X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Davutoğlu: Çözüm süreci tarihten gelen şifa ilacıdır
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Davutoğlu: Çözüm süreci tarihten gelen şifa ilacıdır

  • Giriş Tarihi: 16.10.2014 07:21 Güncelleme Tarihi: 16.10.2014 10:43
Davutoğlu: Çözüm süreci tarihten gelen şifa ilacıdır
Davutoğlu: Çözüm süreci tarihten gelen şifa ilacıdır

Başbakan Davutoğlu, "Çözüm süreci bizim için tarihten gelen şifa ilacıdır. Birileri halkımıza zehir sunmak isterse, o zehri ayıklarız şifa ilacını içmeye devam ederiz" dedi.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, 45 bölgesel ve yerel kanalın ortak yayınında gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Davutoğlu, bir gazetecinin son gelişmelerle birlikte çözüm süreciyle ilgili karamsarlığa düşmeye gerek olup olmadığını sorması üzerine, "Karamsarlığa düşmeye hiç gerek yok. Çünkü çözüm süreci olarak adlandırdığımız süreç konjonktürel bir süreç değil" dedi.

Süreci, 30 yıldır devam eden ve daha öncesinde de yaşanan sıkıntıların biriktirdiği sorunlar yumağı olduğu için "çözüm süreci" olarak adlandırdıklarını dile getiren Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Fakat aslında şifa edici bir tarihi süreç var. Bu topraklardaki ortak tarihimiz bizi 1071 Malazgirt'te Alparslan'ın ordusundaki Kürtler, Türkler, bütün Anadolu kavimleri aslında yeni bir ışıkla bir araya geldiler. Artuklular, Eyyubiler Anadolu'da Mezopotamya arasında ve bütün Anadolu'da bir anlamda bizim kültürümüzün kaynaklığını teşkil eden o büyük birikim Selçuklular ortak tarihimizin eseri, ortak bir geçmişimiz var. İdris-i Bitlisi ile Sultan Selim arasındaki ilişki ve arkasından gelen o 5 asrı aşkın bir sürede, bütün o ortak kader bilincinin oluşturduğu muhteşem bir arka plan var. Şehirlerimizdeki mimariye bakarsanız bunu görürsünüz. Mardin'de hangi mimariyi diğerinden ayırt edebileceksiniz. Diyarbakır'a geldiğimde yaptığım konuşmada söyledim, 'tarihdaşlık' dedim. Diyarbakır'ın her bir surunda kimi Kürt kökenli, kimi Türk kökenli, kimi Mezopotamya'da hakim olmuş ama hepsi ortak medeniyetin paydası olan muhteşem bir tarihin arka planına sahibiz biz.

Bugün bu problemi çıkaranlar ister vaktinde insan haklarını, özgürlükleri sınırlayan ve tabiri caizse ceberrut, sert devlet anlayışını temsil eden, işte Dersim'de bir çok yerde görülen uygulamalar ki katı bir merkeziyetçi tavrın eseriydi ve empoze edici bir kimlik sadece bir Mezopotamya'da değil Güneydoğu Anadolu'da değil Anadolu'nun diğer taraflarında da farklı şekillerde tek tipçi bir anlayış vardı."

Davutoğlu, mevcut tek tipçi anlayışa tepki olarak başka bir tek tipçi anlayış ortaya çıktığını ve bunun da Kürt kimliğini tek bir statükoya, tek bir aidiyete indirgeyen, ortak paydayı mümkün olduğu kadar unutturmaya çalışan bir başka ideolojik tavır olarak ortaya çıktığını belirterek, şöyle devam etti:

"Çözüm süreciyle kastettiğimiz o tarihin derinliğinden gelen kardeşliği keşfeden bunu modern demokratik devlet anlayışıyla insanına saygı gösteren, her bir insanın ana dilini, lehçesini, kültürünü sadece Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da değil ülkenin her yerinde saygıyla anan, hiç kimseyi tahkir etmeyen, hiç kimseyi dışlamayan bir vatandaşlık kimliğinde birleştirmeye çalıştık. Tarihdaşlık ve vatandaşlık. Tarihdaşlığın esası şu kimse tereddüt etmesin ki ben birçok Güneydoğu Anadolu şehrimizi doğudaki birçok şehrimizi akademisyen olarak da bir ilim adamı olarak da ziyaret ettim. Benim Konya sokaklarında hissedip de Diyarbakır sokağında hissetmediğim herhangi bir duygu yok. Aynı şeyi Diyarbakır'da da söyledim, Paris'te hissedemem. Hani 'Doğu'nun Paris'i Diyarbakır' demiştim Diyarbakır'daki konferansımda, 'Paris ne ki, Diyarbakır varken Paris'in ismi yoktu' diye ifade ederken aslında Diyarbakır'a duyduğum muhabbeti ve o sokakların her bir zerresinde hissettiğim o derin ortak kimlik aidiyetinden bahsediyorum. Aynı şekilde Mardin'e benim ne kadar aşık olduğumu Mardinliler bilir. Bunu şahsileştirmek için söylemiyorum. Bir Diyarbakırlı da Konya'ya gittiğinde Hazreti Mevlana'nın o arka bahçelerinde yürüdüğünde aynı şeyi hisseder."

"AYNI APARTMANDA KARŞILIKLI OTURAN TÜRKLER'LE KÜRTLER'İ AYIRT EDEBİLECEK MİSİNİZ?"


"Şimdi nedir bizleri ayrı kılacak olan şey bunu söylüyorum" ifadesini kullanan Başbakan Davutoğlu, şunları söyledi:

"Kurban Bayramı gibi kutsal bir bayramı, doğusunda, batısında ülkenin her yerinde bir yasa dönüştüren bu vandalizmin, bu şiddetin anlamadığı şey bu ya da yok etmeye çalıştığı şey bu. Yani öyle bir ayrım psikolojisi yerleşsin ki iki ayrı dünyadaymışız gibi algılansın. Olmaz. Niye olmaz biliyor musunuz? Sadece Konya ve Diyarbakır'da hissedilen şeyler açısından değil İstanbul'un belli semtlerinde aynı apartmanda karşılıklı oturan Türkler'le Kürtler'i ayırt edebilecek misiniz? Ya da Araplar'ı ya da diğerlerini. Zaten bunu anlayamadıkları için bizim içerideki çözüm sürecine bakışımızı anlayamıyorlar, Suriye politikasını veya diğerlerini de anlayamıyorlar. Bizim için fark yok. Bunu bir Başbakan olarak devlet sorumluluğu içinde söylüyor değilim sadece. Zaten bir başbakan olarak herhangi bir vatandaşımın diğerinin yanında üstün ya da farklı, imtiyazlı gördüğüm anda bu koltuğu bırakmam gerekir ama bu toprakların bir evladı olarak ben de Hakkari'de doğmuş olabilirdim, bu benim elimde olan bir şey değil. Bu toprakların evladı olarak bu topraklarda yetişen birisi olarak o manzaraları gördüğümde, en son yaşanan şeyleri ve aslına bakarsanız yine ortak kimliğimizle bunları aşabiliyoruz, başka ülkeler bu tür şeyleri aşamıyorlar. Bizim çözüm sürecinden anladığımız bu tarihi derinliğe dayanan kimlik ve bugün demokratik hukuk devleti vatandaşlığından kaynaklanan ortak hukuk sistemi ve ortak vatandaşlık hissimizin dayandığı insan hakları, insan odaklı politika. O bakımdan kesinlikle karamsarlığa kapılmasın hiç kimse. Ne biz bu iradeyi terk ederiz, ne de bu çözüm sürecini bir şantaj gibi kullanmak isteyenlere fırsat veririz."

