X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Bozkır: AB ülkeleri birlikte hareket etmezse terör yayılır
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Bozkır: AB ülkeleri birlikte hareket etmezse terör yayılır

  • Giriş Tarihi: 28.7.2015 21:01 Güncelleme Tarihi: 28.7.2015 21:03
Bozkır: AB ülkeleri birlikte hareket etmezse terör yayılır
Bozkır: AB ülkeleri birlikte hareket etmezse terör yayılır

Terörle mücadelede AB ülkeleri birlikte hareket etmedikleri takdirde bu sorun yayılacaktır.

Avrupa Birliğini sadece Hıristiyan birliği olarak görmek, bu terörün gelişmesinin de nedenini teşkil eder.

Suriye içinde güvenli bir bölge oluşturup konut ve yaşam alanları inşa ettikten sonra, mültecilerin geri dönüşünü sağlamayı amaçlıyoruz.


AB'nin göçmenler ve terörle mücadele konularında birlikte hareket etmezse bu sorunların yayılarak sadece Suriye ve bölge ülkelerin sorunları olmaktan çıkıp herkesin sorunu haline geleceğini ifade eden AB Bakanı ve Başmüzakareci Volkan Bozkır, 2 milyon göçmeni ülkesinde barındıran Türkiye'nin artık istiap haddine ulaştığını ve yeni bir göç dalgası yaşanması durumunda büyük zorluklar yaşayacağının altını çizdi. Türkiye için, ISIL, PKK, DHKP-C ve El Kaide'nin aynı ölçüde terör örgütleri olduğunu ve hepsine karşı mücadele ettiklerinin altının altını çizen Bozkır, AB'ni sadece Hıristiyan birliği olarak görmenin, bu terörün gelişmesine yol açacağını vurguladı. Bakan Bozkır Suriye içinde güvenli bir bölge oluşturup konut ve yaşam alanları inşa ettikten sonra, mültecilerin geri dönüşünü sağlamayı amaçladıklarını da ifade etti.

Daily Sabah olarak AB Bakanı Volkan Bozkır ile geçtiğimiz hafta Lüksemburg'da düzenlenen Avrupa işlerinden sorumlu bakanlar toplantısı sırasında göçmen sorunlarından terörizme, AB'nin genişleme sürecinden Kıbrıs sorununa kadar bir çok konu üzerinde konuştuk.

Lüksemburg'un AB dönem başkanlığı kapsamında düzenlediği Avrupa işlerinden sorumlu bakanlar toplantısı da Türkiye'nin terörler mücadelesi ve göçmenlere yaklaşımını konularına değinen bir konuşma yaptınız. Bu konuyu açabilir misiniz?


Bu toplantıda söz alarak terör ve mülteciler alanlarında ülkemizin pozisyonunu ve kaygılarını dile getirdik. Avrupa'daki, 'bana zarar vermeyen terör daha iyidir, bana zarar verme temayülünde olan terör kötüdür' şeklindeki ayrım hiçbir zaman doğru değildir, kabul edilemez. Bunun birçok örneği vardır. Bizim için PKK terör örgütü, DHKP-C terör örgütü, DAEŞ terör örgütü, El Kaide terör örgütü olsun hepsi aynı ölçüde terör örgütleridir. Türkiye bunlar arasında hiçbir şekilde ayrım yapmamıştır, Hiçbirine müsamaha gösterecek yaklaşım içinde olmamıştır. Aynı davranışı onlardan da bekliyoruz. Bu ayrımcılığı yaptıkları takdirde çok daha vahim sonuçlar ortaya çıkacaktır.

Bu sorun sadece Suriye, Irak ve Türkiye'nin civarındaki ülkelerin bir sorunu değildir. Gerek mülteciler gerek terörle mücadelede şayet bütün Batı camiası ve AB ülkeleri birlikte hareket etmedikleri takdirde bunun kaynaklarını iyi saptayıp bu kaynakların ortadan kaldırılmasına yönelik adımlar atılmadığı taktirde yayılma eğiliminde olacaktır. Biz bu sorunun çözümü ile ilgili olarak vermekte olduğumuz insani mücadelede Batı camiasını yanımızda görmek istiyoruz. Önümüzdeki dönemde şayet Suriye sorunu uzarsa ve bu mülteciler Türkiye'de olsun, Ürdün'de olsun, Lübnan'da olsun mevcudiyetlerini sürdürülerse başka sorunlar da ortaya çıkacaktır.

