X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Anayasa Mahkemesi 'hak ihlali var' dedi
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Anayasa Mahkemesi 'hak ihlali var' dedi

Anayasa Mahkemesi, İlker Başbuğ'un 'hak ihlali yapıldı' başvurusunu karara bağladı

Mahkeme, gerekçeli kararın yazılmamış olmasını, kişi hürriyeti ve güvenliğinin ihlali kabul etti

Ancak Gül'ün onayladığı ÖYM yasasıyla, tahliye talebine bakacak olan mahkeme de varlığını yitirecek

Anayasa Mahkemesi, eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ'un ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkûm olduğu Ergenekon davasında gerekçeli kararın hâlâ yazılmamış olmasını "hak ihlali" kabul etti. Anayasa Mahkemesi (AYM) 2'nci Bölümü, dün, 6 Ocak 2012'den beri tutuklu olan Başbuğ'un, "Hukuksuz yere, matbu gerekçelerle tutuklu bulundurulduğu" ve "hakkındaki kararın gerekçesi yazılmayarak dosyanın Yargıtay'a gönderilmemesi, tahliye taleplerinin de etkin bir şekilde incelenemediği" gerekçeleriyle yaptığı bireysel başvuruyu ele aldı.

İKİ GEREKÇE GÖSTERDİ
Mahkeme, Başbuğ'un "hak ihlali" iddiasını kabul edilebilir buldu ve bu aşamadan sonra, Ceza Muhakemesi Kanunu'ndaki "Gerekçeli kararların 15 gün içinde yazılma zorunluluğu" hükmünü dikkate alarak, eski Genelkurmay Başkanı'nın özgürlük hakkının ihlal edildiğini oybirliğiyle kabul etti. AYM karara şu 2 gerekçeyi gösterdi:
Özgürlükten yoksun bırakmanın hukuki olmadığı iddiasının mahkemesince etkili bir şekilde incelenmeden reddedilmesi.
Mahkumiyete ilişkin gerekçeli kararın açıklanmamasından dolayı Yargıtay önüne götürülememiş olması. Yüksek Mahkeme, gerekçesinin ilk bölümünde Başbuğ'un tahliye taleplerinin Ağır Ceza Mahkemelerince 'suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu' gibi matbu gerekçelerle reddedilmiş olmasına işaret etmiş oldu. İkinci ve asıl önemli olan bölümünde ise İstanbul 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesi'nin Ergenekon davası kararının gerekçesini yasal süresinde yazmayıp dosyayı Yargıtay'a göndermeyerek Başbuğ'un Yargıtay'dan tahliye talebinde bulunmasının önünü tıkandığına vurgu yapmış oldu.

'GEREĞİ YAPILSIN'
İstanbul 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesi, Başbuğ'un kararın açıkladığı 5 Ağustos 2013'ten sonraki tahliye taleplerini, "Kararın verildiği ve gerekçeli kararın yazım aşamasında olduğu, bu nedenle tahliye talebinin Yargıtay nezdinde yapılması gerektiği" görüşüyle reddediyordu. AYM, dünkü kararını İstanbul 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderirken, ihlal tespiti karşısında "gereğinin yapılmasını" ve "tahliye talebi hakkında karar verilmesini" de hüküm altına aldı. Yüksek Mahkeme'nin kararındaki bu detay nedeniyle İstanbul 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesi artık, "Dosya bizden çıkmıştır, karar veremeyiz" diyemeyecek. Anayasa Mahkemesi'nin kritik Başbuğ kararıyla "Tahliye edilmesi gerekir mi?" sorusu da gündeme geldi. Kararın hemen ardından İlker Başbuğ'un avukatları Ergenekon davasının görüldüğü 13 Ağır Ceza Mahkemesi'ne tahliye talebinde bulundu.

HANGİ MAHKEME TAHLİYE EDECEK?

