X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Fethullah Gülen ve Pakistanlı sahte din adamının şaşırtıcı benzerliği - 2
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Fethullah Gülen ve Pakistanlı sahte din adamının şaşırtıcı benzerliği - 2

  • Giriş Tarihi: 7.6.2015 00:02
Fethullah Gülen ve Pakistanlı sahte din adamının şaşırtıcı benzerliği - 2
Fethullah Gülen ve Pakistanlı sahte din adamının şaşırtıcı benzerliği - 2

Hem Pakistan’ın dini adamı Tahir ül Kadri’nin hem de Fethullah Gülen’in Türkiye merkezli dini hareketleri, söz konusu ülkelerin demokratik bir biçimde seçilmiş temsilcilerine rakiptir

Seçim usulsüzlüklerini konu alan Tahir ül Kadri ile ilgili yazının ikinci kısmına geçmeden önce, Türkiye'deki seçim sistemini kısaca anlatacağım.

Bu Pazar günü Türkiye'de seçimler var. Bu seçimlerde usulsüzlük yapmak, hemen hemen imkansız. Her seçim sandığına her büyük partinin üyelerinden oluşan bir komite bakıyor olacak. Bu komite, oyların nasıl kullanıldığını izleyecek ve uygunsuz bir durum oluşması halinde, duruma itiraz edebilecek. Gözlemciler, seçim sandıkları açılırken ve oylar sayılırken istedikleri soruları sorabilecekler. Bu gözlemcilere, oylar sayıldıktan sonra her partiye kaç tane oy verildiğini gösteren bir kayıt listesi verilecek. Eğer elektronik ve yazılı kayıt listelerinde uyuşmazlık varsa, basılı kopyadaki rakamlar dikkate alınacak. Herhangi bir sorun oluşursa ilçe seçim kurulu devreye girecek, onun da yeterli olmadığı durumda, il şeçim kuruluna ve en son olarak da yüksek seçim kuruluna yönlendirme yapılacak.

Oy verme işlemleri başlamadan önce, her sandık ve sandıklardaki zarflar sayılacak ve mühürlenecek. Bu işlem, tüm seçim kurulunun önünde yapılacak. Seçimlerde, mühürlenmeyen her oy pusulası veya zarf "geçersiz" olarak kabul edilir. Geçmiş seçimlerde, CHP, bazı oy pusulalarının çöpten çıktığını iddia etmişti, fakat daha sonra bu "oy pusulalarının" sahte olduğu ortaya çıkmıştı. Yukarıda anlatılan süreç, oy pusulalarında bir uygunsuzluk yapılmasına engel olacak.

Özet olarak, eğer birisi Türkiye'deki seçimlerde hile yapmak istiyorsa, bunu sadece tüm partilerin fikir birliği ile yapabilir ki bu da seçimi amacından saptırır.

Türkiye'de seçim hilesinin yapılmasının ne kadar zor olduğundan bahsetmemizin nedeni bu yazının ikinci kısmının bu konu ile ilgili olmasıdır.

Yakın zamanda Kadri Pakistan'da, siyasal süreci raydan çıkartmak amacıyla ilki seçimlerden önce, ikincisi de seçimlerden sonra olmak suretiyle iki defa girişimde bulundu.

Kadri'nin ilk siyasal gidişatta kargaşa çıkartma eylemi 2012 senesinin sonlarına doğru idi. Bu, Asif Ali Zardari'nin (Benazir Bhutto'nun dul eşi) başkanlık döneminin sonuna doğru idi. Zardari, 2008 senesinde başkanlık görevine gelmişti. Aralık 2012'de, genel seçimlerin yapılmadan aylar öncesinde, Kadri Pakistan'a döndü ve burada Zardari hükümetinin istifası için bir miting düzenledi. Kadri'nin isteği geçici bir hükümet kurulması idi ve bu amaçla Ocak ayında, bir milyon insanın İslamabad'a yürümesi için bir çağrı yaptı. The New York Times'ın bir haberine göre, bu çağrının amacı Kahire'deki Tahrir Meydanı'ndakine benzer (Mısır hükümetini deviren) olarak bir "manevi ihtilal" başlatmak amacı ile yapılmıştı.