#Sayfa#

Terörle mücadele konusunda Batı camiasının bir yanlışlığını düzeltmesi lazım; terör terördür, terörist teröristtir. Teröristin bir kısmı iyidir, bir kısmı kötüdür, bir kısmı daha az kötüdür diye bir ayrım yapılması bugünlere gelmemizin de bir anlamda nedenini teşkil etmektedir. Terörle mücadelede muhakkak hiçbir ayrım gözetmeden tek bir tanımlamayla üzerine gidilmesi lazım.

Dolayısıyla biz Avrupa ülkelerine iki şey söylüyoruz, 1- terörle mücadelede ayrım yapmayın, 2- terörün kaynağının kurutulmasında Avrupa Birliğini sadece Hıristiyan birliği olarak görmek, bu terörün gelişmesinin de nedenini teşkil eder. Irkçılıkla mücadele ve terörle mücadele birlikte ilerlemelidir. Irkçılık da kötüdür, terör de. Ama bunların bir araya gelmesi daha başka sonuçlar ortaya çıkarıyor. Irkçılıkla ve İslam karşıtlığıyla mücadele de radikalizmle mücadele de, mutlaka bu insanların yaşadıkları ortamın geliştirilmesi, daha fazla içeriye alınmaları ve dışarıda tutulmamaları önem arz etmektedir.

Peki PKK'ya karşı AB'nin duruşu Türkiye'yi memnun ediyor mu ?


PKK halen AB tarafından terör örgütü olarak tanınan bir örgüttür, bu noktada bir değişiklik olmamıştır. Fakat, özellikle Kobani olayları sırasında Avrupa'da Türkiye'nin PKK ile DAEŞ'i nasıl aynı kefede tutabildiğine dair yorumlar ortaya çıktı. PKK, DAEŞ de, DHKP-C de terör örgütüdür. Bu söylemleri haksız bulduk ve bulduğumuzu da ilettik. Son olaylar da terör örgütleri arasında bir fark olmadığını göstermektedir.

Avrupa'nın içinde terör faaliyeti gerçekleştirmedikleri sürece, terör örgütlerinin yurtdışı oluşumlarına Avrupa müsaade etmektedir. Yayınlar önlenmiyor, mali kaynaklarının üzerine gidilmiyor, insan öldürmüş örgüt üyelerinin Avrupa'da serbestçe dolaşmasına engel olunmuyor. Yine de terör örgütleri listesinde yer almaktadır. Bu terör örgütleri kendilerine zarar verecek seviyeye ulaştığında, Avrupa müdahalede bulunmaya başlıyor. Terör faaliyetleri ayrıca milyonlarca dolarlık ekonomik faktörlere sahiptir; bazı ülkeler bunu göz önünde bulundurup karar almayabiliyor.

Ortadoğu her zaman Avrupa ülkelerinin cazibe merkezlerinden biri olmuştur. Bölge ile ilişiklerini kestiklerini, ilgilenmediklerini belirtseler bile, aksi yönde şüphelenmek gerekmektedir. Bu tabloyu göz önünde bulundurup, Türkiye'nin çıkarlarını savunacak şekilde konum almak, devletimizin politikaları arasında yer almaktadır.

#Sayfa#

AB ile Türkiye arasında terör alanında işbirliği daha çok sınır güvenliği kapsamında mı gerçekleşiyor ?

AB ve Türkiye arasında sınır güvenliği ve entegre sınır yönetimi gibi konular üzerinde görüşmeler uzun zamandır mevcut. 24. faslın açılış kriterlerini de entegre sınır yönetimi, biyometrik pasaportlar ve geri kabul anlaşması oluşturmaktadır. Bu bağlamda, AB ile geri kabul anlaşması imzalanırken, entegre sınır yönetimi gibi ana unsurlar konusundaki işbirliğinin belli bir seviyeye geldiği aslında tescil edildi.

Biz hep söylüyoruz; Türkiye ne kadar güvenli olursa, AB de o kadar güvenli olur. Bu konulardaki endişelerimizi uzunca süredir dile getiriyoruz ve bu endişelerin bugün yavaş ortaya çıktığını görmekten mutlu olmuyoruz. Sanıyorum olayın boyutları ve vahameti daha iyi anlaşılmaya başlanmıştır. Eskiden olmadığı kadar Batı camiasını ve Avrupa ülkelerini yanımızda görmeyi bekliyor ve ümit ediyorum.