"Çözüm süreci bizim için tarihten gelen şifa ilacıdır, konjonktürel alınmış bir karar değil" ifadesini kullanan Davutoğlu, "Birileri bu şifa edici yerine halkımıza zehir sunmak isterse, o zehri ayıklarız şifa ilacını içmeye devam ederiz. Hiçbir şekilde hiçbir vatandaşımın ne Diyarbakır'da ne Mardin'de ne Hakkari'de ne Bitlis'te ne Bingöl'de ne Urfa'da ne Gaziantep'te ne de Edirne'de, Tekirdağ'da, Çanakkale'de, Konya'da ümitsizliğe kapılmasını istemeyiz. Böyle bir gerekçe de yok. Ümitsizlik ve karamsarlık tam da bu sürece darbe vurmak isteyen, bu kardeşliğe darbe vurmak isteyenlerin ulaşmak istediği şey. Bunlara fırsat vermeyecek, psikolojik üstünlüğü elimizde tutacağız" dedi.

"BAAS'IN DEĞİŞİK VERSİYONLARI BAZI PARTİLER"


Kurban Bayramı'nda meydana gelen olaylarda Hüda Par'lı Yasin Börü adlı bir gencin kurban eti dağıtırken öldürülmesini hatırlatılarak yöneltilen, "Burada bir çifte standart, bir çelişki yok mu?" şeklindeki soru üzerine ise Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Aslına bakarsanız bütün bu vandalizmin, şiddetin, onun için tek tipçiliğe atıfta bulundum, yapmaya çalıştığı grup konuşmasında da söyledim, Baas'ın değişik versiyonları bazı partiler maalesef, tek tip 'Ben burada siyaset yaparım, başka siyaset yapanlara izin vermem', 'Ben burada özgürlükleri kullanırım, başkalarının özgürlükleri kullanmasına izin vermem', 'Ben burada hak sahibiyim başkası hak sahibi değil', 'Ben burada işyeri açarım, dükkan açarım başkası açarsa yakarım' dediğiniz anda zalimleşirsiniz. Şimdi burada Yasin Börü kardeşimiz hangi görüşe sahip olursa olsun, hangi siyasi partiye mensup olursa olsun 16 yaşındaki birinin 3 kattan atılması, üstünden arabalarla geçilmesi, işkenceye tabi tutulması, boğazının kesilmeye çalışılması, Allah aşkına barış, demokrasi diyenlerin bu tablo karşısında sessiz kalması mümkün mü? Türkiye'de geçen sene yine büyük üzüntüyle hepimizin şey yaptığı kayıplar yaşandı. Onlar için sesini yükseltenler niçin Yasin için yükseltmezler. Neden zulmün bir türünü yapanlara göre tasnif ediyoruz. Neden ortak bir vicdan harekete geçmiyor ve 'yeter' diyerek haykırarak 'Bu gençlerin her biri bir kıymettir ülkenin geleceğidir' diye seslenmiyor."

"BU DİLLER BİZİM DİLLERİMİZ"


Çözüm sürecinin ilk aşamalarında konferans vermek için bulunduğu Diyarbakır'da, gençlerle top oynadığını anlatan Davutoğlu, "eğer çözüm süreci olmamış olsaydı, bu gençlerin bundan üç dört sene sonra belki değişik yerlerde karşı karşıya gelip çatışmak zorunda kalacaklarını" söyledi.

Davutoğlu, "Bu gençlere yazık değil mi, neyi paylaşamıyoruz, ne isteniyor? Son 12 yıldır, Cumhurbaşkanımızın Başbakanlığı döneminde, bizlerin bakanlıklarımız esnasında nasıl çabaladığımız, nasıl gayret ettiğimiz görülmüyor mu? 12 yıl önce, Ahmet Kaya'nın kasetleri, diğer şeyler... Kaset dinlenemiyordu, kaset satılamıyordu ve biz bu anlayışa meydan okuyarak iktidara geldik" diye konuştu.

Yapılan reformların sıralanmasını isteyen Başbakan Davutoğlu, geçmişte ailelerin tutuklu çocuklarıyla Kürtçe konuşamadığını, siyasi propaganda yapılamadığını hatırlattı. "Bu diller bizim dillerimiz" diyen Davutoğlu, şöyle konuştu:

"Şimdi ben Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da bizleri izleyen kardeşlerime soruyorum. Onlar mutlaka bunları takdir ettikleri için hala bu çözüm sürecini baltalamak isteyenlere 'inadına çözün' diyorlar. Ama sorsunlar bu vandallara ne istiyorlar? Onların arkasındaki, onları piyon gibi kullanan aktörlere sorsunlar, hayatınızı niye zehir ediyorsunuz? Türkiye'yi Suriye'ye mi dönüştürmek istiyorsunuz veya Irak'taki çatışmalara? Burada eşit vatandaşlık hakları konusunda kimin tek bir şikayeti varsa kefili biziz."

Doğu ve Güneydoğu Anadolu'dan 70 büyükşehir belediye başkanı ile bir araya geldiğini hatırlatan Davutoğlu, "O masada oturan 70 büyükşehir belediye başkanımızın büyük bir çoğunluğu Kürt'tü tabi. Türk olanlar da vardı. Ve o Kürtler, Kürtlerin haklarını savunduğunu iddia edenlerin kendilerine yaptığı zulümleri anlattılar. Bir tanesi 'üç kez suikastten kurtuldum' dedi, bir tanesi 'ağabeyimi öldürdüler' dedi, bir tanesi 'akrabalarımı zorla götürüp haraç istiyorlar' dedi" değerlendirmesinde bulundu.

"Nasıl bir daha İstanbul veya İzmir veya Konya veya herhangi bir yer sadece Türklerin yaşadığı bir yer olmayacaksa, Diyarbakır da Hakkari de sadece Kürtlerden ibaret olmayacak" ifadelerini kullanan Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Bu yatırımları engellemeye çalışıyorlar, çünkü biliyorlar ki yatırımlar arttıkça, ekonomik aktivite arttıkça iletişim artacak. O bakımdan bizim her şeyden önce hedefin ne olduğu konusunda berrak olmamız lazım. Bizim hedefimiz çok açık. Türkiye Cumhuriyeti hükümeti olarak hedefimiz son derece açık. Biz çözüm sürecini mutlaka başarmak için elimizden geleni yapacağız."

"MOR GABRİEL'İN SİLAHI MI VARDI?"-


Davutoğlu, "Onlar her reformdan sonra 'biz baskı yapmasaydık olmazdı' diyorlar" yorumunu yaparak, şunları söyledi:

"Hayır olurdu. Olurdu. Mesela gayrimüslimlerin silahı mı vardı, Süryanilerin, Rumların, Ermenilerin... Baskı mı yaptılar da biz iki sene önce gayrimüslimlerin bütün emlakını iade ettik. Doğru olduğuna inandığımız için, farklı dine mensupların emlaklarını iade ettik. Mor Gabriel'in, oradaki Süryanilerin silahı mı vardı da, baskı mı yaptılar biz onlara bunu geri verdik. Alakası yok. Bizim yaptığımız reformlar kesinlikle bu örgütün baskısı nedeniyle değildir ve bu örgüt baskı yaptığı için yapılmış değildir. Biz inandığımız için aynı yolda devam ederiz."

''Bu örgütün Kürtlerin tek hamisi, tek temsilcisi olmadığını, bütün Kürt vatandaşların bu konuda söz söyleme hakkı olduğunu" belirten Davutoğlu, "Kimse Türkiye'deki bir meseleyi tek eline alıp da devletle pazarlık noktasında 'bir tek ben konuşurum, istediğim zaman giderim, istemediğim zaman gitmem' diyemez" ifadesini kullandı.

Davutoğlu, "İstedik ki, bu sürecin içinde herkes kalsın ve demokratik bir hukuk devleti inşasında herkesle omuz omuza yürüyelim. Ama son olaylar gösterdi ki bunların niyetleri, bu şiddeti yapanların, çözüm sürecini de baltalamak. En büyük darbeyi de Kürt kardeşlerimize vurmak" dedi.