Bazı medya kuruluşlarına göre Kadri, Pakistan'da çok az tanınan bir insan fakat geçen haftaki yazımdan da anlaşılacağı üzere aslında hem Pakistan'da hem de Kanada'da çok iyi biliniyor. Kesinlikle, ülkeyi son anda kurtaracak, beyaz atlı prens, ismi belirsiz bir kahraman değil. Birçok uluslararası gözlemci de, Kadri'nin ülkeye dönüşünün, Pakistan'ın gerçek bir demokrasiye olan gidişatının aksatılması amacıyla, bazı güçler tarafından desteklendiği görüşünü sundular.

Kadri'nin finansal kaynaklarının nereden sağlandığına ilişkin sorular ortaya çıktı. Muhalefetten bir senatör, Kadri'nin sadece bitmek tükenmek bilmeyen televizyon tanıtımlarına 4 milyon ABD doları harcadığını söyledi, medya kuruluşları ise Kadri'nin yurt dışından destek aldığı iddialarında bulundular.

Kadri'nin başlatmış olduğu yürüyüşte, binlerce insan, isteklerini karşılanana kadar bir oturma eylemi yapacaklarını belirttiler. Protestolar, 25 bin insan ile başladı fakat sadece dört gün içinde Kadri ve hükümet kucaklaştılar. Seçim reformlarını içeren ve daha fazla şeffaflık getiren bir anlaşmaya imza attılar. Tahminlere göre, bu "1 milyon insanlık" yürüyüşünde 50 binden fazla insan yer almadı.

Bazı yorumcular Kadri'nin bu eylemleri düzenlerken, Pakistan ordusu ile bir işbirliği içinde olduğunu söylediler. Birçok yorumcu da protestoların amacına ulaşmadığını belirtti. Kadri, "binlerce insanın duyguları ile oynadığı" iddiasıyla suçlandı. The News International'ın 19 Ocak 2013 tarihli yazısı, Kadri'yi "genel seçimlere yakın bir zamanda demokrasiyi rayından çıkartmak için anti-demokratik güçlerin" adına insanları soğuk ve yağışlı bir havada protesto etmeye teşvik ettiği için eleştirmişti.

Geçen haftaki yazımda belirtmiş olduğum gibi, Kadri'nin aslında ordu ile yakın temasları bulunuyor. Ayrıca, çift vatandaş ve çok yüksek miktarlarda finansal rezervlere (kaynağın büyük ölçüde nerden geldiği belli değil) sahip birisi olarak, sadece Pakistan değil tüm dünya Kadri'ye şüpheli bakıyor.

Bu tür bir eylemin Zardari'nin başkanlık döneminin bitmek üzere ve yeni seçimlerin ufukta olduğu bir dönemde yapılmış olması garip bir durum teşkil ediyor. Eğer Pakistan seçimleri sonucunda ülkenin tarihinde ilk defa demokratik bir şekilde iş başı yapmış bir hükümetin yine aynı şekilde seçimle başa gelen başka bir hükümete iplere verdiği düşünülecek olursa, bu durumun daha da karmaşık bir hal aldığı anlaşılabilir. Böyle bir zamanda büyük bir protesto eylemi düzenlemek için Tahrir Meydanı'ndaki eylemlere atıfta bulunmak sadece garip değil, aynı zamanda kötü niyetli. Bu durum, yaklaşmakta olan seçimleri ertelemenin ve hükümeti zayıflatmanın bir yolu.

