X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Davutoğlu'ndan Atlantik Zirvesi'nde önemli mesajlar
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Davutoğlu'ndan Atlantik Zirvesi'nde önemli mesajlar

  • Giriş Tarihi: 22.11.2014 11:18 Güncelleme Tarihi: 22.11.2014 14:42
Davutoğlu'ndan Atlantik Zirvesi'nde önemli mesajlar
Davutoğlu'ndan Atlantik Zirvesi'nde önemli mesajlar

Başbakan Davutoğlu İstanbul'da düzenlenen Atlantik Ekonomi ve Enerji Zirvesi'nde konuştu.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, Atlantik Konseyi Toplantısında önemli açıklamalarda bulundu.Komşu ülkelerin sorunlarının çözümünü tek tek sıralayan Davutoğlu, KKTC ve Rum kesimine; ''Enerjiyi kimse silah olarak kullanmasın!. Kıbrıs müzakerelerine en büyük darbeyi bu vurur'' uyarısında bulundu.
Davutoğlu'nun konuşmasından satırbaşları:

Başbakan Davutoğlu, kalkınan bir ülke için istikrarın önemine değindiği konuşmasında, özellikle son dönemde Türkiye'nin civarında yaşanan krizlerden olumsuz etkilendiğini anlattı.

"Hiçbir zaman çevremizde ne halkına zulmederek büyük mülteci akınlarına yol açan rejimler görmek istiyoruz ne de bu güç boşluğundan istifa eden terör örgütleri görmek istiyoruz" diyen Davutoğlu, bunun hem bu bölgenin halkları hem de için büyük tehdit olduğunu vurguladı.

Burada özellikle 4 alana atıfta bulunmak ve çağrıda bulunmak istediğini dile getiren Davutoğlu, "Birincisi Irak... Türkiye'nin etrafında tarihi arka plana baktığımızda bizim coğrafyamızın, şehirlerimizin, devletlerin zenginliği İpek Yolu üzerinden geçmesine bağlıydı. Aynen İpek Yolu gibi şimdi biz bir enerji yolu peşindeyiz. Bizim coğrafyamız üzerinden geçen bütün halkların barış için, güven için bizim coğrafyada buluştuğu bir enerji habı olmak istiyoruz. Bunu bir güç sahibi olup da enerji üzerinden başka ülkelere belli siyasi taleplerde bulunmak için istemiyoruz. Aksine ne kadar çok enerji hattı ülkemizden geçerse o enerji hattının çıktığı ve ulaştığı yerde barış köprüsü oluruz" diye konuştu.

"TANAP, BARIŞ PROJESİ"

Başbakan Ahmet Davutoğlu, çarpıcı bir misal olarak, Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı Projesi'ni (TANAP) örnek verebileceğini belirterek, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"1990'lı yıllarda Kafkasya ve Balkanlar, kriz coğrafyaları olarak anılıyordu. TANAP'la sadece biz Bakü'den Azerbaycan'dan Balkanlar'a bir enerji aktarmayacağız, aynı zamanda kriz bölgesi gibi anılan iki bölgede barış köprüsü oluşturacağız. Dolayısıyla TANAP bir enerji projesi değil, bir barış projesi aynı zamanda. Azerbaycan'dan Arnavutluk'a, Adriyatik'e kadar gidecek bir barış projesidir TANAP. Dün ve evvelsi gün Irak'taydım. Çok güzel görüşmeler yaptık. Sayın Abadi'ye zikrettiğim bir husus var. Orta Doğu'da ülkeler birçok şeylerden şanslı, bir konudan veya diğer konudan, ama en şanslı ülke Irak. Orta Doğu'da öyle ülkeler var ki, insan kaynağı bakımından zengin, Türkiye, Mısır gibi. Öyle ülkeler var ki, doğal kaynak bakımından zengin. Ama bir ülkede hem insan kaynağı zenginliği var hem de doğal zenginlik var. Öyle uygun bir kombinasyon ki."

Irak'ta istikrarın sağlanması durumunda 5 yılda bir, seçim döneminde dünyanın en hızlı yükselen ülkeleri arasına girebileceğine dikkati çeken Davutoğlu, "Yeter ki Irak içindeki siyasi gruplar, partiler, bölgeler birbirlerine güvensinler ve içselleştirici bir siyasi yapı oluşsun" ifadelerini kullandı.

