X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Davutoğlu: 1 yıl dümende olacağız
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Davutoğlu: 1 yıl dümende olacağız

  • Giriş Tarihi: 11.11.2014 11:58 Güncelleme Tarihi: 11.11.2014 16:57
Davutoğlu: 1 yıl dümende olacağız
Davutoğlu: 1 yıl dümende olacağız

Başbakan Ahmet Davutoğlu, "G20 zirvesine katılacağız. 1 Aralık'tan itibaren dönem liderliğini alacağız. Türkiye 1 yıl dünya ekonomisinin dümeninde olacak." dedi.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, Türkiye'nin 1 Aralık'tan itibaren G 20'de dönem başkanlığını üstleneceğini belirterek, önümüzdeki bir yıl dünya ekonomisinin direksiyonunun Türkiye'de olacağını söyledi.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, 'Yarın bakan arkadaşlarımızla ekibimizle birlikte G-20'ye katılacağız. Hem ekonomik hem siyasi istişarelere zemin teşkil ediyor. Türkiye 1 Aralık'tan itibaren dönem başkanlığını üstlenecek, önümüzdeki bir yıl dünya ekonomisinin direksiyonu Türkiye'de olacak. Şimdiden geçtiğimiz hafta ilgili arkadaşlarımızla detaylı değerlendirmeler yaptık, gündemini belirledik' dedi.

Bu hafta içinde çok anlamlı iki ziyarette bulunduklarını belirten Davutoğlu, 'Bursa'da halkımızla buluşma onlarla kaynaşma açısından hiçbir zaman zihnimizden çıkmayacak tablolar yaşadık. Birçok il ziyaretimizde gördüğümüz birçok güzel karşılamayı Bursa'da Ulucami çıkışında gördüğümüz karşılama dolayısıyla bütün vatandaşlarımıza teşekkürü borç biliyorum. Ulu erenlerin, ulu sultanların şehri ama aynı zamanda Cumhuriyetimizin öncü şehri' şeklinde konuştu.

Davutoğlu, 'Son derece önemli olan hamlelerle bu haftayı doldurduk. Geçen hafta yapısal dönüşüm stratejimizi açıkladık. Türkiye son 12 yılda olağanüstü ekonomik performans sergiledi. Daha hükümetimizin kurulmasının ilk gününde ilgili arkadaşlara reel sektörü canlandıracak ve Türk ekonomisindeki gelecek perspektifini somut eylem planlarıyla tanımlayacak geniş kapsamlı bir reform paketinin hazırlanması talimatını vermiştik. Bu çerçevede iş dünyasında da büyük kabul gören 25 sektörel alanda yapısal dönüşüm programımızı ilan ettik. Bunun ilk 9 sektörünü, reel sektör ağırlıklı olarak kamuoyuyla paylaştık. Buradaki temel amaç, Türkiye'nin üretim kapasitesinin artmasını sağlamak, Ar-Ge ve inovasyonlarla teknoloji yoğunluklu sektöre geçiş çalışmasını yürütmek ve öncelikli programlar çerçevesinde Türkiye'nin ekonomisindeki altyapı gücünü daha da kuvvetlendirmek' ifadelerini kullandı.

Yapısal dönüşüm programının birinci bölümünde açıklanan 9 başlık hakkında bilgi veren Davutoğlu, 'Değişik alanlarda ciddi bir hamle dönümünü başlatmış bulunuyoruz. 12 yıldır ülkemizin katettiği başarı hikayesi herkesçe malumdur. G-20'den döndüğümüzde makroekonomik dönüşüm programını ve sosyal ağırlıklı ayrıca 8 dönüşüm programıyla aslında bu programı bir bütün içinde ana unsurları tespit etmiş olacağız. G-20 ülkeleri arasında daha önce alınmış kararlar çerçevesinde gerçekleştirilen ilk örnek yapısal dönüşüm strateji olmak bakımından da bütün dünyanın dikkatini çekmiş durumda' diye konuştu.

Açıklanan programın işadamlarıyla kapsamlı bir şeklide paylaşıldığını anlatan Davutoğlu, 'Bir ülkenin, devletin ve hükümetin makro stratejik planlamasıyla şirketlerin kendi şirketlerine özel planlamaları arasında bir bütün olduğunda bu hamleler bir başarıyla gerçekleşir. Ama devletin makroekonomik programlarıyla şirketlerin yapıları arasında uyumsuzluk olduğunda Ankara'da alınan kararların hayata geçirilmesinin imkanı kalmaz. Küresel ekonomik krizlerle, bütün dünyada bir taraftan son derece dikkatli bir süreç takibi var, bir taraftan da Türkiye gibi vizyon sahibi ülkeler kriz sonrasına hazırlanma durumunda' şeklinde konuştu.

