ARKADAŞINA GÖNDER Emine Erdoğan ''Büyüyen Türkiye, Gelişen Demokrasi'' panelinde konuştu
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Emine Erdoğan ''Büyüyen , Gelişen Demokrasi'' panelinde konuştu

  • Giriş Tarihi: 22.9.2016 22:11
Emine Erdoğan ''Büyüyen Türkiye, Gelişen Demokrasi'' panelinde konuştu
Emine Erdoğan ''Büyüyen Türkiye, Gelişen Demokrasi'' panelinde konuştu

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan, New York'ta ''Büyüyen , Gelişen Demokrasi panelinde konuşma yaptı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan, New York'ta ''Büyüyen , Gelişen Demokrasi panelinde konuşma yaptı.

Emine Erdoğan'ın konuşması şöyle;

Hepinizi en içten duygularla selamlıyor, sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

İşkadınları Derneği'nin, bu anlamlı buluşmasının hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Dünya siyasetinin, çok önemli dönemeçlerden geçtiği bir zamanda, sizlerle birlikte olmak son derece anlamlı.

Amerika Birleşik Devletleri, hızla seçimlere hazırlanıyor. Amerikan toplumu için de siyaset, öncelikli gündem maddesi haline gelmiş görünüyor. Yaklaşan seçimlerin, Amerikan toplumuna hayırlar getirmesini diliyorum.

Birleşik Devletler, insanlık tarihinin en önemli tecrübelerindendir. Bu göçmenler ülkesi, en büyük küresel sorunlarımızdan birisi olan mültecilik meselesinin çözümü konusunda ilham kaynağı olabilir. Farklı dinlerden, farklı etnik yapılardan insanların, birarada, barış içinde yaşaması, medeniyetin önemli bir göstergesidir.

Ortaçağın büyük sosyoloğu İbn Haldun, 'Coğrafya kaderdir' diyor. Gerçekten de, bir ada toplumunda yaşamakla, geniş bozkırlarda yaşamak, aynı şey değildir. Her coğrafyanın alınyazısı farklıdır.

coğrafyası da, göç yolları üzerinde bulunmanın getirdiği zenginlikleriyle, insanlık tarihinin en müstesna tecrübesini taşımaktadır. Bugün üzerinde yaşadığımız topraklar, pek çok modern ülkenin de ilgi alanına girmektedir. Zira, 40'dan fazla ülke, kendi tarihini yazmak için, bizim arşivlerimizi kullanmak durumundadır.

Farklılıkların birarada yaşaması, Türkiye'de sentetik bir olgu değildir. Binlerce yıllık tarihsel tecrübeye dayanmaktadır. Bu yönüyle, modern demokrasimiz için de, doğal bir beslenme kaynağıdır.

Bu tarihî derinlik ve jeopolitik konum, bizlere, yaşadığımız topraklara dair bilinç aşılamaktadır. Böylesine zengin bir geçmişi, ancak paylaşımcı bir demokrasi anlayışı ile taşıyabileceğimize inanıyoruz. Bu duygu, milletimizin tüm fertlerinde mayalanmıştır.

Hal böyleyken, güncel gelişmelere bakarak, 'Türkiye'de neler oluyor?' diye sorabilirsiniz.

Türkiye'de yaşanan, bir milletin demokrasi yolculuğudur. Bu öyle bir yolculuktur ki, Türkiye Cumhuriyeti'ni, kuruluşunun 100. yılında, vesayetlerden arınmış, her açıdan güçlü bir ülke olmaya hazırlamaktadır. Yoldaki bozuk satıhlar zaman zaman bizleri sarssa da, bazan birileri menzile varmamızı engellemek istese de, motive olduğumuz temel mesele, budur. 2023'te, ekonomisiyle ve demokratik kazanımlarıyla, yaşadığımız coğrafyanın hakkını verecek bir noktaya varabilmektir.

Türkiye'yi yakından takip eden dostlar, demokrasimizi hedef alan darbeler tarihini çok iyi bilir. Ne yazık ki çeşitli vesayet odakları, her on yılda bir, milletimizin iradesini yok sayan girişimlerde bulunmuştur. Her darbe, ülkemizin enerjisinden çalmış, milletimize yıllar kaybettirmiştir. Ta ki, 15 Temmuz'a kadar...

15 Temmuz darbe girişimi, demokrasi tarihimiz için bir dönüm noktasıdır. 55 yıl önce, kendi seçtiği Başbakan'ın idam edilmesine engel olamayan bir millet, 15 Temmuz'da, mücadelesini bizzat tankların yürümesine engel olarak vermiştir.