Demokrasinin en büyük meziyetinin; her bir vatandaşı ve her bir siyasi kesimi ortak hedef etrafında buluşturabilme, içselleştirme kapasitesi olduğuna değinen Davutoğlu, Irak'ta son yıllarda belli kesimlerin siyasi sistemin dışına itilmesi, Kürt bölgesel yönetimi ve merkezi yönetim arasındaki ilişkilerin gerilmesi ve Kürt yönetimindeki maaşların dahi ödenmemesinden gelen birikmiş tereddütler bulunduğunu anlattı.

Başbakan Davutoğlu, "Bizim önce bu tereddütleri aşmamız lazım. Sayın Abadi ile görüşmemden çok ümitlendim. Siyasi liderlerle de... Irak'ta ilk defa bütün siyasi liderler elini taşın altına koyarak, 'yeni bir dönem başladı' inancıyla davranıyor. Ümit ederiz ki, bu atmosfer devam eder. Türkiye'nin en çok arzu ettiği şey; Irak merkezi yönetimiyle bölgesel yönetim arasında bir enerji antlaşmasına varılmasıdır" değerlendirmesinde bulundu.

"GELİŞMELERİ SEYREDEMEYİZ"

Başbakan Ahmet Davutoğlu, Irak'ın bir arada tutulmasının temel aracının, birliğini koruyabilmesi olduğunu dile getirerek, şunları kaydetti:

"Bu da güç paylaşımına ve kaynak paylaşımına bağlıdır. O bakımdan dün gerek Erbil ve gerek Bağdat'ta yaptığım görüşmelerde böylesi bir yeni anlayışın Irak ve bölgeye egemen olması için çağrılarda bulundum. Çok verimli görüşmeler yaptım, hiçbir ülke böyle bir anlaşmadan Türkiye'den daha fazla mutlu olamaz. Herkesin şunu bilmesi lazım; Türkiye'nin enerji arzına ihtiyacı var ve çevremizde bu kadar çok enerji varken biz oturup gelişmeleri seyredemeyiz. Irak'taki enerjinin Türkiye üzerinden Avrupa'ya ulaşması ve Türkiye tarafından kullanılması merkezi hükümetin de çıkarınadır, bölgesel yönetimin de çıkarınadır. Ama kimse bize bu kadar büyüyen bir ekonomi içinde 'Siz Ankara'da oturun, Irak'taki enerji kaynakları da atıl kalsın anlaşma da yapmayın. aralarındaki anlaşmazlık 50 yıl sürsün, bekleyin' diyemez."
Davutoğlu, Türkiye'nin G-20 dönem başkanlığında, öncelikli konulardan birinin enerji olacağına işaret ederek, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Özellikle enerji ve ekonomi bağlamında Türkiye'nin etrafında uluslararası alandaki krizlerin yoğunlaştığı bir dönemdeyiz. Dün Irak'tan geldim, Sayın Biden, Ukrayna'dan geldi. Birlikte kuzeyden ve güneyden gelip, iki çok ciddi iç sıkıntılar yaşayan ülkeyle ilgili gözlemlerimizi paylaştık. Bir taraftan yoğun bir ekonomik krizin içindeyiz, hala durgunluk ve resesyon devam ediyor. G-20'de bunları tartıştık. Diğer taraftan siyasi çalkantılar ve birçok devletin yönetilme kabiliyetini kaybettiği, kritik bir süreçten geçiyoruz. Türkiye'nin etrafındaki birçok ülke efektif yönetim kabiliyetini maalesef kaybetmiş durumda. Suriye, en çarpıcı örneği."

"SİYASİ İSTİKRARIN DA BİR PARÇASIDIR ENERJİ GÜVENLİĞİ"

Enerjiyle ilgili üç boyutlu bir tahlil yapacağını ifade eden Davutoğlu, bunlardan ilkini "insani boyut" şeklinde açıklayarak, enerjinin, insanoğlunun hayat standardını yükselten bir araç olduğunu, enerjiyi etkin kullanan, enerji arzına sahip ülke vatandaşlarının hayat standartlarının yükseldiğini anlattı.

