X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Haşim Kılıç'tan siyasi eleştiriler
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Haşim Kılıç'tan siyasi eleştiriler

  • Giriş Tarihi: 25.4.2014 12:53 Güncelleme Tarihi: 25.4.2014 13:00

Haşim Kılıç'ın Anayasa Mahkemesi Başkanı olarak yaptığı siyasi eleştiriler büyük tepki çekti.

Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, "Kamu gücünü etkili bir şekilde kullanan yargı, siyasi ve ideolojik yapılanmaların hedefinde her zaman ele geçirilmesi gereken bir kale olarak görülmüş, ele geçirenler de kendi vesayet sistemini dayatmanın çabasına düşmüştür. Kaleyi ele geçiremeyenler ise yargının bağımsızlığının ve tarafsızlığının ne kadar hayati bir öneme sahip olduğunu söyleyip durmuşlardır. Kaleyi işgal edenler de yargıyı, siyasi düşüncelerine ve ideolojilerine lojistik destek sağlamak için ya da rakiplerinden intikam alma aracı olarak kullanmışlardır. Altını çizerek ifade ediyorum. Bu anlayış ve işgalden kurtulmadıkça bağımsız ve tarafsız bir yargının oluşması hayaldir" dedi.

Kılıç, Anayasa Mahkemesinin 52. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla Yüce Divan Salonunda düzenlenen törende yaptığı konuşmada, kuruluş törenine katılan tüm konuklara 'hoşgeldiniz' diyerek, andiçerek Mahkemede göreve başlayan Hasan Tahsin Gökcan'a yeni görevinde başarılar diledi.

Muhtelif kaynaklardan seçilerek gelen üyelerin Yüksek Mahkemenin karar ve faaliyetlerine yansıyan mesleki tecrübelerinin Mahkemenin ortak vicdanını oluşturduğunu belirten Kılıç, "Başta Türkiye Cumhuriyeti Anayasası olmak üzere hukukun evrensel ilkeleri ve ilgili yasa hükümlerine göre hareket ettiğimiz açıktır. Bu vicdani alan, dostluk ve düşmanlık duygularına kapalı olduğu gibi ırk, renk, siyasi düşünce ve bireysel inançların da dışındadır" dedi.

Kılıç, insanlık onurunun varlığının temel hak ve özgürlükleri de evrenselleştirdiğini bu değerleri yüceltmenin, derinleştirmenin ve tehditler karşısında savunmanın da anayasa mahkemelerinin en temel görevi olduğuna işaret ederek, anayasa yargısının varlık nedeninin "ırk, renk ve inancı ne olursa olsun insan olma ortak paydasına sahip herkesin var olan onurunu korumak" olduğunu kaydetti. Bu görevin başarıyla yürütülmesinin ancak bağımsız ve tarafsız kalmayı becerebilen yargıçların varlığıyla mümkün olduğunu vurgulayan Kılıç, şöyle devam etti:

"Hukukun üstüğü anlayışı ve demokratik değerlerle beslenen bir devletin yolu her zaman aydınlıktır. İkinci Dünya Savaşı felaketini yaşamış Avrupa'nın geçmişte yaşadıklarıyla bugün geldikleri seviye çok önemli mesajlar vermektedir. Dünyada dini, etnik ve sınıf savaşlarının en yoğun yaşandığı bölge olan Avrupa, komünizm ve faşizm gibi totaliter rejimlerden, demokrasi ve hukuk devleti mücadelesini vererek kurtulmuştur. Demokratik değerleri, hukukun üstünlüğünü ve hukuk devleti anlayışının gereklerini tekrar tekrar konuşmak zorundayız.

İnsanlar, onurlu bir hayat yaşayabilmek için hukuk güvenliğinin egemen olduğu bir devletin varlığına her zaman ihtiyaç duymuşlardır. Evrensel değerlerin ağırlıklı olarak uygulandığı, tüm eylem ve işlemlerin yargı denetimine tabi tutulduğu, hukukun üstünlüğünün egemen olduğu bir devlet hukuk devleti olarak tanımlanmıştır. Hukuk devletinin en belirgin diğer bir özelliği ise tasarruflarının öngörülebilir, ulaşılabilir, açık ve şeffaf olmasıdır. Hukuk devletinin odağında esas itibariyle iktidar gücünün keyfi davranışlarının sınırlandırılması vardır. Bu nedenle kamu gücünü kullananlar da vatandaşlar gibi hukuksal ilkelerle kuşatılmıştır."


