X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Erdoğan: Vicdanların çölleştiği dünyada...
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Erdoğan: Vicdanların çölleştiği dünyada...

  • Giriş Tarihi: 20.10.2015 10:21 Güncelleme Tarihi: 20.10.2015 13:58
Erdoğan: Vicdanların çölleştiği dünyada...
Erdoğan: Vicdanların çölleştiği dünyada...

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Suriye'de 366 bin sivil katledilirken, insanlığın ortak mirası olan bir tarih, maddi ve manevi unsurlarıyla yok edilirken, dünya olup bitene sadece seyirci kaldı" dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin çevre politikalarını dünya standartlarına uygun olarak oluşturduğunu belirterek, "Pek çok gelişmiş ülkenin onaylamaktan imtina ettiği Kyoto Protokolü'nü, Başbakanlığım döneminde 2009 yılında onayladık. Aynı şekilde AB'ye adaylık sürecinde ülkelerin büyük bölümünün en sona bıraktığı çevre faslını biz en başta açtık" dedi.

Erdoğan, AA'nın Global İletişim ortağı olduğu BM Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi 12. Taraflar Konferansı'nda yaptığı konuşmada, sözlerine, konferansın Türkiye, bölge tüm dünya ve insanlık için hayırlara vesile olmasını dileyerek başladı.

Ankara'nın ilk kez böyle bir boyutta uluslararası çevre konferansına ev sahipliği yaptığını belirten Erdoğan, konferansın sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin eylül ayında New York'da kabul edilmesinden hemen sonra, İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin aralık ayındaki 21. Paris Taraflar Konferansı'nın hemen öncesinde gerçekleştiğini söyledi.

Erdoğan, küresel ısınma, iklim değişikliği, çölleşme ve kuraklığın bugünün en önemli meseleleri arasında yer aldığını kaydetti. 4 milyar hektardan fazla bir alanı etkileyen, 110'dan fazla ülkede yaklaşık 1,2 milyar insanı doğrudan tehdit eden çölleşme, arazi bozulumu ve kuraklığın aynı zamanda küresel bir problem olduğunu vurgulayan Erdoğan, "Dünyadaki hiç kimse bu problemin etkilerinden azade değildir" ifadesini kullandı.

2035'E KADAR KÜRESEL GIDA ÜRETİMİNİN YÜZDE 12 AZALMASI BEKLENİYOR

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu sorunların çevrenin yanında ekonomiyi, güvenliği, kalkınmayı ve sosyal hayatı da birinci derecede etkilediğini anlatarak, şöyle konuştu:

"Günümüzde çatışma ve savaşlardan sonra insanları yerlerini terk etmeye zorlayan sebeplerin başında çölleşme sorunu geliyor. Her yıl 100 milyon hektardan fazla tarım arazisini kaybediyor ve 5,2 milyon hektar orman arazisini de tahrip ediyoruz. Yaklaşık bir milyar insan bu sebeple yeterli beslenemiyor. Toprakların kötü kullanımı nedeniyle, 2035 yılına kadar küresel gıda üretiminin yüzde 12 azalması bekleniyor. Bu olumsuz tablonun en büyük mağdurları da az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdir.

Endüstrileşmiş ülkelerin yapmakta olduğu tahribatın bedelini, Afrika, Güney Amerika ve Güney Asyadakiler başta olmak üzere fakir ülkeler ödemektedir. Az gelişmiş ülkeler, ortaya çıkmasında neredeyse hiçbir sorumluluklarının olmadığı bir sorunun ağır yükü altında ezilmektedir. Bu adaletsiz tablonun daha fazla sürdürülemeyeceğini artık herkesin idrak etmesi gerekiyor. Palyatif tedbirlerle, günü birlik politikalarla, sadece ve sadece belli ülkelerin çıkarlarını merkeze alan yaklaşımlarla bu sorunu çözemeyiz. Bu karamsar gidişatın tersine çevrilebilmesi, soruna köklü çözüm bulunabilmesi için şu gerçeği kabul etmemiz gerekiyor: Bugün hepimizi etkileyen bu küresel sorunun esas sebebi, insanın kendisine, çevresine ve kadim değerlere yabancılaşmasıdır. Kutsalı ve metafiziği hayatından çıkaran insan, kendisi ile beraber çevresine de yabancılaşmıştır. Dünyadaki yerini tespit konusunda boşluğa düşen insan, hayatı paylaştığı diğer varlıklara da bigane kalmıştır. Tabiat, doğa, hava, su, deniz, çevre, hayvanlar, toprak...Tüm bunlar insan için bir şekilde yaşamını idame ettirdiği varlıklar olarak değil, tahakküm altına alınması gereken unsurlar olarak görülmüştür."