"KOBANİ'DEKİ OLAYLAR HEPİMİZİN YÜREĞİNİ YAKAN OLAYLARDIR"


Kanal Urfa televizyonundan Ferhat Özer, Suriye'deki olaylardan en çok etkilenen şehirlerden birisinin Şanlıurfa olduğunu belirterek, son dönemde bölgedeki gelişmelerle ilgili çeşitli kesimlerden yapılan açıklamalara değindi. Özer'in, "Bu olaylar çözüm sürecini etkileyecek mi" sorusuna karşılık Davutoğlu, hükümetin kurulmasının hemen ardından çözüm sürecini en önemli mesele olarak ilan ettiklerini hatırlattı.

Hükümet programının 1 Eylül'de okuduğunu anımsatan Davutoğlu, programında çözüm sürecinin ne kadar yer aldığının herkes tarafından bilindiğini söyledi.

Davutoğlu, 3 Eylül'de daha güvenoyu almamış bir hükümetin başbakanı olarak ilk toplantıya çözüm süreci mekanizmasını kurarak başladıklarını anlattı.

Çözüm süreci mekanizması toplantısını o zaman kurduklarını dile getiren Davutoğlu, haziran ayında da yasasını çıkardıklarını ve bunu ilan ettiklerini hatırlattı.

Davutoğlu, o mekanizmada herkese görevler verdiklerine işaret ederek, MİT Müsteşarının, Başbakan Yardımcıları ile İçişleri ve Adalet bakanlarının ne yapacağının tek tek belli olduğunu aktardı.


"KOBANİ'DEKİ OLAYLAR HEPİMİZİN YÜREĞİNİ YAKAN OLAYLARDIR"


Yol haritasında tüm detaylarıyla kendi iradelerini ortaya koyduklarını kaydeden Davutoğlu, "Sonra Kobani'deki olaylar o gün de vardı. Kobani'deki olaylar yeni başladı. Çözüm süreci 2 yıldır var. Kobani'deki olaylar hepimizin yüreğini yakan olaylardır. Türkiye elinden gelini yapmıştır. Bunu ayrıca ele alacağım. Çözüm süreci bizim irademizle yürüyen bir şey Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının ve buradaki tarafların. Hemen sonra tezkere hazırlıkları yapılırken ki tezkere Kobani'deki kardeşlerimize yardım etmek üzere çıkarılmış bir tezkere. Aynı gün Bakanlar Kurulu kararı çıkardık. Görevleri tanımladık ve şunu söyledik, burada net olarak bir mekanizma artık kararnameye bağlandı. Bu arada Sırrı Süreyya Önderler, diğerleri gittiler geldiler, onlarla da görüştüm" diye konuştu.

"KOBANİ İLE TELABYAD'I, DİĞER YERLERİ AYIRT EDİYOR DEĞİLİZ"


Davutoğlu, 1 Ekim'de Başbakanlık'ta Selahattin Demirtaş ile görüştüğünü anımsatarak, şöyle devam etti:

"Kendisine de çok açık bir şekilde söyledim. Bizim irademiz açıktır. Sizin bu anlamda muhatap olarak nasıl bir planlama ile karşı karşıya olduğumuzu biliyorsunuz. Yol haritası da belli. Bundan sonra çözüm sürecini hızlandıracağız. Hızlandırmaktan kasıt nedir? Zaten biz demokratik haklar anlamında büyük reformlar yapmışız, belli reformları daha hayata geçireceğiz. Bir taraftan da bize daha 2013'ün başında söz verilmiş olan örgütün silahlı unsurlarının Türkiye sınırına çıkması, sürecin başlaması lazım. Şimdi çözüm sürecine inanırsak hep beraber yürürüz. Ama bir taraf 'çözüm sürecini şimdilik idare edeyim, istediğimi elde edeyim, söz verdiğim şeyleri de yapmayayım' demeye başladı mı iyi niyet ortadan kalkar. Kendisine orada da söyledim. Kobani'ye ne yardım yapılacaksa konuşmaya hazırız. Bunu yapalım çünkü biz Kobani ile Telabyad'ı, diğer yerleri ayırt ediyor değiliz. Kendisi de bundan memnun oldu. Çıktığı zaman da 'çok olumlu bir görüşme yaptık' dedi. Değil mi? Çok olumlu bir görüşme. Bu konuyu müzakere eden heyetler arasında da çok pozitif bir atmosfer vardı. Ben de son derece olumlu açıklamalar yaptım. Toplumda genel olumlu bir atmosfer oluştu."


"KİMSE BUNA 'TESADÜF' DEMESİN"


"Peki ne oldu da o günlerde de vardı Kobani'deki olaylar. Demirtaş bana geldiğinde de vardı. 'Çok olumlu bir görüşme yaptık, çözüm süreci ilerliyor' dediği gün de vardı. Ne oldu da bayramın 3. günü, millet bayram yaparken... Sanki Kobani yangınının sebebi Türkiye'ymiş gibi, sanki Türkiye'de büyük bir kargaşa, huzursuzluk varmış gibi 200 bin kardeşimizi almışız ülkemize. Gerekirse yine alacağız. Bunu borçlandırmak için söylüyor değilim. Ne oldu da birden düğmeye basmış gibi" ifadelerini kullanan Davutoğlu, kimsenin buna "tesadüf" dememesi gerektiğini vurguladı.

Davutoğlu, ellerinde bilgi olduğunu, kimlerin hangi ilden hangi ile taşındıklarını ve vandalizmin nasıl yapıldığını bildiklerine işaret etti.

Bunların planlanmış şeyler olduğunu dile getiren Davutoğlu, irade vaktinin geldiğini belirtti. Çözüm sürecine bağlı ve sadık olduklarını, yürümeye devam edeceklerini kaydeden Davutoğlu, "(Tekrar toparlanabilir) diyordu. Bozan kendileri. Bunu çığrından çıkaran kendileri. O gün de söyledim kendisine. Kamu düzeni ile çözüm sürecini alternatif göstermeyin. Çözüm süreci var diye birilerinin kamu düzenini bozmasını mazur göreceğimizi zannediyorsanız yanılıyorsunuz. Bazı şehirlerin kenarlarında neler yapıldığını biliyoruz. Bunlar yapılmasın. Bize gelen cevap şuydu. 'Merak etmeyin, bunların hepsi kaldırılacak'. İşte yol haritasının birinci adımı buydu ve bunda mutabık kalmıştık. Mutabık kaldığımız husus, bütün illegal faaliyetler, şehirlerin etrafında ve diğer yerlerde kaldırılacak. Bunda mutabık kaldık. Bırakın bunu yerine getirmeyi, aynen 'çekileceğiz' deyip çekilmeyi durdukları gibi, şehirlerin içinde yangın çıkardılar. Taşıma terörize gruplarla bir ilden diğerine bir çok yerde yangın çıkardılar. Kimse bunu bir anlık olarak yansıtmasın" değerlendirmesinde bulundu.

"KİMSE 'YOL HARİTASINI BİLMİYORUZ' DEMESİN"


Davutoğlu, halkın yaşananları çok iyi gördüğünü vurgulayarak, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Bakın bu neye benziyor bu biliyor musunuz? 'PKK'nın içinde bir PKK mı var derin PKK mı' sorunuzun da anlamı. Bizimle müzakere edenlerin yani HDP'lilerin hem siyasi kanaat, hem İmralı'daki yapılan görüşmeler bağlamında o zaman sormamız gereken bir durum var. Bize verilen sözler var. Kamu düzeninin gereği yapılacak ve bütün illegal faaliyetler durdurulacak. Sonra da bizim atacağımız adımlar var. Yol haritası konuşulmamış değil. Kimse 'yol haritasını bilmiyoruz' demesin. Herkes biliyor. Ne yapılmasını gerektiğini biliyor. Ama 'çekileceğim' dedikten sonra niye çekilmedi geçen sene? Çünkü Gezi olayları patlak verdi."

