X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Çözüm süreciyle Türkiye karanlık geçmişiyle yüzleşiyor
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

yle Türkiye karanlık geçmişiyle yüzleşiyor

  • Giriş Tarihi: 26.12.2014 11:08
Çözüm süreciyle Türkiye karanlık geçmişiyle yüzleşiyor
Çözüm süreciyle Türkiye karanlık geçmişiyle yüzleşiyor

ni siyasi ve toplumsal yönlerini değerlendiren Prof. Dr. : “Çözüm süreci Türkiye Cumhuriyeti’nin karanlık geçmişiyle yüzleşip ileriye yönelik atılan demokratik bir adımdır.” dedi

Son yıllarda Türkiye siyasetinin en çok konuştuğu konulardan biri; . Süreç; özellikle 2002 seçimlerinden sonra AK Parti hükümetinin iktidara gelmesiyle başlayan demokratikleşme adımlarından biri. Çözüm süreci; 1978'den itibaren terör faaliyetleri ile Türkiye'nin siyasi, sosyal ve ekonomik hayatına darbe vuran PKK'nin bitirilmesi ve Türkiye'de yaşayan Kürt halkını demokratik haklarına ulaşmasını hedefleyen bir proje olarak karşımıza çıkıyor. Bu projeyi ve atılan adımların siyasi ve toplumsal boyutlarını Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. ile konuştuk.

"ÇÖZÜM SÜRECİ TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NİN KARANLIK GEÇMİŞİYLE YÜZLEŞMESİDİR"

Prof. Dr. Ali Murat Yel, çözüm sürecinin tanımını ve bu sürecin bir devrim olup olmadığını şu sözlerle ifade ediyor: "Çözüm sürecini şiddetten vazgeçme, silahsızlanma, barışa yönelik adımlar atma ve toplumda kendini öteki olarak görmüş olanları kucaklama olarak anlamlandırırsak buna devrim diyebiliriz. Çözüm süreci Türkiye Cumhuriyeti'nin karanlık geçmişiyle yüzleşip ileriye yönelik atılan demokratik bir adımdır. Cumhuriyet tarihine baktığımız zaman günümüze kadar süregelen Kürt sorunuyla karşılaşıyoruz."

"KÜRT SORUNUNU İLK KEZ ÖZAL BİTİRMEYE ÇALIŞTI"

Kürt sorunu ilk kez Merhum cumhurbaşkanı Turgut Özal bitirmeye çalıştığını belirten Prof. Dr. Yel; Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın Bekaa vadisine aracılar göndererek çözüm arayışlarında bulunduğunu ve bu girişimlerin ardından PKK ilk defa ateşkes ilan ettiğini söyledi.

"ÇÖZÜM SÜRECİ İKİ PERDEDEN OLUŞUYOR"

Prof. Dr. Yel, 'Kürt sorunu' olarak adlandırılan bu sürecin başlangıcını Özal ile başladığını vurgulayarak şunları belirtti: "O dönemde Cumhuriyet tarihinde belki de ilk defa barışa yönelik çalışmalar yapıldı. Fakat Özal'ın ölümüyle birlikte kesintiye uğrayan bu çalışmalar tekrar AK Parti iktidarında ele alındı. 2009 yılında Oslo görüşmeleriyle hükümetin PKK ile görüştüğü ve çözüm arayışında olduğu ortaya çıktı. Bu çözüm sürecinin birinci perdesiydi. Sahnede AK Parti hükümeti, PKK ve aracı olan ülke bulunuyordu. Fakat hükümet bu projeyi yerli hale getirmek ve kamuya mal etmek için birinci perdeyi kapatıp ikinci perde açıldı. Bu defa masada PKK ve hükümet bulunuyor."dedi.

"SÜRECİN BASİT DÜZENLEMELERDEN İBARET OLMADIĞI GAYET AÇIK "

Çözüm sürecinde atılan adımları değerlendiren Prof. Dr. Yel: "Hükümetin TRT 6'yı yayına sokması, Kürtçeyi seçmeli ders haline getirmesi ve KCK tutuklularının çoğunun serbest bırakılması Doğu ve Güneydoğuda olağanüstü halin tam anlamıyla sona erdirilmesiyle bu sürecin basit düzenlemelerden ibaret olmadığı gösteriyor."şeklinde konuştu.

"HALKIN YÜZDE 75'İ ÇÖZÜM SÜRECİNİ DESTEKLİYOR"

Türkiye'de yaşayan kesimler açısından çözüm sürecinin birçok tanımı yapıldı. Kimi gruplar bu süreci "hainlik" olarak yorumlarken, kimisi "demokratik atılım" süreci olarak tanımladı. Türk kamuoyu bu süreci nasıl yorumladı? Halkın çözüm süreci deyince aklına ne geliyor? sorularını yanıtlayan Prof. Dr. Yel: "Türkiye kamuoyu süreci tam anlamıyla içeriğini bilmese bile bu konuda bir fikir sahibi. Hükümetin süreci devam ettirirken amaçlarından biri de süreci Türkiye olarak devam ettirmek ve halkı sürecin dışında bırakmamak. Bu anlamda toplum sorunlarına duyarlı ve bu alanda gönüllü olarak çalışabilecek insanlardan akil insanlar heyeti oluşturuldu. Akil insanlar yurdun 7 bölgesini 81 ilini gezerek yaptıkları toplantılarla halkı da sürece dâhil etti. Gittikleri çoğu yerlerde sevgiyle karşılanırlarken protesto edilerek karşılandıkları yerler de oldu. Ülkemizdeki kesimlerin yüzde 75'ine yakını sürece destek verdi ve vermeye devam ediyor."dedi.

