X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Barış sürecini birçok ülke istemiyor
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Barış sürecini birçok ülke istemiyor

  • Giriş Tarihi: 27.10.2014 09:21 Güncelleme Tarihi: 27.10.2014 13:52
Barış sürecini birçok ülke istemiyor
Barış sürecini birçok ülke istemiyor

Orta Doğu ve Türkiye çok kritik bir dönemeçten geçmekte. Türkiye'nin şansı iki yıla yakın bir süre önce Kürt Sorununu barışçıl yöntemlerle çözmek için ciddi adımlar atmış olmasıdır. Fakat bölgedeki gelişmeler, IŞİD Terör Örgütü, Kobeni ve diğer ülkelerin bölgeyle ilgili planları Türkiye'yi bir hayli zor durumda bıraktı. Barış sürecinin sekteye uğramasını istemeyen ülkeler, istihbarat birimleri süreci sonlandırmak için ellerinden geleni yapıyorlar.

Hakkari / Yüksekova'da cumartesi günü 3 askerin enselerinden vurularak katledilmesi şüphesiz bölgedeki gelişmeler neticesinde olmuştur. Bu olayı PKK'nın yapma ihtimali vardır. Fakat bu olayın yapılış şekli, yapılan yer itibarı ile ( Yüksekova 1990'larda faili meçhul cinayetlerin çokca işlendiği yerdir) bu küresel anlamda Barış Sürecinin bitirilmesi için yapıldığı izlenimi daha çok vermektedir. Dolayısı ile PKK'nın bir kanadı yada başka ülke istihbarat örgütlerinin amacı sürecin kesilmesi, hatta bitmesi murat edilmektedir.

Evet zor bir süreç, zor bir dönem… Fakat Türkiye barış sürecinden geri adım atmadan süreci devam ettirmesi gerekiyor. Barış süreci Kürtlerin haklarına kavuşmasını amaçlasa da, Türkiye için çok ama çok hayırlı bir iş olacaktır. Türkiye üzerinden çok önemli bir yükü atmış, yarına çok güçlü girecektir. Demokratikleşen Türkiye, bölge enerji koridorlarının üzerinde adeta bir vana görevi görecektir.

Tüm bu gelişmeleri TESEV Başkanı Can Paker ile konuştuk.

Son 6-7-8 Ekim olayları Barış Süreci'ni nasıl etkiledi?

Tabii ki müspet etkiledi denilemez. Çok yakın planda baktığınız zaman çok abartılı bir şekilde vandalizmdi. Hakikaten oradaki barış sürecine inanmayan insanlar oldukça rahat etmiştir. Bugünkü ölçümlere göre aşağı yukarı bölgenin yüzde 85'i barış sürecinin başarılı olmasının, silahların bırakılmasını istiyor. Dolayısıyla genelde baktığınız zaman barış sürecini durduracak bir şey değildir. Çünkü barış sürecinin temeli Türkiye'deki sosyolojide yatıyor. Bu ise, bazı tahrikler, bazı siyasi fikirlerin uygulanmasını zorlamaya dönük belli ölçüde tabii provokatif olaylardır. Ama tarih yazarken provokasyon çok büyük rol oynamaz ancak günlük olayları etki eder.

Peki, buradan biz Kandil-İmralı arasında barış sürecine destek açısından ya da inanç açısından bir farklılaşma olduğunu söyleyebilir miyiz?

Öcalan kesinlikle barışı istiyordur ama Kandil'de belki bunlarla ilgili şüpheler vardı diyebiliriz. Ama bunların hepsi birer spekülasyon olur, izlenim olur. Yoksa bilgiye dayanan bir şey olmaz. Ama şunu tekrar ediyorum bölgenin yüzde 85'inin istediğine göre bütün siyasi aktörler sonuçta toplumun arzusuna uymak durumundadır. Bu gibi olaylar yahut görüş ayrılıkları bu süreçte benlik kazandıran tayin etmeye çalışan gel-gitler dir. Ama süreci büyük şekilde etkileyeceğini zannetmiyorum.

Peki, burada bir güvensizlikten söz edebilir miyiz? HDP ile hükümet arasında her iki taraf açısından bir güvensizlik söz konusu. Güvensizlik nasıl giderilebilir, neler yapılabilir?

