"Diyanet İşleri Başkanlığımızı ben sıradan bürokratik bir kurum ve bürokratik hiyerarşi içinde bir yerde durması gereken bir kurum olarak algılamıyorum, dünyanın hiçbir yerinde de böyle algılanmaz. Ancak dünyanın her yerinde dini otoriteler özel bir protokole sahip olmuşlardır. Dışişleri Bakanlığına geldiğimde verdiğim ilk talimatlardan birisi 'bana uygulanan protokol neyse Diyanet İşleri Başkanımıza da uygulanacak' demiştim, ama orada durmamıştım. 'Fener Rum Patrikhanesine, Ortodoks Patriğine de aynısı uygulanacak' demiştim. Neden? Eğer biz bütün dini kurumlara saygı göstereceksek ki göstermemiz siyasal bir tercihin, dini bir tercihin ötesinde toplumsal bir görevdir, o kurumların sıradan bürokratik yapılar halinden çıkarılması lazım, tehdit gibi görülmekten de çıkarılması lazım. Daha sonra Patrik Bartholomeos ile defalarca görüştüm, artık havaalanında karşılanıyorlar, büyükelçimiz tarafından. Kendisine özel davet veriliyor, çünkü Hristiyan vatandaşlarımız da bizim için eşit vatandaşlar ve onların kurumlarına da dini liderlerine de saygı gösterme zarureti var. Eskiden gayrimüslim bir dini liderin ziyareti bir tehdit gibi takibe alınan ziyaretlerdi. Şimdi teşvik edilen, kabul gören, imkan sunulan ziyaretlerdir. Hal böyleyken dini makam itibariyle Türkiye'de bütün Müslümanların itibar ettiği ve bütün Müslümanların dini hayatıyla ilgili çok özel bir görev yürüten Diyanet İşleri Başkanımıza gösterilen protokol yurt dışında ve yurt içinde en üst düzeyde olması benim beklentimdir, bunun da olağanüstülüğü yoktur, bir tercih meselesi değil."
Başbakan Davutoğlu, Papa ya da Ortodoks patriklerinin Türkiye'yi ya da başka bir ülkeyi ziyaretinde, devlet başkanı statüsü dışında, dini lider olarak gösterilen itibarın Türkiye'de Diyanet İşleri Başkanına gösterilmesi gerektiğine vurgu yaparak, "Hangi inançtan olursa olsun ulvi görev yürüten dini makamlara sosyal nezaket olarak zaten gösterilmekte olan saygının siyasi olarak gösterilmesi toplumun beklentisidir ve bu laikliğe de kesilikle aykırı bir uygulama da değildir. Dini hayatın tanzimi konusunda üstlenilen görev son derece hayatidir. Artık Diyanet İşleri Başkanlığımıza güven duyulması ve kendisini de belli temel değerler etrafında bütün dini gruplara açması lazım. Öyle dönemler yaşandı ki Türkiye'de belli askeri dönemlerde, 60 ihtilali sonrasında Diyanet İşleri Başkan yardımcılığına bir komutan atanmıştı veya 28 Şubat'ta danışman görüntüsünde bir görevli sürekli bu şeyi kontrol ederdi. Artık kontrol etme, güven sıkıntısı duyduğumuz bir kurum değil Diyanet İşleri Başkanlığı; saygı gören, saygı gösteren ve uluslararası itibara, devlet itibarına katkı yapan bir kuruluştur" diye konuştu.
Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Cami mimarisi de dahil olmak üzere İslam bir estetik dinidir, sosyal kültür açısından barış dinidir, dolayısıyla İslam'ın herhangi bir şekilde yurt içinde veya yurt dışında şiddetle, terörle ilişkilendirilmesine karşı hepimiz tam bir seferberlik halinde hareket etmeliyiz" dedi.
Davutoğlu, vatandaşların ve Başkan Görmez'in hac ibadetlerini tamamlayarak yurda döndüklerini hatırlatarak, haclarını tebrik etti, ibadetlerinin kabul olmasını diledi.
Bu haftanın Camiler Haftası olduğunu ve bu bağlamda haftanın temasının cami ve gençlik olarak belirlendiğini söyleyen Davutoğlu, görüşmede camilerle ilgili de istişarede bulunduklarını bildirdi. Görmez'in hükümetin kurulmasının ardından kendisini ziyaret ettiğini belirten Davutoğlu, kendisinin de bir iade-i ziyaret gerçekleştirdiğini dile getirdi.
Toplantıda dini hayat ve yapılan faaliyetler konusunda geniş kapsamlı bilgi alma imkanı bulduğunu anlatan Davutoğlu, Diyanet İşleri Başkanlığının neredeyse cumhuriyetle yaşıt en köklü kurumlardan biri olduğunu anımsattı. Davutoğlu, "Bu açıdan devletimizin, toplumsal hayatımızın kültürel sürekliliği, inanç özgürlüğü, inancımızın yaşanabilmesi ve son yıllarda özellikle artan uluslararası misyonuyla en temel kurumlarımızdan biridir" dedi.