SÖMÜRGECİLİK HAREKETLERİ VE KÖLE TİCARETİ

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu yabancılaşmanın çarpık etkilerine çevre ve doğa ile birlikte, insanın insanla olan ilişkilerinde de şahit olunduğunu söyledi.

16. yüzyılda başlayan, 18. ve 19. yüzyıllarda zirveye ulaşan sömürgecilik hareketleri ve köle ticaretinin işte bu çarpık anlayışın ürünü olduğuna işaret eden Erdoğan, kendi dışında her şeyi ötekileştiren, öteki olarak tanımladıklarına da hiçbir değer vermeyen bu bakış açısının, maalesef son üç asra damgasını vurduğunun altını çizdi.

Erdoğan, "Batıda sanayi devrimi sürecinde insanla tabiat arasındaki hassas denge öylesine hoyratça, tehlikeli bir şekilde bozulmuştur ki insanlar bu dehşet verici durum karşısında harekete geçme gereği duymuşlardır. Aynı şekilde 2. Dünya Savaşı'nda ilk defa kullanılan atom bombası, atıldığı yerin ve dönemin ötesinde, etkileri yıllarca hissedilen tahribatlara yol açmıştır" diye konuştu.

Erdoğan, tabiatın sadece ağaçtan, bitkiden, havadan, sudan, doğal kaynaklardan ibaret olmadığını, bizatihi bireyin, toplumun yani insanın varlığı ile ilgili bir husus olduğunu vurguladı.

İnsan varlığının tehlikeye girdiği, yok olma tehdidi altında bulunduğu bir yerde üretimin, kalkınmanın, teknolojinin öneminin olmadığını belirten Erdoğan, "İnsanın bizzat içinde var olduğu çevreyi tahrip eden bir büyüme anlayışının geleceği karanlıktır. Toplumdan kopuk, ülkenin tarihiyle, milletin değerleriyle örtüşmeyen bir çevrecilik yaklaşımının da başarılı olması, bu tehlikeli gidişin önüne geçebilmesi mümkün değildir" değerlendirmesinde bulundu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, artık çevre meselesinin, tabiat-insan ilişkileri bağlamında yeniden ele alınması, insanların manevi dünyalarındaki asli yerine oturtulması gerektiğine işaret etti.

Dünyada ve ülkemizde çevre sorunları ile ilgili çözümlerin de bu çerçevede üretilmesi gerektiğine inandıklarını kaydeden Erdoğan, şunları söyledi:

TOPLUM İYİ BİR İMTİHAN VERMİYOR

"Yaşadığımız toprakları sadece atalarımızdan bir miras değil, aynı zamanda çocuklarımızın bizlere bir emaneti olarak görmeliyiz. Zira yarın çocuklarımız var. Onlara bizim böyle bir emaneti devretmemiz gerekiyor. Sadece bugün değil, yarınları; sadece kendimizi değil, çocuklarımızı, sonraki nesilleri de düşünmeliyiz. İşte bu anlayışla biz çevre politikalarımızı dünya standartlarına uygun olarak oluşturuyoruz. Örneğin, pek çok gelişmiş ülkenin onaylamaktan imtina ettiği Kyoto Protokolü'nü, Başbakanlığım döneminde 2009 yılında onayladık. Aynı şekilde AB'ye adaylık sürecinde ülkelerin büyük bölümünün en sona bıraktığı çevre faslını biz en başta açtık. Bu gelişmelere bağlı olarak çevreye karşı işlenen suçları TCK'nın kapsamına aldık. Yenilenebilir enerji çalışmalarına öncelik verdik. Diğer yandan ülkelere ve halklara sadece yer altı kaynaklarının değeri ile bakanlar, çok büyük acıların yaşanmasına yol açıyorlar. Bugün dünyanın pek çok yerinde insanlığın ve tabiatın varlığına yönelik suçlar işlenirken maalesef uluslararası toplum iyi bir imtihan vermiyor."

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, batılı ülkelerin vatandaşları için en temel hak olarak kabul edilen hayat hakkı, demokrasi ve özgürlüklerin, Suriye halkına lüks olarak görüldüğünü belirterek, "Aynı şekilde Mısır'da demokratik haklarını talep edenlerin, Filistin'de onurlarını koruyanların hakları ayaklar altına alınırken tüm dünya adeta üç maymunu oynadı" dedi.

Erdoğan, Anadolu Ajansı'nın Global İletişim Ortağı olduğu Birleşmiş Milletler (BM) Çölleşme ile Mücadele 12. Taraflar Konferansı'nda yaptığı konuşmada, yeni aldığı rakama göre Suriye'de 366 bin sivil katledilirken, insanlığın ortak mirası olan bir tarih maddi, manevi unsurlarıyla yok edilirken, dünyanın olup bitene sadece seyirci kaldığını ifade etti.

