X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER "Dar bölge en demokratik sistem"
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

"Dar bölge en demokratik sistem"

  • Giriş Tarihi: 22.4.2014

Türkiye 150 yıldan beri Batı siyasal sistemlerine entegre olmaya çalıştı. Cumhuriyet kurulmadan önce Osmanlı zamanında meclis vardı. Cumhuriyet çok derin bir alt-üst oluşla modernleşme hareketlerini başlattı. Fakat modernleşme ile çok partili hayat ve demokrasi gelmedi. Hatta demokratikleşme Cumhuriyet tarihinin en büyük adımlarını son 10 yılda atabildi. Ne Serbest Fırka, ne de 1950 yılında çok partili hayata geçiş demokratikleşmeyi sağlamadı. Ta ki, 2002 yılında AK Parti iktidara gelmesi ile demokratikleşme ciddi bir şekilde oluşmaya başladı.

Marmara Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Ahmet Demirel ile Serbest Fırka, çok partili hayata geçişi ve gündeme yeni gelen 'Dar Bölge- Daraltılmış Bölge' seçim sistemlerini konuştuk. Prof. Demirel; Dar Bölge seçimleri ile ülke 550 seçim bölgesine ayrılarak çok demokratik bir sistem olabileceğini söyledi.

DAR BÖLGE SEÇİM SİSTEMİ İLE 550 SEÇİM BÖLGESİ OLACAK

Cumhuriyetin ilanının 94. yılındayız. 1950'ye kadar tek parti iktidarı oldu. Öncelikle çok partili hayata geçiş Serbest Fırka'nın ortaya çıkmasıyla birlikte olacağını düşünüldü. Neden olmadı? O gün çok partili hayata geçilmesi mümkün değil miydi?

Açıkçası çok partili hayata geçilsin diye kurulmadı o parti. 1930 dünyasına demokratik bir ülke çok partili bir ülke sayısı 10'u geçmezdi. Avrupa ülkelerinin çoğu otoriter, dünyanın neredeyse hepsi öyleydi. Öyle bir ortamdaydık.

SERBEST FIRKA ''GÜVENİLİR ARKADAŞLAR'' MUHALEFETİ İÇİN KURULDU

1926 İzmir davalarından sonra, suikast davalarından sonra rejim çok kapanıyor. Muhalefetin sesinin çıkmadığı, bir ortam. 4 sene böyle gidiyor. Bütün muhalefet odakları tasfiye edilmiş durumda. Yani kimsenin ses çıkartacak hali de yok. İşte böyle bir ortamda Atatürk biraz rahatsız olmaya başlıyor. Çankaya'ya çekilmiş durumda gündelik siyaset İsmet Paşa'nın elinde. En azından İsmet Paşa'yı denetleyecek yine çok güvendiği birisi tarafından kurulan bir 2. parti istiyor. Yani hiçbir şekilde o parti iktidarın alternatifi olmasın, iki partiyle hayatın yaşaması falan değil, yani böyle kenarda güvenilir parti tutalım kaygısı. Bu parti kontrolden çıkıyor. Beklemediği, yöneticilerinin de beklemediği kadar destek bulunca.. Mesela parti kurulduktan 1 ay sonra hemen seçim var. Belediye seçimi. Bazı belediye seçimlerini Serbest Fırka kazanır. Sonra İzmir'de büyük bir kitlesel miting… Partisinin yöneticileri dâhil bu gelişmeden korkuyorlar. Çünkü karşısında Atatürk'ün başında olduğu bir parti var. Sonra da fesih kararı alıyorlar. Atatürk de zaten Fethi Okyar'ı bu fesih sırasında partinin kendisini feshedilmesi için teşvik etmiştir. Dolayısıyla oradaki niyet böyle çok partili bir sistem olsun, alternatif olsun iktidar partisi oluşundan ziyade, "güvenilir arkadaşlar" olsun.
#Sayfa#

SERBEST FIRKA'YA İLGİ ARTINCA ATATÜRK BEN CHP'LİYİM DEDİ

Atatürk hangi sebeple bitirelim ya da hangi endişesinden dolayı bu feshedilmelidir kararını çıkardı?