BU GELİŞMENİN TESADÜF OLMADIĞINA İNANIYORUM!

Türkiye, 2002'den bu yana, 'milli iradeyi hakim kılmak' felsefesiyle yönetiliyor. Bu iktidarın, milletten başka hiçbir dayanağı olmamıştır. Bütün yatırımını da, 'milli irade' bilincini güçlendirmeye yapmıştır. Yani demokrasiyi, ilmek ilmek dokumuştur.

Nitekim, 15 Temmuz, bu yatırımın ne kadar değerli olduğunu hepimize göstermiştir. Gencecik insanlar, kadınlar, bir gece yarısı, herhangi bir silahları olmaksızın, sadece bayraklarını alarak, donanımlı tankları durdurmak üzere sokağa çıkmıştır.

Burada biraz durup, düşünmenizi isterim.

Parlamentoyu bombalayacak, Cumhurbaşkanı'na suikast düzenleyecek kadar gözü dönmüş hainlerin karşısına, sadece bayrağınızı kuşanarak çıkıyorsunuz. Ölümü göze alıyor, hayatınızı ülkenize siper ediyorsunuz.

Milletimizin bu tavrını, tek başına rasyonel bir akılla izah etmek mümkün değildir!

15 Temmuz gecesi, biz de Cumhurbaşkanımızla birlikte, tepemize bombalar yağdırmak üzere bekleşen F16'ların arasından geçerek Marmaris'ten İstanbul'a gittik. Yolculuğumuz boyunca, gözlerimizden okunan tek şey, yürüdüğümüz yolun değerine olan inancımız ve kararlılığımızdı. Her ne yaşayacaksak, milletimizle birlikte yaşayacaktık. O gece, tarihe bir demokrasi hareketi olarak geçeceğine inandığım 'demokrasi nöbetlerine' karışarak İstanbul'a indik.

Darbe girişimi sırasında 173 sivil, 63 polis ve 5 askerimiz hayatını kaybetti. 2.194 vatandaşımız yaralandı. Acımız hala taze. Buraya gelmeden önce, bayram vesilesiyle gazilerimizi ve şehit ailelerimizi ziyaret ettik. Ve kendimizi yine milletimizin geniş yüreğinde teselli ettik.

Zira, bütün acılarımıza rağmen 15 Temmuz'a dair en büyük tesellimiz, 'milli irade' mayasının, bu ülkede ne kadar sağlam şekilde tuttuğunu görmek oldu. Bu süreçte, vesayet odaklarına yaşam alanı kalmamıştır.

İşte bu nedenle, vesayet odakları çeşitli güç merkezleriyle yaptıkları hain ittifaklarla, ülkemizi adeta darbeye hazırlamışlardır. Son üç yılda Türkiye'de yaşanan olaylara baktığınızda bu konuda sistemli bir gayret olduğunu görürsünüz. Gezi olayları, 17/25 Aralık hadiseleri bunun adımlarıdır. 15 Temmuz darbe girişimi itibarıyla, olayları geriye doğru sardığınızda, birilerinin de darbeyi meşru gösterecek süreci ilmek ilmek ördüğünü görürsünüz.

Geldiğimiz noktada, şunu kesin olarak biliyoruz ki; 15 Temmuz darbe girişimi, 50 yıldır ülkemizin maddi ve manevi birikimini sömüren Fetullahçı Terör Örgütü tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu konuda hiçbir kuşku yoktur. Örgüt mensuplarının itirafları bunu göstermektedir. Yargı, emniyet ve askerî kurumlardaki FETÖ yapılanması, bunu açık biçimde ortaya koymaktadır.

Tüm dünyaya kendini barışçıl bir hareket olarak tanıtan örgüt, pek çok ülkede, eğitim kurumları ve sivil toplum kuruluşları gibi masum görünümler altında teşkilatlanmıştır. Şeffaflıktan uzak bu sinsi yapı, kendi ülkesinin gerçeklerini çarpıtarak, uluslararası kamuoyunu da yanlış bilgilendirmektedir. Kendi amaçları uğruna tüm insani değerleri hunharca kullanmaktadır. Verdiği zararın boyutları sınırlarımızı aşmıştır.

