X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Dedelerinin kokusunu arayan Ermeniler
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Dedelerinin kokusunu arayan Ermeniler

  • Giriş Tarihi: 25.4.2014

Devrim kavramını pek sevmiyorum, ama Başbakanlığın 23 Nisan 2014 tarihinde ''1915 Olaylarına ilişkin mesajı'' daha farklı nasıl anlatılabilirdi bilemedim. Bu geleneksel devlet bakışının yerle bir olduğu, insani ve vicdani bir dilin ortaya çıktığını gösteriyor.

''Tabiatıyla ne bir acılar hiyerarşisi kurulması ne de acıların birbiriyle mukayese edilmesi ve yarıştırılması acının öznesi için bir anlam ifade eder. Atalarımızın dediği gibi 'ateş düştüğü yeri yakar'. Osmanlı İmparatorluğu vatandaşı herkes gibi Ermenilerin de o dönemde yaşadıkları acıların hatıralarını anmalarını anlamak ve paylaşmak bir insanlık vazifesidir.''

Veya...

''Ne var ki, tarihi meseleleri hukuki boyutlarıyla birlikte daha iyi anlamamız, kırgınlıkları yeniden dostluklara dönüştürmemiz mümkün olacaksa, farklı söylemlerin empati ve hoşgörüyle karşılanması ve bütün taraflardan benzer bir anlayışın beklenmesi tabiidir.''

Ya da bu bölüm:

''Birinci Dünya Savaşı esnasında yaşanan hadiseler, hepimizin ortak acısıdır. Bu acılı tarihe adil hafıza perspektifinden bakılması, insani ve ilmi bir sorumluluktur."



"Kadim ve eşsiz bir coğrafyanın benzer gelenek ve göreneklere sahip halklarının, geçmişlerini olgunlukla konuşabileceklerine, kayıplarını kendilerine yakışır yöntemlerle ve birlikte anacaklarına dair umut ve inançla, 20. yüzyılın başındaki koşullarda hayatlarını kaybeden Ermenilerin huzur içinde yatmalarını diliyor, torunlarına taziyelerimizi iletiyoruz."

Önce demokrasiye inanıyorsanız bu metnin tek kelimesine dahi itiraz edemezsiniz. Vicdan sahibi iseniz bu metne sadece saygı duyarsınız. Bihakkın tesliminden yana iseniz bu metne imzasını koyan başta Başbakan Erdoğan ve onun hükümetine hakkını teslim etmelisiniz.

KENDİNE GÜVENEN ÜLKENİN METNİ

Bu metin tam 99 yıl önce yaşanan acıların insani ve vicdani bir dil ile anlatılmasıdır. Bu metinde klasik 'devletçi' 'inkarcı' 'kulağının üstüne yatma' politikaları yoktur. Bu metin ilk kez ekonomisi ve demokrasisi ile büyüyen, gelişen, bölgesine örnek gösterilen, kendine ilk kez güvenen bir ülkenin bütün dünyaya seslenişidir. Türkiye Cumhuriyeti devleti etrafının düşmanlarla çevrili olduğu heyulasının bir ''korkutma – yönetme'' biçiminin bittiği dönemin işaretidir. Bu metin kendine güvenen demokratik bir ülkenin dünya aleme ilanıdır aynı zamanda. Bu metni dindar bir hükümetin temsilcilerinin yapması da çok anlamlı ve erdemli bir durumdur.

AÇIKLAMA ERMENİ DİASPORASINI RAHATSIZ ETTİ

Yapılan açıklama önce bu ülkenin eşit yurttaşı olan Ermenilerin içine serin bir su serpmiştir. Yüzyıllardan beri bu coğrafyanın kadim milleti olan Ermenilere bu ülkede beraber yaşamaya devam edeceğiz açıklamasıdır aynı zamanda.

