağları delerek su götürdük su. Bunlar öyle bir şeyi neden yapmadı. Bunlar ne diyordu biliyor musunuz? 'Biz bulutları bombalayacağız. İstanbul'a su gelecek.' Bombaladılar bir şey gelmedi. 'Yalova'dan tankerlerle su getireceğiz' dediler. Yalova'dan getirdiğin bir tanker su sadece Beşiktaş'a bile yetmez. Biz hamdolsun dağları deldik, İstanbul'un susuzluğunu giderdik. O gün bugün böyle bir sıkıntımız yok. Bununla kalmadık, bir de deplase ettik. Ne yaptık biliyor musunuz? Denizin altından bile su tünelleri açtık. Anadolu'yu Avrupa'ya. Avrupa'yı Anadolu'ya... Olur ya bir tarafta susuzluk olursa oradan oraya, bir diğerinde olursa oradan oraya. Bunları da yaptık ama bunların hafsalası bunları almaz. Niye? Dertleri yok, biz dertliyiz dertli. Biz bu millete sevdalıyız, sevdalı. Bizim farkımız bu.

Şu anda süratle çöp olayını hallettik. Dünyanın sayılı temiz kentleri arasına girdi İstanbul. Hava kirliliğini hallettik. Nasıl? Doğalgazı yaygınlaştırdık. Göreve geldiğimde Türkiye'de 9 vilayette doğalgaz vardı, şimdi Kırklareli dahil 73 vilayette doğal gazvar. Doğalgaz denilince akla anacağım geliyor. Çünkü apartmanın bodrum katından o anacağım benim kömür taşırdı. Soba bir odada yanıyor, her odada yanmıyor. Dolayısıyla bir oda ısınıyor. Koku bir taraftan, pislik bir taraftan, küller bir taraftan... Ah garip analar neler çekti neler. Öyle değil mi? Ama şimdi hamdolsun, kombiye basıyoruz düğmeye bütün daire ısınıyor mu? Isınıyor. Sıcak su banyoda mutfakta her yerde var mı? Artık anneler hanımlığını, hanımefendiliğini yaşamaya başladı. Modern dünya neyse Türkiye'de onu yaşamaya başladı. Bunlar benim milletime bunu çok gördüler. Sağlıkta, hayatta yaşamda çok gördüler, gazeteler maske dağıtıyordu. Hatırlayın o günleri. Niye? Hava kirliliğinden dolayı. Şimdi böyle bir şey kaldı mı? Bitti o işler. Niye ? Modern yaşamın yolu, AK Parti iktidarından geçer de onun için."

CUMHURİYET TARİHİNİN EN BÜYÜK İHANETİ

Türkiye'de 91 yıllık Cumhuriyet tarihinin "en çirkin darbe girişimi ve en büyük ihanetinin" yaşandığını kaydeden Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:

"İşte geçtiğimiz günlerde ortaya çıktı. Sadece bir dava dosyasında 3 bine yakın insanı dinlediler. Kendileri hariç, herkesi dinlemişler. Kardeşlerim, bakanları dinlemişler, milletvekillerini dinlemişler, sanatçıyı dinlemişler, gazetecileri dinlemişler, siyasi partilerin genel merkezlerini dinlemişler, hatta Cumhurbaşkanımızı, beni, Meclis Başkanımızı, Genelkurmay Başkanımızı dinlediler, dinliyorlar ama zamanlamasını, tabi şu anda açıklamıyorlar. Biz şimdi bunların izini sürmeye başladık. Daha önce açıklamıştım ya; bunların inine gireceğiz, inine ve bunları çıkaracağız oralardan. Çıkaracağız. Çünkü bu ülkenin ulusal güvenliğini tehdit edenlere karşı bizim koruma görevimiz var. Siz bize böyle bir görev verdiniz millet olarak. Bu görevi yerine getireceğiz. Böyle bir ihanet, böyle bir alçaklık olabilir mi? Türkiye'nin son derece mahrem, son derece gizli, stratejik görüşmelerini dinlemiş ve bunları da birilerine servis etmişler. Ben buradan milletime açık açık şunu söylüyorum: Yargı içinde bu paralel örgüt, kendi mensuplarıyla bir yapı oluşturmuş. Emniyet içinde aynı şekilde bir yapı oluşturmuş. Örgütlü biçimde, planlı biçimde yargıyı ve Emniyeti töhmet altında bırakacak işler yaptılar. Tabi temiz yargı mensuplarımız var, temiz Emniyet mensuplarımız var. Onların bu yaptıklarından onlar da yaralandılar, yara alıyorlar ama inşallah bunu temize çıkaracağız. Kardeşlerim, o ak sütü lekeleyenlere bu imkanı vermeyeceğiz. Hala Türkiye'de yargıyı kilitlemeye, iş göremez hale getirmeye adalet dağıtamaz bir konuma çekmeye çalışıyorlar. Ortada çok vahim iddialar varken, çok çirkin eylemler varken şantaj, tehdit, ajanlık, casusluk varken yargı buna sessiz kalıyor, yargı buna tepkisiz kalıyor. İşte CHP ve MHP bu son derece tehlikeli duruma onlar da destek veriyorlar."