Ancak, kararın çıktığı saatlerde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Terörle Mücadele Kanunu 10'uncu Madde ile Yetkili Ağır Ceza Mahkemelerini kaldıran kanunu onayladı. Böylece Başbuğ'un tahliye kararını değerlendirecek İstanbul 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesi varlığını yitirdi. Bu durum, Başbuğ'un tahliyesini hangi mahkemenin karara bağlayacağını da belirsiz hale getirdi. Avukat Hüseyin Ersöz ise İlker Başbuğ'un tahliye talebini Çağlayan'daki Genel Yetkili Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesinin değerlendirip karar vereceğini belirterek şöyle dedi: "Geçici 14. maddede, yasanın yürürlüğe girmesi ile birlikte bu mahkemelerin ellerindeki dosyaları Genel Yetkili Mahkemelere devredeceği belirtilmiştir. Bu çerçevede İlker Başbuğ kararı emsal gösterilerek diğer sanıklar tarafından yapılacak tahliye başvurularını karara bağlayacak olan mercii, kapatılan mahkemelerin bulunduğu yerdeki mahkemeler olacaktır. Söz konusu olayda da Ergenekon sanıklarınca yapılacak başvuruların Çağlayan Adliyesi'nde bulunan Genel Yetkili Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemelerine sunulması gerekmektedir." İlker Başbuğ'un avukatı İlkay Sezer, karar sonrası "Bu durumda verilmesi gereken tek bir karar var o da tahliyedir. Bu hak ihlalinin sürüncemede bırakılmaması gerekir" yorumunda bulundu. Sezer, nöbetçi ağır ceza mahkemesinin bugün bir karar verebileceğini kaydetti.

ÇİÇEK: TAŞLAR YERİNE OTURACAK
Başbuğ hakkındaki kararı değerlendiren TBMM Başkanı Cemil Çiçek, "Önemli bir karar. AYM'nin, tutuklu milletvekilleri kararından sonra Başbuğ ile ilgili kararı taşların yerli yerine oturmasını sağlayacak. Bu karar hukukun işlemesi açısından da önemli. Hukuku dışlayarak, yok sayarak bir yere varılamaz. Hukuktan güç almayan siyasetten de hayır gelmez" dedi. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ da "Anayasa Mahkemesi'nin anayasa çerçevesinde verdiği karardır. Hayırlı olsun diyorum. Tabii ki bundan sonraki kararı mahkeme verecek. Bu kararın sonunda, bireysel başvuru yolunun ne kadar isabetli bir yol olduğu ortaya çıkan sonuçlardan anlaşılmaktadır" diye konuştu.

#Sayfa#

İLKTAHLİYE TALEPLERİ ÖZKAN VE ÖZOĞLU'NDAN
AYM'NİN Başbuğ kararı, Ergenekon avukatlarını da harekete geçirdi. Kararının tüm sanıkları bağladığını savunan avukatlar, tahliye talebinde bulunmaya başladı. İlk tahliye talebi dün gazeteci Tuncay Özkan ve yayıncı Durmuş Ali Özoğlu adına Avukat Ali Rıza Dizdar tarafından yapıldı. Dizdar, diğer sanıkların da Başbuğ gibi gerekçeli kararı beklediği için aynı konumda olduğunu ve ayrıca Anayasa Mahkemesi'ne başvurmalarına gerek olmadığını savundu. 23 Eylül 2008'de tutuklanan Tuncay Özkan ağırlaştırılmış müebbet ve 22.5 yıl hapis, 6 Temmuz 2008'de tutuklanan Durmuş Ali Özoğlu ise ağırlaştırılmış müebbet ve 6.5 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.

HUKUKÇULAR NE DİYOR?
Hepsi serbest bırakılmalı
Prof. Dr. Adem Sözüer: Kişinin bir saat bile özgürlüğünün kısıtlanmaması gereken durum vardır. Kesinleşmiş davalar yeniden yargılanmalı. Bu dava da bozulması gereken davadır. Adli kontrol kararı ile tüm tutuklular istisnasız serbest bırakılmalıdır. Kanunda sorun yokmuş. Sorun, belli mahkemelerin uygulamasında...

EMSAL TEŞKİL EDER
Yılmaz Yazıcıoğlu: Anayasa Mahkemesi diyor ki ölçüsüz güç kullanarak bu kişiyi hürriyetinden yoksun bırakıyorsun. Kararın 2 önemli sonucu var: Birincisi emsal teşkil edecek. İkincisi de mahkûm etsen dahi kararın kesinleşmediği için tahliye edeceksin diyor.