Başbakan Davutoğlu, dünyada nüfusun yaklaşık beşte birinin, elektrik kullanamadığını kaydederek, Somali'yi örnek verdi. Davutoğlu, "Somali'de hastanelerin nasıl çalışmak zorunda kaldığını gördüğümde, enerjinin bir çatışma aracı değil, aslında insanoğlu için varoluşsal bir imkan olduğunu da görmüştük. Elektriğin olmadığı yerde, en temel tıbbi cihazlar çalışamıyor. Elektriğin, enerjinin olmadığı yerde, bizim için çok normal görünen bazı hayat standartları gerçekleşemiyor. Gelecek sene G-20 dönem başkanlığını aldığımızda, bu seneden itibaren, enerjinin dünyada adil dağılımı ve kullanımı konusunda bir takım girişimlerde bulunmayı planlıyoruz."

Toplumların alıştığı standarttan geriye gitmesinin zor olduğunu belirten Davutoğlu, 2002'de AK Parti iktidara geldiğinde Türkiye'nin 9 ilinde doğalgaz bulunurken, bunun 78'e çıktığını, gelecek yıl Türkiye'nin bütününün doğalgaz kullanacağını bildirdi.

Davutoğlu, demokratik toplumlarda kimsenin, ulaşılan düzeyden geriye gitmek istemediğini belirterek, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Siyasal istikrarın da bir parçasıdır enerji güvenliği çünkü bundan birkaç sene önce Ukrayna bağlamlı bir kriz sebebiyle doğalgaz sıkıntısı yaşama ihtimaliyle karşılaştığımızda, bütün büyük şehirlerimizde hayatın durması veya en azından olumsuz etkilenmesi söz konusu oldu ve bunun doğuracağı siyasi sonuçlar var. Dolayısıyla enerji güvenliği aslında demokratik toplumlar için istikrarın da bir teminatı, hayat standardının bir teminatı. Hepimizin, insani hayat standardını temin etmek bağlamında dünyanın her yerindeki beşer kardeşlerimizin enerjiye ulaşımını temin etmek öncelikli görevimiz olmalı. Dünya liderleri bir araya geldiğinde sadece ulusal enerji stratejilerini değil, dünyadaki genel, insanoğlunun geleceğini bekleyen sorunları da konuşmak durumunda."

"PETROL FİYATLARININ DÜŞÜŞÜNÜ ÜMİTLE TEKİP ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ"

Başbakan Ahmet Davutoğlu, enerji ve çevre arasındaki ikilemi çözecek araçlar bulunması gerektiğine dikkati çekerek, bir dışişleri bakanları toplantısında, "Her konuda dışişleri bakanlarının görevi, kendi ülkelerinin ulusal çıkarlarını korumaktır ve onu dile getirmektir ama ben şimdi bunu dile getirmeyeceğim. Bütün konularda biz, ulusal çıkarları koruyan dışişleri bakanı olarak davranabiliriz, bir konu hariç. Çevre... Çevre söz konusu olduğunda hepimizin, ulus devletlerin dışişleri bakanı olmak yerine insanlığın içişleri bakanı olarak konuşma zorunluluğumuz var" dediğini aktardı.

Çevre boyutunu unutan hiçbir enerji politikasının, stratejisinin gerçek anlamda geleceği belirleme bakımından ahlaki bir zemine sahip olacağını düşünmediğini ifade eden Davutoğlu, insani boyutun göz önünde bulundurulması gerektiğinin altını çizdi.

Davutoğlu, ekonomik boyuta değinirken, enerjinin, ekonomik gelişimin en önemli girdilerinden biri olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti:

"Bir taraftan insani kalkınma, diğer taraftan da üretken ve verimli bir yapı kurabilmek için mutlaka enerji güvenliğine sahip olmak durumundasınız. Biz Türkiye olarak, 'Elimizde hangi değerler, hangi zafiyetler var? Avantajlarımız nedir, dezavantajlarımız nedir?' diye baktığımızda avantajlarımız girişimci, cesur, kararlı bir insan unsuru ve dünyanın bazen olumsuz şartlarda en zorlu ama olumlu şartlar olduğunda da en önemli coğrafyasına sahip olmak. İnsan ve coğrafya ikisi değerse, bunun karşılığında bizim zaaf noktamız ne diye baktığımızda, enerji açığımız ve buna bağlı olarak cari açığımız. Bunun için 2002'den bu yana birçok önemli enerji projesine öncülük ettik. Türkiye'de ilk enerji santralleri 100 yıl önce, 1902 yılında kurulmaya başladı. 1902'den 2002'ye kadar Türkiye'de toplam 31 bin 500 megavat kapasite üretildi. 2002'den bugüne kadar 12 yılda toplam 33 bin 500 megavat kapasite üretildi. 100 yılda üretilen kapasiteden daha fazlasını 12 yılda ürettik."