'TÜRKİYE'NİN YENİ ÜRETİM HAMLESİNİN EN ÖNEMLİ PAZARI YAKIN HAVZALARIDIR'

Türkiye'nin önümüzdeki dönemde dış ekonomik ilişkilerinde 3 ana boyutta ciddi sıçrama yapma sebebi olduğunu belirten Davutoğlu, 'Birincisi, AB ile ekonomik ilişkilerimize çok daha boyut kazandırmak zorundayız. Yine yakın havzalarda ki şirketlerimizin geçmişte özel sektördeki girişimcilerimizin siyasi sarsıntıların ötesinde iş dünyamıza bir kez daha sesleniyorum, Türkiye'deki yeni üretim hamlesinin en önemli pazarı yakın havzalardır. Bu çerçevede, çevre havzalarda Ortadoğu'da Balkanlarda siyasi istikrarsızlık ne boyutta olursa olsun, buralarda Türk ekonomisiyle bu havzaların birleştirilmesi yönündeki çabalarımızı güçlendireceğiz. Bu çerçevede bu ayın sonunda Irak'a bir ziyaret düşünüyorum. Önümüzdeki aylarda da Irak'la Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi'ni tekrar canlandırmak üzere Irak Başbakanı Haydar-el İbadi Türkiye'yi ziyaret edecek. Aralık başında Atina'da Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi toplantısını gerçekleştireceğiz. Aynı şekilde, Rusya Devlet Başkanı Sayın Putin de Aralık başında Türkiye'ye gelecek' ifadelerini kullandı.

Davutoğlu, 'Çevremiz siyasi istikrarsızlar içinde ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kalmış olabilir ama bu çevre ülkelerin halkları bizim kardeş halkımızdır ve ekonomik alanda ihtiyaçlarını karşılama gücüne, kudretine sahip olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'dir' dedi.

'TÜRKİYE'DE DEMOKRATİK İSTİKRARIN GARANTÖRÜ AK PARTİ'DİR'

Türkiye'deki siyasi istikrarı bozmaya kimsenin gücünün yetmeyeceğine dikkati çeken Davutoğlu, Türkiye'de demokratik istikrarın sağlandığını, öneli olanın istikrarın demokrasiyle sağlanmış olması olduğunu ve Türkiye'de demokratik istikrarın garantörünün AK Parti olduğunu ifade etti.
Özellikle siyasi istikrar ile ekonomik kalkınma arasındaki ilişkiyi vurgulayan Davutoğlu, 'Gerek 62. Hükümeti ekonomik programı, gerekse Orta Vadeli Program, Sektörel Dönüşüm programı gösterir ki AK Parti'nin perspektifi hep uzun dönemli ve uzun vadeli olmuştur' dedi.

'AVRUPA'DA GEÇİCİ DEĞİL, KALICI OLACAĞIZ'

'Avrupa'da geçici değil kalıcı olacağız' diyen Davutoğlu, 'Biz, hükümet olarak işdünyamızın önünü açmaya çalışıyoruz. Ticaret kısıtlamaları, gümrük kısıtlamaları gibi mayınları temizleyerek Türkiye'nin dinamizmi dediğimiz iş dünyamızın küresel alana girmesi çabası içindeyiz. Gerek ihracat, gerek sanayicilerimizi bir kez daha tebrik ediyoruz' diye konuştu.

İŞ GÜVENLİĞİ PAKETİ

Yarın önemli bir açıklamada daha bulunacaklarını anlatan Davutoğlu, 'İş güvenliği paketini kamuoyuyla paylaşacağız, madenlerle ilgili alacağımız tedbirleri kamuoyuyla paylaşacağız. Bütün bakanlıklarımız yoğun bir tempoda çalıştılar. Çalışma bakanımız yoğun tempoda istişare yaptı' ifadelerini kullandı.

'İKRAR VERMEYE, DESTUR ALMAYA GİTTİM'

Başbakan Davutoğlu, konuşmasında şunları kaydetti: 'Son derece anlamlı bir ziyareti de Hacı Bektaş'ta gerçekleştirdik. Bu ağır sorumluluğu aldıktan sonra bütün ulu erenleri ziyaret ettiğim gibi Hacı Bektaş-ı veliyi ziyaret etim. İkrar vermeye destur almaya gittim. Türkiye'de Hz. Mevlana, Hacı Bektaş-ı Veli, Ahi Evran, Emir Sultan, Ertuğrul Gazi… Hepsi Horasan erenleridir. Biz, o ortak miras içinde herhangi bir ayrımı esas alan politikayı temelden reddederiz. Tarih de millet de şahit olsun ki bu topraklarda iman ve medeniyet tohumunu eken bütün erenlerin mirasına sahip çıkmak en ulu görevimizdir. Bu vesileyle Hacı Bektaş'taki, Nevşehir'deki bütün kardeşlerimize, erenlere, dostlara da bir kez daha selam ediyorum. Bizim için Hacı Bektaş-ı Veli ile Hz. Mevlana arasında bir fark yoktur. İlk defa bir aşure günü vesilesiyle Hacı Bektaş-ı Veli'yi ziyaret eden ilk Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olmak da bana büyük bir gurur vermiştir. '