Onunla ilgi kendi demeci var. Atatürk'e diyor ki kaygı duyuyor diyor ki: "Paşam siz Cumhurbaşkanısınız ama aynı zamanda Cumhuriyet Halk Partisi'nin genel başkanısınız" O zaman Cumhurbaşkanları partinin genel başkanıydı. İsmet İnönü de hem CHP Genel Başkanı hem Cumhurbaşkanıydı. Dolayısıyla diyor ki; "Şimdi ben bir muhalefet partisi kurarsam, tamam siz bana partiyi kuruyorsunuz, kaç lira vereceğinizi, kaç milletvekili vereceğinizi, bunların kim olacağını, hazineden ne kadar yardım alacağımı hepsini siz belirlediniz tamam yalnız ben bu partiyi kurduğum zaman, sizin başınızda olduğu Cumhuriyet Halk Partisi'nin karşısında olan bir muhalefet partisi olarak kuruyorum. Dolayısıyla ben bundan endişeliyim" diyor. Yani sizinle siyasi rakip haline gelmiş oluyorum diyor. Atatürk de kendisine güvence veriyor. Tamam diyor ben Cumhuriyet Halk Partisi'nin başındayım ama benim için iki parti de eşdeğerdir diyor. Ben ne kadar CHP'li isem seni de Türkiye'de o kadar destekliyorum diyor. Başta üç ay öyle gidiyor. Üç ay sonra özellikle İzmir'deki kitlesel mitingden sonra ki orada taşkınlıklar da vardı bir tane çocuk falan ölüyor. Atatürk açıklamasını yapıyor, diyor ki "Topluma hatırlatırım ben Cumhuriyet Halk Partisi'nin başkanıyım aynı zamanda" diyor, yani tavrını net olarak gösteriyor.

Yani orada tarafsızlık değil tavrı, Cumhuriyet Halk Partisi'nden yanayım diyor.

Atatürk'ün esas endişesi Serbest Fırka'nın büyümesi ve hiç hazır olunmayan bir partinin, beklenmedik partinin ki; böyle bir niyetle de kurulmamış olan bir partinin bir yıl sonra yapılacak genel seçimde iktidar alternatif olabilir kaygısı var. 1931'de olmaz ama 1935'de olabilir kaygısı var. Buna hazır olmadığı, reformların yeterince yapılmadığı bir dönemde de böyle bir gelişme oluyor.

Tarih okumalarında 1950 yılı çok partili hayata yani demokrasiye geçisin ilk adımı olarak değerlendirilir. Gerçekten de demokrasiye geçiş yeri midir?

AMAÇ DEMOKRASİ DEĞİL RUSYA TEHDİDİ

Birinci olarak şunu söyleyeyim, 1946'da 2. Dünya Savaşı'ndan sonra çok partili sisteme geçtik diyoruz ya, bu da aslında bir klişe. Yani şu aslında İsmet Paşa'nın kafasındaki, 2. Dünya Savaşı bitmiş, Birleşmiş Milletler kuruluyor, Batı dünyası, Kafkaslarda Sovyetlerle başımız sıkıntıda… Toprak talebi, Boğazlar talebi, o dostluk anlaşması var. Yalnız kalmak istemiyor dünyada ve ben diyor sistemime eski Serbest Fırka'da yaptığım gibi bir şey yaparsam Batı'nın gözüne daha çok girerim ve Batılı kampta yer alırım veya Sovyetlerle başım sıkıntıya girerse de Amerika ve Batı dünyasının desteğini alırım gibi bir düşünce var. Yani biz 1945'de planlı, programlı çok partili hayata geçtik gibi bir düşünce bence yanlış okuma. Bizim burada yaptığımız İsmet Paşa Serbest Fırka denemesini yeniden yürütmek istiyor. Yine "güvendiğimiz arkadaşlar "la. O geçiş dönemi 1946-50 arasında partiden çok tepki var. Özellikle Recep Peker "Ya paşam diyor İsmet Paşa'ya partiyi kapatalım yoksa iktidara gelecek bunlar diyor" İsmet Paşa da "Yok yolunda gidiyor her şey" diyerek devam ettiriyor bunu. Atatürk fazla sabredemedi Serbest Fırka'yı kapattırdı. İsmet Paşa bu sabrı fazla gösteriyor ve sonuçta ne oluyor meclis seçimlerde beklenmedik bir şekilde iktidar değişiyor. Biz şimdi 1950'de çok partili sisteme geçme niyetiyle hazırlanmayan bir parti olunca Demokrat Parti iktidar oluyor.
#Sayfa#
MİLLİ GÜVENLİK DEVLETİ OLDUK