Başbakan Davutoğlu, 2023 perspektifiyle baktıklarında bunun ötesine geçmek ve enerjiyi çeşitlendirmek istediklerini ifade ederek, sadece kömür ve geleneksel enerji araçları değil, nükleer enerjiye geçtiklerini anlattı. Nükleer enerjiyi, güvenli ve teknoloji yoğun olması bakımından da bütün insanlığın malı olarak gördüklerini kaydeden Davutoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Yenilenebilir enerji, rüzgar enerjisi, güneş enerjisi gibi birçok enerji alanında yepyeni perspektiflerle kendi ülkemizin ekonomik girdisi konusunda ciddi bir çaba içindeyiz. Şeffaflık, öngörülebilirlik ve enerji altyapı yatırımlarında dünya için cazip bir yatırım bölgesi olmamız önem taşıyor. Birçok reform yaptık, yapmaya devam edeceğiz ta ki dünyanın en önemli enerji şirketleri, enerjinin merkez coğrafyası olan Türkiye ve Anadolu üzerindeki yatırımlarını artırsın. Hem üretim hem dağıtım sistemleri itibarıyla özelleştirme ve diğer alanlarda yaptığımız atılımlarla Türkiye, enerjideki açığını kapatmaya çalışıyor. Cari açık bağlamında da son aylarda ciddi düşmeler yaşadık. Bu konuda da petrol fiyatlarının düşüşünü takdirle ve ümitle takip etmeye devam edeceğiz. Ümit ederiz ki petrol fiyatlarının artışına dayalı enerji savaşları yerine herkesin enerjiye ulaşabileceği ucuzlukta bir enerji fiyatlandırması yönünde gelişmeler devam eder. Türkiye için bu, hayati bir konudur ve gerekli her türlü çalışmayı da bu konuda yapmaya devam edeceğiz."

"TÜKETİCİYE ÜRETİCİ ASLINDA AYNI ÇIKARI PAYLAŞIYOR"

Başbakan Ahmet Davutoğlu, stratejik boyutun, enerjiye nasıl bakıldığıyla ilgili olduğunu belirterek, "Eğer enerjiyi çatışma aracı olarak kullanacak olursak bunun kazanan tarafı olmaz. Enerji fiyatlarının artmasıyla bir enerji savaşını öne çıkarmaya çalışanlar, bir müddet bu enerjiyi satacak pazar bulamayabilirler ya da ülkeler artık o enerjiye bağımlılıklarını azaltmak yönünde başka alternatiflere yönelirler. Tüketiciyle üretici aslında aynı çıkarı paylaşıyor. Eğer üretici, tüketiciyi sürekli bir baskı altında tutma stratejisi takip ederse, bir müddet sonra tüketici, o büyük pazarlar başka kaynaklara yönelir. Enerjiyi bir savaş, bir çatışma aracı olarak görmek yerine insani kalkınmanın ve insanlığın daha müreffeh bir gelecek kurma idealinin aracı olarak görmek durumundayız" diye konuştu.

KIBRIS RUM YÖNETİMİNE ÇAĞRI

Başbakan Ahmet Davutoğlu, özellikle Kıbrıs Rum yönetimine de çağrıda bulunarak, şöyle devam etti:

"Enerji kaynaklarını monopolize ederek, tek taraflı olarak sanki bu kaynak sadece onlara aitmiş gibi ihalelere çıkarak, Kıbrıs Türkleri'nin de hakkı olduğu o kaynakları tek taraflı olarak dünya piyasalarına sunmak isterse biz de aynı yerde Kıbrıs Türkleriyle birlikte araştırma yapar ve orada biz de aynı hakkı kullanırız antlaşmalara dayalı olarak. Ama birlikte oturulur konuşulursa Kıbrıs Türkleri ile Kıbrıs Rumları bir an önce müzakere ile adanın birleşmesi, entegrasyonu yönünde irade kullanırlarsa Kıbrıs'ta aynen Irak gibi yükselen ülke haline gelir, bundan da en çok Türkiye memnun olur. Onun için bir an önce çözüm, müzakere masasına dönülmeli. Bir an önce barış... Barış bir dakika bile geciktiğinde maliyeti ağır olan bir kavramdır. Hemen barış."