"CHP VE MHP SEÇMENİNDEN DE SÜRECİ DESTEKLEYENLER VAR"

CHP seçmeninin yarısından fazlasının süreci desteklediğini, MHP seçmeninin de destekleyenlerin de olduğu son yapılan anketlerden anlaşıldığını söyleyen Prof. Dr. Yel toplumun sürece bakışını şu sözlerle dile getirdi: " Ben çözüm sürecini demokratik bir atılım ve bütünleşme olarak görüyorum. Yapılan araştırmalar sonucu ülke nüfusunun büyük çoğunluğu sürecin devam etmesini ve barışa tam anlamıyla ulaşılmasını istiyor. Bu noktaya gelinmesinde hükümetin gösterdiği çabalar, en azından, Türkiye halkının büyük bir çoğunluğuna bu ülkede böyle bir sorunun olduğunu kabul ettirebilmek bile bence bir başarıdır. Yakın zamana kadar bu sorunun dile bile getirilemezken kamuoyunun artık şiddet yoluyla değil de barışçıl bir yöntemle problemin çözümüne hazırlanması oldukça önemli bir ilerlemedir. Ama bu sürecin ne anlama geldiği üzerinde kamuoyunda henüz tam bir mutabakat olmaması ülke içerisindeki dengelerden kaynaklanabilir ama en azından her iki tarafın uzun bir süreden beri birbirlerinin iyi niyetini test ederek temkinli yaklaşmaları karşılıklı olarak tatmin olabilecekleri bir sonuca doğru ilerlemesi ümit vericidir."

HÜKÜMETİN TAVİZ VERMEYECEĞİ İKİ KONU: KAMU DÜZENİ VE ÖZERKLİK

Çözüm sürecini kapsamında atılan adımların yeterli olduğunu olmadığını ve bu süreçte yapılması gerekenleri zamanla ve karşılıklı olarak yapılması gerektiğine belirten Prof. Dr. Yel; "Hükümetin süreç içerisinde taviz vermeyeceği en önemli iki konu, silahsızlanmanın ertelenmesi bir başka deyişle kamu düzeninin sağlanması hususu ve ayrı bir devlet kurulmasıdır. Öcalan ve HDP açıklamalarında ayrılmak gibi bir amaçları olmadığını, aksine yapılacak reformlarla bütünleşmeyi ilke edindiklerini sık sık dile getirmektedir. Süreç; tek taraflı olmadığı gibi atılacak adımların da tek taraflı olması yeterli değildir. PKK'nın silahsızlanmaya yönelik atacağı her adıma karşılık şüphesiz hükümetin de yapacağı çalışmalar olacaktır."

ÇÖZÜM SÜRECİ İÇİN ATILABİLECEK EN BÜYÜK ADIM: YENİ BİR ANAYASA

Çözüm sürecinin tamamlanması için en önemli adımın yeni anayasası söyleyen Prof. Dr. Yel şunları söyledi: "Unutulmamalıdır ki süreç, karşılıklı müzakerelerle yürütülmesi gereken oluşumdur; taraflar, daha doğrusu ve öncelikle Kürt tarafı öncelikle önerilerini masaya getirip karşılıklı mutabakat sağlamaya çalışmalıdır. Hem çözüm süreci için hem de demokratik bir Türkiye için atılabilecek en büyük adımlardan biri de yeni bir anayasadır."

"BİR DEVLET TERÖR ÖRGÜTÜ YA DA LİDERİYLE GÖRÜŞEBİLİR"

Son zamanlarda belki de çözüm için atılan en somut adım; hükümetin Öcalan ve Kandil ile görüşüyor olması. Bu durum Türk halkının zihninde bir terörist lider ile nasıl görüşülür şeklinde yorumlara neden olmaktadır. Bir devlet terör örgütü veya lideri ile görüşmesini değerlendiren Prof. Dr. Yel: "Devletler vatandaşlarının mutluluğu için var olan yapılardır ve aynı bayrağın altında yaşayan her kesimin mümkün olabildiğince memnuniyetini sağlamaya çalışmalıdır. Bana göre bir devlet terör örgütü ya da lideriyle görüşebilir, hatta karşılıklı bir anlaşma da sağlayabilir. Bu son derece normal ve olağandır."sözleriyle dile getirdi.

"PKK, SADECE ASKERİ YÖNTEMLERLE BİTMEZ"

Hükümetin PKK ile masaya oturmasını değerlendiren Prof. Dr. Yel: "Söz konusu insanların yaşamasını sağlamak, onları huzura kavuşturmak ve ekonomik kalkınma gerçekleştirmekse devlet örgüt ile masaya oturabilir. Bugüne kadar sorunu bölgesel bir terör sorunu olarak görüp, çözümün sadece askeri yöntemlerle sağlanabileceği anlayışı artık iflas etmiş ve binlerce insanımızın hayatına mal olan bu tecrübeden sonra barışçıl yöntemlerle sorunun çözülmesi gerektiği fikri belirgin olarak ortaya çıkmıştır."dedi.

Melek Gedik/ sabah.com