Nasıl Serbest Fırka bir alternatif odaklı hurra oraya gidildi burada da CHP'ye karşı bir Demokrat Parti bir alternatif olacak bu sefer buraya yükleniyorlar. Yalnız bir başka önemli nokta, Soğuk Savaş dönemine giriyoruz ya, özellikle şiddetlenecek bizim darbe olacak. Bunun başlangıcı 2. Dünya Savaşı'nın bitiminden itibaren bu dünyanın iki kampa ayrılması. Türkiye bir milli güvenlik devleti oluyor yani parlamento var görünüşte, seçimler var. Partiler seçiliyor, iktidar o geliyor bu gidiyor ama arkada bir bürokrasi mekanizması var. Bu askeri bürokrasi, sivil bürokrasi ve yargıyı kastediyorum. Dışişleri bürokrasisini kastediyorum. Siyasi partiler orada görünüşte kararları veren partiler.

2002 YILINDA ŞARTLAR DEĞİŞİYOR

Biri geliyor biri gidiyor ama temel politikaları artık milli güvenlik kurulu belirlemeye başlıyor. Milli güvenlik siyasetle geliyor. Bu 2002'ye kadar böyle geliyor. Yani 2002'ye kadar görünüşte seçimler ve siyaset var ama arka planda siyasetin asıl aktörleri başka birileriydi.

AK PARTİ İLE ÇEVRE MERKEZE YÜRÜDÜ

Bürokrasiydi. Askeri - sivil ve yargı bürokrasisiydi. 2002'de ilk defa farklı bir şey oldu. Merkez-çevre analizi vardır meşhur 1950'de gibi ona benzer bir şey oldu. İktidardan dışlanan kesim iktidara yürüdü bu sefer. AK Parti ile birlikte yeni bir süreç başladı. Aslında bu 28 Şubat'la başlıyordu engellendi. 2002'de böyle bir değişim başladı.

ASKERİ VESAYET 2007 YILINDA YENİLDİ

AK Parti'de özellikle 2007'ye kadar olan dönem 2002'den 2007'ye kadar olan olayları şöyle bir hatırlayalım ne kadar sertleşmişti Türkiye. Karşılıklı Anayasa Mahkemesi çeviriyor geliyor, Cumhurbaşkanı seçimi yapılıyor, yok 367'yi bulamadın deniliyor, Abdullah Gül'ün eşi türbanlı yok Cumhurbaşkanı olamaz falan... Asker de ne diyor bu meselenin içindeyiz diyor gibi. Ya da onun türban-başörtüsü hikayesi, Meclis'ten 411 kişi oy veriyor. Anayasa Mahkemesi iptal diyor. Yani kanunların iptal edildiği bütün yüksek yargının konuştuğu, bürokratların, üniversite hocalarının askeri vesayetten yana olduğu bir dönem. Ana muhalefet partisi başta olmak üzere onların laiklik elden gidiyor, Türkiye şeriata gidiyor, devlet bölünüyor falan gibi çok sert bir karşılık verdiler. Bu böyle devam etti. Ama burada kırılma noktası ilk aşamada 2007 seçimi. Kapatma davası açıldı, kapatma davasını da atlattı AK Parti malum. Dönüşümde son nokta 12 Eylül referandumuydu. 12 Eylül referandumuyla birlikte AK Parti artık ülkede yönetimi ele geçirdi.
#Sayfa#

PARALEL DEVLET SİYASETE MÜDAHALEDİR

30 Mart seçimlerini yapılırken bürokrasi içinde bir paralel devlet tartışmasıyla seçimlere gidildi. Paralel devlet milli iradeye siyasete müdahale midir?

Ben bu olayı bürokrasi içi bir çatışma olarak görüyorum. Yani bu esas seçimden önceki bir iki aylık sürece kadar bir paralel yapı falan yoktu Türkiye'de. Kamuoyunda paralel yapı diye adlandırılan yapıdan söz ediyorum. Bu yapı vardı tabii ki ama açık bir çatışma halinde değil beraber gidebildi yani. Bence buradaki bir bürokrasi ya da vesaitin müdahalesinden sonra blok içi çatışma gibi görüyorum ben bunu. Cemaatin bütün faaliyetleri eğitim üzerinden gitti. Bunu son dönemde gerek emniyette olsun gerek yargıda kilit üst düzeylerde müthiş bir kadrolaşma oldu. Burada tabii ki yine siyaset dışı güçlerin siyasete müdahalesi söz konusu. Son yaşadığımızda ama eskisinden farklı olarak burada blok çatışma demek doğru gibi.

Seçim sistemleri tartışması bir anda gündeme geldi. Dar Bölge Seçim Sistemi'ne nasıl bakıyorsunuz? Daha demokratik midir?