Davutoğlu, müzakereler zaman alacaksa, bu sefer iki sene önce de teklif ettikleri gibi, KKTC ve Kıbrıs Rum yönetiminin ortak bir komiteyle bu enerjiyi çıkarmaya başlayabileceğini ve enerjinin barış için kullanılabileceğini anlattı.

"Doğu Akdeniz Kıbrıs Türklerine de Türkiye Cumhuriyeti'ne kapalı bir alandır. Biz istediğimiz yerde araştırma yaparız, istediğimiz petrolü, doğalgazı çıkarır, başka ülkelerle anlaşır..." söyleminin doğru olmayacağını dile getiren Davutoğlu, bunun siyaseten ve Akdeniz topoğrafyası ile dünyadaki enerji arzını bilenler açısından da olmayacağını vurguladı.

Kıbrıs etrafında çıkacak doğalgazın en kolay ulaşacağı ve doğalgazın en fazla kullanılacağı yerin Türkiye olduğunu anlatan Davutoğlu, "En rahat uluslararası piyasalara açılacağı yer de yine Türkiye'dir. Dolayısıyla enerjiyi bir silah gibi kullanmasın hiç kimse. 'Ben enerjiyi elde edeyim, karşı tarafa istediğim barışı empoze edeyim' denirse bu Kıbrıs müzakerelerine en büyük darbeyi vurur. Enerjiyi barış aracı olarak kullanalım" dedi.

Davutoğlu, Anadolu suyunu Manavgat'tan Kıbrıs'a boru ile bağladıklarını ve yakın zamanda Anadolu'dan temiz suyun Kıbrıs'a ulaşacağını belirterek, bu projenin ilan edildiği gün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın o zaman Başbakan olarak, "Bu suyu Kıbrıs Rumlarıyla da paylaşacağız" dediğini hatırlattı.

Türkiye'de suyun "aziz" olarak görüldüğünü ve ihtiyacı olan herkesle paylaşılabileceğini dile getiren Davutoğlu, "Biz kendi suyumuzu adanın bütünüyle paylaşmayı düşünürken, adanın bütününe ait olan doğalgaz kaynaklarını bir taraf tek taraflı olarak 'bana aittir, diğeri beklesin' derse bu olmaz. Dolayısıyla Kıbrıslı taraflara çağrım; bir an önce çözüm ve enerjiyi bu çözümün finansmanı için kullanacak vizyoner bir yaklaşım. İnşallah önümüzdeki günlerde Atina'ya gideceğim, orada da değerli dostum Sayın Samaras'la bütün bu perspektifi paylaşacağız" bilgisini verdi.

AZERBAYCAN-ERMENİSTEN İHTİLAFI

Başbakan Ahmet Davutoğlu, enerjinin barış için kullanılacağı üçüncü alanın ise Azerbaycan-Ermenistan ihtilafı konusu olduğunu söyledi.

Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı'nın (BTC) Türkiye ile ABD'nin ortak başarısı olduğunu vurgulayan Davutoğlu, şöyle devam etti:

"1999'da dönemin Başkanı Bill Clinton buradayken hükümetler arası antlaşma imzalandı. Bir çok kişi inanmıyordu BTC'nin olabileceğine ama oldu. 2007'de petrol akmaya başladı. Kardeşimiz, dostumuz Azerbaycan ciddi bir ekonomik refah kazandı. Gürcistan da bundan istifade etti, Türkiye'de istifade etti. Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan'da bir barış hattı ve refah projesi olarak Baki-Tiflis-Ceyhan güçlenirken, Ermenistan bütün bu ekonomik aktivitenin dışında kaldı. Neden? Çünkü ısrarla ve inatla Azerbaycan topraklarının yüzde 20'sini işgal altında tutmaya devam ediyor. Bir an önce barışa gidelim. Nasıl olacaksa ki parametreleri bellidir."