"YARGI, AYNI ZAMANDA DEVLETİN VİCDANI OLARAK DA TANIMLANIR"

Anayasa Mahkemesi Başkanı Kılıç, bir ülkeyi hukuk güvenliği testinden geçirebilmek için öncelikle yazılı hukuk kurallarının daha sonra da bunu uygulayan hakim, savcı, adli personel ve adli kolluğun ne durumda olduğunun tespitinin gerekli olduğunu belirterek, "Haklı bir neden olmaksızın, kamu yararı gözetilmeden, siyasal amaçları gerçekleştirmek düşüncesiyle yazılı hukuk kurallarında çok sık aralıklarla yapılan değişikliklerin toplumda hukuk güvenliğini sağlayabileceğinden bahsedilemez" dedi.

Ekonomik, siyasi, sosyal ve kültürel hayatı altüst edecek yasal düzenlemelerin öngörülebilir olmamasının bireylerin hukuka olan güvenlerinin tükendiği yer olarak tarif eden Kılıç, şunları kaydetti:

"Esasen hukuk güvenliğini sağlayacak olan unsurlar bağımsızlık ve tarafsızlık sorununu çözmüş olan yargı organlarıyla yasama ve yürütme organlarının insan haklarını özne kabul eden uygulamalarıdır. Hukuk devletinin temel direği olan yargı, aynı zamanda devletin vicdanı olarak da tanımlanır. Bu vicdanın siyasi ve ideolojik vesayet odaklarının işgaline uğraması nedeniyle toplum hayatına verilen zararların acı örnekleri hafızalarda henüz silinmemiştir. İşgal devam ettiği sürece de bunları yaşamaya devam edeceğiz. Yargının vicdanını işgal edenlerin kimliği, düşüncesi ya da kutsalları ne olursa olsun bu sonuç değişmeyecektir. Dün hak ihlaline uğramış mağdurlarla bugün aynı ihlalleri yaşayan mağdurların kimliklerinin farklı olması bu bakışımı asla etkilemeyecektir. Sadece yargı değil, onur sahibi olan herkesin haksızlığa ve ihlale karşı çıkması insanlık borcudur. Zira, barışın teminatı olan farklılıkların birlikte yaşamasını ancak başkalarının hak ve özgürlüklerini savunan onurlu insanlar hayata geçirebilirler."


"YARGI, HER ZAMAN ELE GEÇİRİLMESİ GEREKEN BİR KALE OLARAK GÖRÜLMÜŞTÜR"

Haşim Kılıç, kamu gücünü etkili bir şekilde kullanan yargının, her zaman siyasi ve idelojik yapılanmaların hedefinde her zaman "ele geçirilmesi gereken bir kale" olarak görüldüğüne işaret ederek, "Ele geçirenler de kendi vesayet sistemini dayatmanın çabasına düşmüştür. Kaleyi ele geçiremeyenler ise yargının bağımsızlığının ve tarafsızlığının ne kadar hayati bir öneme sahip olduğunu ancak söyleyip durmuşlardır. Kaleyi işgal edenler de yargıyı siyasi düşüncelerine ve ideolojilerine lojistik destek sağlamak için ya da rakiplerinden intikam alma aracı olarak kullanmışlardır" diye konuştu.

Bu anlayış ve işgalden kurtulmadıkça bağımsız ve tarafsız bir yargının oluşmasının hayal olacağını ifade eden Kılıç, "Yargı üzerinde oluşan ya da oluşacak siyasi, ideolojik, dini, ırki ve mezhebi tüm vesayetçi anlaşılar başta yargı mensupları olmak üzere herkes tarafından şiddetle reddedilmelidir" değerlendirmesinde bulundu.

