X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Arınç: PKK'nın alçakça bir yalanı
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Arınç: PKK'nın alçakça bir yalanı

  • Giriş Tarihi: 3.8.2015 12:15
Arınç: PKK'nın alçakça bir yalanı
Arınç: PKK'nın alçakça bir yalanı

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, ''Son günlerde Zergele ismindeki bir yere yapılan operasyonda sivillerin hedef alındığı söylendi. Bu PKK'nın alçakça bir yalanıdır'' dedi. Arınç, Meclis’te sarf ettiği ''Bir kadın olarak sus'' sözlerine de açıklık getirdi: ''Onlar haksız ben haklıyım. Sus be kadın deseydim özür dilerdim.''

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, NTV canlı yayınında Ahmed Arpat'ın gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.

Hükümet adına analar ağlamasın söyleminden terörün kökü kazınana kadar operasyonlara devam söylemine gelindi. Sayın Kemal Kılıçdaroğlu bu sorunun yanıtını ülkeyi yönetenler ya da hükümet versin dedi. Bu noktaya nasıl gelindi?

Maalesef PKK'nın saldırıları acımasız biçimde devam ediyor. Şüphesiz ahlak dışı, kalleşçe pusular kurarak, polisimize, askerimize masum insanlara karşı yürütülen bir saldırı var. 2009'dan başlayarak 2012 sonunda da ete kemiğe bürünen bir çözüm sürecinin içindeydik. Hükümet çok sabır harcadı, siyasi iradesini kullandı bu işi çözmek için. Bütün olumsuzluklara rağmen bir gün başarıya ulaşacağız, bu ülke terörden kurtulacak, örgüt silahını bırakacak yurtdışına çıkacak, bir rehabilitasyon süreci içinde de geçmişin yaralarını saracağız, artık cenaze gelmeyecek, bin yıldır birlikte yaşayan insanlar tekrar bu dostluğun tadını tatmış olacaklar diye çok masumane çok insani bir düşüncenin içindeydik.

Zaman zaman verilen mesajlarda bu ümidimizi kuvvetlendirdi. 2013 Nevruz'unda Öcalan'ın mesajı artık silahlar sussun fikri ve siyaset konuşsun, Türkiye dışına çıkın talimatıydı. Göstermelik birkaç çıkışın dışında herkes olduğu yerde kaldı. Şehir yapılanmasında da ileri adımlar attıklarını gördük. Buna rağmen yine çözüm sürecinde en iyi noktaya gelmek için çabaladık. Süreç içinde örgüt ve örgüt bileşenlerinin insana yönelik, cana yönelik, mala yönelik yol kesmeler haraç almalar kendi kendilerine mahkemeler kurmalar sadece karakollara saldırmayan, sadece askere eve polise pusu kurmayan bir süreç geçirdik. En sonunda da Kobani dolayısıyla zannediyorum 50'den fazla insanımızın hayatına mal oldu, pek çok kamu malı tahrip edilmişti. Bundan sonra kamu güvenliği esastır bu güvenliği zedeleyecek hiçbir şeye müsamaha etmeyiz. Kamu güvenliği esas olacak çözüm sürecide buna uygun devam edecek denildi. Bu senenin Nevruz'unda da yine Öcalan'ın PKK kongresini yapsın ve silah bıraksın, dışarıya çıksın, eylemsizliği tahkime dilmiş hale getirsin dedi. Bu da yerine getirilmedi. Son haftalarda da işte artık PKK silahıyla ortaya çıktı.

Bir taraftar DAEŞ'in faaliyetleri bir taraftan PKK'nın faaliyetleri karşısında hükümetimizde bütün terör örgütlerine eş zamanlı operasyon başlattı. Her gün canlarımızı yitirdik. Bütün şehitlerimize rahmet diliyorum. Bu operasyonlarda insani amacı her zaman gözetiyoruz. Son dönemde zannediyorum Zergele isimli bir yere yapılan operasyonlarda sivillerin hedef alındığı söylendi. Bu PKK terör örgütünün ve onun propagandasını yapan unsurların alçakça bir yalanıdır. İşin içinde görevli bir başbakan yardımcısı olarak söylüyorum ki ilk günden bugüne kadar ne içerde ne dışarı masum insanlara ve sivillere zarar verecek hiçbir operasyon yapılmadı. Hatta bazı operasyonlar sivillere zarar verebilir endişesi ile ertelenmiştir.

Çözüm süreci bizim son ümidimiz olarak baktığımız ve AK Parti olarak bizden önceki hiçbir partinin ve hükümetlerin sahiplenmediği ama bizim sadece silahla yapılan ateşe ateşle karşılık vererek başarabileceğimiz sonuç alacağımız bir süreç olarak görünmedi. 30 senede fazladır süren bu terörün eylem yapmaz hale gelmesi, sadece ve sadece siyasi ve sosyal bir takım unsurların yerine getirilmesi ile mümkün. Bunu da ete kemiğe büründürdük geçen sene Temmuz ayında terörün sonlandırılması ve toplumsal bütünleşmenin tekrar temini maksadı ile 6 maddelik bir kanun çıkardık.