Keşke hikaye burada bitecek olsa, fakat bitmiyor…

Nawaz Şerif'in partisi 2013 senesinde hükümeti kurduğundan beri ünlü kriket oyuncusu ve siyaset adamı İmran Khan, seçimlerde usulsüzlük olduğunu iddia etti. 14 Ağustos 2014'te büyük bir protesto yürüyüşü düzenlendiğini belirtti ve yürüyüşe "Azadi (özgürlük)" ismini verdi. Khan, planlarını açıklar açıklamaz Kadri de bir protesto yürüyüşü gerçekleştireceğini söyledi ve yürüyüşünün ismine "Inqilab (devrim) Yürüyüşü" ismini verdi. Bu yürüyüşler, aynı zamanda olmalarına ve aynı amaçlara hizmet etmelerine rağmen farklı yürüyüşlerdi. İki yürüyüşün birlikte olacağı düşünülmüştü fakat Kadri planına "paralel" yürüyüş ile devam etti. İlginç biçimde fakat tamamen tesadüfen Azadi Yürüyüşü Zaman Park'ında başladı.

Protestoların Nawaz Şerif istifa edene devam etmesi planlanıyordu. Bu protestolara karşılık olarak, ABD sözcüsü Marie Harf şunları söyledi: "Nawaz Şerif seçildi ve başbakandır (nokta). Seçilmiş bir hükümet vardır." Harf ayrıca şunları söyledi: "İleri giden bir yol var ve bu yol barışçıl bir yol. Siyasal diyaloğun olması için çok fazla boşluk var, fakat yine de her şey barışçıl olmalı."

Harf'in açıklamaları iki lideri de tatmin etmedi ve her iki lider, 2014 Eylül'ünden Aralık ayına kadar sürecek protestolarına ve oturma eylemlerine devam ettiler.

İnkılap Yürüyüşü Lahore'dan İslamabad'a kadar devam etti. Burada, insanlar parlamento dışında protestolarda bulundular. Maalesef, yürüyüşler esnasında polisin aşırı güç kullanımı sonucunda bazı insanlar hayatları kaybettiler. Bir defasında, dokuz kişi ölmüş yüzden fazla kişi de yaralanmıştı.
Bu ölümler Dr. Kadri'ye bir yorumcunun dediği gibi, "sarsılmaz minberi" ya da "ahlaki üstünlük" verdi. Bu saldırılardan sonra Başbakan, aktivistlerin ölümü üzerine duyduğu üzüntüyü dile getirdi ve adalet sözü verdi.
Olayların ardından Lahore polis şefi, il hukuk bakanı ve baş sekreteri görevlerinden alındı. Protestoculara ateş açan polis memurları hakkında tutuklama kararı çıkarıldı. Ancak polis aynı zamanda terörizm, cinayet ve isyan suçlarından dolayı Kadri'nin grubundan 3000 üyeye karşı suçlamalarda bulundu.

Parlamento dışındaki oturma prostestoları devam etti. İddialara göre, işe gitmek yerine Kadri protestoculara günlük ücret ödeyerek protestolara katılmalarını teşvik etti. Bu, tekrardan Kadri'ye kimin finansal destek sağladığı sorusunu sordurdu; binlerce insan bu yürüyüşe katılıyor, yeme ve içmeleri sağlanıyor yanı sıra günlük ücretleri de ödeniyordu.

Başlangıçta, protestoların Şerif istifa edene kadar devam edeceği söylense de Peşaver'de bir okula Taliban tarafından yapılan saldırıda 132 çocuk olmak üzere 141 kişi hayatını kaybedince gösteriler sonlandırıldı.
Imran Khan, bu trajedinin ülkenin Taliban kötülüğüne karşı mücadele etme zamanı olduğunu gösterdiğini bildirdi. "Ülkenin içinde bulunduğu durum nedeniyle, protestoları sonlandırma kararı verdik," diyen Imran Khan, ülkede ulusal birliğin gerektiğini belirterek, İslamabad'da PTI parti destekçilerine açıklamalarda bulundu.

İnsani ve asil nedenlerle sona getirilen bu dört aylık protesto ve iki liderin paralel olarak yaptığı bu yürüyüşler bir şey başardı mı? Liderlerin talepleri haklı bulunup karşılandı mı?