Böyle bir müzakere sürecinde güvensizlik hep olacaktır. Hiçbir zaman müzakere eden taraflar birbirlerine yüzde yüz güvenerek her şeyi açık oynamayacaklardır. Bu dünyanın hiçbir yerinde böyle değildir. Yani iki taraf bugüne kadar olaylara başka açılardan bakmış. Yani şöyle ki Türkiye tarafı diyelim yahut hükümet tarafı diyelim bizim bu hükümetten bahsetmiyorum bundan 20 sene öncekinden bahsediyorum. Kürt meselesi yoktur. Türk'ten başka kimse yoktur. Kürdün de sorunu yoktur diye bakmış olaya. Oradan gelmiş bugünkü noktaya. Kürt siyaseti ise, biz dünyada bağımsız bir devlet kuracağız hiç bizi ilgilendirmez Türkiye'den de toprak alacağız noktasından başlayıp bugün eşit vatandaşlık, bölgede daha güçlü bir yerel yönetim noktasına gelmiş. Bu kadar mesafe kat edilmiştir. Dolayısıyla bu süreç içinde zaten temel olarak bir güvensizlik yaşanmıştır. Potansiyel bir güvensizlik vardır. Bu süreci sonuna kadarda bu güvensizlik azalarak da olsa devam edecektir ama şuanda süreç sona ermeden güvensizlik sıfır olmayacaktır. Ama süreç içinde azalacaktır. İki taraf karşı tarafın attığı adımları değerlendirip süreç müspete giderse daha yumuşak olacaktır diye düşünüyorum.

Barış sürecini istemeyenler var, kimler? Barış süreci olursa ne olur? Olmazsa ne olur?

Barış sürecini kimler ister kimler istemez? Bir defa Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan itibaren halkın egemenliği yerine kurumların egemenliğiyle yönetildi çok yakın gelecek geçmişe kadar, son 3, 4, 5 yıla kadar. Bu kurumlar orduydu, yargıydı, polisti, MİT'di. Tabii biliyoruz ki barış sürecinin başlamamasına da bu kurumların yönetimi etkiliydi. Özellikle ordunun siyasete olan etkisi azaldıktan sonra her ne kadar yargıda poliste daha başka türlü etkiler varsa da barış süreci başlatılabildi. Dolayısıyla hemen görüyoruz ki barış sürecinin talebi nedir? İnsan haklarıdır, daha fazla demokrasidir. Bu olduğu zaman doğal olarak kurumsal egemenlikler ortadan kalkacak ve gerçek halkın egemenliği ortaya çıkacaktır.

Kurumsal egemenliğin tamamen ortadan kalkmasını kim istemez?

Bunun için tabii ki bir kısım medya vardır, bir kısım iş dünyası vardır içeride. Bir kısım akademisyenler de vardır. Bir kısım bürokratlar vardır muhakkak kurumların egemenliğin devamını isteyen. Ama bunun tersi olanlar da barış sürecinin başarıya ulaşmasını isteyecektir.

Barış süreci sona geldiği zaman Türkiye Kuzey Irak'taki Kürt yönetimi ile çok büyük bir değişiklik içindedir ki kendi içinde Kürt sorununu halletmiş bir Türkiye bölgeden fevkalade kuvvetli olacaktır. Özellikle enerji hatlarının üzerinde olan Türkiye, bu gücünü daha da artıracaktır ve çok etkili bir siyasi aktör olacaktır.


Dış dünyada kimler istemez?

Pek çok ülke istemeyebilir. Mesela Amerika'nın bir kısmı hepsi diyemem. Neo-conlar istemez. Avrupa'nın bazı ülkeleri hepsi diyemem… Almanya'nın da bazı odakları istemez. Fransa'nın bir kısmı istemez. Yani her ülkede vardır ama bazı ülkeler vardır İsveç gibi Danimarka gibi onlar istiyorlar. Ama mutlaka Avrupa'da da var. Bunun dışında kesim olarak bizim bölgemizde İran kesinlikle istemez. İran, Türkiye'nin böyle güçlü hale gelmesini istemez. Irak da istemez. Hatta bir noktada Rusya'da istemez. Dolayısıyla barış sürecinin başarılı olmamasını isteyen dış ve iç odaklar mutlaka vardır ama bu her barış süreci için geçerlidir.

Çok riskli o zaman…

Türkiye'deki barış sürecinin en büyük özelliği üçüncü bir arabulucuya ihtiyaç duymadan direk iki tarafın kendisi bu işi yürütmesidir. Bu ilk defa yapılıyor. Çok özel bir durumdur hakikaten. Sayın Başbakan da Dolmabahçe'de yaptığı konuşmada onu söyledi; ''Ben bu konuda Avrupalı bir ülkeyle konuşacağıma Abdullah Öcalan ile konuşurum daha iyidir'' dedi.