"ALEVİ VATANDAŞLARIMIZLA KUCAKLAŞMAMIZ BAZI PARTİLERDE RAHATSIZLIĞA SEBEBİYET VERDİ"


Etnik ve mezhepsel herhangi bir politikayı reddettiklerini belirten Davutoğlu, "Tarih şahit olsun bu topraklarda bu iman tohumunu eken bu erenlerin mirasına sahip çıkmak en ulvi görevimizdir. Nevşehir Hacı Bektaş ilçemizdeki bütün kardeşlerimize, dostlara, canlara, erenlere bir kez daha selam ediyorum, beni bağırlarına bastıkları için. Bizim için Hacıbektaş Veli ile Hz. Mevlana arasında bir fark yoktur. İkisi aynı güzel kaynaktan beslenen muhabbet pınarlarıdır. Hz. Mevlana'ya Konya'da gösterdiğimiz muhabbetle Hacı Bektaş-ı Veli'ye Hacı Bektaş'ta gösterdiğimiz muhabbet aynı hissiyatın ürünüdür. İlk defa Aşure günü vesilesiyle Hacıbektaş Veli'yi ziyaret eden ilk Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olmak da bana gurur vermiştir" ifadelerini kullandı.

AK Parti olarak 12 yıllık siyasetlerinin temelinin bütün vatandaşların arasındaki muhabbet bağlarını güçlendirmek ve devlet ile vatandaşlar arasındaki aidiyet bağını tahkim etmek olduğunu dile getiren Davutoğlu, "Biz bir taraftan çözüm sürecini bir barış, bir daimi kardeşlik projesi olarak hakim kılmaya çalışırken, diğer taraftan Sünni, Alevi ayrımı üzerine hesap yapanların da hesaplarını bozmaya kararlıyız. Hiç kimsenin bu topraklarda etnik ve mezhep temelli bir ayrılığı körüklenmesine izin vermeyeceğiz" dedi.

Davutoğlu, gerek Hacı Bektaş-ı Veli ziyareti gerekse ziyaret çerçevesinde yapılan tartışmalara da cevap verdi. Alevi ve Bektaş geleneğinin iki ana damarı bulunduğunu vurgulayan Davutoğlu, bunların ise "12 imam geleneği" ve "Hz. Peygambere kadar giden o köklü mübarek silsile" olduğunu kaydetti.

"ONLARIN FEYZİNDEN İSTİFADE ETMEK İSTEYENLER DÜNYEVİ BİR HESAP İLE O MEKANLARA GİTMEYECEKLER"

Bu iki kaynağın Anadolu'da birleştiğini ve İslam kültürünün Anadolu'daki bir rengi ve çeşnisi olarak kökleştiğini söyleyen Davutoğlu, "Bizim bütün Alevi vatandaşlarımız, hem eşit vatandaşlık haklarından konusunda onlara yardımcı olacağız hem de Aleviliğin bu özgün karakterinin korunması için ne gerekiyorsa onlara destekte bulunmaya devam edeceğiz. Bu çerçevede Hacı Bektaş-ı Veli ziyaretim öncesinden Bakanlar Kurulu'nda aldığımız kararla hem Hacı Bektaş-ı Veli'de hem de Hz. Mevlana'nın türbelerinde artık ücret alınmayacak. Oraya ziyaretle, oranın feyzinden istifade etmek isteyenlerden ücret alınması zaten yanlış bir uygulamaydı. Bunları tümüyle düzenleyeceğiz ve Hz. Mevlana'yı Hacı Bektaş-ı Veli'yi ziyaret ederek, onların feyzinden istifade etmek isteyenler dünyevi bir hesap ile o mekanlara gitmeyecekler. Sadece huşu ile edep ile erkan ile o mekanlara gidecekler ve o mekanlardan feyz alacaklar" ifadelerini kullandı.