Taleplere bir göz atalım. Imran Khan, grubunun Başbakan Navaz Şerif'in istifasını talep ettiğini belirtti. Ancak zaman geçtikçe seçim sahtekarlığı iddiasına bakmak üzere adli komisyonun oluşumunu talep etti. Imran Khan komisyonunun bulgularını kabul edecek ve eğer hile kanıtlanırsa o zaman yeni seçim talebinde bulunacaktı.
Fakat Kadri'nin talepleri o kadar mütevazı değildi. Yedi şartlı listesinde ulusal ve il meclislerinin çözünmesi, demokratik reformları getirecek ulusal bir hükümetin kurulması, ve ücretsiz eğitim, sağlık, ve istihdam içeren 10 puanlık sosyal program isteminde bulundu.

Tüm bunlar tabii kulağa hoş geliyor fakat hangi gelişen ve ekonomik sorunları olan bir nüfusa sahip ülke hem yerel hem de ulusal hükümetleri terhis edip, parasız eğitim, barınma, sağlık ve geniş istihdam olanaklarını içeren geniş çaplı reformları tanıtmak için umut verebilir?

Khan oldukça makul taleplerde bulunurken, Kadri pembe panjurlu bir evde hayatı talep ediyordu.
Aslında, hem yerel ve hem de ulusal hükümet, hem Khan hem de Kadri'nin taleplerini incelediği halde, Dr. Kadri ile nasıl başa çıkılacağı konusunda bir sonuca varamıyordu. Federal Bakan Khwaja Saad Rafique, Dr. Kadri birçok taleplerinden birinin bile "ciddi olarak" ele alınamayacağını belirtti.
Nitekim, birçok Pakistanlı gözlemci ve kamu üyeleri Dr. Kadri'ye şüphe ile yaklaşırken, Khan'ın isteklerinin daha olumlu olduğunu söylüyorlardı. Dr. Kadri'nin Pakistan'a dönüşünün yeni seçilmiş Başbakan'ın ilk anlarına gelmesi ülkeyi anti-Taliban kampanyasından caydırma amaçlı olduğundan şüpheleniliyordu. Nitekim, bir çok kişi Kadri'yi Pakistan tarihinin bir seçilmiş hükümetten başka bir hükümete geçişinin sağlandığı, ilk demokratik geçişi altüst etme amaçlı gönderilmiş askeriye için çalışan bir provokatör olarak görüyordu.

İmran Han'ın talepleri sonuç verdi. Şerif, seçim dolandırıcılığına bakmak için Yargıtay'a bağlı üç yargıcı tayin etti. Suçlamaları getiren kişi Afzal Khan, seçim komitesinin sekreteriydi. (Aynı adı taşıyan İngiliz parlementer ile karıştırılmamalıdır). Afzal Khan kanıtlar sundu, ancak Yargıtay sunulan delillerin hukuken kabul edilebilir olmadığına hükmedip herhangi bir eylem gerçekleştirmedi. Afzal Khan tarafından yapılan iddialar ve sunulan kanıtlar yeterli bulunmadığı kanıtlandı. Nitekim Adalet Bakanı Kayani, bu iddiaların seçimden 14 ay sonra yapıldığını belirterek Afzal Khan'ın kişisel kini nedeniyle yanlış iddialarda bulunduğunu kaydetti. Evet, Khan seçimlerde sahtekarlık olduğu şüphesini taşıyorduysa, neden şikayet etmeden önce bu kadar uzun süre beklemişti?

Özetle, bu protestoların sonuçları ne hükümeti devirdi ne de yeni seçimler yapıldı. Hiçbir yolsuzluk kanıtlanamadı.

Peki, bu protestolar sadece boş rest çekmeler miydi? Ülkenin üzerinde herhangi bir etki yapmamış beyhude protestolar mıydı?