Açıklamanın ikinci önemli etkisi, Ermenistan devletine yöneliktir. ''Türkiye düşmanı değiliz'' ile verilen cevap çok anlamlı ve değerlidir. ABD ve diğer ülkelerden gelen açıklamalar Türkiye adına çok önemli kazanımlardır. Diasporanın açıklamalarındaki sertliğe ve çelişkilere bakmayın, bu açıklama en çok onları şaşırttı ve hatta işlerini zorlaştırdı. "Türkiye keşke böyle bir adım atmasa, böyle bir dil kullanmasaydı" diye düşünüyorlardır. Bundan sonra uluslararası alanda işler eskisi gibi olmayacak.

SOYKIRIM KELİMESİ YOK

1915 Ermeni Olayları ve Tehciri bütün dünyaya soykırım olarak anlatılıyor. Bunun nedeni bu güne kadar bu konuyla ilgili kalın kırmızı çizgili Türk politikasıdır. Bu konu yokmuş gibi kulağının üstüne yatınca, Ermeni diasporası bu konuyu dünyaya soykırım olarak anlattı. Dünya tek taraflı olarak bilgilendi. Yüzbinlerce kitap ve yayın yapıldı. Gerçi, bu hükümet bu konuda adımlar attı. Daha önce Ermenistan ile protokoller imzaladı. Karşılıklı olarak cumhurbaşkanlarının ziyaretleri gerçekleşti. Ama süreç Azerbaycan konusu sebebiyle tıkanmıştı.

Hele hele birkaç yıl önce başlatılan Ermeni vakıflarına ait mülklerinin iade edilmesine yönelik çalışmalardan sonra, dünyaya anlatacak çok şey var ve yapacak çok iş var…

Gelecek yıl 1915 olaylarının 100. yıldönümü. Bugün Türkiye bu açılım ile çok önemli bir adım attı. Bundan sonra adımların bu çizgide devam etmesi gerekiyor. Yoksa gelecek yıl uluslararası platformda bir hayli sıkıntıya girebilir. Soykırımı kabul etmeden de yapabileceğiniz çok şey vardır. Hele AİHM'nin ''Perinçek kararı''ndan sonra soykırımı kabul ettirmek neredeyse imkansız olmuştur.

DEDELERİNİN KOKUSUNU ARAYAN

1915 olayları sonrasında bu ülkeyi terk etmek zorunda kalan yüzbinlerce Ermeni yurttaşın torunları, Türkiye'ye geliyor. Dedelerinin ninelerinin izlerini arıyorlar. Etyen Mahçupyan'ın söylediği gibi; ''Bu insanlar ülkeye geliyor şehirleri, sokakları geziyorlar. Dedelerinin kokularını arıyorlar…'' Bugün bu açılımı keşke Hrant Dink de görebilseydi. Keşke o bugün aramızda olsaydı. Herhalde dünyanın en mutlu insanı olurdu. Şimdi onun dostları bu şehrin sokaklarda Hrant'ın kokusunu arıyor. Onun kokusu bu sokaklardan hiç silinmeyecek buna inanıyorum…



NOT: Salı günü yayınlanan röportaja Prof. Dr. Ahmet Demirel'in bir uyarısı oldu. Yapılan röportaj metnini çok beğendiğini fakat başlığa itirazı olduğunu söyledi. ''Dar bölge en demokratik sistem'' başlığının söz konusu önerilen sistemler içinde ibaresinin olması gerektiğini söyledi. İşte Ahmet Demirel'in açıklaması:

"Dar bölge sisteminin en demokratik sistem olduğunu asla düşünmüyorum. Önerilen üç alternatif içinde en iyisidir diyorum sadece. Yoksa üç alternatiften bugünkü sistem de, daraltılmış bölge de dar bölge de temsil adaleti açısından çok sorunlu sistemlerdir. "dar bölge önerilen üç alternatif içinde en demokratik olanı" lafı ile "dar bölge en demokratik sistem" lafı arasına dağlar kadar fark vardır."