"Bizim bu ziyaretimiz ve orada Alevi vatandaşlarımızla kucaklaşmamız, verdiğimiz mesajlar bazı partilerde rahatsızlığa sebebiyet verdi" diyen Davutoğlu, şöyle devam etti: "Öncelikle CHP'de. Benim ziyaretimden bir gün önce bir Alevi paketi açıklaması ihtiyacı hissettiler, eğer ziyaretim olmasaydı açıklarlar mıydı bilemiyorum. Dikkat ederseniz o pakette hep AK Parti hükümetleri döneminde yapılan çalıştaylara atıf var. Bizim iktidarımıza gelene kadar Alevi vatandaşlarımızın sorunları hiçbir zaman açık yüreklilikle tartışılmadı... CHP'nin açıkladığı bu pakete baktığınızda hep 'istemezük' anlayışını görürsünüz. 'Din dersleri kalksın', 'Din ibaresi kalksın', benim Hacı Bektaş-ı Veli'de ve bütün o ulu erenlerde gördüğüm temel hususiyet İslam kültür ve medeniyeti sembolleriyle olan irtibattır. Beni karşılarken 'Ali mihman' diyerek karşıladılar. Her gelen misafiri Hz. Ali gibi gören bir gelenekten bahsediyoruz. Atıf yaptıkları şahıslar Hz. Peygamberin torunları, evlatlarıdır, Hz. Ali'dir, Hz. Hasan'dır, Hz. Hüseyin'dir, Hz. Zeynel Abidin'dir, Hz. Caferi Sadık'tır... Bütün bu seyit silsilesine bakınız, hepsi bugün Aleviliği temsil ettiğini ve Aleviliğin İslam dışı bir gelenek olduğunu ispat etmeye çalışanların kullandıkları ibarelerin tam tersidir. Hepsi seyittir, hepsi imamdır, hepsi peygamber torunudur. Bu nasıl bir anlayıştır ki hem 12 imam diyeceksiniz hem de Alevi Bektaşi geleneğini İslamla irtibatı olmayan bir gelenek gibi takdim edeceksiniz. Eminim bütün Alevi vatandaşlarımız, samimiyetle Aleviliği benimseyen kardeşlerimiz bu tartışmaları kendi içlerinde özgün bir biçimde yaparlar ve katıldığım her Muharrem orucunda tekbirlerle, salavatlarla sürdürülen o geleneği bozmak isteyenlere karşı cevabı en iyi onlar verirler. Demek istedikleri şu: 'Öyle bir Alevilik olsun ki bu toprakların ortak değerlerinden uzaklaştırılsın. Peki 12 imam öyle de Horasan ereni farklı mı? Ben Alevi vatandaşlarıma, bütün Alevi aydınlarına bu ayı, önümüzdeki ayları Hacı Bektaş-ı Veli'nin Makalatı'nı okuma ayı olarak ilan etmelerini istiyorum."

"CHP DİNLE MÜCADELE ETMEKTEN KURTULAMADI"

CHP'nin Alevi paketinin içinde "Din dersini, ibresini kapatalım" teklifinin yer aldığını belirten Davutoğlu, "Çünkü CHP'nin kafasında, zihninde hep dinle bir şekilde mücadele etmek var. Hiç bundan kurtulamadılar. Eğer Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinde herhangi bir mezhep tahkir ediliyorsa, herhangi bir din sadece Alevilik gibi sadece İslam kültürü içinde gelişmiş ve bu kavramlarla ortaya çıkmış mezhep ve meşrep değil başka bir din hatta İbrahimi gelenek dışında yani Hristiyanlık ve Musevilik dışında Budizm ve diğerleri tahkir ediliyorsa onlara karşı bir nefret dili kullanılıyorsa ona önce ben karşı çıkarım, önce AK Parti karşı çıkar. Bizim anlayışımızda hiçbir zaman nefret dili olmamıştır. Ama böyle bir tahkir yoksa böyle bir mezhep anlatılıyorsa her bir din anlatılıyorsa yeni yetişen diller bunu tanıma imkanı buluyorsa bunda ne zarar var. Nedir sizin bu mücadele anlayışınız?" dedi.

"3 ALTERNATİF VAR"

Davutoğlu, şunları kaydetti: "3 alternatif var. Bir din dersinin kaldırılması. Din dersini kaldırdığımızda, eğitim içinde bugün IŞİD radikalizmi başta olmak üzere bu tür radikal eğilimlerin toplumda yer almasını nasıl engelleyeceğiz. Yeni yetişen Sünni ve Alevi gençler yükselen yanlış dini anlayışlara karşı nasıl kültür sahibi olacaklar. Din Kültürü dersi olmadığı zaman bu ihtiyacı karşılamak üzere nasıl son derece yanlış kanaatlerin ortaya çıkacağını görmüyorlar mı? Onlar yasakladılar, tek parti döneminde yasaklandı. Ne oldu? Maalesef yeni yetişen nesil 32 farzı bile sayamayacak hale geldi o dönemlerde en fazla ızdırap veren şeyler bizden önceki nesiller için buydu. Ne zararı var, din kültürü ile ilgili bilgi sahibi olunmasının.