Han ve Kadri protestolarının ikisi de bir etki yaptı. Başbakan danışmanlarından biri 26 Eylül 2014 itibariyle kaybın 6 milyar dolar olduğunu belirtti. (http // en.wikipedia.org / wiki / Azadi.March) Pakistanlı bir yorumcu göre, Kadri'ye protestoları iptal etmesi için yabancı bir devletten (8 milyon Amerikan doları verildiği iddia ediliyor) büyük bir meblağ para aldı. Bu iddia, çok sayıda yeni soruyu ortaya çıkarır.

Minhaj ul Kuran'ın 90 ülkede aktif olduğunu unutmayalım; bir üniversite ve 600 üzeri okul ve kolejleri bulunmakta. Kadri birkaç kuruşa muhtaç biri değildi. Ayrıca, dört ay süren protestolar boyunca binlerce insana ödeme yapabilen bir fon vardı. Ve iddiaya göre o protestoları durdurmak için de büyük paralar aldı.
Bu tür karakterler Pakistan'a özgü değildir. Geçen hafta belirttiğimiz gibi, bu paralel bir harekettir.

İki yıl önce Gezi Parkı protestoları İstanbul'u sarstı. İlerleyen aylarda, yolsuzluk iddiaları Gülen Hareketi ile ilişkili gazeteler tarafından yapıldı. Bu dönemi takiben, Türkiye'de üçüncüsü bu Pazar günü yapılacak iki seçim olmuştur.

AK Parti, bu seçimi kazanır ve Parlamentoda büyük çoğunluğu sağlarsa o zaman halktan aldığı yetki ile anayasayı değiştirecek, koalisyonlar ve çıkmazlarını ortadan kaldıracak bir başkanlık sistemini tanıtacak ve ülkeyi ileri demokrasi seviyesine taşıyacaktır.
Ancak, son zamanlarda taban tabana AK Parti'ye karşı olan gazeteler tamamen haksız bir şekilde şüphe tohumlarını ekip, halk arasında "adil seçimlere inanç eksikliği" tartışmasını başlattı. Kaybeden hep diğer tarafı hile iddiası ile suçlayacak. Pazar günü bir kazanan olacak ve o da halkın çoğunluğunun Türkiye'yi geleceğe taşıyabilir diye güvendiği taraf olacaktır.

Ancak işler burada duracak mı? Asıl soru, bazıları Türkiye'deki demokratik süreci bozmak için Tahrir Meydanı'nı veya Inqilab Yürüyüşleri benzerlerini getirmeye çalışacak mı? Türkiye'nin ilerlemesini engellemek amacıyla seçim hilesi iddiaları olacak mı? Yukarıda bahsedilen hareketler gibi gerçek demokrasi yolunda tökezlemek için bloklar mı konacak? Bunu zaman gösterecek.

BİRİNCİ BÖLÜM ÖZETİ

Geçen haftaki yazımızda, Türkiye'de Fethullah Gülen'in Pakistan'daki Tahir ül Kadri hareketi arasındaki yakın benzerliğini incelenmiştik. İki adam da büyük bir hareketin dini liderleri olarak görünüyor. Her ikisi de (Gülen Hareketi 180'den fazla ülkede olduğunu iddia ederken, Kadri'nin 90 ülkede okulları var) tüm dünyada okullar kurmuştur.

Bu okullar görünüşte dini bir harekete mensup olmasına rağmen, "laik" bir doğaya sahiptir. Ayrıca okullar, yeni üyeler ve yeni finansman için bir temel sağlar. İki lider de Kuzey Amerika'da gönüllü sürgünde yaşar, buradan televizyon yayınlarına katılır ve bolca kitap yazarlar. Bu liderlerin her ikisinin de hem muazzam insani hem de mali kaynakları vardır. Ve nihayet, her iki lider de kendilerine bağlı olanlarla birlikte borçlu olduğu ulusların demokratik yollardan seçilmiş temsilcilerine karşı bir tutum içine girmişlerdir.