X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER O müezzin yaşadıklarını anlattı
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

O müezzin yaşadıklarını anlattı

  • Giriş Tarihi: 22.11.2014 14:58 Güncelleme Tarihi: 22.11.2014 15:49
O müezzin yaşadıklarını anlattı
O müezzin yaşadıklarını anlattı

Gezi olaylarının en çok konuşulan aktörlerinden biri olan müezzin Fuat Yıldırım konuştu.Yıldırım: "Camiye sürekli yaralılar taşınıyordu ve oradaki doktorlar tarafından tedavi ediliyordu. Cami içine giren eylemcilerin çoğunluğu dışarıda alkol almış, sarhoş ve ne yapacaklarını bilmiyorlardı. Saatler geçtikçe olay büyüyordu. Ortam provoke ve sabote edilmeye çok hazırdı. Biber gazından gözlerimizi açamıyorduk."

Gezi Parkı olayları sırasında Dolmabahçe'deki cami müezzini Fuat Yıldırım'ın, başka bir camiye atanması kararının iptali için açtığı dava görülmeye başlandı. Mahkemeye sunduğu dava dilekçesinde polisleri suçlayan Yıldırım, İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde alınan ifadesini polislerin kendisine vermediklerini, ancak basına çarpıtarak sızdırıp kamuoyunu yanılttıklarını anlattı. Bir kısım medyanın kendisi hakkında, "Başbakanı yalanlayan adam" diye yayınlar yaptığını, ancak bunlar hakkında suç duyurusunda bulunduğunu söyledi. Bu ifadelere rağmen Taraf gazetesi önceki gün (dün) "Erdoğan'ın 'Camide içki içildi' iddiasını cesurca reddeden Müezzin Fuat Yıldırım, kendisini sürgün eden Diyanet'e dava açtı" diye haber yaptı. "Müezzin Direniyor" başlığıyla haberi manşetten yayınlayan Taraf'ın yalanı, müezzinin yazılı ifadesi ile açığa çıktı.

İstanbul Taksim'deki Gezi Parkı olaylarının ardından müezzin Fuat Yıldırım, Dolmabahçe'deki camiden Kayabaşı'ndaki Hazreti Hüseyin Camisi'ne, daha sonra da Karaköy'deki Arap Camisi'ne atandı. Yıldırım, eşinin lösemi hastası olduğunu ve bu tayinin hayatını olumsuz etkilediğini belirterek görev yeri değişikliğinin iptali için İstanbul 4. İdare Mahkemesi'ne dava açtı. Davanın perşembe günü yapılan duruşmasında savunma yapan Fuat Yıldırım, dava dilekçesindeki ifadelerini tekrarladı. Avukatının mahkemeye sunduğu 19 sayfalık dava dilekçesinde ise Gezi Parkı olaylarının başladığı 31 Mayıs ile 4 Haziran 2013 tarihleri arasında Bezm-i Alem Valide Sultan Camisi'nde yaşanan olaylar, Yıldırım'ın ağzından uzun uzun anlatıldı. Yıldırım, bu ifadelerinde olayların başladığı akşam yaklaşık 6 bin kişilik eylemci grubun Taksim'den Dolmabahçe meydanına indiklerini ve polisin gaz sıkması sonucu gruptakilerden bir kısmının duvarları aşarak bahçeye, bir kısmının da camiye girdiğini aktardı. Yıldırım, büyük mücadele sonucu bu grubu dışarı çıkarabildiklerini ve gruptakilerden bir kısmının kapıları tekmeleyip, kapıların kilitlerini kırdıklarını ifade etti. Grubun cami cemaatiyle karşı karşıya gelmemesi için cemaati gece saat 24.30'da dışarı çıkarabildiklerini ve günü kazasız atlattıklarını söyleyen Yıldırım, "Defaten polisten yardım istememize rağmen yardım alamadığımız gibi eylemciler camiye doğru püskürtülüyordu. Sabaha kadar gaz yedik ve uyuyamadık" dedi.