Toplantıda Suriyeli ve Iraklı sığınmacılar konusunu da gündeme getirdiniz. Bu konuda AB'nin yaklaşımı nedir ?

Türkiye 2 milyon mülteciyi ağırlamakta ve bu insanlar için bütün imkanlarını seferber etmeye devam ediyor.

Türkiye sığınmacılar için bugüne kadar 6 milyar dolara yakın para harcadı. Dünya ülkelerinden para talebimiz hiç olmadı. Bunları insanlık borcu olarak yerine getirdik. Ama dünyaya sürekli şunu söylüyoruz: Bu sadece Türkiye'nin, Lübnan'ın, Ürdün'ün ve diğer bölge ülkelerinin sorunu değildir. Her ülkenin bir istiap hacmi vardır. Öyle bir an gelir ki bölge ülkeleri şimdiye kadar bu sorunu absorbe etmekte gösterdikleri başarıyı devam ettiremeyebilir. O zaman ister istemez bunun başka ülkelerin topraklarına intikal etmesi durumu ve mecburiyeti hasıl olacaktır. Diyoruz ki yanımızda olun, konuşalım ve bu sorunu birlikte çözmeye çalışalım, gelecek yıllarda birlikte ne yapılacağını kararlaştıralım. Bugün bu yapılamazsa yarın çok daha büyük sorunlar önümüze çıkabilir.

Türkiye ve diğer komşu ülkeler 5 milyona yakın sığınmacıyı barındırırken AB üyelerinin 'bin mi 5 bin mi alalım, toplam 40 bin mi olsun, bunu hangi ülkeler alsın' şeklinde bir kararsızlık yaşamaları ve bu rakamlar için bile bu kadar süredir bir karar almamalarını anlamak mümkün değildir. Bir anlamda sorunu uzakta telakki edip, aman bana gelmesin uzaktaki sorun benim sorunum değildir temayülünün bir yansımasıdır. Ümit ediyorum ki bu kararları almadıkları için önümüzdeki dönemde çok daha büyük rakamlarla karşı karşıya kalacakları durumlar ortaya çıkmasın.

#Sayfa#

AB ile geri kabul anlaşmasının imzalanmasının ardından AB ile Vizelerin kalkmasına olanak sağlayacak süreç geçtiğimiz yıl başlamış oldu. Bu alada son gelişmeler nelerdir ?


Bu konuyla ilgili periyodik olarak AB komisyonu heyetleri Türkiye'ye gelmekte ve inceleme yapmaktadırlar. İncelemelerin sonuçlarına göre, geçtiğimiz Mart ayında bir rapor çıktı. Bu raporda beklentiler yer almaktadır. 9 madde hariç, hepsinde ilerleme var ve bazıları tamamlanmış durumdaydı. Bu sene de incelemelere devam etmektedirler ve Ekim gibi bir rapor daha yayınlayacaklar. Rapor açıklandığında geçen sene ile kıyaslama fırsatını da bulmuş olacağız. Ama, benim görüşmelerde edindiğim intiba ve kaydedilen gelişmelere göre, daha iyi bir tablo olduğunu göstermektedir.

Türkiye geri kabul anlaşmasının şartlarını yerine getirdiği takdirde, AB vizeleri kaldıracağı taahhütünde bulundu. 3 yıllık sürecin sonunda vizeler kalkmazsa, Türkiye'nin 6 ay içerisinde geri kabul anlaşmasını feshetme hakkı bulunmaktadır. Biz buna matematiksel olarak bakmıyoruz. Buradaki kilit unsur, görevlerimizi yerine getirip getirmediğimizdir. AB Komisyonu Türkiye'nin görevini yerine getirdiğini belirtti, fakat Konsey buna rağmen vizeleri kaldırmadı. O zaman bir haksızlık var demektir. 3 yıl içerisinde 72 maddenin gereğini yerine getirebileceğimize inanıyorum. Kişisel verilerin korunması kanununu çıkardığımızda, 4 tane beklenti tek seferde giderilmiş olacaktır.