Erdoğan, ülkede 12 milyon insan evinden, yurdundan edilirken, bunların yaklaşık yarısı Türkiye'de olmak üzere 5 milyonu Lübnan, Ürdün gibi sınırları dışına sığınırken, uluslararası toplumun gelişmeleri adeta görmezden geldiğini belirtti. Erdoğan, Türkiye'de şu anda 2,5 milyon Suriye ve Iraklı bulunduğuna işaret ederek, bunların 2 milyon 200 binin Suriyeli, 300 binin Iraklı olduğunu bildirdi. Erdoğan, şu ana kadar 8 milyar dolar harcadıklarını, dünyadan kendilerine ise 417 milyon dolar destek geldiğini söyledi.

Batılı ülkelerin vatandaşları için en temel hak olarak kabul edilen hayat hakkı, demokrasi ve özgürlüklerin, Suriye halkına lüks olarak görüldüğünü vurgulayan Erdoğan, "Aynı şekilde Mısır'da demokratik haklarını talep edenlerin, Filistin'de onurlarını koruyanların hakları ayaklar altına alınırken tüm dünya adeta üç maymunu oynadı. Hani demokrasi, hani hak ve özgürlükler? Demokrasi sadece egemen güçler için mi var? Demokrasi, hak ve özgürlükler az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkeler için, o ülkenin insanları için geçerli değil mi? Bunları konuşunca birileri rahatsız oluyor. Olsalar da olmasalar da biz doğruyu, hakkı her yerde söylemeye devam edeceğiz" diye konuştu.

VİCDANLARIN ÇÖLLEŞTİĞİ DÜNYA

Geçen yüzyılın, doğal kaynaklara sahip olma uğrunda insanlığın feda edildiği, adaletin askıya alındığı bir dönem olduğunu bildiren Erdoğan, 21'inci yüzyılda bu acımasız sistemin devam edemeyeceğini hep birlikte idrak etmeleri gerektiğini söyledi.

Erdoğan, insana sadece ve sadece insan olduğu için değer vermeyen böyle bir anlayışın, küresel güvenliği ve huzuru sağlayamayacağını ifade etti. Erdoğan, vicdanların çölleştiği bir dünyada, toprağın çölleşmesini önlemenin mümkün olmadığına değinerek, "Önce vicdanları adaletle, ötekine saygıyla, barışla, merhametle zenginleştireceğiz ki toprakları da kurtarabilelim. Biz çevre, çölleşme meselesine işte bu şekilde yaklaşıyoruz" dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Kıyametin kopacağını bilseniz dahil elinizdeki fidanı dikin" diye buyuran Hz. Muhammed'in, ümmetiyle birlikte tüm insanlığa da son derece önemli miras bıraktığına işaret etti.

Bu anlayışıyla çölleşme ile mücadele ve ağaçlandırma alanında çok ciddi adımlar attıklarını anlatan Erdoğan, Türkiye'nin, erozyonla mücadelede dünya lideri ve orman alanını artıran nadir ülkelerden olduğunu bildirdi.

TAŞKIN FELAKETLERİNE ÇÖZÜM ÜRETMEK

Erdoğan, son 12 yılda 4 milyon hektar, takriben 40 milyon dekar alanda ağaçlandırma, rehabilitasyon çalışması yaptıklarına dikkati çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"2002'den bugüne kadar toplam 3 milyar 250 milyon adet fidanı toprakla buluşturduk. Orman varlığımız 21,7 milyon hektara ulaştı. 900 bin hektar, yani 9 milyon dekar yeni orman alanını ülkemize kazandırdık. Hedefimiz 2023 yılında orman alanımızı ülke yüzölçümünün yüzde 30'una yükseltmektir. Yaptığımız çalışmalar sonunda, 1970'li yıllarda erozyonla taşınan toprak miktarı 500 milyon tonken, 2014 sonu itibariyle bu rakam 168 milyon tona indi. Son 4 yılda ağaçlandırdığımız alan neredeyse Belçika'nın yüzölçümü kadar. Orman ve Su İşleri Bakanlığımız enerji, sulama, içme suyu, taşkın koruma sektörlerinde 2003'ten 2014 yılı sonuna kadar bugünün fiyatlarıyla yaklaşık 93 milyar lira yatırım gerçekleştirdi. Geçen 13 yıllık dönemde, 2 bin 559 tesisi tamamlayarak aziz milletimizin hizmetine sunduk. Bunlar arasında 18'i büyük HES olmak üzere, 279 baraj, 259 gölet bulunuyor.