Vesayet altındaki bir yargıdan hukuk güvenliğini de sağlamasının beklenemeyeceğini vurgulayan Kılıç, "Böyle bir sistem yönetenlerin güvenliğini sağlarken ötekilere de ancak korku, endişe ve umutsuzluk verebilir. Korkunun ve endişenin hakim olduğu iklimlerde de özgür vicdanlar üretilemez. Herkese bildik gelen bir sözle yeniden tekrarlamak gerekirse hukuk güvenliği insanların güvercin ürkekliği içinde yaşamadığı, korkusuz bir ortamın varlığı olarak da tanımlanabilir" dedi.


"ÖLÇÜSÜZ BİR ŞEKİLDE ELEŞTİRİLMESİ DİKKAT ÇEKİCİDİR"

Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, "son dönemde yargının, 'paralel devlet' ya da 'çete' diye nitelendirilen çok vahim, çok ciddi ve çok ağır bir suçlamayla karşı karşıya olduğunu" ifade ederek, "Bu suçlama üzerinde yapışık kaldığı sürece yargının ayakta kalması mümkün değildir" dedi.

Anayasa Mahkemesinin 52. kuruluş yılı dolayısıyla Yüce Divan salonunda düzenlenen törende konuşan Kılıç, 2010 yılında yapılan Anayasa değişikliğiyle yargı organları üüzerinde oluşan vesayetçi anlayışların ortadan kaldırılması için ncesaretli adımlar atıldığını söyledi.

Bu adımların toplumda büyük karşılık da gördüğünü belirten Kılıç, söz konusu vesayetçi yönetimlerin görevlerinin sona ermesiyle büyük bir boşluk doğduğunu, bu boşluğun, toplumun her kesimini kucaklayan, hoşgörülü, özgürlükçü, çoğulcu, adil ve evrensel değerleri yansıtan tercihlerle doldurulması gerekirken bunun gerçekleştirilemediğini ifade etti.


"YENİ BİR VESAYET SİSTEMİNİN OLUŞMASINA TANIK OLDUK"

Kılıç, "Bu kez, farklı renkte yeni bir vesayet sisteminin oluşmasına tanık olduk. Kimse bu yeni oluşumun günahından kendini soyutlamaya çalışmasın. Tarih olanları kaydediyor. Bunları konuşmak, gerçekleri itiraf etmek ve cesaretle çözüm yolları bulmak zorundayız" diye konuştu.

Önceki yıllarda yaptığı konuşmalarda, yargının milletin iradesine tuzak kurulacak yer olmadığını ve olmaması gerektiğini dile getirdiğini hatırlatan Kılıç, "Son dönemde yargı, bu konuyla ilgili olarak 'paralel devlet' ya da 'çete' diye nitelendirilen çok vahim, çok ciddi ve çok ağır bir suçlamayla karşı karşıyadır. Bu suçlama üzerinde yapışık kaldığı sürece yargının ayakta kalması mümkün değildir" değerlendirmesinde bulundu.

Bugün itibarıyla en basit alacak davasına ilişkin kararların bile tartışmaya açıldığını ve yargıya olan güvenin ağır yara aldığını belirten Kılıç, "Başta yargı ve yürütme organları olmak üzere herkes bu iddialarla ilgili bilgi, belge ve delilleri zaman geçirmeden ortaya koymak zorundadır. Gerek yargıda gerekse yürütme organı içinde var olduğu iddia edilen bu kişilerin başka illere tayin edilerek ya da yerlerini değiştirerek sorunu çözmenin anlamsızlığı açıktır" ifadelerini kullandı.

Kılıç, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Söz konusu iddiaların yargı kurumlarında psikolojik travma yarattığı, delil, bilgi ve belgeye dayanmayan ihbar mektuplarının hüküm icra ettiği, hakim ve savcılar arasında önemli ayrışma ve bölünmelere sebep olduğu hepimizin saklayamayacağı gerçeklerdir. Bu ayrışma ve bölünmenin hukuk devletinin, hukuk güvenliğinin ve adaletin sonunu geetireceğini yargıda yaşadığımız olaylar açıkça göstermektedir.