İkinci alternatif şu: Sünni gençler Sünniliği, Alevi gençler Aleviliği okusun, seçmeli dersler şeklinde. Peki burada ayrı iki paradigma varmış gibi, bir karşıtlık üzerinden dini kültür anlayışını yaymak nasıl zarar verir bunu düşünebilir misiniz, nasıl bir karşıtlık ortaya çıkar? Sünniler Sünniliği okuyacaklar ve sadece onu bilecekler, Hz. Hacı Bektaş-ı Veli'yi tanıyamayacaklar, Alevi gençler de Sünni geleneği bilemeyecekler. Okudukça zannedecekler ki bu iki gelenek birbirine karşı. Bugün eğer Alevi ve Sünni geleneğini birbirine karşıt inanç olarak takdim etmek isteyen varsa o bir tarih, kültür, Alevilik ve Sünnilik cahilidir. Ben hacı Bektaş-ı Veli'nin huzuruna vardığımda hiçbir yabancılık hissetmedim, hiçbir Sünni de hissetmez. Bir Alevi kardeşimiz, Konya'ya Hz. Mevlana'ya ve Bursa'ya Emir Sultan'a geldiğinde de hissetmez. Bizim meselemiz bunların ortak zemininin güçlendirilmesi.

Üçüncü alternatif ise bizim savunduğumuz alternatif. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri en geniş müfredatla bütün mezhepleri, meşrepleri, dini anlayışları içeriden ve içselleştirici bir anlayışla yeni nesil gençlere öğretmek üzere okutulmalıdır. Hiçbir şekilde bu derslerde bir dinin, mezhebin tahkir edilmesi söz konusu olamaz. Aşağılanması, ötelenmesi, bir mezhep mensubunun aşağılanmasına biz izin vermeyiz."

"ORTAK ÖZELLİK 'ZULÜMDE SEÇİCİLİK' GEREK KILIÇDAROĞLU GEREK BAHÇELİ GEREKSE DEMİRTAŞ VE HDP ZULÜMDE SEÇİCİLİK YAPIYORLAR"


Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Ortak özellik 'zulümde seçicilik' gerek Kılıçdaroğlu gerek Bahçeli gerekse Demirtaş ve HDP zulümde seçicilik yapıyorlar" dedi.

CHP'nin Alevi meselesinde en önemli ikilemlerinden birinin "Dersim meselesindeki ikircikli tutumu" olduğunu belirten Davutoğlu, "Sayın Cumhurbaşkanımız, başbakanlığı döneminde Dersim konusunda net bir tavır sergiliyor ve 'Devlet adına da işlenmiş olursa olsun yapılan her türlü zulme karşıyız' dedi. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak bu olaylardan dolayı özür diledi. CHP ve MHP'den bu çerçevede bir karşı tavır alış söz konusu oldu. CHP Dersim konusunda hala bir açıklamada bulunmadı. Neden bulunamıyor biliyor musunuz? Çünkü korkuyor, çünkü zihnindeki adalet terazisiyle partisinin yapısı uygun değil. 'Dersim'i eleştirirsem ulusalcılar kopar, parti bölünür' diye korkuyor. Ama AK Parti böyle bir şeyden korkmaz. Çünkü AK Parti'nin ortak vicdanı, her türlü zulme ve yalnızlığa karşı ayakta durma vicdanıdır. Cumhurbaşkanımız Alevi dedelerini Cumhurbaşkanlığı'na davet ederek, yemek veriyor, Kılıçdaroğlu onları haram yemekle suçluyor. Kılıçdaroğlu, Alevi gelenekte düşkün ilan etmek vardır ama o senin haddin değil sen kimseyi haram yemekle itham edemezsin. Oraya gelen Alevi dedeleri, Alevi öncüleri edebin, erkanın temsilcileridir ve hepsi eline, beline ve diline sahip çıkan insanlardır. Onlar kimi ziyaret edip etmeyeceğini bilir. Onlar edep erkan bilirler. Bir ülkenin Cumhurbaşkanı davet ettiğinde, onurla, vakarla o daveti kabul ederler ve giderler, bundan rahatsız olma. Bu Cumhurbaşkanı'nın ne kadar kucaklayıcı olduğunun işaretidir ve Türkiye'deki Alevi toplumunun temsilcilerinin devlete olan saygılarının ifadesidir. Ben o yemeğe katılan bütün Alevi toplum temsilcilerine teşekkürlerimi sunuyorum" ifadelerini kullandı.

