X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Onun mezarına bile tahammül edilemedi
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Onun mezarına bile tahammül edilemedi

  • Giriş Tarihi: 26.3.2014

1960'ta Urfa'da vefat eden Bediüzzaman burada toprağa verildi. 27 Mayıs darbesinden sonra Isparta'da gizli bir yere gömüldü. Mezarı tesadüfen bulundu, yalnızca birkaç talebesinin bildiği bir yere defnedildi

1960 yılının ilk günleriydi. Bediüzzaman vasiyetler yazdırıyor, son derslerini veriyor, sevdikleriyle vedalaşıyordu. Talebesi ve doktoru Tahir Barçın'ın tavsiyelerine rağmen gezilerine devam ediyor, hayatının dönüm noktaları olan mekanları tekrar ziyaret ediyordu. 19 Mart'ta Urfa'ya gitmek istediğini söyledi. Urfa'da 8 yıl önce "Siz Urfa'ya gidin ben de geleceğim" dediği Abdullah Yeğin vardı. 25 saatlik zorlu yolculuğun ardından Isparta'dan Urfa'ya ulaşıldığında artık yürüyecek gücü kalmamıştı. İpek Palas Oteli'nin 3. katındaki 27 numaralı odaya çıkarıldı. Dönemin İçişleri Bakanı Namık Gedik'in "Isparta'ya dönsün" emri yerine getirilmedi. Polis müdürüne "Ben buraya ölmeye geldim kardeşim" diyordu. 23 Mart gece 3'te sessiz sedasız hayata gözlerini yumdu. Cenaze namazı bir gün sonra Ulu Cami'de kılınarak naşı Halillülrahman Dergâhı'ndaki iki kubbeli türbeye defnedildi. Cenazesinde görülmemiş bir kalabalık vardı. Vefatından yaklaşık 2 ay sonra 27 Mayıs askeri darbesi gerçekleşti. Darbeci generaller Urfa'daki Bediüzzaman'ın talebelerini şehir dışına çıkardı. Aynı gün Bediüzzaman'ın kardeşi Abdülmecid Ünlükul da Konya'daki evinden alınarak Urfa'ya getirildi. Zorla "Bediüzzaman'ın kabrinin Isparta'ya getirilmesini istiyorum" şeklinde özetlenebilecek bir dilekçe imzalatıldı. Mezarı balyozlarla kırıldı ve naaşı galvaniz saçtan yapılmış bir tabuta konularak küçük bir uçakla Isparta'ya getirildi. Darbeciler, 33 yıl hapis ve sürgünlerle zulmettikleri Said Nursi'nin mezarına bile tahammül edememişlerdi. Isparta'da şehir mezarlığında bilinmeyen bir yere gömüldü. Bu olaydan birkaç yıl sonra bir mezar kazımı sırasında kazmalar galvaniz bir tabuta çarptığında hemen Bediüzzaman'ın talebeleri haberdar edildi. Cenaze sadece birkaç talebenin bildiği yine Isparta çevresinde başka bir mezarlığa gömüldü. Bediüzzaman'ın "mezarım bilinmeyecek" vasiyetine uyularak kabir meselesi hiç gündeme getirilmedi. Risale-i Nur Külliyatı, vefatından sonra milyonlarca insana ulaştı. Eserleri 45 dile çevrilerek tüm dünyada milyonlarca insanın imanına vesile oldu. 2014 yılında Bediüzzaman'ın en büyük hayali de gerçekleşti. Diyanet İşleri İşaretül İcaz isimli eseri basarak "eserlerim devlet tarafından basılsın" vasiyeti yerine getirilmiş oldu.

92 yaşındaki bir talebesi

Abdullah Yeğin: Beddiüzzaman hazretleri ile Kastamonu sürgününde tanıştık. Lise 2. sınıf öğrencisiydim. Bediüzzaman karakolun karşısında bir evde gözetim altında tutuluyordu. Bir süre sohbetlerine katıldım. Emirdağ'a giderek hizmetinde bulundum. Urfa'ya gidip hizmetlerde bulunmamızı istedi. 'Ben de geleceğim' dedi. Orada 8 yıl bekledik. Söz verdiği gibi 22 Mart 1960'ta geldi ve bir gün sonra vefat etti.

