X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Risale-i Nur’a en büyük haksızlığı yapan CHP’dir!
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Risale-i Nur’a en büyük haksızlığı yapan CHP’dir!

  • Giriş Tarihi: 21.11.2014 14:38 Güncelleme Tarihi: 21.11.2014 19:56
Risale-i Nur’a en büyük haksızlığı yapan CHP’dir!
Risale-i Nur’a en büyük haksızlığı yapan CHP’dir!

50 yıldır Bediüzzaman’ın adım attığı her yere giderek hayatını kaleme alan Araştırmacı Yazar Necmettin Şahiner ile CHP döneminde Bediüzzaman ve eserleriyle yapılan zulmü ve Sait Nursi'nin hayatındaki bilinmeyenleri konuştuk.

Risale-i Nur Araştırmacısı Necmettin Şahiner, CHP'nin Risale-i Nur Külliyatı yasaklanıyor diye Anayasa Mahkemesi'ne götürmesi hakkında "Said-i Nursi'ye en büyük zulmü yapan CHP'dir. Oysa Risale-i Nur ve İslam için bahar asıl şimdi gelmiştir." dedi.

Risale-i Nur neşriyatıyla ilgili olarak yapılan son yasal düzenleme korsancılar ve tahrifatçıları engellerken, CHP konuyu Anayasa Mahkemesi'ne götürmüştü. Said-i Nursi ve Risale-i Nur neşriyatı konusunda akla ilk gelen isimlerde olan Necmettin Şahiner, bu konuda sicili hiç de temiz olmayan CHP'nin bu hamlesini değerlendirdi.

Şahiner, olayın ironik bir hal aldığını belirterek CHP döneminde Said-i Nursi'nin çektiklerini anlattı. CHP döneminin Risale-i Nur neşriyatı için bir zulüm dönemi olduğunu dile getiren Şahiner "Devlet arşivlerini bir bir taradım. Ve alınan kararların hepsini belgeli şekilde dosyaladım. İsmet İnönü'nün Cumhurbaşkanı, Seyfettin Günaltay ve Hasan Saka'nın Başbakan olduğu dönemlerde Risale-i Nur'ların yok edilmesi, toplatılması kararlarının alındığını. Ne acılar çektirildiğini gördüm." dedi.

ALLAH'A ÇOK ŞÜKÜR BAHAR GELDİ!


Şahiner, Risale'lerin AK Parti iktidarı döneminde hak ettiği muameleyi görmeye başladığını da aktaran Şahiner, "Allah'a çok şükür bahar günleri geldi. Bugün bakıyorsunuz Risale-i Nur'lar dünyanın bir çok yerinde adını bile bilmediğimiz ülkelerde 55 dilde yayınlanıyor. Okunuyor." şeklinde konuştu.

CHP'NİN DEMOKRASİSİ DE HÜRRİYETİ DE YALAN!


CHP'nin Risale-i Nur ve Said-i Nursi ile ilgili Anayasa Mahkemesi'ne yaptığı başvuruyu son derece sahte bulan Şahiner bu konuda şunları söyledi: "Bugün bakıyorsunuz her şey çok değişti. Halk Partisi, Risale'lerin basılması noktasında konuşuyor. Yahu Türkiye'de 80 yıldır doğrular konuşulmuyordu. Yazılmıyordu. Yeni yeni yazılmaya başladı. Ama CHP'nin söylediklerinin hepsi yalan. Onların İslam'a Said-i Nursi'ye yaptıkları zulümler ciltlere sığmaz. Bu yüzden şu an yaptıkları da tamamen yalandan ibaret. CHP'nin demokrasisi de hürriyeti de yalan!."

#Sayfa#

ÜSTAD'LA İLGİLİ 30'DAN FAZLA KİTAP YAZDIM


-Necmettin bey 50 yıldır Said Nursi'nin izinde araştırma yapıyorsunuz. Bu macera nasıl başladı?

O dönemde gazeteler sürekli Bediüzzaman isimli bir şahıstan bahsediyordu. 1958 yılında Bediüzzaman hayatta iken "Tarihçe-i Hayat" isimli eserini satın aldım. Hayatımı baştan sona değiştirdi.



-Bediüzzaman'ı görme imkanınız oldu mu?

Çok küçüktüm. Ailem Barla'ya gitmeme izin vermezdi. Ayrıca o günlerde Gaziantep'ten Isparta'ya gitmek Ay'a gitmek gibi bir şeydi. Vefatından iki gün önce Bediüzzaman Antep'e geldi. Tarih 21 Mart 1960. Herkes Bediüzzaman'ın Antep'e geldiğini konuşuyordu. Sonradan öğrendik ki Urfa'ya giderken yolu karıştırıp Antep'e gelmişler. İki gün sonra gazetelerden Bediüzzaman'ın vefatını öğrendik.