Başbakan Ahmet Davutoğlu, jeopolitik, jeoekonomi ve jeoenerji kavramlarının Türkiye için önemine işaret ederek, etraftaki jeopolitik gerilimler nedeniyle Türkiye'nin jeoekonomik sıkıntılar yaşadığını anlattı.

Davutoğlu, "Türkiye, etrafındaki çatışmalar sebebiyle o büyük üretim kapasitesine uygun pazarlarda daralma yaşadı. Etrafta jeoekonomik, jeopolitik gerilimler enerjiyi etkilemeye başladığında da Türkiye'ye giren enerji arzında düşmeler yaşandı. Biz, onun için etrafımızda iki şey isteriz: istikrar, güven" dedi.

Gerek Kıbrıs'ta gerek Dağlık Karabağ'da her şeyin tartışıldığını, aslında büyük ölçüde bir ihtilaf olmadığını ifade eden Davutoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Eksik olan siyasi irade. Eksik olan vizyon. Ben buradan Ermenistan'a da çağrıda bulunuyorum. Kafkas petrolleri, Hazar petrolleri Avrupa'ya aktarılırken, Ermenistan da bu barış projelerinin parçası haline gelecek bir tutumla bir an önce bu sorunun çözülmesine katkıda bulunsun. Azerbaycan'la Ermenistan arasına kurulabilecek yeni bir dostluk bağından da en fazla memnun olacak olan Türkiye'dir. Geçtiğimiz günlerde bir helikopter vuruldu. Bütün o günlerde belli bir gerginlik yaşıyoruz. Ümit ederiz ki Minsk grubu ve çevresinde yapılacak çalışmalarla Kafkasya'da da bu sağlanır. Sayın Biden detaylı olarak üzerinde durdu. Ukrayna da bir jeopolitik çatışma alanı olmaktan çıkıp işbirliği alanı haline dönüşmeli. Ukrayna bizim komşumuz, stratejik ortağımızdır. Ukrayna'da toprak bütünlüğünü zedeleyen her türlü tutumun karşısında olduk, olmaya da devam edeceğiz. Kırım bizim tarihi bağlarımızın olduğu ve Kırım Tatarları üzerinden de sosyal bağlarımızın hala sürdüğü bir coğrafyadır. İsteriz ki Ukrayna, doğu batı Avrupa, Rusya, Nato-Rusya arasında bir gerilim alanı olmasın. Aksine Türkiye gibi belki enerji üretmiyor, belki bu anlamda çok zengin değil ama öyle bir coğrafyaya sahip ki, bütün o enerji koridorları üzerinden Ukrayna bir bütün olarak, en fazla istifade eden ülke haline gelebilir. Burada olması gereken Ukraynalı tarafların aynen Irak ve Kıbrıs'ta olduğu gibi oturup bir an önce kendi aralarında bir mutabakata varmaları sonra da bu mutabakat çerçevesinde bütün taraflara hepimizin de katkıda bulunacağı bir ortak çözüme zemin teşkil etmeleri."

Davutoğlu, enerjinin insanoğlunun varoluşu bağlamında büyük bir değer olduğuna dikkati çekerek, "Enerji, bir çatışma aracı değil, bir barış aracı olarak kullanıldığında bütün insanlığa refah getirir. Ama çatışma aracı olarak kullanıldığında bu çatışmanın kazanan tarafı almaz belki kısa dönemli şu veya bu ülke kazanıyor görünür ama uzun dönemde hep beraber kaybederiz. Sıfır toplamlı bir stratejik oyun yerine herkesin kazandığı ve herkesin 'kazan kazan' esasına göre enerji meselesine baktığı yeni bir vizyona ihtiyacımız var. Atlantik Konseyi'nin bu toplantılarının böyle bir vizyona zemin teşkil edeceğine inanıyorum" diye konuştu.

KONFERANS'A KATILAN ABD BAŞKAN YARDIMCISI BİDEN'DA ÖNEMLİ AÇIKLAMAALARDA BULUNDU

HABERİN LİNKİNE TIKLAYINIZ

JOE BIDEN HAVADAN, KARADAN VE DENİZDEN KORUNDU