Risale-i Nur'ları bastırdım

Said Özdemir: 1953'te Üstat ile tanıştım. Risale-i Nur'ları basma görevi vermişti. "Said kardeş, manevi ihtar aldım. Bu eserler yeni yazı ile matbaada basılması gerekiyor" dedi. Büyük Sözler isimli eser daktilo edilmişti. Ankara'da bir matbaada bu eseri basmamızı istedi. Baskı bedeli 1200 lira para verdi. O eseri bastık "Artık ölsem de önemli değil. Böyle bir eser bizden sonra insanların imanına vesile olur" dedi.

Siyasetten uzak dururdu

Abdülkadir Badıllı: Urfa'da Bediüzzaman ile tanışmak istediğimi söyledim. Küçük bir risale yazdım ve Isparta'ya giderek üstada götürdüm. Bediüzzaman hazretleri hayatı boyunca siyasetten uzak durdu ama bizim dönemimizde reyini Menderes'e vereceğini açıklamıştı. Üstat İslama faydası dokunan partilerin desteklenmesi gerektiğini söylüyordu. CHP'nin bir daha iktidara gelemeyeceğini ısrarla söyledi.

1948'de kitabını okudum

Mehmet Fırıncı (Beddiüzzaman'ın talebesi): Risale-i Nurlarla tanışmam 1948 yılı sonlarında oldu. (...) Üstat bu eserleri Diyanet'in basması gerektiğini istiyordu. O günkü şartlarda mümkün olmadı. Kısmet bugünkü hükümete nasip oldu. İşaret-ül İcaz isimli eseri günümüzdeki hükümet basarak büyük bir hizmete imza attı. Başbakanımızdan Allah razı olsun. - BİTTİ -

'ÜSTADA ZULÜM YAPANLARI DESTEKLİYORLAR'
Köşe yazarlığını bıraktıktan sonra kitap yazmaya yoğunlaşan araştırmacı yazar Sadık Albayrak'ın yeni kitabı Son Devrin İslam Akademisi raflardaki yerini aldı. Aslında kitap ilk kez yayımlanmıyor ama Albayrak yeniden basım nedeniyle genişlettiği kitaba daha önce hiçbir yerde yayımlanmamış belgeler ekledi. Bu belgelerden bazıları, 23 Mart'ta vefatının 54'üncü yıldönümünde anılan Said Nursi ile ilgili. Kitap 1918'de kurulup 1922'ye kadar etkinliğini sürdüren, Said'i Nursi'nin de devamlı üyesi olduğu Darü'l Hikmeti'l İslamiye'yi ve orada yapılan tartışmaları anlatıyor. Albayrak, ilk İslam Akademisi olarak tanımladığı teşkilatın kuruluş amacını "Son dönemde İslam âleminde ortaya çıkan bazı dini meselelerin halli ve İslam'a yapılan hücumların İslam hükümlerine göre cevaplandırılması" olarak açıklıyor.

BAŞÖRTÜSÜ VE FÜRUAT

Albayrak'a göre kitap, günümüze de ışık tutacak nitelikte: "20'nci yüzyılda ülkemiz ve İslam âlemi bir kültür kıyımına uğradı. Bugün de bazı çevreler aynı alışkanlığı sürdürüyor. Bu saldırı hükümete değil, aslında İslam âlemine yönelik." Albayrak, sözü son günlerin önemli tartışmalarından biri olan başörtüsüne getiriyor: "Şimdi bazıları 'Başörtüsü İslam'ın füruatındandır' (füruat: birinci derecede önceliği olmayan) diye konuşuyor. Bu kişiler bir de Said Nursi'nin yolundan gittiklerini söylüyor. Ama bu kitapta imzalı olarak yer verdiğim belgeler onları yalanlıyor." Kitaptaki ilk kez yayımlanan belgeler arasında CHP rejiminin ona reva gördüğü muamele de anlatılıyor. CHP rejimi Said Nursi'yi, "Teksir makinesi bulundurmak" gibi tuhaf suçlamalarla mahkûm ettirmiş. Albayrak, "Bugün talebesi olduğunu iddia edenlerin, bu zulümleri ona yapmış olanlarla işbirliği halinde olmasını aklım almıyor" diyor.