-Bediüzzaman'ın kitapları ile nasıl tanıştınız?

Menderes idam olmuştu. Onun koltuğuna İsmet İnönü oturmuştu. Tarihçe-i Hayat'ı okuduktan sonra kafamdaki bütün sorulara cevap buldum. Lise'de Risale-i Nur okuduğumuz için polis baskınına uğradık. 21 kişi bizi disiplin kuruluna verdiler. Okul yönetimi "Gaziantep ili sınırlarında okuyamaz" diyerek beni okuldan kovdular. Hayatım boyunca defalarca gözaltına alındım dayak yedim, falakaya yatırıldım.

-İstanbul'a nasıl geldiniz?

Kurmay Albay dayımın sayesinde İstanbul'da Vefa Lisesi'ne kaydımı yaptırdım. İstanbul'un en eski Nur dersanesinde Süleymaniye'de Refet Barutçu ağabeyin hatıralarını dinleyerek Üstad'ın hayatını araştırmaya karar verdim. Sonra Türk Dili Edebiyatı bölümüne kaydımı yaptırdım. Hem okuyor hem de Bediüzzaman'ın hayatına ait, bilgiler, belgeler resimler arıyorum. Bütün meselem Said Nursi'nin hayatını öğrenmek. Aklımda kitap yazmak yoktu o dönemde

#Sayfa#


50 YIL HER ADIMINI TAKİP ETTİM

-Yolculuğunuzun ilk durağı neresiydi?

1969 yılında Bediüzzaman'ın doğduğu Nurs köyüne gittik. Önce Van'a gittik. Van'dan külüstür bir araba ile Bahçesaray'a ulaştık. Sabah namazını kıldıktan sonra 7 saat katır sırtında dağı tırmandık. Bediüzzaman'ın abisi Molla Abdullah'ın kızı Bediha hanım ile tanıştık. Bediüzzaman'a çok benziyordu. Onlarla konuştuk sohbet ettik, fotoğraflar çektik.

Bediüzzaman nereye gittiyse, nereye adım attıysa oraya adım atmaya gayret ettim. Bediüzzaman 1 Mart 1927'de Barla'ya sürgün edilmişti. Aynı duyguları yaşamak için Eğirdir'den bir kayık kiralayıp Mart'ta Barla'ya gittim. Üstad diyelim Galata köprüsünden Eyüp Sultan'a kayıkla gitmiş. Ben de aynı manevi hali yaşamak için aynı yerden kayık kiralayıp Eyüp'e gittim.




Eskişehir Cezaevine gittim. Orada çok şahitler buldum. Kastamonu, Emirdağ, Isparta, Van, Rusya her gittiği yere defalarca gittim. İnanılmaz şahitliklerim var.

-Bediüzzaman'ın Rusya'ya sürgün yılları var. Ordaki izini de takip edebildiniz mi?

Moskova'ya gittim. Komunizm yeni yıkılmıştı. Hayalimizde Moskova'nın göbeğine hak yol İslam yazmak vardı. Elime Kuran-ı Kerim'i aldım ve Fetih Suresi'ni okudum. Herkes etrafıma toplandı merakla ne okuduğumu dinledi.
2,5 saat yolculuktan sonra sürgünde kaldığı Kosturma'ya ulaştım. Birçok insanla tanıştım. Tatar Camii'nde 100 yaşındaki Ayşe ablayı buldum. Orada Bediüzzaman'ı huşu içinde dinlediklerini anlattı.

#Sayfa#

ÜSTADI TANIYAN 1000'DEN FAZLA İSİMLE GÖRÜŞTÜM


-Bugüne kadar kaç kişiyle görüştünüz?
1000'den fazla Üstad'ı tanıyan insanla görüştüm. Sayısını inanın bilmiyorum. Bunun yanında 500'den fazla devlet adamı, bürokrat, asker, sanatçı, siyasetçi, polis, gazeteci ve yazar ile Bediüzzaman'ı konuştum.

30 yılda 3 anket yaptım. Birinci anket "Aydınlar konuşuyor"du. 1975 yılında yayınlandı. İkinci anket ise "Türk ve dünya aydınlarının gözü ile Nurculuk nedir" adı ile yayınlandı. Üçüncü anket ise "Said Nursi'yi nasıl bilirsiniz"di. Bunları kitaplaştırdım.

-Çalışmalarınızı kitaplaştırmaya nasıl karar verdiniz?

Bir gün Hekimoğlu İsmail bana geldi. 1973 sonuydu. Elimdeki belge ve fotoğrafları gördü. Bunları mutlaka yayınlamamız lazım dedi. Kitap haline getirdik ve 1974'te 63 baskı yapan "Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman" kitabı ortaya çıktı. O günden sonra Bediüzzaman ve Nurculuk hakkında 30 kitap yazdım

-Kitabınız ilgi gördü mü?