AB ile 17. faslın geçtiğimiz aylarda müzakereye açılması bekleniyordu fakat bu gerçekleşmedi. Bu konuda son durum nedir ?

Letonya tarafından ifa edilen AB'nin geçen dönem başkanlığı, Türkiye'nin beklentilerini karşılamakta oldukça başarısızdı. 17. faslın prosedürlerini Mart ayı itibariyle tamamlamıştık ve faslın açılmasında hiçbir sakınca yoktu. Letonya'nın dönem başkanlığı sırasında, bu işi ağırdan alması sebebiyle Konsey'e 15 Haziran'da sevkedilebildi ve faslın açılması Haziran sonuna yetiştirilemedi. Fasılların açılması için belli dönemler var; Haziran, Ekim veya Aralık'ta açılabilmektedir. Maalesef, bundan ötürü, faslın açılması Ekim'e kaldı.

Lüksemburg'un dönem başkanlığı önceliklerini nasıl değerlendiriyorsunuz ?

Maalesef, önceki komisyon döneminde AB yanlış giriş yaptı. Genişlemeyi gündemden çıkaran beyanatta bulundular. Biz bu noktada çok sorun etmesek de, pek çok ülke istikrarını buna bağlamış durumda. Ukrayna, Belarus, Gürcistan, Balkan ülkeleri, Moldova gibi ülkeler genişleme ümidiyle ülkelerinde bir gelecek öngörmekteler. Genişlemeyi devre dışı bıraktığınızda, bir huzursuzluk yaratacaktır. Bizim ikazlarımızın ardından Genişlemeden Sorumlu Komiser'in unvanına çıkarılan 'genişleme' ibaresini eklediler. Lüksemburg döneminde genişleme konusu tekrar gündeme geliyor ve bu memnuniyet verici bir gelişmedir.

#Sayfa#

Kıbrıs müzakereleri olumlu şekilde devam ediyor. Bu gelişme Türkiye'nin AB sürecini nasıl etkiler ?


Bizim bakımımızdan, Kıbrıs'taki sorunun çözümüne dair müzakereler iyi gitmekte, inşallah sonuca ulaşılacak. Kıbrıs sorunu çözüme kavuşursa, bu sorundan dolayı bloke edilmiş 14 faslı açma fırsatımız olacak. Biz 8 sene zarfında, bütün fasılları açabilecek bir seviyeye geldik. Kıbrıs sorunu çözülürse, 1 sene içinde 10 fasıl açma imkanımız olacak. Biz bu 10 faslı 2 ay içerisinde açabiliriz, böyle bir avantaja sahibiz. Açılması en önemli olan fasıllar 23. ve 24. fasıllardır. 23. fasıl siyasi kriterler faslıdır ve 24. fasıl ise mültecileri, sınır güvenliğini içeren fasıldır. An itibariyle, bu fasılları açamamaktayız. Bu fasılları, imkan olduğu takdirde, hemen ertesi gün açabilecek konumdayız. AB'nin bu fasılları açmaması, Türkiye'yi eleştirme imkanlarını ellerinden almaktadır. Fasıllar açılırsa, başka mekanizmaların da yolu açılacak; daha sık görüşülebilecek, eleştirilerin iletilebildiği platformlar olacak. Şu andaki iletişim şekliyle, karşılık bildiriler aracılığıyla gerçekleştirilen görüşmeler oldukça sıkıntılı geçmektedir. Bizim boyun eğmemizi beklememeliler, çünkü Türkiye-AB ilişkisi, eşit bir ilişkidir. Ankara anlaşmasına göre böyledir. Diğer ülkeler ile ilişkilerinin eşit olmaması, Türkiye'ye aynı şekilde davranabileceklerini göstermemektedir.

Bu yılki AB ilerleme raporunu çok eleştirdiğiniz ve raporu geri iade ettiniz ? Neden böyle bir yaklaşım sergilediniz ?