Küresel iklim değişikliğine bağlı olarak yağışların miktarında ve şiddetinde farklılıklar meydana geliyor. Yağış miktarının değişkenliği erozyonlara yol açıyor. Ülkemizde son yıllarda sıkça görülen sellerin doğurduğu taşkın felaketlerine çözüm üretmek için çalışmalar yürütüyoruz. Özellikle akarsu, dere yataklarını ıslah ediyoruz."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 12 yılda toplam bin 515 adet taşkın koruma tesisi inşa ettiklerini, son 10 yılda ortalama yüzde 5'lik büyüme oranı yakalayan Türkiye'nin aynı dönemde karbon yoğunluğunu yüzde 6 azaltarak iklim dostu bir büyüme süreci yaşadığını ifade etti.

Türkiye'nin genelinde atık yönetimi, iklim dostu teknoloji ve enerji kaynaklarının kullanımı, hava, su ve toprak kalitesinin iyileştirilmesi yönünde de önemli gelişmeler kaydettiğine değinen Erdoğan, şöyle devam etti:

"Enerji alanında özellikle yenilebilir enerji kaynaklarının kullanımına hızlı geçiş sağlama konusunda çalışmalarımız devam ediyor. Ayrıca ülke genelinde büyük bir kentsel dönüşüm faaliyeti başlattık. Bu yenilenme sonucunda sadece binalarda enerji kullanımında yaklaşık yüzde 40 oranında tasarrufu sağlamayı planlıyoruz. Ulaştırmadan kaynaklanan sera gazı emisyonlarının azaltılmasına yönelik projelerimiz bir bir hayata geçiriyoruz. Asya ve Avrupa kıtalarını İstanbul Boğazı'nın altından raylı sistem ile birbirine bağlayan Marmaray tüm dünyaya örnek olacak projelerimizden biridir. Yine bu alanda yeşil mimar ve yeşil hava limanı uygulamalarına öncelik veriyor, şehir içi ulaşımında toplu taşımayı yaygınlaştırmaya, yeni raylı sistemler inşa etmeye de gayret ediyoruz. İstanbul'da yeni hava limanımız tamamen çevre dostu olarak tasarlanıyor. Bu çalışmaları kesintisiz devam ettireceğiz. Yıllık kapasitesi 150 milyon yolcu bu havalimanımız aynı zamanda çevre dostu bir hava limanı."

TÜM DÜNYA ÜLKELERİ OLARAK DAYANIŞMAMIZ ŞART

Erdoğan, gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakabilmek için bir dönüm noktasında olduğuna işaret ederek, "Bu konuda hepimize önemli sorumluluklar düşüyor. Burada tüm dünya ülkeleri olarak dayanışmamız şart. Yardımlaşmamız şart. Bunu yapmamız gerekiyor. Bilgiyi paylaşmada kıskanç davranmamak gerekiyor. İmkanları paylaşmada kıskanç davranmamak gerekiyor ve bu imkanları paylaşmak bizim hem insani hem vicdani yönümüzdür diye düşünüyorum. Somut adımların atılabilmesi için Paris 21. Taraflar Konferansı sırasında adil, kapsayıcı, esnek ve bağlayıcı bir sistem kurulması gerekiyor. Bu husus bilhassa yeşil teknolojinin transferine ve finansmanına dair samimi düzenlemeleri gerekli kılıyor" diye konuştu.

Erdoğan, Türkiye'nin 1 Aralık 2014'ten beri yürüttüğü G20 Dönem Başkanlığı sırasında çevre konusundaki hassasiyetlerin dünya gündeminde hak ettiği yeri alması için çok yoğun çaba sarf ettiğine vurgu yaptı.

Sürdürülebilir kalkınma için enerji ve iklim değişikliğinin finansmanı üzerinde özellikle durduklarını belirten Erdoğan, şunları kaydetti:

"Dönem başkanlığımız sırasında iklim değişikliğiyle mücadele bağlamında hali hazır fonlara ilişkin bir envanter hazırlandı ve G20 gündemi içinde özellikle iklim değişikliği görüşülecek konular arasında yer alacaktır. Ayrıca gelişmekte olan ülkeler, küçük ada devletleri, Afrika ülkelerinin iklim değişikliğine uyum amacıyla finansman imkanlarına ulaşabilmeleri için araçlar geliştirildi. Amacımız tüm dünyada refahı artırırken bilhassa en az gelişmiş ülkelerde yoksullukla mücadele ve sürdürülebilir kalkınmanın sağlanmasıdır. Bu bağlamda Ankara Taraflar Konferansı'nın sonuçlarının Paris Taraflar Konferansı'nın yapıcı ve somut katkı sağlamasını temenni ediyorum. Bu konferans sonuçlarının en az gelişmiş ülkelerde yoksulluğun azaltılması çabalarına ivme kazandıracağına ve gıda güvenliğine katkı sağlayacağına inanıyorum. İnşallah el ele vererek belirlediğimiz hedeflere hep birlikte ulaşacağız."