Biz hükümet olarak siyasi ve sosyal bütün tedbirleri almak suretiyle örgütün silah bırakması bugüne kadar da eylemlere karışmış ve ya karışmamış olanlar için bir rehabilitasyon sürecinden geçirmek suretiyle hem Türkiye'ye gelişler hem de bunların topluma kazandırılması konusunda adımlar atmıştık. Bu süreci 2009'dan beri engellemeye bitirmeye çalışan unsurlar var. Türkiye içinden de bu süreci bitirmek isteyen, böyle bir şey olmaz diyen, peşinen reddedenlerde var. Ama hükümet sabretti.

Peki ne oldu da birden bire sabır taşı çatladı? 7 Haziran'da AK Parti beklediği oyu alamadı ve siyaset değişikliğine gitti eleştirisi var.

Bu çok zor olan bir sürecin basit bir sorusu. 7 Haziran seçimdir HDP yüzde 13 ile barajı aştı. Buna saygısızlık etmeyi aklımızdan geçirmeyiz. Halk oy verdikten sonra isteyerek veya istemeyerek, gönlüyle veya tehditle, alınan sonuca kimse itiraz etmediğine göre HDP2nin barajı aşmasının bu toplumsal bütünleşmeye ve çözüm sürecine de hız kazandırması siyasi aktörlerin daha da güçlenerek seçimden çıkması elbette takdir edilecek bir şeydi. 7 Haziran'a kadar PKK'nın yaptığı eylemlerin çok kalın bir dosya haline gelmesi mümkün. Yol kesiyorlar, iş adamlarını kaçırıyorlar, iş makinelerini yakıyorlar, işçileri tehdit ediyorlar, mahkemeler kurup ceza kesiyorlar. Biz bunları bitirin sonlandırın diyoruz. Kobani bahanesiyle bir çok silahlı eylem yaptılar. Türkiye'nin fiilen müdahale etmesi söz konusu değildi. Oradan 192 bin kişiyi konuk ediyoruz. Kuzey Irak'tan gelen peşmerge güçlerini hem silahlarını hem askerlerini Türkiye üzerinde geçirdik. Kobani dolayısıyla Türkiye'nin yaptığı olumsuz bir şey yok yani. Bunun üzerine 7 Haziran'dan Suruç olayına kadar yine bu kadar dolu PKK'nın yaptıkları. En sonunda iki polisimizi Ceylanpınar'da evlerinde uyurken alçakça şehit ettiler. Bunun bir tek anlamı olabilir; Biz sizin polislerinize bile evlerine girer yataklarında kafalarına sıkar öldürürüz. Bunu kim yaptı? Geçmişte biz yapmadık derlerdi, bizimde kontrol edemediğimiz bazı çeteler var onlar yaptı derlerdi. Tam aksine HPG bunu üstlendi. Hatta bunların yayın organlarında da HPG'li gençler iki polisin cezasını verdi diye bununla iftihar eden yazı yayınlandı. MİT'in istihbaratı ve diğer istihbaratlar kendi yayın organlarının Cemil Bayık'ların, Kalkan'ların ve diğerlerinin bütün söyleriyle yapılan operasyonlar örtüşüyor. Bunun üzerine bir operasyon kararı alındı. Suruç sebebiyle DAEŞ'in Türkiye içinde eylem yapma hazırlığı polislerimizin vurulmasından önceki eylemler sebebiyle de, PKK zaten çözüm sürecini bitirdik diye 6 aydan beri söylüyordu.


Ortada artık bir çatışmasızlık kalmadı. Mesela HDP yüzde 13 oy alıp meclise girmiş bir siyasi parti, bu ortamda hükümetin veya AK Parti'nin gel oturalım bu işi konuşalım demesi gerekmez mi? Demirtaş'ın çağrısı vardı siyasi partilerle görüşelim diye hükümetten bir yanıt gelmedi.

HDP'nin de, HDP'ye destek olan medyanın da, HDP propagandası yapan pek çok kişinin de bu işlerde çok başarılı olduğunu söylemem lazım. Sayın başbakanımız siyasi parti liderlerini hiç birisini ayırt etmeden ziyaret etti. Ziyaret edildiği gün dahi bu eylemler başlamıştı. Bizim onlara söylediğimiz tek bir şey, madem güçlenerek çıktınız, üstelik sizin barajı aşmanız için size bu oylar verildi emanet oyların hakkını vereceğiz dediler ama Kandil'den azar geldi. Kandil'den bağımsız bir siyasi politika güdemiyorlar. Bunun çok sebepleri var. Sayın başbakanın o gün onlara söylediği de; PKK terör örgütünün silah ve şiddete dayalı eylemlerinin sona erdirilmesi konusunda HDP'nin aktif olması. Ama bir taraftan eş başkanlarından birisi biz sırtımızı PYD'ye yasladık diyor. Evet PKK bunları yapmasın. PKK'nın üstlendiği bir saldırıda iki insan üç insan hayatını kaybediyor. Ey PKK bırak bu silahı, bunları yapma, bu alçaklıktır, bu insanlara karşı niye bu katliamı yapıyorsun diyemiyor. Bizim organik bağımız var biz onlara kötü bir şey söylemeyiz demek bu. Ölenlerde Anadolu çocuklarıydı peki öldürenler? Malazgirt için elimizde kayıtlar var, Ceylanpınar için kayıtlar var telsiz kayıtları. Kadife eldivenlerle okşayarak aman yapmasan daha iyi bizi rezil ediyorsun değil.