Peki, bu son olayları göz önüne alırsak IŞİD, Ortadoğu'daki çatışmalar, gerilimler, Kobani, Irak, Suriye… Barış süreci başlamamış olsaydı 20 ay öncesinde bugün nasıl bir durumda olurduk bir değerlendirme yapabilir misiniz?

Bu güzel bir sual ama çok spekülatif bir sual. Çünkü olmamış bir şey için ne olabilir diye konuşuyoruz. Ama kesinlikle çok daha kötü olurdu. Düşünsenize o zamanlar günde onlarca cenaze geliyordu her iki taraftan. Bir de bunun üzerine bu kargaşa gelseydi Türkiye çok büyük bir ihtimalle savaşın içine çekilebilirdi.

Siz sivil bir inisiyatifte bulunmayı düşünüyorsunuz. Akil İnsanlarda görev yaptınız. Nasıl bir şey düşünüyorsunuz?

Bu süreçte halkla temas ettik. Herkes kendi bölgesinin şartlarını çok iyi biliyor. Dolayısıyla bir tecrübe oluştu. Onun dışında Akil İnsanların gereği yoktur ama sivil inisiyatife kesinlikle ihtiyaç vardır. Çünkü böyle bir süreçte sivil toplum müdahil olmazsa, bu işi gözlemezse, bununla ilgili görüşlerini her iki tarafa da bildirmezse tahmin ediyorum ki süreç çok sağlıklı yürümez. Sağlıklı yürümezden kastım şu, toplumun tepkilerini gördüğü zaman daha başka türlü düşünür. Mesela benim şahsen düşündüğüm konuyla ilgilenen ve bu konuda çalışmak isteyen insanlara çağrıyı yapıp beraberce nasıl bir toplumsal hareket başlatabiliriz? Nasıl bir toplumsal görüş bildirme mekanizması kurabiliriz? Bunu tayin etmek ondan sonra da bu yolda yürümek gerekir.

Cumhuriyet Halk Partisi liderinin bir açıklaması var. Abdullah Öcalan'la görüşmenin çok yanlış olduğunu, HDP ile görüşülmelidir dedi? Nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tabii ki CHP'nin başkanı siyasi bir konumdadır. Kendi siyasetine uygun konuşuyordur diyorum ama bunun objektif dünyada hiçbir anlamı yok. Çünkü HDP, Abdullah Öcalan'ın etkisinde değil mi? Kesin etkisinde. HDP dağın büyük etkisinde değil mi? Onun da etkisinde. Dolayısıyla HDP ile konuşma demenin çok anlamı yoktur. Yani o tamamen formalite bir şey. HDP bir partidir. Öbürlerinin hiçbir şeyi yoktur. Onun için konuşmak çok formalite bir şey. Ama gerçek müzakereci siyasi güçle konuşur. O siyasi güçte bugün Abdullah Öcalan'dır. Tabii ki dağında ona etkisi vardır. Abdullah Öcalan'la konuşması kadar doğal bir şey yoktur. Çünkü Kürt siyasi hareketinin bugün lideridir. Bunun lideriyle konuşmadan nasıl bir güçle barış sürecini sonlandıracaksınız? Yani mümkün değil. Yani realist olarak mümkün değil ama bu siyasi olarak edilmiş bir laf olabilir buna bir şey diyemem.

Hükümet ile HDP arasında zaten görüşmelerin içerisinde. Muhalefetin işin içinde olmaması bu işi zorlaştırıyor mu?

Tabi zorlaştırıyor ama muhalefet olmak istemiyor ki. MHP'nin tavrı belli. Doğru olabilir yanlış olabilir onu ben bilemem. CHP ile konuştuk onun da tavrı belli. Onlar işin içinde olmak istemiyorlar. Kendi siyasetleri açısından. Olsalardı çok daha iyi olurdu tabii ama olmak istemiyorlar ve olmuyorlar. Yapacak bir şey yok. Ama siyasi partiler olmuyor diye sivil toplum olmaz diye bir şey yok. Mutlaka sivil toplumun buna müdahil olması lazım.

Muhalefetin yerine sivil inisiyatif alabilir mi?

Muhalefet başka bir yapıdadır. Sivil inisiyatif ise, tabii yaptırım gücü olmayan, topluma hitap ederek, topluma etki etmeye çalışan bir yapıdır. Muhalefetin yerine geçer mi bilmiyorum ama mutlaka sürecin daha rahat yürümesini sağlar diye düşünüyorum.