Bu olayların arkasının çok iyi görülmesi gerektiğine dikkati çeken Davutoğlu, "Öyle Kobani falan değil mesele. Hiç bunu şey yapmasınlar. Kimse bu halkı da bizi de tabirimi mazur görün enayi, durumu anlamayan bir durumda görmesinler" dedi.

Davutoğlu, geçen sene nevruzdan birkaç gün önce Diyarbakır'da bulunduğunu ve konferans verdiğini hatırlattı. Nevruz'da da Sırrı Süreyya Önder'in bir mesaj okuduğunu belirten Davutoğlu, her şeyin yolunda olduğunu ve atılacak adımların da belli olduğunu anlattı.


"BİR TAŞLA KAÇ KUŞ VURDULAR"


IMF'ye borcunu ödemiş Türkiye'de mayıs ayında birden düğmeye basılarak, Gezi olaylarının başladığını kaydeden Davutoğlu, şu ifadeleri kullandı:

"Gerekçe o zaman ağaçtı, vesaire. Bir tek ağacın bir tek dalı bile benim için kutsaldır. Onu önemsiz gördüğüm için değil. Zaten ağaçlar yıkılmadı, yok edilmedi, taşındı. O ayrı bir tartışma. Ama bu konu bahane edilerek Gezi olayları başlatıldı. Bir taşla kaç kuş vurdular bakın. Gezi olaylarından sonra geri çekilme durduruldu. Hala o söz yerine getirilmedi. Ayrıca, Türkiye bir sıkıntıya sokulmak istendi. Sebep ne biliyor musunuz? Aynen 2007 cumhurbaşkanlığı seçimi gibi. Dışardan ve içerden bu mihraklar, derin yapılar ya da başka yapılar. Türkiye'yi 3 seçimin beklediğini görüyorlardı. Mahalli seçimler, cumhurbaşkanlığı seçimi, genel seçimler. Türkiye destabilize etmeye çalıştılar, olmadı. Çünkü cumhurbaşkanımız o zaman başbakan olarak güçlü bir liderlik gösterdi. Hepimiz, AK Parti kadrosu ve hükümet olarak sağlam durduk."

Davutoğlu, geçen yıl 30 Eylül'de büyük bir demokratikleşme paketi açıkladıklarını belirterek, çözüm sürecine momentum katan devrim niteliğinde birçok adımlar attıklarını aktardı.

Kasım ayında da Barzani'nin Diyarbakır'a geldiğini ve yarı Türkçe yarı Kürtçe konuştuğunu dile getiren Davutoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da başbakan olarak bölgeye gittiğini ve müthiş bir hava estiğini söyledi.


"17 ARALIK'TA YİNE ÇÖZÜM SÜRECİ HEDEF EDİLDİ"


Davutoğlu, arkasından 17 Aralık'ın yaşandığını bildirerek, şunları kaydetti:

"Tekrar bahane üretildi. Bu sefer bir başka tuzak kuruldu. Mesele çözüm sürecini yok etmek. Çözüm süreci yok edilerek kardeş kavgası başlarsa önce hükümet, sonra AK Parti ve tabii Türkiye türbülansa girsin. Bunu yapanlar şunu da biliyor. KCK'dan bahsettiniz. Paralel yapı olarak 17 Aralık'ta düğmeye basanlar geçmişte KCK operasyonlarını yapanlardı. Şimdi aynı noktadalar. İkisi de hükümeti hedef ediniyorlar. KCK operasyonlarını bir insan hakları ihlali olarak görenler veya hukuksuz tutuklama gibi... 17 Aralık'ta yine çözüm süreci hedef edildi. Çözüm süreci birilerini rahatsız ediyor. Herkesin bunu görmesi lazım. Özellikle bölgedeki kardeşlerimin görmesi lazım. Rahatsız ediyor. Gezi olaylarının sebeplerinden biri çözüm sürecini yok etmekti ve nitekim örgüt verdiği sözü tutmayıp, çekilmeyi durdurarak yavaşlattı. 17 Aralık'ta bütün bu çözüm sürecine momentum kazandırmayı da engellediler."

"BAKANLAR KURULU OLARAK TBMM'NİN İRADESİNİ YANSITTIK"


Mart ayında yerel seçimlerin yapıldığını hatırlatan Davutoğlu, hesaplananın olmadığını ve seçimleri kazandıklarına dikkati çekti.

Davutoğlu, cumhurbaşkanı seçimi öncesinde de provokasyonların olduğunu dile getirerek, şunları söyledi:

"Bu provokasyonlar da tutmadı. Yeni bir hükümet kurulmuş. Yeni hükümetin başbakanı olarak da kongrede sayın cumhurbaşkanımız genel başkanlığını bana devrederken kendisi 'en önemli projemiz çözüm sürecidir' dedi. Ben de 'çözüm süreci bize tarihin emanetidir, bunun gereğini yapacağız' dedim. En tepede biz cumhurbaşkanı ve başbakan olarak kendimizi çözüm sürecine bağladığımızı ilan ettik. Hemen de eyleme geçtik. İlk defa yasal zemin kazandı çözüm süreci haziranda çıkan yasayla. Yeni çıkardığımız Bakanlar Kurulu kararıyla. Hep bunu diyorlardı, 'yasal zemin yok' diyorlardı. Yasal zemin kazandırdık. Peki ne istiyorsunuz? Yasal zemin kazandırdıktan sonra yapacağımız şey artık kimse çözüm sürecindeki görüşmeler dolayısıyla suçlanamaz. TBMM yasa çıkardı. Bu da bizim çözüm sürecinde söz verdiğimiz ve 'yapacağız' dediğimiz bir adımdı. Herkes kendini bağladı. TBMM bağladı bu yasayı çıkarmakla. Biz de Bakanlar Kurulu olarak TBMM'nin iradesini yansıttık."

"KOBANİ'DE AKAN KANIN TEK BİR ZERRESİNDE BİZİM ELİMİZ YOKTUR"


"Bakanlar Kurulu kararından bir hafta sonra bu olayları çıkarmanın sebebi ne" diye soran Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Yine aynı sebep. Birileri çözüm sürecinden rahatsız oluyor. Çünkü biliyorlar ki çözüm süreci başarıya ulaşırsa Türkiye'nin ayağındaki pranga gidecek, büyük bir ağırlık gidecek, tabiri caizse take off uçuş noktasına geçeceğiz. Kürtlerin de en önemli kazanımlarından birisi olarak tam bir başarı hikayesi doğacak. Şunu bana, Demirtaş doğru söylüyor benden rivayetle. Bana sordu. Kürtlerin devleti kim diye? Kürtlerin devleti Türkiye Cumhuriyeti devletidir, biziz. Dışardaki Kürtlerin hamisi de biziz gerekiyorsa. Bunu da en iyi Sayın Barzani bilir Kuzey Irak'ta. Eğer Türkiye'nin onlara verdiği destek olmamış olsaydı acaba son 7-8 ayı geçirebilirler miydi? Çünkü birbirimize güveniyoruz. Mesut Barzani ile karşılıklı bir güven ilişkisi doğunca, 3 sene önce öyle değildi, bu güven ilişkisi doğunca biz gereğini yaptık o da gereğini yaptı. Aramızdaki dostluk, stratejik ortak geleceğe yöneldi."