İlerleme raporu Türkiye'ye ceza vermek, haksız ithamlarda bulunmak için kullanılabilecek bir platform değildir. Yapıcı olması ve beraber hazırlanması gerekmektedir. Bizimle iletişimde bulunmadan hazırlanan bir raporu kabul etmemiz mümkün değildir. AP Türkiye Raportörü Kati Piri'nin iyi niyetli olduğuna inanmama rağmen, maalesef, mekanizmaları bir önceki raportör kadar etkili kullanamadı. Raporda verilen 420 önergenin 85'i aynı kişiden gelmektedir. Veren kişi de Karma Parlamento Komisyonu'nun başkanıdır. Ankara Anlaşmasıyla kurulan iki komisyondan biri Karma Parlamento Komisyonu iken, diğeri de Ortaklık Komisyonu'dur. İki kurum da Türkiye ile iyi ilişkiler yürütmek ve yeni bir platform oluşturmak amacıyla oluşturulmuştu. Karma Parlamento Komisyonu'nun başkanı Yunan iken, yardımcısı da Kıbrıs Rum'u idi ve 85 önerge verdiler.

Bu sene, abartılı eleştirilerin ve değişikliklerin bulunduğu raporu bize sunduklarında, almadan iade ettik. Bundan sonraki raporlarda, bu duruma dair bir atıfta bulunulursa, onları da iade edeceğiz.

#Sayfa#

Daha önceki konuşmalarınızda Brüksel'de Türkiye aleyhine çalışan lobiler olduğunu ifade etmiştiniz. Bu lobilere karşı neler yapıldı ?


Türkiye'nin iç politika ile meşgul olduğu bir döneme rastladı. Parlamenterlerimiz Avrupa Parlamentosu'nda yeterince temas kuramadı. Raporun hazırlanması sırasında, herkes seçim çalışmaları ile meşguldü. 1915 Olayları ile ilgili kararın bahsi açıldığında bir heyet yolladık, fakat çok yeterli kalmadı. Bakanlarımız da aynı durumdaydı. Maalesef, Türkiye'nin itibarını lekeleme çabasındaki gruplarla bu nedenlerden ötürü fazla mücadele edemediğimizi düşünüyorum. Önümüzdeki dönemde bu konuya dair daha fazla mekanizmanın oluşturulacağını umuyorum.

Bildiğiniz üzere İncirlik hava üssü İŞİD ile mücadele için ABD uçaklarına açıldı. Bu anlaşmayı nasıl değerlendiriyorsunuz ?

Amerika ile varılan son anlaşma, bir anlamda Eğit-Donat projesinin bir sonraki adımı olarak değerlendirilebilir. DAEŞ'e karşı Amerika ve Türkiye'nin işbirliğinin artırılmasından söz ediyorum. Bu çerçevede, gerekirse, İncirlik Hava Üssü'nün kullanılması da anlaşmada yer almaktadır.

Eğit-Donat dediğimiz program başladı. İstediğimiz seviyede ilerlememesine rağmen, iyi bir seviyeye gelmiş durumda. Bu güçleri hazırladıktan sonra Suriye'ye gönderdiğimizde, ikinci bir gereksinim var; hava desteği. Gönderdiğimiz güçlerin DAEŞ ile savaşmaya giderken, Esad güçleri tarafından bombalanırlarsa, kurtuluşları ne yazık ki mümkün olmayacaktır. An itibariyle Esad'ın elindeki tek güç hava kuvvetleridir, karadaki üstünlüğünü yitirmiş vaziyettedir. Bu sebepten ötürü, hava kuvvetlerini hunharca kullanarak şehirleri tarumar etmektedir. Bu güçlere karşı da kesinlikle hava kuvvetlerini kullanacaktır. Onun için, uzun zamandır belirtiyoruz, uçuş yasağı koyalım. Bu sayede, DAEŞ ile savaşacak bu gücün başarısını sağlamak mümkün olacaktır. Güvenli bir bölge oluşturup konut ve yaşam alanları inşa ettikten sonra, mültecilerin geri dönüşünü sağlamayı amaçlıyoruz.

Öte yandan uçuşa yasak bölge ilan edilmesi ve Esad'ın düşmesi durumunda, onun yerine kimin geleceği endişesi sürüyor. Bu sıkıntılı bir algıdır. Esad'ın gitmesi durumunda, DAEŞ'in başındaki El-Bağdadi ülkenin başına geçecekmiş gibi rasyonel olmayan bir korkudan kaynaklanmaktadır. Yine de, çeşitli haber kaynakları aracılığıyla, Batı dünyasının Esad'ın gitmesine daha yatkın olduğunu artık görebiliyoruz. Fakat, değişikliklerin Suriye'de var olan mekanizmaların bozulmadan gerçekleşmesini istemektedirler.