POLİS, EYLEMCİLERİ CAMİYE PÜSKÜRTTÜ


Yıldırım, ikinci gün (1 Haziran) yaşanan olayları şöyle anlattı: "İnsanlar çıldırmıştı. Sanki küçük bir kıyametti. Durum vahimdi. Bütün gün boyu polisten yardım talep ettim. Fakat hiç bir netice alamadım... Polis eylemcileri durmadan camiye doğru püskürtüyordu. Caminin bitişiğinde lojman olduğu için lösemi hastası olan eşim ve 13 yaşındaki kızım da gün boyu şiddete ve yoğun biber gazına maruz kaldılar. Yatsı namazına yakın çatışma yoğunlaşınca bir anda 20 kişilik beyaz önlüklü, elinde ilaçlarla yanlarında 6 tane ağır travma geçirmiş yaralılarla camiye daldılar. Ne yapacağımızı şaşırdık. Yaralıların durumu kötüydü. Soğukkanlılığımı yitirmeden sağlık grubuyla anlaşma yapma yoluna girdim. Yaralılardan başka kimseyi cami içine alamayacağımızı anons yaparak duyurduk ve anonslarımızı sabaha kadar devam etti. Durmadan yaralı geliyordu. Camide ilk yardım yapılıyordu, hastanelere gönderemiyorduk çünkü dışarıdaki gruplar alana ambulansları sokmuyorlardı. Caminin içinde yaralılardan geçilmiyordu. Sabah saat 04.30'da dışarıdaki yoğunluk azalmaya başlayınca yaralılar kendi aileleri tarafından kendi imkanlarıyla götürüldü. Kendimi tanıtarak, bu caminin müezzini olduğumu anlatarak, insanları sakinleştirerek çıkacak provokasyonun önüne geçtim."


SARHOŞTULAR


2 Haziran Pazar günü izinli olmasına rağmen gece yarısı tekrar camiye döndüğünü belirten Yıldırım, cami imamı Halil Necipoğlu'nun o gün görevli olmasına rağmen olay yerini terk ettiğini, cami güvenliğinin yalnız bırakıldığını öne sürdü. Yıldırım, "Cami yaralılarla doluydu. İnsanlar ayakkabıyla cami içinde dolaşıyorlardı. Cami içinde herkes başıboş bir şekilde kargaşa ve panik haldeydi. Eylemcileri organize eden bir kimse yok, dışarısı içerisi küçük bir kıyamet yeri gibiydi. Hemen müdahale edemedim. Çünkü provoke edip beni linç edebilirlerdi. Durmadan yaralılar taşınıyordu ve oradaki doktorlar tarafından tedavi ediliyorlardı. Cami içine giren eylemcilerin çoğunluğu dışarıda alkol almış, sarhoş ve ne yapacaklarını bilmiyorlardı. Saatler geçtikçe olay büyüyordu. Ortam provoke ve sabote edilmeye çok hazır haldeydi. Biber gazından gözlerimizi açamıyorduk" dedi.

CAMİ MADIMAK GİBİ YANABİLİRDİ


Camide 3 bin kişinin üzerindeki eylemci grup panik olunca caminin kapılarını kalasla kilitlediklerini anlatan Yıldırım, dışarıda kalan eylemcilerin caminin cam ve kapılarını kırmaya başladığını söyleyerek, "Caminin yakılması, insanların birbirini öldürmesi, çevreye zarar verilmesini önlemek için eylemciler nezdinde girişimlerde bulunmaya başladım. Doktorları organize eden birisiyle beraber, caminin mikrofonlarından kendimi tanıtarak, beni dinlemelerini istedim. Aksi halde bir molotofkokteyli atılırsa caminin yanabileceği, içerideki yaralıların zarar göreceği ve caminin Sivas'taki Madımak Oteli olayına dönebileceğini anlattım. Allah korusun bir molotof veya bir el bombası atılsaydı hem insanlık olarak hem de ülke olarak biterdik. Belki de bu güzel ülke iç savaşa gidecekti" diye konuştu.