Başbakan Davutoğlu, şunları ifade etti:

"Öyle derin yapılar var ki bunlar bu meselenin çözülmesini istemiyorlar. Bazen 'Gezi' diyorlar istemiyorlar, bazen başka şeyler diyorlar istemiyorlar. Şimdi de 'Kobani' diyerek bahane ediyorlar. Onun için en başından dedik. Kobani önemli. O konuda her türlü hesabı vermeye, varsa sorulara cevap vermeye hazırım. Kobani'de akan kanın tek bir zerresinde bizim elimiz yoktur. Tek bir damla kanda ne Türkiye'nin ne Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin ne de bizim birimlerimizin eli yoktur. Bu açık bir iftiradır. Onu her zaman söyleriz. Ama bırakın çözüm süreci devam etsin. Bu proje başarıya ulaşsın. Ama yaptıkları şey ne oldu? Vandalizm, eşkıyalık, terörle bir yeni konteks çıkarmaya çalıştılar. Onların hesabı ne olursa olsun millet görüyor. İnşallah hep beraber bu tuzağı bozacağız."

"KESİNLİKLE DEMOKRATİK HAKLARDAN GERİYE GİDİŞ OLMAYACAK"


Bir gazetecinin, İç Güvenlik Reformu'nun içeriğindeki bazı maddelerin eleştirildiğini anımsatarak, "OHAL sıkıntıları geri gelecek mi" sorusuna Başbakan Davutoğlu, "Kesinlikle demokratik haklardan geriye gidiş olmayacak. Onun için buna İç Güvenlik Reformu diyoruz, bu bir reform. Sadece güvenlik tedbiri almıyoruz, başka özgürlükçü reformlar da getiriyoruz" yanıtı verdi.

İç Güvenlik Reformu'na ihtiyaç duyulduğunu, bu güvenlik tedbirleri alınmaz ve benzer olaylar tekrar edilirse "bakın Türkiye Cumhuriyeti devleti zafiyet gösteriyor, devlet otoritesi kalmadı" denileceğini ve kamu düzeninin bozulacağını anlatan Davutoğlu, tedbirler alınması durumunda da "bakın otoriter, olağanüstü hal geri mi geliyor" propagandasıyla karşı karşıya kalınabileceğini kaydetti.

"ÖZGÜRLÜKLERİ YOK ETTİĞİNİZDE İNSANLIK ONURUNU YOK EDERSİNİZ"


"Bizim elimizden olağanüstü hal veya benzeri hiçbir şey gelmez bölgeye. Türkiye'ye de gelmez" diyen Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Bizim temel şiarımız en baştan itibaren insan odaklı devlet, insana hizmet eden devlet. Biz, devletin vatandaşa hizmetkar olduğu bir siyaset anlayışına sahibiz, vatandaşın devlete hizmetkar olduğu değil. Vatandaş dediğimiz sadece Batı'da, İç Anadolu'da, Karadeniz'de yaşayan vatandaş değil, Türkiye'nin bütün vatandaşı. O zaman peki nedir? Bütün bu şeyleri gözlüyoruz, olan gelişmeleri. Sadece şimdi değil, geçen sene Gezi olaylarını, sadece Diyarbakır'da değil, İstanbul'da olanları da Okmeydanı'nda ne olduğunun filmlerini seyrettim. Bu sonuca gelirken herkes benim özgürlükçü felsefemi, siyaset anlayışımı bilir. Özgürlükleri ortadan kaldırmaya birisi niyet ederse onun karşısında önce ben yer alırım, ben tavır gösteririm.

Devletin iki görevi var. Bir, vatandaşlarına kendi haklarını koruyacak şekilde özgürlük alanı açmak. Yani hayat hakkı, yani mülkiyet hakkı, mülkiyet özgürlüğü. Bu iş yeri benim, buraya kimse benden izinsiz giremez, bu bir haktır ve özgürlüktür. Nesil özgürlüğü, uyuşturucuya karşı tedbirler, nesli korumak. Eskilerin 'temel makasut' dedikleri 6 esas; hayat hakkı, akıl, mülkiyet, nesil, can... Bunlar bir bütün halinde insanın varoluşunu teminat altına alır ve bunların destekleyicisi olarak da insanlık onurudur özgürlükler. Özgürlükler yok ettiğinizde insanlık onurunu yok edersiniz. Bizim meselemiz nedir? Hem insanın güvenliğini teminat altına alacağız, çünkü güvenliği almadığınız zaman, şimdi Yasin'in özgürlüğü kaldı mı? Kalmadı, çünkü yaşamıyor. Hangi gösteri hakkı Yasin gibi 16 yaşında bir çocuğun hayat hakkını ortadan kaldırabilecek hak olarak görülebilir. Orada vefat eden 33 kardeşimiz ve şehit edilen 2 polisimizin hayat hakkını ortadan kaldırmak özgürlük olarak görülebilir mi? Görülemez."

"KİMSENİN HUKUKUN GETİRDİĞİ TEMEL KURALLARI ÇİĞNEME HAKKI DA YOKTUR"


Başbakan Davutoğlu, gösteri yapmak isteyene, Kobani'ye destek vermek isteyene karşı çıkmayacaklarını, gösterisini nerede isterse orada yapabileceğini, gösterilerde kendilerinin de eleştirilebileceğini, hatta kendilerinin de gösteri yapabileceğini, kanaatlerini söyleyebileceklerini ifade ederek, şunları söyledi:

"Bu hak bakidir, dokunulmaz ama bu haktan hareketle birisi gidip birinin mal özgürlüğünü ortadan kaldırabilir mi? Yani o vatandaşın belki onlarca yıllık birikimini, alın terini biriktirdiği bir dükkanı ateşe verebilir mi? Veremez. Bir insanın hayat hakkını ortadan kaldırabilir mi? Kaldıramaz. Burada barışçıl bir gösteri yok. Bu gösterilerde birisi molotofkokteyli kullanabilir mi? Kullanamaz. Ambulans yakabilir mi? Yakamaz. Peki bu gösterilerde birisi maske takabilir mi? Takamaz, takarsa ne anlama gelir; kimliğini gizliyor. Niye gizliyorsun kimliğini? Suç işlemek istiyorsun. Yol kesebilir mi? Kesemez. Bunlar özgürlük mü? Değil, bizim sınırlayacağımız şeyler bunlar. Avrupa'da, dünyanın demokratik ülkelerinde nasılsa kurallar, aynı kurallar uygulanacak. Kimsenin hukukun getirdiği temel kuralları çiğneme hakkı da yoktur."

Davutoğlu, Okmeydanı'ndaki gösterilerde yüzü maskeli kişilerin pompalı tüfek ve tabancayla polise ateş etmesinin görüntülerinin yayınlandığını hatırlatarak, bunun bir gösteri sayılamayacağını, bu ve benzeri olayları sınırlamanın da devletin vazifesi olduğunu kaydetti. Son dönemlerdeki şiddet olayları karşısında "Çözüm Süreci var, dolayısıyla bir şey yapmayalım" denilemeyeceğini dile getiren Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Bölgeden o kadar çok mesaj geldi ki 'bizi kurtarın, devlet ağırlığını koysun' diye. Bunlar Kürt vatandaşımız. Neyi hedef aldılar bunlar? Bir, devlet dairelerini. Devlet dairesi dediğimiz şey karakol değil sadece, karakola da dokunamazlar ama 214 okul binası yakıldı. O okul binasında kimin çocukları okuyor? Kürt vatandaşlarımızın çocukları okuyor. Kur'an kursları yakıldı, o Kur'an kurslarında Kur'an-ı Kerim yakıldı. Müzeler yakıldı, kütüphaneler yakıldı. Bin 211 bina yakıldı. Bu özgürlük mü? Peki ne hedef edildi? İş yerleri. Niye iş yerleri? Çünkü çözüm süreci ile birlikte insanlar yavaş yavaş iyimser bir noktaya gelmeye başladı, yatırım gelmeye başladı, tevfik paketimizle bunlar arttı. İnsanların ümitlerini yıkmak istediler, binaları yakmıyorlar sadece. Yakılan AK Parti binaları, Hüda Par binalarıyla da 'burada siyaseti ben yaparım' diyorlar. 'Benim istemediğim kimse belediye başkanı olamaz, milletvekili olamaz, meclis üyesi olamaz, şu olamaz, bu olamaz'.