Diyanetin bünyesinde hizmet veren personeliyle çok geniş bir kadro ile görevini ifa ettiğini dile getiren Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu topraklarda, inancımızın, kültürümüzün ve temel değerlerimizin hayatiyetini devam ettirmesi sadece dini bir konu olmanın ötesinde aynı zamanda kültürel birlikteliğimizi, kültürel mevcudiyetimizi de ilgilendiren çok temel bir meseledir. Bu açıdan Anadolu'da Trakya'da asırlarca süre gelen temel insani değerlerimiz, ki birçok manevi öncüyle, Hazreti Mevlana'dan, Ahi Evran'a, Hacı Bayram-ı Veli'den Ebu Eyyub el-Ensari'ye kadar bu topraklara bir şekilde bu manevi özü vermiş şahsiyetlerin diktiği tohumlar bugünkü kültürümüzün de ana omurgasını teşkil etmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığımız, bu çerçevede hem vatandaşlarımızın dini hizmetlerini yerine getirmesi açısından tanzim edici bir rolü vardır, kamu görevi rolü vardır, hem kültürel sürekliliği devam ettirmesi bakımından dini bilginin yaygınlaşması görevi vardır, hem yurt dışındaki vatandaşlarımızın, soydaşlarımızın, gönüldaşlarımızın ve daha da uzak coğrafyalardaki dindaşlarımızla ilişkiler bağlamında yurt dışında yürüttüğü son derece asli görevler vardır, hem dini bilginin sağlıklı bir şekilde elde edilmesini temin edecek eğitim görevi vardır. Bu bakımdan Diyanet İşleri Başkanlığımız ilk kurulduğu dönemle kıyas edildiğinde aslında dünyadaki genel değişime ve küresel toplumun ihtiyaçlarına göre de kendini yenilemesi gereken bir kurumdur. Statik bir kurum değildir kesinlikle. Kesinlikle temel bazı itikadi esasları sadece yaymaya ve bunu korumaya yönelik bir kurum değildir. Uluslararası sistemdeki, uluslararası toplumdaki her bir değişimin etkilediği bir sosyal, kültürel, manevi ortam söz konusu ve Diyanet İşleri Başkanlığımızdan beklediğimiz temel görev bu etkiler çerçevesinde toplumumuzun ihtiyaçlarına cevap verilmesidir."
Davutoğlu, 1924'ten bu yana yürütülen birçok çalışmanın Diyanet İşleri Başkanlığının kendi içinde de reforme ede ede bugüne getirdiği çalışmalar olduğunu dile getirerek, şöyle devam etti: "İlk defa iktidarımız döneminde 2010'da Diyanet İşleri Başkanlığıyla ilgili kanuni düzenleme yapıldı, ancak bunun yanında da bütün bugün aldığım bilgiler de dünyadaki gelişmelerden gördüğümüz bu konularda hala ciddi bir yeniden yapılandırma ihtiyacı sözkonusu. Şimdi hem din görevlilerimizin görevlerini ifa ederken İslam'ın barış dini olduğu ve bu barış dini olma özellikleri itibarıyla da sosyal ahengin korunmasında temel değerlerin menşei, kaynağı olduğu gerçeğinden hareketle herkesi kuşatıcı, içselleştirici bir görev ifa etmeleri lazım. Bu anlamda dini hizmetler bağlamında, içeride de üzerinde durduk, atanmış din görevlisi kavramının yerine gönüllü görevini ifa eden ve aşkla görevini ifa eden, bir memur ya da bürokratik görevlinin ötesinde bu kültürel sürekliliği aşkla sağlayan bir din görevlisi anlayışının yerleşmesi önem taşıyor."
"İslam bir estetik dinidir"
Cami mimarisinde sözkonusu olabilecek estetik boyutta zaaf niteliği taşıyan gelişmelerin önüne geçilmesi konusunun herkesin sosyal sorumluluğu olduğunu vurgulayan Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Cami mimarisi de dahil olmak üzere İslam bir estetik dinidir, sosyal kültür açısından barış dinidir, dolayısıyla İslam'ın herhangi bir şekilde yurt içinde veya yurt dışında şiddetle, terörle ilişkilendirilmesine karşı hepimiz tam bir seferberlik halinde hareket etmeliyiz. İslam selam verme anından itibaren muhatabına her bir inananın 'Ben senden eminim sen de benden emin ol' selamını verdiği bir dindir. Mimari açıdan ise bir estetik dinidir, mimari kargaşanın sürdüğü herkesin istediği tarz bir mimari anlayışıyla, bina anlayışı mimari diyemeyeceğimiz şekilde sade bir şeyi inşa etmeye dayalı, bunların hepsini ele aldık."
Cami mimarisi konusunun sadece Diyanet İşleri Başkanlığıyla ilgili olmadığını, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve belediyelerle de ilgili olduğunu vurgulayan Davutoğlu, "Ben bugün özellikle rica ettim Diyanet İşleri Başkanlığından, Çevre ve Şehircilik Bakanlığımızla da bunları konuşacağız, cami mimarisine bir estetik boyut kazandıracak bir denetim mekanizması kurma ihtiyacı var" dedi.