CHP ve MHP'nin "paralel örgüt eliyle yapılmak istenen darbeye" omuz verdiklerini söyleyen Erdoğan, şöyle devam etti:

"Biz, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yasasını işte bu paralel yapının baskısından kurtarmak için adalette hem bağımsızlığı hem tarafsızlığı sağlamak için yeniden düzenledik. İnternet yasasını sadece bu dinlemeleri ortadan kaldırabilmek için düzenledik, yaptık ama bu CHP, paralel yapının hakim ve savcılarına kol kanat geriyor. Onları korumak, kollamak adına daha yasa Cumhurbaşkanımıza gitmeden Anayasa Mahkemesi'ne gidiyor. Şimdi yasa onaylandı. İkinci kez Anayasa Mahkemesine gittiler. CHP'nin bugüne kadar yaptığı tek somut iş, çıkardığımız kanunları Anayasa Mahkemesine götürmek. Kardeşlerim, inanın; şu Meclis'in halini bir görseniz, dersiniz ki biz bunları nasıl seçtik? Niye? Meclis'e girip çalışmazlar. Orada 15-20 kişi bulunur ama bizim ekibimiz evelallah gümbür gümbür orada. Ekibimiz sizlere layık olmaya çalışıyorlar. Sizi oraya milletimiz niye gönderdi? Meclis'e, çalışın diye. Sadece 15-20 kişi orada bulunsun diye değil. Bunların millete gittiğini göremezsiniz."

"Şunu bilmenizi istiyorum kardeşlerim; bu darbe girişimi benim şahsıma değil, AK Parti'ye değil, Hükümete değil Türkiye'ye yöneliktir. Bu darbe girişimi, bu ihanet girişimi, doğrudan doğruya milletimi hedef almaktadır, sizleri hedef almaktadır" diyen Erdoğan, çocukların ve gençlerin geleceğinin karartılmaya çalışıldığını ifade etti.

Erdoğan, şöyle devam etti:

"AK Parti'nin değil siyasetin önünü, milli iradenin önünü kesmeye çalışıyorlar. Hükümeti değil aslında yeniden büyük Türkiye'nin önünü kesmeye çalışıyorlar. Sizin huzurunuzu, sizin istiklalinizi, sizin istikbalinizi karartmaya çalışıyorlar. Bizden ziyade millete darbe yapmaya çalışıyorlar ama başaramayacaklar.

Kardeşlerim, bakınız göreve geldiğimizde Kasım 2002. Türkiye'nin milli geliri neydi biliyor musunuz? 230 milyar dolardı. Bugün Türkiye'nin milli geliri ne biliyor musunuz? 800 milyar dolar. Osmanlı'dan, Cumhuriyet tarihi dahil, 79 sene sadece Cumhuriyet tarihinde gelinen rakam 230 milyar dolar. Biz 10 senede bunun üzerine 570 milyar dolar ilave ettik. 800 milyar dolar... Kardeşlerim yolsuzlukların olduğu bir iktidar bunu yapabilir miydi? 10 sene, 10... 79 senede 230, 10 senede 570... Farkımız bu. Borca bakıyoruz... Kardeşlerim 100 liranın 73 lirası borçtu biz geldiğimizde şimdi 100 liranın 35 lirası borç. Nereden nereye geldik. Devlet borçlanırken ne kadar faiz ödüyordu biliyor musunuz? Yüzde 63. Şimdi tek haneli rakamdayız. Aradaki fark ne oluyor? Aradaki fark, Kırklareli'ndeki kardeşimin cebinde kalıyor. Olay bu. Enflasyon neydi? Yüzde 30. Şu anda enflasyon tek haneli rakamda. Buraya düştü."