Bırakın olağanüstü hal, böyle bir yapıyı öngören birisi, onun da ötesinde yerel bir hapishane oluşturmak istiyor. Biz buna izin verebilir miyiz? Olağanüstü hal bir daha bölgeye de Türkiye'ye de gelmeyecektir. Ama birisi bölgeyi veya ilçelerimizi Nusaybin'i, Kızıltepe'yi, Patnos'u, Kurtalan'ı ki oralarda AK Parti belediyesi var diye, hapishane muamelesiyle onları baskı altına almayı düşünüyorsa buna da biz izin vermeyiz. Her türlü tedbir alınacak. Ya bize verdikleri sözleri tutarlar ve şehirler üzerinde oluşturdukları baskıyı kaldırırlar, yaptıkları illegal faaliyetleri durdururlar, eğer samimilerse tekrar çözüm sürecine gireriz diye ve çözüm süreci eskisinden daha da iyi bir ivmeyle başlar ya da ister istemez devlet kendi vatandaşının hukukunu korumak zorunda. Orada Kürt vatandaşının hukukunu korumaz bizim görevimiz."

"90'LI YILLARA KİMSE BİZİ GERİ GÖTÜREMEZ"


Başbakan Ahmet Davutoğlu, İç Güvenlik Reformu'nun içeriğine dair bilgiler de vererek, gösteri yapılabileceğini ama gösteride maske takılamayacağını, molotofkokteylinin bomba atmak gibi suç sayılacağını anlattı. Davutoğlu, "Olağanüstü halde gösteri yapılabilir miydi? Yok. OHAL'de Kürtçe konuşulabilir miydi? Yok. Olağanüstü halde Kürtçe propaganda yapılabilir miydi? Yok. Şimdi seçimlere gidiyoruz herkes istediği dilde propaganda yapabilir. Olağanüstü halde bu mümkün müydü? Bırakın siyasi propaganda yapmayı, hapishanede görüşürken konuşamıyordunuz, yolda konuşamıyordunuz. Bunlar geri gelecek değil. 90'lı yıllara kimse bizi geri götüremez. Göstermek isteyenin karşısına, aynen bu vandalları, bu terör faaliyetlerin karşısına durduğumuz gibi 90'lı yıllara birisi götürmek isterse onların karşısına da kale gibi dururuz. Şimdi bu kurallar gelecek" dedi.

Davutoğlu, Avrupa, Amerika, İngiltere ve Almanya'da polisin elinde delil olması halinde kişilere 24 saat gözaltı uygulayabildiğini, bu sürenin 48 saat, hatta 72 saate kadar çıkabildiğine işaret ederek, Türkiye'de ise böyle bir tedbir uygulayabilmek için savcıdan izin alınması gerektiğini hatırlattı.

"ÇÖZÜM SÜRECİ DEDİĞİMİZ ŞEY ANCAK VE ANCAK İŞLEYEN BİR KAMU DÜZENİNDE OLABİLİR"


"Savcı da diyor ki 'benim elimde belge yok, delil getir bana'. Suç olmayınca delil olmuyor, suçu engellemek mümkün hale gelmiyor" diyen Davutoğlu, şunları söyledi:

"Biz burada otururken şuradan Ankara'nın sokağından bir uyuşturucu çetesi bonzaiyi bir arabada taşıyor olsa. Polis ihbar alsa ve bunu durdurmak isterse, durduramaz. Savcıya gidecek 'durdurup arayabilir miyim' diyecek. Savcı da diyecek ki 'peki elinde ne delil var? İhbar'. İhbar delil olmaz, o arada bonzaiyi taşıyan, uyuşturucu taşıyan araba gider bütün gençleri zehirler. Ya da Bingöl'de olduğu gibi bu polislerimizi şehit edenlerle ilgili ihbar geliyor, bunları gözaltına alalım, tedbir alalım dendiğinde savcı 'elimizde yeterli delil yok' diyor ve bu sebeple 2 polisimiz şehit oluyor, çocuklar yetim kaldı. Ben onların ailelerini ziyaret ettiğimde, bunun sorumlusu kim, kim bunun sorumlusu? Oradaki savcı 'elimde delil yok' diyor. Emniyet tutabilir mi? Tutamıyor. Bu yasal açığı kapatacağız. Suç oluşana kadar ki tedbir almak yetkisi ve hakkı emniyetin elinde olacak. Oluştuktan sonra savcıya intikal edecek, tek önemli fark bu olacak.

Bingöl'de emniyet müdürümüzü ziyaret ettim, Atalay Bey'i. 'Olaylar oldu da esnafın morali bozuldu' diye sırf esnafın moralini düzeltmek için emniyet müdürü yardımcısı ve polis görevlisiyle birlikte esnafı ziyaret ediyor, halkın moralini düzeltmek için. Rahmetli Gaffar Okkan gibi bir tutum ve orada şehit edildiler. Daha da vahimi olabilirdi. Onlar şehit edildi diye ya başka bir yerde intikam duygusu ile bir şey yapılsaydı, bir daha çözüm sürecinden bahsedebilir miydik? Ya da olaylar yaygınlaşsaydı. Bu tedbirler çözüm sürecini teminat altına alır. Çünkü çözüm süreci dediğimiz şey ancak ve ancak işleyen bir kamu düzeninde olabilir. Çözüm süreci anarşizm değildir. Çözüm süreci aynen 'paralel yapı' diyoruz ya burada da başka bir paralel yapı... Alacak götürüp 'sana şu vergiyi kestim' diye, 'sana şu haracı kestim' diye yazı yazacak. 'Sen şuradan istifa et' diye tehdit edecek. Devlet buna tahammül edemez. Nasıl Ankara'da paralel devlet yapısı tarzında dışarıdan talimatla devletin kontrol altına alınması mümkün değilse, alana da bu olamaz. İç Güvenlik Reformu bir reformdur, özgürlükleri kısıtlayan bir şey değil. Halkımızın hayat hakkını, mülkiyet hakkını teminat altına alacak olan bir reformdur. Hiçbir şekilde propagandalara kimse kanmasın. Önümüzdeki hafta çalışmalar bittiğinde herkes bunu görecek."

"KOBANİ'Yİ ÖNE ÇIKARTANLAR, OLAYA TEK BİR IRK MESELESİ OLARAK BAKIYORLAR"

Suriye'de 3,5 yıl önce olayların başlamaması için çok çaba sarf ettiklerini belirten Davutoğlu, bu kapsamda kendisinin defalarca Suriye'ye gittiğini anımsattı.

Her gittiğinde 7-8 saat Esed'i ikna etmeye çalıştığını vurgulayan Davutoğlu, şunları kaydetti:

"HDP'liler şimdi o kadar büyük haksızlık yapıyorlar ki. O zaman BDP'deydiler ne zaman Suriye'ye gitsem, bazı milletvekilleri gelirlerdi 'aman Kürtlerin haklarını da orada savunsanız'… Her gittiğimizde bunu açardık. 6 Nisan 2011'de tam olaylar daha başlamadan gittiğimde, Beşşar Esed'den üç şey talep etmiştik. Yani şunları yaparsanız halkınızın arasında problem olmaz diye. Bir anayasa reformu yapacağınızı ilan edin, iki Kürtlerin vatandaşlarını tanıyın ve verin, üç hiç çekinmeyin seçimi ilan edin. Toparlanır her şey. Söylediğimiz üç şeyden biri oradaki Kürt kardeşlerimizin haklarının verilmesiydi. Sonra olaylar başladı. Buna Allah da şahit, tarih de, millet de, hiçbir Suriyeli arasında ayrım yapmadık. Şimdi tabi Kobani'yi öne çıkartanlar, olaya tek bir ırk meselesi olarak bakıyorlar. Yani insan diye bakmıyorlar. Çünkü, Doğu'da, Güney Doğu'da sadece tahrik için bunu kullanacaklar. Biz ise Türkiye Cumhuriyeti devletiyiz. Bizim Kürt vatandaşımız var, Türkmen vatandaşımız var, Arap vatandaşımız var."