Tekrar etmek gerekirse yargının bu iç ağrısı ile yaşaması asla mümkün değildir. İddia edilen kayıt dışı yapılanma yargı mensupları arasında korku, endişe ve gelecekle ilgili belirsizliklerin doğmasına, aralarında olması gereken mesleki ilişkinin çok olumsuz etkillenmesine yol açmaktadır. Görevi, madde gerçekleri ortaya çıkarmak olan yargının karşı karşıya kaldığı bu iddianın adı vicdan yolsuzluğudur."


"BİR SANİYE BİLE BEKLENMEDEN GEREKLİ YAPTIRIMLAR UYGULANMALI"

Bu konuda yapılması gerekenlerin açık olduğunu, hukuk devletine yakışan yöntemlerle gerçekliğinin ispatı halinde, faillerine bir saniye bile beklenmeden gerekli yaptırımların uygulanması gerektiğini dile getiren Kılıç, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının vazgeçilmez unsuru olan "özgür vicdanlı" hakim ve savcıların ayakta kalması için buna mecbur olunduğunu söyledi.

Kılıç, demokratik hukuk devletlerinde, tehdit ederek, korkutarak sorunların çözüldüğüne ilişkin örnekler bulunamayacağını belirtti.

Anayasa Mahkemesince verilen kararların, toplumda yarattığı siyasi, sosyal ve ekonomik sonuçları üzerinde, bazı değerlendirmeler yapılması zorunluluğu bulunduğunu ifade eden Kılıç, kurumların özeleştirilerini yapabilme cesaretini göstermesi gerektiğini kaydetti.

Bunun yapılamaması halinde kurumların kendilerini geliştirmesi ve yenilemesinin mümkün olmayacağını dile getiren Kılıç, mahkemelerin geçmişte veridği kararlar sonucunda toplumda yaşanan sarsıntıların, demokratik hayata ve hukuk devleti anlayışına olan olumsuz etkilerinin bilançosunu çıkarmak zournda olduklarını söyledi.

Hemen her toplumda sorunların temel kaynağının yasama, yürütme ve yargı organlarının sebep verdiği hak ihlalleri olduğuna işaret eden Kılıç, bu ihlallerin sonuçları ve toplumsal karşılığının önemsenmesi gerektiğini vurguladı.


"YETMİŞ ALTI MİLYONUN HER FERDİ, ANAYASA İLE TEMİNAT ALTINA ALINMIŞ HAKLARIN KULLANICISIDIR"

Bireylerin, her türlü endişe ve korkudan arındırılmış güvenli bir alanda hayat sürmelerinin en temel anayasal hakları olduğunun altını çizen Kılıç, Anayasa Mahkemesinin "hak ve özgürlükler mahkemesi" olarak tanımlanmasının ancak etkin ve süratli çalışmasıyla hak ihlallerini ortadan kaldırma gücüne bağlı olduğunu bildiklerini ifade etti.

Bunu gerçekleştirmek için mensuplarının ortaya koyduğu kararlı iradesinden, kimsenin kaygı ve endişe duymamasının samimi dilekleri olduğunu söyleyen Kılıç, "Kamu gücüne sahip olanların topluma sunduğu hak ve özgürlükleri, lütuf ya da bağış düzleminde değerlendirmesi düşünülemez. Farklı olanların hak ve özgürlüklerine karşı kimse, ev sahibi edasıyla duruş da sergileyemez. Yetmiş altı milyonun her ferdi bu evin sahibi ve Anayasa ile teminat altına alınmış hakların kullanıcısıdır" dedi.

Demokrasi, insan onuru, temel hak ve özgürlüklerin mahkemenin koruması gereken evrensel değerler olduğunu dile getiren Kılıç, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi başta olmak üzere, çağdaş dünya milletlerinin kabul ettiği insan hakları belgelerinde, temel hak ve özgürlüklerin, din, ırk, mezhep, siyasi düşünce ve ideolojilerden arındırılarak saedce "insan olma" ortak paydasında birleştirildiğini anlattı.