"KILIÇDAROĞLU'NUN YARASI VAR"

"Ama Kılıçdaroğlu sesinizi yükseltemez, çünkü yarası var, çünkü arkasına güvenemiyor" diye konuşan Davutoğlu, "Son bir hafta içinde bir milletvekili ağır ithamlarla istifa etti. Başka bir milletvekili ihraç sistemi ile disipline sevk edildi, üçüncü bir milletvekili ve birkaç milletvekili de günlerdir 'Kılıçdaroğlu istifa etsin' diye çağrıda bulunuyorlar. Şöyle bir takım düşünün: Herkes ayağına topu almış, oyununu oynuyor. Birisi de kendini antrenör zannedip ortalıkta dolaşıyor. Her gün bir açıklaması ile birini memnun etmeye çalışıyor. Bakıyor, bir gün 'Ulusalcılar rahatsız oldu' diye açıklama yapıyor, öbürküleri kırıyor, 'Öbürküler rahatsız oldu' diye açıklama yapıyor, onları kırıyor. Bir türlü iki yakası bir araya gelemedi CHP'nin. Gelemez, çünkü milletin gönlü ile buluşamayanların yakaları bir araya gelemez. Sonra küstahça çıkıp 'Türkiye'nin Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık makamı boş' diyor. Sen onlarla kaygılanma, millet biliyor o makamların dolu olduğunu, Anadolu'da gösterilen muhabbetten biliyor. Sen kendi küçük sandalyenin derdine düş, bırak büyük makamları. Biz o makamların nasıl doldurulacağını gayet iyi biliriz ve o makamları hakkıyla doldurduğumuz için millet emaneti tekrar tekrar bize veriyor ve vermeye de devam ediyor" dedi.
CHP'ye çağrıda bulunan Kılıçdaroğlu, "Dersim'de biz vicdanın sesi olduğumuz için onlar sessiz kaldılar Seyit Rıza'nın oğlu Hüseyin 17 yaşındaydı, idam edilecek yaşta değildi, yaşı yükseltildi, idam edildi. Aynı şey 12 Eylül'de Erdal Eren için yapıldı, yaşı büyütüldü, idam edildi. Ben hep merak ederdim, yaş büyüterek idam etme geleneği nereden geliyor, 12 Eylülcüler nereden öğrendi bunu. Şimdi fark ediyoruz, CHP'den öğrendiler. Dersim'de yapılanları İhsan Sabri Çağlayangil'den dinlesin bir Kılıçdaroğlu, o günlere şahitlik yapanlardan ve çıksın bunun zulüm olduğunu açık yüreklikle söylesin ya da Tunceli'ye gitmesin. Ve eğer devlet adına birisi yanlış yapmışsa o yanlış devletin değildir. O yanlış yapanların üzerinde kalır" şeklinde konuştu.

"CHP'DEN ÖNCE BAHÇELİ'NİN SESİ YÜKSELDİ"

MHP'yi eleştiren Davutoğlu, "Bahçeli'ye geçmek istiyorum. Nedense 'Biz Dersim konusunda konuştuk' diye ben bekliyordum ki CHP rahatsız olsun, CHP'den önce Bahçeli'nin sesi yükseldi. Ben Hacı Bektaş-ı Veli'de Alevi erenlerimizle, dostlarımızla, canlarımızla kucaklaştım diye rahatsız oldu. 2 saat sonra kim yetiştirdiyse bir açıklamayla beni özür dilemeye davet etti. Neden özür diyecekmişim? Dersim'de yapılanların yanlış olduğunu, zulüm olduğunu söylemem dolayısıyla. Onun üzerine ertesi gün kendisine bazı sorular yönelttim. Bugün de yaptığı grup toplantısında yine polemik yapıyor, yine benim hiç söylemediğim şeyleri söylemiş gibi yansıtarak güya beni itham etmeye kalkışıyor. Sayın Bahçeli açık yüreklilikle söyle: 'Dersim'de yapılan yanlıştı, zulümdü' aynen 3 Mayıs 1944'te Alparslan Türkeş'e, Fethi Tevetoğlu'na, Reha Oğuz Türkkan'a yapılanların zulüm olduğu gibi" ifadelerini kullandı.