Yani HDP ile kapıyı kapamadınız?

HDP ile değil çözüm sürecinin olmazsa olmaz bir sonuç olduğun inanıyoruz. Bu bize siyaseten kaybettirebilir. 2015'te 9 puan kaybettirdi. Bazı yerlere gittiler dediler ki barajı aşamazsak Kobani olaylarında yaptığımız gibi her tarafı yakar yıkarız. Bazı yerlere gittiler çözüm sürecini barajı aşarsak güçlendiririz dediler. Her yere her yöreye uygun bir propaganda süreci yürüttüler. AK Parti ve sayın cumhurbaşkanımızın karşıtlarını bir potaya getirdiler, bizden farklı sebeplerle oy aldılar Cumhuriyet Halk Partisi'nden farklı sebeplerle oy aldılar, LGBT'lerden ve diğerlerinden farklı sebeplerle aldılar yüzde 13'lük bir emanet ortaya çıktı. Şimdi HDP bunu iyi kullanmak zorunda. Şiddeti ve terör örgütünü reddeden pek çok milletvekilinin HDP içinde olduğunu biliyorum. Şimdi görev onlara düşüyor aslında. Ağırlıklarını koymak suretiyle parti ile örgütün eylemleri arasına kalın bir duvar çekebilirlerse biz yine bir partner olarak çözüm sürecinde istifade etmek isteriz.

Çözüm süreci ile ilgili Cumhuriyet Halk Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi'nin bazı eleştirileri vardı ve geldiğimiz noktada eleştirilerin haklı olduğunu gördük dediniz. Milliyetçi Hareket Partisi sırlarından da alkış aldınız.

2009'dan beri başbakan yardımcısıyım ve Habur girişlerinden itibaren çözüm sürecinde zaman zaman durma, ilerleme, zaman zamanda biraz daha fazla ileriye gitme görüldü. Biz bu örgüt ve bu örgütün eylemleri ile kesin olarak aramıza mesafe koymaya çalıştık. Çatışmasızlık süreci içinde rahat seçimlerin geçmesi, halkın huzur duyması, herkes dağlara çıkıyordu piknik yapıyordu, esnaf dükkanlarını açıyordu güzel bir hayattı. Fakat onlar bunu yeniden güçlenmek, silahlanmak, devrimci halk ayaklanması için uygun ortamı bulmak amacıyla sinsi bir şekilde kullandılar. Bizim o zamanki düşüncemiz onlar eylem yapmadıkça bizde operasyon yapmayacağız. Bu yüzden belki bellerinde ellerinde silahlarla birileri bir yerden bir yere geçmişlerdir ama biz bunu yine verdikleri söze uygun bir hareket zannederek belki göz yummuştuk bunlara. Ama onlar bu süreci ilerisine bir hazırlık ve hükümeti en zayıf anında vurmak üzere bir operasyon olarak düşündüler. Kobani hepimizin gözlerini fal taşı gibi açtı. Demirtaş'ın sokaklara çıkın çağrısını ve sosyal medyada paylaşılan ölüm çağrılarını gördük.
Meclis'te HDP milletvekiliyle bir tartışma yaşadınız bir kadın olarak sus dediniz.
Bunu söyledim ama o akşam dinlediğim haberde bir spiker Bülent Arınç sus be kadın dedi deyince nasıl ona ulaşırım diye düşündüm. Orada sus be kadın yoktu. Hadise şudur hükümet adına konuşma yaptım 20 dakika Osman Baydemir konuştu onun konuşmasında duygusal bir konuşma iki eş başkandan biri konuşsaydı ne diyeceğini biliyorduk. Ben de Baydemir ile defalarca konuşmuş bir insanım. Akıllıca hareket edip onu çıkarmışlar.
O hanımefendiyle de bugüne kadar bir tartışmamız olmadı. Bulunduğu yerden boyuna bir şey söylüyor. Hanımefendi sus dedim. Hakaret etmek istediğim bir kadına hanımefendi der miyim? Tekrar hanımefendi sus dedim. Bir kadın olarak sus dedim. Kadınlar konuşamaz, kadınlar konuşmasın anlamında değil. Oturumu yöneten Şafak Pavey'in sözü daha değerlidir. Ben burada hakaret kastı görmedim dedi. Kadın olarak sus dememin sebebi şudur. Kadınlar şefkatli, hürmetlidir. Öbür erkekler bağırıyor da sen kadın olarak sus dedim. Bir sinek vızıltısı kadar önemli değil. Onlar haksız ben haklıyım. Haksız olduğumu bilsem, sürç-i lisan etsem hemen özür dilerim. Sus be kadın deseydim özür dilerdim.