Bu evrensel değerlerin bütün insanlığın gönül birliğini ve bütünlüğünü sağlayacak etki ve öneme sahip olduğunu belirten Kılıç, farklılıkları değiştirmeye, dönüştürmeye ve kendilerine benzetmeye çalışmadıkları sürece bu hedefi yakalamanın hayal olmayacağını söyledi.

Türkiye'nin bu evrensel değerlere bağlılığını çeşitli anlaşma ve sözleşmelerle dünyaya ilan ettiğini hatırlatan Kılıç, evrensel sayılabilecek yasal düzenlemelerden örnekler verdi ve bireysel başvuru yolunun açılmasının da bunlardan biri olduğunu kaydetti.


"YEREL GERÇEKLERLE EVRENSEL STANDARTLARI ÖRTÜŞTÜRMEK ZORUNDAYIZ"

Milletin iradesini temsil eden yasama organının bu değişikliklerle başta Anayasa Mahkemesi olmak üzere tüm yargı organlarına "evrensel standartları uygulayın" talimatı verdiğini anlatan Kılıç, "Bu nedenledir ki yerel gerçeklerle evrensel standartları örtüştürmek zorundayız. Anayasa Mahkemesinin son günlerde verdiği bireysel başvuru kararlarına yapılan ölçülü eleştirileri saygı ile karşılarken, belirtilen zorunluluk nedeniyle verilen kararlarımızın arkasında olduğumuzu da ifade etmek istiyorum" diye konuştu.

Kılıç, 2011 genel seçimlerinde milletvekili seçilen ancak haklarındaki kovuşturma nedeniyle cezaevlerinde tutukluluk hali devam eden bazı milletvekillerinin, bireysel başvuruları üzerine, milleti temsil haklarının ciddi şekilde ihlal edildiği sonucuna varıldığını ve bu nedenle tahliye edildiklerini hatırlatarak, "Siyaset kurumlarını çok yakından ilgilendiren ve onların çözmesi gereken böyle bir sorunun, öncelikye yasal düzenlemelerle çözülmesini yürekten arzu ederdik" ifadesini kullandı.


"SİYASAL KAYGILARLA ÖLÇÜSÜZ BİR ŞEKİLDE ELEŞTİRİLMESİ DİKKAT ÇEKİCİDİR"

Mahkemelerde devam eden bazı davalarda uzun yargılama ve uzun tutukluluk nedeniyle ihlal kararları verildiğini ve sanıkların tutuksuz yargılanmak üzere tahliyelerinin sağlandığını anımsatan Kılıç, şunları kaydetti:

"Belirtilen davalarda, şikayetçilerin kanun yollarını tüketme koşulu aranmaksızın Anayasa Mahkemesinin ihlal kararları verdiğinin altını çizmek istiyorum.

Anayasa Mahkemesi, yakın zamanda bir internet sitesine erişimin yasaklanması kararına karşı yapılan şikayet başvurusu hakkında verdiği kararında, 'tüketilmesi gereken başvuru yolları' gözetilmediği için yoğun eleştirilerle karşı karşıya kalmıştır. Gerek AİHS gerekse Anayasa Mahkemesi defalarca veridği kararlarında 'kanun yollarının tüketilmesi' koşulunun mutlak olmadığını ifade etmişlerdir. Uzun yargılama, uzun tutukluluk ya da şikayete konu hakkın yeterli ve etkili hukuk yolları ile korunup korunmadığı yönünde yapılan değerlendirmeler ise bunun istisnalarını teşkil etmektedir. Anayasa Mahkemesinin uzun yargılama ve uzun tutukluluk şikayetlerine ilişkin olarak AİHM içtihatları doğrultusunda kanun yolları tüketilmeden verdiği ihlal kararlarına karşı hiçbir eleştiri yapılmamasına rağmen bir internet sitesine erişimin yasaklanması kararına yönelik verdiği ihlal kararının siyasal kaygılarla ölçüsüz bir şekilde eleştirilmesi dikkat çekicidir."