Davutoğlu, şunları söyledi: "Bahçeli ile aramızdaki devlet anlayışı farkı şu; Bahçeli devlet adına yapanlara bile sahip çıkmayı devlete sahip çıkmak zannediyor, o yüzden devlete en büyük tahribatı veriyor. Biz ise kim, ne ad altında yapılırsa yapılsın yanlışa yanlış, doğruya doğru diyoruz. Ve bu yolla halkımızın bütününü kucaklıyoruz. Mademki tek parti döneminde ayağa kalkanların hepsi isyana kalkışmışlardı yine söylüyorum Kazım Alöç, 3 Mayıs 1944 MHP'nin ideolojik öncülerinin ki bir kısmı önemli devlet adamlarıdır Fethi Tevetoğlu gibi kendilerini rahmetle anıyorum, Türk diline, düşüncesine büyük katkıları olan isimlerdir. Onlara hitap ederken şöyle diyor: 'Bunların vatan hainlikleri tescil olunmuştur. Bunlara zulüm ettiğimizi iddia edenlere söylüyorum' diyor. 'Bunları herhalde Pera Palas'ta ağırlayacak değildik, bunlara her zulüm yapılmıştır ve yapılmaya devam edilecektir.' Bu tek parti döneminin savcısının Alparslan Türkeş'le ilgili ifadeleridir ve Dersim olayından birkaç sene sonra yaşanmıştır. 'Onları asmayacaktık da besleyecek miydik' diyen zihniyetle 'Pera Palas'ta mı yatıracaktık' diyen zihniyet aynı çizginin devamı. Peki vatan hainliğinden sonra verilen bu cezalar eğer sadece bu sebeple haklı görülüyorsa mazur görebilirmiyiz. Diyelim ki suçlular, o suçluyu adalet önünde yargılamak yerine yargısız infazla insanları öldürmek bir suç değilmidir? 76 yaşındaki birinin yaşını 54'e indirip idam etmek için oğlunun yaşının 17'den 21'e çıkarıp sonra da yalvararak, o cellatlara 'Ne olur, oğlumu benden sonra asın' diyen adama, 'Hayır, senden önce asacağız, oğlunun öldüğünü de göreceksin' diye bağırmak adalet midir? İsyana karşı mücadele böyle mi verilir? Seyit Rıza ile oğlu Hüseyin'in hikayesi.
O zaman gelsin Çorum'da da İç Anadolu'da da Sayın Bahçeli kendisine yakınlık hisseden kitlelere, İskilipli Atıf Efendi de yapılan zulüm devlet adına yapılmışsa doğrudur diyebilecek mi?... Sayın Bahçeli polemik yapmasın, tek partiyi savunacaksa çıksın mertçe savunsun ama polemik yapmaya kalkmasın. Biz ise kim ne zaman ne gerekçe ile yapmış olursa olsun her türlü zulme karşı çıkmaya devam edeceğiz. Birileri zulüm yapmışsa bu zulmü dile getirmekten çekinmeyiz. O 'Birileri devlet adına cinayet işlemişse dokunmayın' diyor. Biz bu toprakların çocuğu olarak bir vatandaşımızı gördüğümüzde önce insanı görürüz. Muhabbetle onu kucaklar ve sadece o muhabbelet onunla ilişki kurarız. Devletimizin bekası 76 milyonu yaşatmakla mümkün olacaktır. Sayın Bahçeli hiç merak etmesin, Türkiye Cumhuriyeti Devleti çok köklü geleneğiyle bütün farklılıkları bünyesinde korumaya devam edecek, 77 milyonu hep birlikte geleceğe taşımaya devam edecek."

"ORTAK ÖZELLİK ZULÜMDE SEÇİCİLİK"

"Ortak özellik zulümde seçicilik" diye konuşan Davutoğlu, "Gerek Kılıçdaroğlu gerek Bahçeli gerekse Demirtaş ve HDP zulümde seçicilik yapıyorlar. Hep 'Bize yakın olanların zulmü zulüm de olsa sessizlikle karşılanmalı' diyorlar. 'Bize yakın olanlar mazlumsa onlara sahip çıkalım' diyorlar. Başka sınav halinde bu liderlerin hepsi" dedi.

"KILIÇDAROĞLU'DAN SES YOK"