Davutoğlu, bölgede halkaların iç içe geçtiğini, bundan dolayı da Türkiye'nin "Arapların haklarını koruyalım, Kürtlere ne olursa olsun'' ya da ''Kürtlerin haklarını koruyalım, Kürtler için gidip savaşalım ama Türkmenler ya da Araplar öldüğünde hiçbir şey yapmayalım" diyemeyeceğini ifade ederek, Doğu'da, Güney Doğu'da yaşayan vatandaşlar arasında ırk temelli bir ayrım bulunmadığını ama bazı kesimlerin bu ayrımcılığı yaptığını söyledi.

Diyarbakırlı bir Kürdün, Telabyad'da şehit edilen ya da Halep'ten Scud füzeleriyle öldürülen Arap ya da Türkmen için de Kürt akrabası kadar üzüldüğüne emin olduğunu belirten Davutoğlu, şöyle konuştu:

"Çünkü Bosna'yı çok iyi hatırlarım. O kadar aşkla doludur ki bizim Doğu Anadolu'daki kardeşlerimiz, Bosna'ya savaşmaya ilk gidenler Batman'dandı. Onlar öyle bakmaz ama bu örgüt sadece Kürtlerin haklarına bakıyor. PYD burada rejimle işbirliği yaptı, IŞİD ile işbirliği yaptı. Biz ise şunu dedik, 'rejim de öldürse, zulmetse, rejime karşı çıkarız, IŞİD de zulmettiğinde IŞİD'e de karşı çıkarız. Kim zulme uğruyorsa da etnisitesine, mezhebine bakmadan alırız. Başımızın üzerinde yeri var'. Bana Suriye'den bir tek Kürt kardeşim göstersinler, 'ben kapıdan Kürt olduğum için döndürüldüm' desin. Bakın meydan okuyorum. Desinler ki bana, 'ayrımcılık yapıldı, Türkmenlere ekmek, su verildi, bana verilmedi. Türkmenler veya Araplar içeri alındı, ben alınmadım' desinler herkesin önünde çıkıp özür dileyeceğim. Halep'te belli Kürt mahalleler var, Türkmen mahalleler var, Arap mahalleler var. O Kürt mahalleler muhalefet diye Esed'in uçakları tarafından bombalanıp yıkılırken, PYD'nin Kobani'de sesi çıkmadı. HDP ise bana karşı gensoru veren CHP'yi destekledi. Biz ise o sırada Halep'e Türklere de, Kürtlere de, Araplara da yardım gönderiyorduk."

Davutoğlu, meselenin insanlık meselesi olduğunu dile getirerek, şu ifadeleri kullandı:

"Mesele Kürt meselesi ise onu bile mazur görürüm ama o zaman Halep'e hava bombardımanıyla Esed tarafından katledilen Kürtler için sesinizi çıkartmadınız? Niye üç sene sustunuz? Bu da yetmedi şimdi PYD bir özgürlük kahramanı gibi sunuluyor. Gitsinler Mesut Barzani'ye, Irak'taki Kürtlere sorsunlar. On binlerce Kürt Haseke'den PYD'nin baskısı nedeniyle Irak'a kaçtı. 50 bin civarında Kürt kardeşimiz Suriye'den yeni gelmedi. Mardin'e PYD'nin baskısından kaçarak geldi geçen sene. PYD'nin baskısından kaçanlara bu yapı, bu örgüt 'hain' diye yardım edilmemesi için baskı yaptı. Şimdi açık konuşmak lazım dertleri ne insanlık derdi ne Kürt derdi. Dertleri kendi örgütlerine tabi olanları korumak, o örgüte tabi olmayanları ret. Buna rağmen biz geçen sene PYD'yi buraya çağırdık. PYD ile KDP arasındaki itilafları gidermeye çalıştık. PYD ile Özgür Suriye Ordusu'nu bütünleşmeye çalıştık ki birbirleriyle savaşmasınlar, onu da kabul etmediler. Bu sene de görüştüler. Şimdi samimi olmak lazım. Bütün bu hengame içerisinde 3 günde 138 bin, 2 hafta içerisinde 200 bin Kürt kardeşimizi içeriye aldık."

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik'in Kurban Bayramı'ndan önce kendisini Suruç'tan aradığını, Kobani'den Türkiye tarafına geçmek isteyen Suriyelilerin olduğunu ilettiğini anlatan Davutoğlu, bu kişilerin araçları ve hayvanlarıyla sınırı geçmelerine izin verildiğini, hayvanlarının salgın riskine karşı bedeli ödenerek satın alındığı ve daha sonra Kurban Bayramı'nda yine Suriyeli sığınmacılara dağıtıldığını söyledi.

Davutoğlu, Kobani'den önce sivillerin ardından ise PYD unsurlarının Türkiye'ye geldiğini belirterek, şunları kaydetti:

"Kobani'de savaşan PYD unsurları silahlarını bırakarak kaçtılar, kaçtılar Türkiye'ye geldiler. Sayıları 300 civarında. Dediler ki 'bunlar geri gitsin'. Yani dedikleri o. Uluslararası bir kural var, ertesi gün şunu da diyebilirler, 'Türkiye bizi geri gönderdi'. Türkiye karşıtı uluslararası basın bunu kullanır. Neyse sonra 'isteyen gitsin' dedik. Geri dönmek isteyene hiçbir engel yok. Bakın o kahraman dedikleri PYD'liler var ya 300 tanesinde 50 kadarı 'dönelim' dedi. Gerisi 'yok biz Türkiye'de kalmak istiyoruz' dedi. Şimdi Meclis'te Demirtaş'ın kahramanlık hamaseti alanda öyle değil. Zaten savaşmaktan kaçmış gelmiş, 'geri git' diyorsun gitmiyor."

"BİZ KİMSEYİ ÖLÜME GÖNDEREMEYİZ"


Davutoğlu, Kobani'den kaçıp gelen 300 PYD'linin 50 kadarının 'dönelim' dediğini anlatarak. ''Gerisi 'Biz Türkiye'de kalmak istiyoruz' dedi. Meclis'te Demirtaş'ın kahramanlık hamaseti, alanda öyle değil. Zaten savaşmaktan kaçmış gelmiş, 'Hadi geri git' diyorsun, gitmiyor. Ne yapalım peki? Dediği şuysa, 'Bırakın, Türkiye'deki Kürt vatandaşlar, gençler orada savaşsın'. Bunu yapmayız. Biz devletiz. Biz kimseyi ölüme gönderemeyiz'' ifadesini kullandı.

Davutoğlu, şöyle devam etti:

''Onlara o hakkı tanıdığımız zaman, aynı hakkı Osmaniye'deki, Adana'daki, Hatay'daki Türkmenler de gelse dese ki, 'Ben de Bayırbucak için gidip savaşmak istiyorum', Akçakale'deki Arap vatandaşlarımız 'Ben de Telabyad için savaşmak istiyorum'. Biz vatandaşlarımızın hepsini Suriye'ye savaşmaya mı göndereceğiz? Sonra ne olacak, PYD'den memnun olmayan Kürt vatandaşlarımız da 'Ben de gidip başka bir Kürt örgüt için orada savaşmak istiyorum' dese onlara da izin verdiğimizde... Birisi de KDP'ye yakın olabilir. Bir Kürt örgüt başka bir Kürt örgütle veya Türkmen'le veya Arap ile bizim vatandaşlarımız Suriye'de birbirleriyle savaşır duruma düşer. Sorumlu devlet bunu yapabilir mi? Yapmayız. Ona izin vermeyiz. Bizim vatandaşlarımızın can güvenliği bizden sorulur."