"CHP GENEL BAŞKANI'NA PENSİLVANYA'DAKİ HOCASI AKIL VERİYOR"

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ile ilgili yasal düzenleme ve internet yasasını anımsatan Erdoğan, bir yasal düzenleme Resmi Gazete'de yayımlanmadan Anayasa Mahkemesine müracaat edilemeyeceğini belirtti.

Başbakan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Bu CHP, güya içinde hukukçular da var. Kalkmışlar, kim verdiyse bunlara bu aklı, yine Pensilvanya'dan mı geldi bilemiyorum. Bunlar Resmi Gazete'de yayınlanmadan Anayasa Mahkemesine müracaat ettiler. Anayasa Mahkemesi de reddetti. Bununla yetinmediler. HSYK'da da yine buna benzer bir yola başvurdular. Yine aynı şekilde. Resmi Gazete'de yayınlandı fakat bu defa verdikleri dilekçe eksik çıktı. Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi onu da iade etti. Biz de diyoruz ki, bu ülkenin yolu milletten geçer, milletten. Ama bunların millete gidecek gücü yok. Bunların işi gücü Anayasa Mahkemesine gitmek. Hemen yaz bir kağıt, gönder oraya. Ondan sonra git Anayasa Mahkemesinin önüne, orada bir iki açıklama yap. Zannediyorlar ki bu iş biter. Bitmez. Bu iş, millette biter. 29 gün var. 29 gün sonra boyunun, postunun ölçüsünü alacaksın."

Mitinge katılanlar, Erdoğan'ın "Kırklareli, bunlara boyunun postunun ölçüsünü vermeye hazır mı?" sorusuna "Evet" cevabını verdi. Erdoğan'ın "29 gün de kapı kapı dolaşmaya var mısınız? Gençler, kadın kolları, hanımefendiler, beyler, beyefendiler var mıyız?" sözlerine de katılımcılar "evet" diye karşılık verdi.

Erdoğan, Kırklareli'nin makus talihini değiştirmesi temennisinde bulunarak, genel ve yerel yönetimin birlikte bu adımları atacağını belirtti.

Mısır, Suriye, Irak, Ukrayna başta olmak üzere bölgede son derece önemli hadiseler yaşandığını ifade eden Erdoğan, şöyle konuştu:

"Ancak bu muhalefet içeride kurduğu tuzaklarla içeride yaptığı tahriklerle Türkiye'nin enerjisini, ilgisini adeta bloke etmeye çalışıyor. İftirayla dedikoduyla montaj kasetlerle gerilimle şiddetle muhalefet çok açık şekilde Türkiye'yi dünya gündeminden koparmaya çalışıyor. Biz bunların gerilim, dedikodu, iftira siyasetine hiçbir zaman prim vermedik, bundan sonra da vermeyeceğiz. Biz muhalefete kulak verirsek, inanın sizlere hizmet üretemeyiz. Biz bu muhalefetin yapay gündem tuzağına düşersek, inanın bu ülkeyi büyütemeyiz. Biz bugüne kadar hep işimize baktık. Bundan sonra da sadece işimize bakacağız."

"4 YIL BOYUNCA SÖYLEDİĞİ BİR DOĞRU CÜMLE VAR"

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, CHP'nin genel müdürünün koltuğa oturmasının üzerinden 4 yıl geçtiğini belirterek, şöyle devam etti:

"4 yıl boyunca söylediği sadece bir doğru cümle var. Merak ediyorsunuz, 'bu adam doğru konuşmaz ki' diyorsunuz. Ama ben bir doğru cümlesini yakaladım. 'Yalancıdan, hırsızdan başbakan olmaz' diyor. İnanın 4 yıl boyunca söylediği tek doğru cümle bu. Evet. Yalancıdan, hırsızdan başbakan olmaz. Onun için CHP genel müdürü başbakan olamıyor ve olamayacak. CHP, çok partili dönemde iktidara gelemiyor, hiç bir zaman da gelemeyecek. Çünkü, yalancılık, yolsuzluk, iftira, dedikodu bunlarda. Hırsızlık derseniz tamamı bunlarda. Baskı, zulüm, ayrımcılık, yasaklama bunlarda. Ey genel müdür; sen SSK genel müdürüyken zaten yolsuzlukların içindeydin. Seni Rahşan affıyla kurtardılar. Rahşan affı çıkmamış olsaydı, sen de şu anda İSKİ'nin genel müdürü gibi içerideydin. Bunların bütün tarihleri, geçmişleri bir yolsuzluk, baskı, zulüm, darbe tarihidir. 2010'daki CHP Genel Başkanı ile ilgili çirkin bir kaset yayınlanmıştı. Kendisi kasetle genel başkan oldu. O gün, Anayasa ile ilgili tartışmalar yapıyorduk Meclis'te. Hemen Ulaştırma Bakanıma talimat verdim. 'Yayını kestirin' dedim. Bizim ahlak, edep anlayışımızda böyle birşey olamaz. İster kabul edeceğiniz, ister kabul etmeyeceğiniz kim olursa olsun, bu ne insani ne İslami ne de vicdanidir. Böyle bir şey yapamayız. Bunlar yapar mı, yapar. Pensilvanya yapar mı, yapar. İşte kendisi kasetle genel başkan oldu. Unutmayın, kasetle gelen kasetle gider. Onun için milletin oluyla gelen de milletin oyuyla ancak gider. Bugün kasetle siyaset yapanlar, kasetle siyaset yapılacağını zannederler yarın işleri bitince, aynen bir kasetle onlarda ortadan kaybolacak."

"CHP ŞU ANDA PENSİLVANYA'DAKİ O ZAT TARAFINDAN İDARE EDİLİYOR"

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, CHP'yi eleştirerek, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"CHP, Pensilvanya'daki o zat tarafından idare ediliyor. CHP Genel Başkanı'na Pensilvanya'daki hocası akıl veriyor. Eline kasetler gönderiliyor. Montaj kasetler, akıl veriyor yol gösteriyor. 90 yıllık parti CHP, şu anda Pensilvanya'daki bir zat tarafından adeta kukla gibi oynatılıyor.

Size bir belgeden bahsedeceğim. 1995'te, geçtiğimiz aylarda kaybettiğimiz değerli gazeteci dostumuz merhum Savaş Ay, Pensilvanya'daki zatla o zaman Türkiye'deyken röportaj yapıyor. O zat ne diyor biliyor musunuz? 'Cebrail bile gelse, Türkiye bir parti kursa, ona bile, onun partisini bile desteklemem' diyor. Neden, siyasetten uzakmış, siyasetle ilgisi yokmuş. Sonra da maalesef bu saygıdan uzak ifadeyi, 40 dereden 40 türlü su getirerek tevil etmeye çalıştılar. Allah affetsin. Aynen bunların televizyonunda Peygamber efendimizle alakalı olarak Miraç'tan indirilip, kamyonete bindirilme olayı var ya. O ahlaki olmayan, inancımıza tamamen ters, Peygamberimize hakaretle dolu böyle bir yaklaşımı sergileyenler aynen orada da bunu yaptılar. Allah akıl fikir versin, şuur versin. Bunlarda sınır yok. Gayelerine yönelik her şey mubah. Cebrail parti kursa, desteklemem diyen zat, şu anda bütün gücüyle CHP'yi destekliyor. Şu anda Türkiye'de siyaseti karıştırmanın mücadelesini veriyor. Cebrail parti kursa desteklemem diyecek kadar cüretkar, bu kadar kibirli olan bir zat, şu anda uluslararası odaklarla birlikte Türkiye Cumhuriyeti'nin hükümetini yıpratmaya çalışıyor. Bunlar var ya tarihler belirlediler, kendilerine göre. Aralıkta iktidarı devirecekler. Hadi olmadı. Plan, ocakta devirecekler. Ocak da tutmadı. Şimdi yeni hedefleri var. Neymiş, 30 Mart seçimlerinde AK Parti yüzde 35'in altına düşecek, nisanda da yeni hükümet kurulacak. Aç tavuk kendini darı ambarında sanır. İnşallah milletin 30 Mart'ta bunlara gereken dersi verecek."