BİRA KUTUSU GÖRDÜM, İÇENİ GÖRMEDİM

Bir polis müdürüyle konuşup eylemcilerin Taksim'e çıkmaması şartıyla grubu dışarı çıkartabildiğini belirten Yıldırım, şöyle devam etti: "Camiyi kontrol ettik. Her yer kan ve ilaçlarla doluydu. İçeride yanıcı bir madde olup olmadığını kontrol ederken, caminin içinde pencerenin önünde ezik bir bira kutusu ve müezzin mahfelinde yarım paket sigara tespit ettik. Stres ve yorgunluktan bitmiştik. Bir taraftan da camide ölüm olmadan bu işi atlattığımız için mutluyduk. Üç gün üç gece tek başıma bu şekilde mücadele ettim. Büyük bir krizi yönettim... Ertesi gün Dolmabahçe Sarayı Daire Başkanı "Yasin" adlı bir kişinin müftülük izniyle içeride ekibiyle beraber fotoğraf çektiklerini gördüm. Olay yeri inceleme ekibi gelmeden içeriye girmeleri aslında bir suçtu. Müftülük izniyle girdikleri için fazlaca bir şey yapamadım. basından da insanlar içeriye girmişti. Onları olay yeri inceleme ekibi henüz gelmediği için dışarıya çıkarıp kapıyı tekrar kilitledim. Fakat o gün emniyeti belki 10 kez aradım. Bana elinde fotoğraf makinesiyle sivil bir polis memuru gönderdiler. Bir kaç kare resim aldıktan sonra çekip gitti."

'BAŞBAKANI YALANLAYAN ADAM' DİYE ÇARPITTILAR


Yıldırım içki konusundaki ifadelerinin çarpıtıldığını ise şu şekilde anlattı: "Benim hiç bir kişiye içki içildi veya içilmedi diye bir ifadem olmadı. Tüm beyanlarımda içki içilip içilmediğini görmediğimi söyledim. Daha sonra İstanbul Emniyet Müdürlüğü ifademe başvurdu. Emniyete verdiğim ifademin bir fotokopisini istediğimde veremeyeceklerini söylediler. Israrla sorulan, 'Cami içinde içki içildi mi, içki içeni gördün mü' sorusuna görmediğimi belirttim. Yalan mı söyleyeyim? İçilip içilmediğini görmedim. Polislere, 'görüntüleri size teslim ettim, siz polis olarak tespit edin, bizi de aydınlatın' dedim. Fakat emniyetteki ifademin bir kısmı, polisler tarafından basına sızdırıldı. 'Ben yalan söyleyemem' cümlesi üzerinde günlerce yazılar yazıldı. Bir kısım medya benim hakkımda, 'Başbakanı yalanlayan adam' diye yazdılar. Bunlar hakkında suç duyurusunda bulundum. Diyanet İşleri Başkanlığı, il müftülüğü ve Beyoğlu Müftülüğü'ne konuyla ilgili 2 sayfalık rapor sunmuştum. Fakat raporu kamuoyuyla paylaşmadılar. Gerçekleri belirtmeme rağmen kargaşa ve bilgi kirliliği devam etti. Bu arada caminin imamı on gün boyunca ortaya çıkmadı. Yurtdışına izne çıktığını sonradan öğrenmiş olduk."

CHP MİLLETVEKİLİ BASINA DUYURDU


Teşekkür ve takdir beklerken tenzil edilmesinin kendisini çok üzdüğünü ifade eden Yıldırım, idare mahkemesine itiraz davası açacağını söylemesi üzerine ikinci bir soruşturma geçirdiğini söyledi. İkinci soruşturmanın da basına konu olduğunu ve bu durumu basınla paylaşanın daha önceki Beyoğlu Müftüsü CHP İstanbul Milletvekili İhsan Özkeş olduğunu öğrendiğini söyledi.

Yıldırım'ın avukatı Ali Tizik ise dava dilekçesinde, "Müvekkilimin gayret ve çabası hiçe sayıldığı gibi her iki tarafın arasında kalarak günah keçisi seçilmiş hiç hak etmediği bir A sınıfı selatin camisinden B sınıfı bir camiye tayini yapılmıştır" ifadesini kullandı. Atama işleminin rütbe tenzili olduğunu ve iptalinin gerektiğini savunan Tizik, müezzin Yıldırım'ın Bezmi Alem Valide Sultan Camisi'nde kadrolu olarak görevinin devam etmesine karar verilmesini talep etti. Mahkeme, bir ay içinde talebe ilişkin karar verecek.

Fatih ULAŞ / SABAH