Türkiye şu anda, bu terör örgütünün devlet kurumları içindeki yapılanmasına karşı büyük bir mücadele yürütmektedir. İlişki ağı son derece karmaşık bu yapının temizliği, elbette kolay olmayacaktır. Bu noktada, hukuk dairesinde devletimizin titiz çalışmaları sürmektedir. Burada hepimizin en büyük arzusu, bu sürecin en adil ve hızlı biçimde yürütülmesidir.

Sizlerle, 15 Temmuz sürecinde yaşadığımız büyük bir hayal kırıklığını da paylaşmak istiyorum. Yüzlerce insanımızı kaybettiğimiz, binlercesinin yaralandığı, parlamentomuzun bombalandığı bir olayda ne yazık ki, bazı dostlarımız sessiz kalmıştır. Böyle zamanlarda, düşmanlarınızın ne yaptığından çok, dostlarınızın ne yaptığı önem kazanır. Nitekim, dost bildiğimiz bazı ülkeler, bu açık darbe girişimini kınamakta dahi çekimser kalmışlardır. Türkiye'ye her fırsatta demokrasi karnesi veren kurum ve kuruluşlar, milletimizin kararlı mücadelesini görmezden gelmiştir. 'Kim kazanırsa...' bekleyişi içinde, yarım ağızlı kınamalar yapmış, hatta darbenin kurgu olduğunu söyleyecek kadar ileri gitmişlerdir. Bu akla ziyan yorumların, ölümle burun buruna gelmiş bir milletin hissiyatında neler uyandırabileceğini, vicdanlarınıza bırakıyorum.

Lütfen bir empati yapın. Benzer bir hadise, Birleşik Devletler'de yaşansaydı, mesela Brooklyn (Buruklin) Köprüsü tanklarla kapatılsaydı, Amerikan devleti ne yapardı? Ya da Capitol (Kapitol) binası bombalansaydı, sorumluların tespiti için nasıl bir seferberlik başlatılırdı? Ankara'da, İstanbul'da yaşananlar da bunlardır. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nin, Meclisimizin ve önemli devlet kurumlarının bombalanması, film sahnelerinden alınmış görüntüler değildir. Tankların sokaklarda sivilleri ezmesi, F16'ların milletimizin üzerine bombalar yağdırması gerçeğin ta kendisidir.

Türkiye, zor günlerden geçerek, parlak bir geleceğe doğru yol alıyor. İnanıyorum ki, milletimizin ve devletimizin kararlılığı ile bu zor zamanları atlatacak, hedeflerimize ulaşacağız.

Doğrusu burada sizlere, Türkiye'de son 14 yılda yaşanan değişimin hikayesini anlatmak isterdim. Eğitim alanında, kadın-erkek fırsat eşitliği konusunda, ekonomik büyümede kat ettiğimiz mesafeyi, rakamlarla dile getirmeyi arzu ederdim. Uluslararası toplumun sessiz kaldığı bir konuda, 3 milyon mülteciye kucak açan ülkemizde, 150 binden fazla yeni doğan Suriyeli bebeğin hikayesini anlatmak isterdim. Ödediğimiz onca bedele rağmen, kadınları, çocukları ve en önemlisi insanlığı ayakta tutmanın verdiği hazzı, paylaşmayı çok isterdim. Ama tüm bunları anlatacak vaktimiz yok. Bu nedenle, sizleri Türkiye'ye, gelişmeleri bizzat yerinde görmeye davet ediyorum.

Bir darbe anayasasının ve bazı sistemik sorunların gölgesi altında, 14 yıldır bir milletin kendini adadığı demokrasi yolculuğunu, farklı kaynaklardan dinlemenizi isterim. Sivil toplum kuruluşlarımız bu diyaloğun aracılığını yapabilirler.

Bu noktada, Türkiye İşkadınları Derneği, TİKAD'a, değerli başkan ve üyelerine çok teşekkür ediyorum. Bizlere, seçkin bir toplulukla buluşma fırsatı verdiler. Bu toplantıya emek veren herkesi yürekten kutluyorum.

Katılımınız için herbirinize tek tek teşekkür ediyor, konuşmamı Rumi'nin bir sözü ile bitirmek istiyorum.

Mevlana Hazretleri, 'Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilir' diyor. Bizler de, herkes için demokrasi istediğimiz, savaşların bittiği bir dünya umudunda birleşelim. Denizlerin, çocuk ölümlerini değil, insanlığın parlak geleceğini hatırlattığı bir ufuk olması dileğinde buluşalım.

Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyor, Büyüyen Türkiye, Gelişen Demokrasi Paneli'nin hayırlara vesile olmasını diliyorum.