O kitap yayınlanınca Türkiye'de bir Bediüzzaman rüzgarı esti. İlk baskı hemen tükendi. 3 ayda kitap 3 baskı yaptı. Hala bu kitabı güncelliyorum. Bugün yazıyormuşum gibi yeni belgelerle kitabı tekrar basıyoruz.

#Sayfa#

DARBECİLER MEZARINA BİLE TAHAMMÜL EDEMEDİ


-Süleyman Demirel ile nasıl tanıştınız?

Süleyman Demirel ile sayısız defa görüştüm. 6-7 yaşında doğup büyüdüğü köyde el yazısı ile yazılan Risale-i Nurları anlattı. Bediüzzaman Risale-i Nur'lara hizmet edenlere ekmek parası veriyordu. Süleyman Demirel'in babasına da bir kese ile ekmek parası vermış. O keseyi Süleyman Demirel hala saklıyordu.

-Turgut Özal ile görüştünüz mü?

Elimde "Türk ve Aydınları konuşuyor" kitabını imzaladım ve Turgut Özal'a götürdüm. "Çok tehlikeli bir konuya girmişsin" dedi. Çok ilgilendi "merakla ve keyifle okuyacağını" söyledi. Daha sonraki yıllarda Celal Bayar'dan Recep Tayyip Erdoğan'a kadar birçok siyasetçi ile tanıştım.

-27 Mayıs darbesinden sonra Bediüzzaman'ın mezarı kırılarak başka bir yere nakledildi. O dönemi kitap haline getirdiniz. O günlerden biraz bahseder misiniz?

Ankara'da 27 Mayıs darbesinin kudretli generalleri ve albaylarında 1960 yılının Temmuz ayında bir hareketlilik başladı. Niyetleri Bediüzzaman'ın kabrini yerinden çıkarıp bilinmeyen bir yere götürmekti. Yaptıkları hırsızlığa bir kılıf uydurmak için Abdulmecit Ünlükul'a zorla bir kağıt imzalatıyorlar.
Bediüzzaman'ın kabrini yerinden çıkaran askerlere 20 gün izin vaat ediyorlar. Askerle ne yaptığını kimin mezarını kırdıklarını bile bilmiyorlar. Urfa'daki tarlaya bir askeri uçak iniyor. Tabutu götürüp yakıyorlar. Mermerleri askeri birliğe çiçek kenarlarına koyuyorlar. Kabirdeki halıları Ceber Kalesi'ne götürüyorlar. Cenazeyi uçağı koyup Abdulmecit Ünlükul'un eşliğinde Afyon'a götürüyorlar.

-Askerlerle ve pilotlarla görüştünüz mü?

Pilot Ahmet Kırlay'ı yıllar sonra Bornova'da görüştüm. Ağlayarak karşıladı ve "beni bir günahtan kurtarmaya geldin, kim olduğunu bilmiyordum daha sonra öğrendim" dedi.

#Sayfa#

MEZARI ISPARTA'DA SAV MEZARLIĞINDA


-Said Nursi'nin cenazesi nereye götürüldü?

Afyon'dan Isparta'ya götürüyorlar ve şehir mezarlığına defnediyorlar. Daha sonra 1967 yılında bir cenaze defni sırasında galvaniz bir tabuta rastlıyorlar. Mezarda Üstad'ın naşını buluyorlar. Sonra ağabeyler tarafından oradan da alınıp Isparta'daki Sav mezarlığına götürülüyor. Şu anda mezarı Isparta Sav mezarlığında bulunuyor. Defalarca gittim ziyaret ettim. Mezartaşı bile yok. Daha sonra ben bu olayı "Belgelerle Bediüzzaman'ın kabir olayı" adıyla kitap haline getirdim.

-Bediüzzaman'ın mezarının bilinmemesi gerektiğini düşünenler var.

Ben o inançta değilim. Üstad manevi bir işaretle bu mesele ile ilgilenmemi söyledi. Üstad "mezarım bilinmeyecek" dedi ve bu isteği yerine geldi. Artık bence orada bir kabir değil ama külliye yapılması gerekir.

-Darbecilerle görüşebildiniz mi?

Kabir meselesi ile ilgili Generallerle ve iki defa Alparslan Türkeş ile görüştüm. Korkuyor ve kaçıyordu. Kabir meselesi açılınca çok rahatsız oluyorlar.

-Yolculuğunuz bundan sonra da devam edecek mi?

Hala yeni şahitler, yeni belgeler, yeni fotoğraflar buluyorum. Bu konuyu tamamladım diye düşünmüyorum. Hala araştırmaya devam ediyorum. 71 yaşındayım. Ne kadar ömrüm var bilmiyorum. Allah'a dua ediyorum. Bediüzzaman'ın 3 yıllık Rus esareti yıllarını da yazmak istiyorum.

İsa Tatlıcan - sabah.com.tr