YÜZDE 10 BARAJLI DEMOKRASİ OLMAZ

Önce bir kere Başbakan reform yapacak diye bir paket sunmuştu onun içinde üç tane öğe vardı. Bugün konuşulan da o zaten. Biri yüzde 10 ile devam edelim. Var mısınız yok musunuz diyor… Yani muhalefete açık çek verdi. Bu sistemin bir kere kabul edilebilir tarafı yok. Dünyada yüzde 10 barajı olan ülke bizden başka yok. Bugünkü demokrasinin kabul edilir bir tarafı yok. Bunu kabul ettim diyen herhangi bir siyasi parti büyük bir sorumluluk altına girer. Bundan herkesin vazgeçmesi lazım.
DARALTILMIŞ BÖLGE DE SORUNLUDUR

Daraltılmış bölge meselesine gelelim. Daraltılmış bölge hala nisbi temsilin içinde tek farkı şu. Diyor ki barajı beşe indiriyoruz ama herkesi artık bir seçim çevresi olmaktan çıkartıyorum beşer kişilik seçim çevreleri halinde yenileri bölüyorum. Yani mesela İstanbul'dan 80 milletvekili çıkacaksa 16 tane seçim çevresi olacak. Her birinden beşer kişi çıkacak. Yani Diyarbakır'dan seçim çıkıyor Diyarbakır 1, Diyarbakır 2 diyeceğiz. İkisinden de beşer çıkacak. Burada şu problem var. Kâğıt üzerindeki ya da kulağa hoş gelen bir biçimde seçim barajı %5'e düşmüş oluyor. Güzel bu sanki ama öteki taraftan 5 kişinin seçilmesi, seçileceği küçük bölgelerde daraltılmış bölgelerde bunu seçmeye kalktığınız zaman bir partinin orayı kazanmayı garantileyebilmesi en az bir milletvekili sokabilmesi için oyların %20'sini alması gerekiyor. Çünkü bire bölünecek ikiye bölünecek üçe bölünecek dörde bölünecek beşe bölünecek. Yani birinci partinin beşe bölünmüş halinden ya da birinci ve ikinci partinin toplamının beşe bölünmüş halinden fazla oy alamazsanız milletvekili çıkaramıyorsunuz. Onu iki parti paylaşın. Çünkü bire, ikiye, üçe, dörde, beşe bölünecek. Teknik açıklaması böyle. Bir parti mesela diğer partilerin önündeyse yani yukarıdaki partilerin özellikle birinci partinin çok şansı oluyor.
#Sayfa#

DAR BÖLGE EN DEMOKRATİK SİSTEMDİR

Bu dar bölgeyle bugünkü tabloyu kıyasladığınız zaman nasıl bir tablo çıkıyor?

Şöyle bir tablo çıkıyor. Birinci partide bir aday olduğu için en çok oy alan seçilecek. Yani dolayısıyla her seçim 550 tane seçim çevresi var ya 550
milletvekili, 550 tane bölge yaptık. Her bölgede en çok oyu alan kimse o seçildi. Şimdi burada da seçmen davranışı değişebilir. Oy verdiği kişi en çok oyu alırsa seçilebiliyor.

PARTİDEN ÖNCE ADAYA OY VERİLECEK

Yüzde 10 barajı olmadığı gibi hiçbir baraj yok. Partinin üçüncü sırasında bilmem ne yok. Dolayısıyla partiden önce adaylar bazında oy verilebilir bir kere bu faydası da var.

Bugünkü oy oranları ile nasıl bir sonuç çıkar?
Tablo olarak baktığımızda eğer hiçbir şey değişmezse halk yine aynı şekilde oy verirse AK Parti yine tek başına iktidarı garantiliyor. Güneydoğu'da ve Doğu'nun belli bir kısmında BDP tablosu çıkartıyor. Trakya Ege bölgesinde bir miktar CHP çıkartıyor. BDP yine zararlı olabilir. Yani tablo yine bugünküne yakın bir şey olabilir ama bence oy verme tarzı değişecektir.

Ama çok da demokratik olacağını düşünüyorsunuz…

Milletvekili ile halk arasındaki bağlantıyı sağladığı için son derece demokratik bir şey. Buna şimdi karşı çıkanlar var memlekette ama İngiltere bizden daha mı az demokratik? Amerika bizden daha mı az demokratik. Bu ülkeler senelerdir bu sistemi uyguluyorlar. Yani o yüzden biz de uygulanmasının hiçbir sakıncası yok.