#Sayfa#

İlker Başbuğ, "TSK'nın da hataları oldu" dedi ve ekledi: Yemin törenlerine başörtülülerin alınmaması yanlıştı

Sonra o çocuk şehit olunca, aynı hanımefendinin elini öpüyorsunuz. Af değil yeniden adil yargılama istiyoruz

Silivri Cezaevi'nde SABAH'ın Başyazarı Mehmet Barlas ile Haber Koordinatörü Şaban Arslan'a konuşan eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, paralel yapı tehlikesinin kendi mağduriyetlerinden çok daha öncelikli bir konu olduğunu söyledi. SABAH'ın dün yayımlanan ve büyük yankı uyandıran röportajının ikinci bölümünde de İlker Başbuğ'un gündem yaratacak sözleri dikkat çekiyor. Başbuğ'a, 17 Aralık'ta AK Parti'ye yönelik iftira kampanyası başlatan paralel yapının, sadece orduya değil, Türkiye karşıtı uluslararası güçlerle birlikte devlete kumpas kurduğu iddialarını hatırlattık. Ardından da "Bazı siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları ve medya organlarının, paralel yapıyla birlikte hareket ettiği iddiaları var. Bu çevrelere bir mesajınız olacak mı" sorusunu yönelttik.

'MAĞDURİYETLER GİDERİLSİN'

Başbuğ'un bu soruya verdiği yanıt çok net oldu: "Bu kumpas kapsamında mağdur edilen yüzlerce, binlerce insan var. Bu tartışmanın önceliği (İnsanların mağduriyeti), öbür konuya göre (Paralel yapı tehlikesi) öncelikli değil. Ama hakikaten Silahlı Kuvvetler'e bir kumpas kurulduğuna inanılıyorsa, mağduriyetlerin mutlaka giderilmesi gerekir. Biz af istemiyoruz. Yeniden ama adil yargılama yolunu açan tutukluluk halini kaldırın. Silivri, Hasdal ve Sincan'da çile çeken insanlar adına konuşuyorum. 'Kandırıldık' diyorsunuz. O zaman insanların mağduriyetini giderin." Hükümetin seçim dışı baskılarla istifaya zorlanmasını da "darbe girişimi" olarak yorumlayan İlker Başbuğ, "Efendim, yolsuzluk iddiaları var... Yolsuzluk varsa elbette üzerine gidilsin. Ancak seçimle gelen iktidar seçimle gitsin. Seçim dışı manevralarla iktidardan uzaklaştırma girişimleri 312'ye (cebir ve şiddet kullanarak hükümeti ortadan kaldırmaya çalışmak) girer" diye konuştu.

'ÖZELEŞTİRİ YAPMAMIZ YAZIM'
İlker Başbuğ, "Paralel yapı ve birlikte hareket eden güçlerin komploları Türkiye'ye zarar verir mi" sorumuza da "Ben bütün bu tartışmaların sonucunda şunu söyleyebilirim. Önümüzdeki süreçte, Türkiye için karanlık bir tablo olacağına inanmıyorum. Siz inanıyor musunuz Mehmet Bey" yanıtını verdi. TSK'yla ilgili eleştirilerde de bulunan Başbuğ, sözlerini şöyle tamamladı: "Özeleştiri yapmamız lazım. Cenazelere gidilir, namaz kılınmaz. Orada, kenarda öyle durulur. Yazılı olmayan bir kural var sanki. Bizim de yanlışlarımız oldu. Yemin törenlerine başörtülü, sakallı alınmama konusuna cevap veremem. Hatadır. Kabul ediyorum bunu. Ertesi gün o çocuk şehit olunca, aynı hanımefendinin elini öpüyorsunuz."

'TSK ASLA DİNE KARŞI OLMADI'
İLKER Başbuğ: "14 Nisan 2009'da Harp Akademileri'nde kapsamlı bir konuşma yaptım. 'Din toplum için önemli. Ordu peygamber ocağı. Dinin önemini yadsıyamayız' dedim. Yıllardır TSK'nın üst kademesi dinsiz, dine karşı gibi bir algı yaratılmak istendi. Silahlı Kuvvetler buna etkin şekilde karşılık veremedi. Bu kampanyaya en etkin duruş sergileyen, karşılık veren benim. Silahlı Kuvvetler hiçbir zaman dine karşı olmadı. Biz hiçbir zaman, istihbarat raporlarıyla falan, insanları dini inanışları nedeniyle ayrıştırmadık."