"YOLSUZLUKLARIN OLDUĞU BİR İKTİDAR, BU GÜCÜ YAKALAYABİLİR MİYDİ?"

MHP, DSP ve ANAP'ın kendilerininde önce iktidarda olduklarını hatırlatan Erdoğan, "Fakat 3,5 yıl kalabildi. Dayanamadılar, kaçtılar, kaçtılar gittiler. Soruyorum niye kaçtı gitti? Cevap yok. Niye? Temel'in hikayesi varya, 'Ayakta duramıyorum' bunlar o hale düştü ve bırakıp gitti. Biz 11 yıldır devam ediyoruz ve üst üste koyuyoruz. Bunlar IMF'den 23,5 milyar dolar borç aldılar. Bize öyle bıraktılar. Ödedik, ödedik, ödedik ve geçen yılın 14 Mayıs'ında sıfırladık. Artık IMF'ye borcumuz yok. Kırklareli, şimdi IMF bizden borç istiyor, 5 milyar dolar vereceğiz onlara. Şimdi bu durumdayız" diye konuştu.

Erdoğan, iktidara geldiklerinde Merkez Bankası'nın kasasında 27,5 milyar dolar olduğunu, bu rakamın şu anda 130 milyar dolara çıktığını ifade ederek, şunları kaydetti:

"Nereden nereye. Yolsuzlukların olduğu bir iktidar bu gücü yakalayabilir miydi? Ah benim memur kardeşim, işçi kardeşim senden zorunlu tasarruf adı altında para kestiler mi? Kestiler. Başbakan olduğum zaman önüme şu geldi; 'Zorunlu tasarrufla memura, işçiye şu kadar borç var'. 'Ne var' dedim. Dediler ki, 13,5 katrilyon. Şok oldum. Ya bir devlet işçisine, memuruna nasıl böyle borçlu olabilir? Dedim ki, 'Arkadaşlar, hemen işçi sendikalarını çağıracaksınız, süratle oturacağız ve bu parayı ödeyeceğiz. 13,5 katrilyonu ödedik, sıfırladık. O da bitti. Baktım ki, önüme bir dosya daha geldi. O enteresan. O dosya ne biliyor musunuz? İşçimizden, memurumuzdan bir de 'konut edindirme yardımı' aldı altında para toplamışlar. Çünkü maaş ödeyemiyorlar. Burada CHP'nin günahı var, DSP'nin günahı var, MHP'nin günahı var. Doğru Yol, hepsi... Hepsi kesmişler. Dedim ki, 'Bunu da ödeyeceğiz'. Şu anda 3,5 katrilyonu ödedik, geldikçe onları da ödüyoruz. Çünkü makbuzunu bulamıyorlar. Zavallı, umudunu kesmiş, artık onu da atmış. Onları da ödüyoruz. Şu anda sadece iki kalem 17 katrilyon. Bunu da biz ödedik. Bütün bunlar yolsuzlukların olduğu bir iktidarda yapılabilir mi?"

"11 YILDA 17 BİN KİLOMETRE BÖLÜNMÜŞ YOL YAPTIK"

Başbakan Erdoğan, Osmanlı ve Cumhuriyet tarihinde toplam yapılan duble yolun, bölünmüş yolunu 6 bin 100 kilometre olduğunu, kendilerinin sadece 11 yılda 17 bin kilometre bölünmüş yol yaptıklarını ifade ederek, "Eğer bunu 79 seneyle mukayese ederek bir değerlendirmesini yaparsak o zaman bunu 8 ile çarpmamız lazım. 8 ile çarptığımız zaman 140 bin kilometreye kadar bu uzar. Nereye ulaştığımızı görün. Bu sevdalı olmanın adıdır" dedi.