Kobani konusunda herkesin hassasiyet gösterdiğine dikkat çeken Davutoğlu, "Kobani'deki zulüme karşı çıkacağımızı söyledik. 1 haftadır Esed'in uçakları Halep'i bombalıyor, Halep'te büyük bir kıyım yaşanıyor ve bütün çabamızla Halep'teki kardeşlerimize biz yardımcı olmaya çalışıyoruz. Kılıçdaroğlu'ndan bir ses duydunuz mu? Hani Kobani'ye Suriye'de bir şehir diyen Kılıçdaroğlu'na Halep nerede deseler, o da Suriye'de bir şehir diyecek. Halep'te yaşayanlar bir insan değil mi? Halep'i bombalayan ve sivilleri katleden Esed aynen Kobani'yi topa tutan IŞİD kadar zalim değil mi? Ama Kılıçdaroğlu'nun sesi çıkmaz, ona dönük bir şey söylemez, çünkü Esed Arap Baası, CHP Türk Baası'dır. Bu yüzden akrabalar birbirine laf edemiyorlar. Aynı şekilde Sayın Bahçeli'den güçlü bir ses duydunuz mu? Hani her yerde Türkmenlerin haklarını savunduğunu iddia ederken, Bayır Bucak'ta Halep'te Türkmenler bu baskılarla karşı karşıya kaldığında gür bir sesle Halep'e dönük bir sedada bulunduğunu duydunuz mu? Ya da HDP, Kobani için Türkiye'yi yakmaya kalkışan bu vandallar Halep'teki Kürtler için sesini yükselttiğini duydunuz mu? Aslında bunlar zalimle mazlum arasında seçicilik yapıyorlar. Biz ise zalime zalim deriz, mazlumunda yanında bulunuruz" şeklinde konuştu.

"MESCİD-İ AKSA İÇİN SUSMAYIZ"

"Mescid-i Aksa'yı kirletenlere karşı en yüksek sesin Türkiye Cuhmuriyeti'nden çıktığını" söyleyen Davutoğlu, "Zalim İsrail devleti ve yöneticilerine sesleniyorum: Suriye'nin durumu böyle. İslam dünyası karışık diye ses çıkmayacak sanma. Herkes sussa Türkiye olarak biz susmayacağız" dedi.
Davutoğlu, "TİKA başkanı hemen Mescid-i Aksa'ya hareket etti. Cumhurbaşkanımız ve ben Mahmud Abbas ve Halid Meşal'le görüştük. Kudüs bize Hz. Ömer'in, Yavuz Sultan Selim'in, Kanuni Sultan Süleyman'ın ve 2. Abdülhamid'in mirasıdır. Mescid-i Aksa bize tarihimizin emanetidir. Bu emanete sahip çıkmaya devam edeceğiz" diye konuştu.

SÜREÇTE KARARLILIK MESAJI

Davutoğlu, "Çözüm süreci bizim açımızdan bir milli kardeşlik projesidir, kararlıkla sürdürülecektir. Son zamanlarda çözüm sürecine yönelik provokasyonlara karşı dik durmaya devam edeceğiz. Çözüm süreciyle kamu düzeni birbirine alternatif değildir. Kamu düzeni için gerekli tedbiri aldık, almaya devam edeceğiz. Hiç kimsenin bundan tereddütü olmasın. Hiç kimse çözüm sürecini bahane ederek, Türkiye'de, kamu düzeninde bir asayiş problemi çıkarmaya kalkmasın. HDP'ye bir kez daha sesleniyorum, eğer çözüm sürecini devam ettirme hususunda iyi niyetliyseniz, bu iyi niyetinizi gösterin. Çıkın ve çözüm sürecini bu şiddet sarmalına karşı olduğunuzu açık yüreklilikle ifade edin, hiç maskelerin arkasına saklanmayın. Siz açık yürekli ifadede bulunmanız halinde çözüm sürecinde bu adımlar atılmaya devam edilecektir. Ama bir taraftan çözüm sürecini savunuyormuş gibi yapıp diğer taraftan çözüm sürecinin olmazsa olmazsa şartı olan kamu düzeni konusunda sürekli provokasyonlarda bulunmaya devam ederseniz, biz de hak ettiğiniz muameleyi gösteririz.
"Çözüm sürecini biz konjonktürel bir hesapla başlatmadık" diye Davutoğlu, "Bir taraftan süreci devam ettirirken diğer taraftan silahları bırakma konusunda hiçbir adım atmamanın tutarlı bir tarafı yoktur. Geçen sene 2013 Mayıs'ında ülkeyi terk etmesi gerekenler artık terk etmeye başlamalıdır, silahları bırakmaya başlamalıdır. Silahları bırakmadan sürekli çözüm sürecinden bahsederek, silahları Demokles'in kılıcı gibi Doğu ve Güneydoğu'daki kardeşlerimiz üzerine tutmaya devam ederseniz, bunu çözüm süreciyle izah etmek mümkün olmaz. Çözüm süreci bizim için milli, yerli özgün bir projedir ve mutlaka başarıya ulaştırılacaktır... Bizim yegane güç kaynağımız halkımızdır, hiçbir ayrım gözetmeden 77 milyonun ta kendisidir. Halkımız bize bu gücü verdikçe kınayanın kınamasından çekinmeyeceğiz, saldıranın saldırısında herhangi bir şekilde tereddüte düşmeyeceğiz, tuzak kuranların tuzaklarını başlarında parçalayacağız inşallah" dedi.