"BU BİR KOMPLO"


Dışarıdakilere "kardeş" olarak elden gelen tüm yardımın yapılacağını ancak sorumluluklarının devlette olmadığını ifade eden Davutoğlu, "Bu gösterilerde bize hakaret eden birinin dahi can güvenliği benim teminatım altında. O gösterilerde gelip de saldıran birini hukuka sevk ederiz. 'Bu adam gitsin orada istiyorsa ölsün' diye göndermem, onun can güvenliği de bizim teminatımız altında" ifadelerini kullandı.

IŞİD'e katılmak üzere Türkiye'ye gelenlerin sınırdan geçişine hiçbir zaman izin verilmediğini vurgulayan Davutoğlu, "Yoğun propaganda var bölgede ve her yerde. Bu bir komplo. Bu propaganda sadece PYD tarafından veya buradaki yapılar tarafından, HDP tarafından yapılmıyor. Bu, CHP tarafından da yapıldı. İşin ilginci, paralel, hani KCK operasyonunu yapan paralelciler de aynı şekilde iftirada bulundular, MİT tırlarıyla ilgili. Avrupa'dan gelip de bizim iznimiz dahilinde Suriye'ye geçmiş hiç kimse yoktur veya dünyanın herhangi bir yerinden" değerlendirmesinde bulundu.

Bu propagandalara itibar edilmemesini isteyen Davutoğlu, Kobani'ye veya ihtiyacı olan herhangi bir yere insani yardımın süreceğini belirtti.

Türkiye'deki Suriyelilere, Türkiye'deki istihdamı engellemeyecek şekilde belli çalışma izinleri verilmeye başlandığını, Suriye'den getirilen araçlarla ilgili de düzenleme yapılacağını anlatan Davutoğlu, "Kobani bize tarihin emaneti" ifadesini gönlünden düşerek söylediğini kaydetti.

"Aslında IŞİD bir neden değil sonuç. Bölgenin kaynakları Batılılarca kullanılıyor ama bütün fatura Türkiye'ye kesiliyor. Batılılarla yaptığınız görüşmelerde bunun müsebbibinin Türkiye olmadığını söylüyor musunuz" sorusu üzerine Davutoğlu, "Bir gün bu kayıtlar hep açıklanır, kimlerle ne konuştuğumuz, tarihi evrak olarak" dedi.

Üç yıldır "Suriye'de ılımlı muhalefet desteklenmezse ve Suriye rejiminin katliamları engellenmezse çok büyük can kayıpları olur ve çok sayıda terör örgütü ortaya çıkar" dediklerini anlatan Davutoğlu, nihayetinde güç boşluğunun doldurulacağını dile getirdi.

"SÜTTEN ÇIKMIŞ AK KAŞIK ROLÜNE SOYUNAMAZ PYD"


Ancak o zaman Suriye rejiminin katliamlarına sessiz kalındığını, ılımlı muhalefetin de desteklenmediğini ifade eden Davutoğlu, PYD'nin de rejimle işbirliği yaptığını söyledi.

Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Sonra aradan IŞİD çıktığında, IŞİD ile bir yıl, Haseke ile Kobani arasındaki kuşakta PYD ile IŞİD yan yana durdular. Birbirlerine hiç saldırmadılar ama ikisi birden Özgür Suriye Ordusu'na saldırdı. Rejim de saldırdı. IŞİD, Özgür Suriye Ordusu'nu geriletince döndü PYD'yi vurdu. O sırada IŞİD yanında ilerlerken PYD, kendi içindeki KDP'lileri ve diğer partili Kürtleri sürmekle meşguldü. Bunlar maalesef acı gerçekler, bölge halkının bunu bilmesi lazım. Sütten çıkmış ak kaşık rolüne soyunamaz PYD. Oradaki Kürtleri, IŞİD oraya gelirken, Rakka'yı elde ederken, PYD rejimle işbirliği halinde KDP'li, kendisi gibi düşünmeyen Kürtleri Irak'a ve Türkiye'ye sürdü. Hatırlarsanız Barzani, sınır kapısını kapatmak durumunda kaldı. Şimdi bunlar hiç yaşanmamış gibi sanki Kobani'deki ve bölgedeki, Türkiye'deki, Ortadoğu'daki bütün Kürtleri onlar temsil ediyormuş gibi, Türkiye'de bunlara sessiz kalmış gibi bir rol içine giremez."

Batılılara da bunları anlattıklarını bildiren Davutoğlu, "Ama maalesef kaygı insani olmayınca, kaygı bir savaşı durdurmak olmayınca, Amerikalı bazı rehineler maalesef acı bir şekilde katledilince Amerika müdahaleyi düşünmeye başladı. Yani sadece Kobani'deki ölümlerle ilgili değil. Kamuoyu baskısı oluştu Batı'da. Sonra da dönüp o kamuoyu baskısıyla, sanki kendi veballeri yokmuş gibi bütün vebali Türkiye'nin üzerine atmaya kalktılar" diye konuştu.

Davutoğlu, 4,5 milyar doları Kobanililerin de aralarında bulunduğu Suriyelilere ayırdıklarını belirterek, "Sadece Kobani'den üç günde kabul ettiğimiz 138 bini, onları, 3,5-4 senede bütün Suriye'den, bütün dünyadan almış değil Avrupalılar. Sonra da dönüp Türkiye'ye ders vermeye kalkıyorlar. Türkiye'de maalesef bazı çevrelerde bütün bu piyonları kullanarak Türkiye'yi istikrarsızlaştırmaya çalışıyor" dedi.

Başbakan Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Çok basit bir soru soracağım. Türkiye'de huzur, istikrar olmasaydı Kobanili Kürtler nereye gideceklerdi? Hadi bu olaylar devam etse ki izin vermeyiz ama Türkiye'de kargaşa olsa Kobani'deki Kürtleri kim koruyacak? Nereye sığınacak Kobanili Kürtler? Türkiye'deki bu vandallara mı sığınacaklar? Kendi halkına saygısızlık yapan, komşusunun binasını yakanlara mı sığınacaklar? Niye PYD adına savaşanlar işbirliği yaptıkları rejime kaçmadılar, Şam'a doğru, Türkiye'ye sığındılar. Çünkü biliyorlar ki Türkiye hukuk devleti. Biz onları deporte edebilirdik. 'Madem gitmek istiyorsunuz gidin' diye sınırdan gönderebilirdik. 'İstiyorsanız gidebilirsiniz' dedik, gitmediler. Şimdi daha ne yapılması bekleniyor?"

"Dolayısıyla bütün bunlar geçer, inşallah vatandaşlarımız kendisinden, halkından, ülkesinden emin olsun. Çözüm sürecini de başarıya ulaştırırız" ifadelerini kullanan Davutoğlu, "İnşallah Urfamız, peygamberler şehri olarak, bölgenin, bütün Ortadoğu'nun, bütün dünyanın manevi kalbi olur. Diyarbakır'a ben hep 'mürşit şehir' diyorum. Her gelen Diyarbakır'dan keşke ilham alsa. Gaziantep, istiklalimizin de şehri" diye konuştu.

Çok güzel günler göreceklerini dile getiren Davutoğlu, "Bakmayın, her zaman bu topraklarda yaşamanın bedeli olmuştur, zorlukları olmuştur ama biz bu zorlukları aşarız inşallah" değerlendirmesinde bulundu.

Davutoğlu, "bedelli askerlik" sorusunu da "Gündemde olan konulardan biriydi ama bu acil gündem göz önüne alındığında daha çalışılması gereken bir konu" diye yanıtladı.