Dağları deldiklerini, tüneller açtıklarını, yüksek hızlı trenler inşa ettiklerini belirten Erdoğan, şöyle devam etti:

"Bizden önce sorun Allah aşkına, Türkiye'de karayollarında kaç tane tünel vardı diye sorun. Şu Bolu Dağı'nı hatırlayın. O Bolu Dağı'nda ne çileler çektiğimizi hatırlayın. Orada bir tünele başladılar, tüneli bitiremediler. Ondan sonra neyi konuşmaya başladılar biliyor musunuz? 'Burayı doğalgaz depolama istasyonu mu yapsak, yoksa patates depolama istasyonu mu yapsak? Bunu konuşmaya başladılar. Tabii biz iktidara geldik, dediler ki böyle böyle. 'Ya olur mu öyle şey. Bunu biz bitireceğiz.' İtalyan firmasını çağırdım dedim ki, 'Arkadaş burayı bitireceksiniz.' Başladık orayı bitirdik. Şimdi o Bolu Dağı'ndaki elhamdülillah kazalar minimize oldu. O eski durumlar artık yok. Hem zamanda kazandık, hem de o kazalardan artık kurtulduk. İşte bu bölünmüş yollar da Türkiye genelinde bizim bu işimize yaradı. Bu CHP bu işlerden anlamaz. Şimdi ben merak ediyorum bu CHP'nin genel müdürü, Marmaray'dan acaba geçti mi? Acaba geçerse hangi yüzle geçecek? Çünkü bunlar buna da karşıydılar. Şimdi üçüncü köprüye de karşılar. Şimdi üçüncü köprüyü yapıyoruz, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, buna karşılar. Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Trakya'nın işine yarayacak ha. Asya'ya gidişte bütün ağır vasıtalar artık o köprüyü kullanacak. Dört gidiş, dört geliş... 2,5 milyar dolara mal olacak. Ortasından da tren geçecek."

"YARATILANI YARADAN'DAN ÖTÜRÜ SEVDİK"

Başbakan Erdoğan, üçüncü köprünün yapımında ceplerinden para çıkmadığını, sadece yüklenici firmaya "Sen burayı al 15 yıl işlet. Sana yılda şu kadar araç garantisi veriyoruz. Eksik olursa onu da biz sana ödeyeceğiz" dediklerini belirterek, ceplerinden bir kuruş çıkmadan Yavuz Sultan Selim Köprüsü'nü bu ülkenin, bu milletin, bu devletin kazandığını ifade etti.

Kırklareli'nin üçüncü havalimanına komşu olduğunu dile getiren Erdoğan, şunları kaydetti:

"Buranın maliyeti ne biliyor musunuz? 46 milyar dolar. Cebimizden bir kuruş çıkmıyor. 5 yükleni firma, Türk firması konsorsiyum yaptılar, 20 yıl burayı işletecekler. Yapıp, işletecekler. 20 yıl onlarda. Ya adamları, geldi bu paralel yapı önlerini kesmek için, bunlarla ilgili afedersin 'yolsuzluk' dedi, şu dedi, bu dedi. Ya kardeşim, bu insanlar geldiler burada böyle bir şey yapıyor. İhale de yolsuzluk mu var? Para mı veriyoruz bunlara? Yok. 20 yıl burayı gelip yapıp, işletecekler, bir kuruş para devletten almadan ve 20 yılla burayı devlete kazandıracaklar. Yılda yolcu kapasitesi ne biliyor musuz? 100 milyon kişi kapasiteli bir havalimanı. Dünyanın ilk üçü arasında yer alacak. Bir ülke bunlarla büyür, bir ülke bunlarla efsane haline gelir. Eğer böyle dev havalimanlarınız varsa büyüksünüz, yoksa yoksunuz. Göreve geldiğimizde Türkiye'de havalimanı sayısı neydi biliyor musuzun? 26. Şimdi 52. Biz buyuz ya. 10-11 yıl önce, 'Şırnak'a, Ağrı'ya, Iğdır'a, Hakkari'ye havalimanı yapılacak' dense inanır mıydınız? Onları da biz yaptık. Niye? Çünkü biz, 'bölgesel milliyetçilik yapmayacağız' dedik. Biz, 'etnik milliyetçilik yapmayacağız' dedik. Dinsel 'milliyetçilik yapmayacağız' dedik. 'Batı'da ne varsa, Doğu'da da o olacak' dedik. '780 bin kilometrekareyle Türkiye Cumhuriyeti tek vatandır' dedik. Afyonkarahisar'dan yola çıkarken 'tek millet' dedik. Türküyle, Kürdüyle, Arabıyla, Romanıyla, Pomağıyla, Boşnağıyla, Arnavutuyla aklınıza ne geliyorsa, yaratılanı Yaradan'dan ötürü sevdik, yola böyle çıktık. Yola böyle devam ediyoruz."