X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Ahmet Yenilmez: ‘Tiyatro’ diyenler ahlaksız!
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Ahmet Yenilmez: ‘Tiyatro’ diyenler ahlaksız!

  • Giriş Tarihi: 21.11.2016 10:54 Güncelleme Tarihi: 21.11.2016 11:13
Ahmet Yenilmez: ‘Tiyatro’ diyenler ahlaksız!
Ahmet Yenilmez: ‘Tiyatro’ diyenler ahlaksız!

15 Temmuz FETÖ’cü darbe girişiminin bir işgal hareketi olduğunu söyleyen tiyatro oyuncusu Ahmet Yenilmez, “Hiçbir tiyatro yazarı böyle bir oyun yazmaya cesaret edemez. Hele ki yazarın kendisi namlunun ucuna kendini koymuşsa hiç cesaret edemez. Bu iftira başka bir tür ahlaksızlık” dedi.

Tanzimat'la birlikte Batının edebiyat anlayışına yönelmeye başlayan, tiyatro, roman, hikâye, makale gibi Divan edebiyatında bulunmayan bir sanat anlayışı, Cumhuriyet'in ilanından sonra çok daha farklı bir şekil aldı. O dönemde ortaya konan eserler, oynanan tiyatrolar halkı sanattan uzaklaştırdı. Sinemanın hayatımıza girdiği yıllardan bugüne kadar yaşanan süreçte ise muhafazakârlar olumsuz bir imaj çizilen karakterlere dönüştürüldü.

Bu yüzden de toplumun Anadolu'yu temsil eden kısmı özellikle tiyatro ve sinema kısmında geri planda kaldı. Milli iradenin ve Anadolu insanının söz sahibi olduğu, muhafazakâr sanat anlayışının benimsenmeye başladığı bir dönemi yaşıyoruz. Artık sanat, kendi kültürünü bilen ve idrakinde olan sanat ve edebiyat adamları tarafından kalıplardan kurtarılıp belli bir ideolojinin tekelinde olmaktan çıkmaya hazırlanıyor. Tiyatrocu, sinemacı, yazar Ahmet Yenilmez'le Türkiye'nin dünü ve bugününde sanat anlayışını konuştuk.

Hızlı yaşayıp, hızla tükeniyoruz

Türk toplumu olarak geçmişten günümüze sanatın neresindeyiz?

Köklü bir masal, hikâye, destan geçmişiyle birlikte; cenazesi, doğumu, kınası, düğünü, hasat zamanı, yani hayatının her karesi bir drama metni, ayrı bir nümayiş olan bu millet sanattan ve edebiyattan çok uzaklaştı. Hızlı yaşıyoruz ve hızla tükeniyoruz. Teknoloji, özellikle Müslüman toplumları sadece önüne konuna bakar bir hale hapsetti.

Cumhuriyet'in ilanından sonra farklı bir yöne evrilen sanat anlayışı halkı nasıl etkiledi?

Tiyatro, tekerlekten sonra insanın bulduğu en büyük icattır. Sanatta büyük bir endüstrileşme var. Biz geri kaldık. Cumhuriyet döneminde yapılan sanatsal çalışmalar bu alandan milletimizi soğuttu. Belli ideoloji ve seçkinlerin tükettiği sanat olarak görüldü.

Bilinçaltımızla oynadılar

Başta Kemal Sunal filmleri olmak üzere o dönem filmlerinde dindar figürü hep kötüleniyor. Bunun dışında bilinçaltımıza verilen mesajlar arasında dikkatinizi çeken unsurlar nelerdir?

Yaptıkları filmlerde kapıcı, temizlikçi hep kapalı ve Müslüman aileler olmuştur. Zengin çocuğu, bizim kapıcının kızı Ayşe'yi kandırmış ama kapıcının oğlu Ahmet, zengin kızı Tijen'i hiçbir zaman elde edememiştir. Bu da benim hep zoruma gitti. Bu kadar kolay mı bizim kızlarımızı kandırabilmek? Yıllarca bilinçaltımıza hep bunları işlediler.

Yıllarca lunapark aynalarına baktırıldık

Bu kasıtlı evrimleştirilme yüzünden muhafazakâr kesimin sanatta geri kaldığını düşünüyor musunuz?

Sanat ayna tutmaktır. Bu toplum yıllarca lunapark aynalarına baktırıldı. Ağlanacak haline güldürüldü, gülünecek haline ağlatıldı. Hepimiz Osmanlı'dan bahsediyoruz. Baktığımızda 1300'lerden 1800'lerin başına kadar İstanbul'dan dünya o kadar güzel yönetilmiş ki, şimdi biz bunun mirasına talibiz.

Bir de özellikle dönem filmlerinde mağdur kesim genelde hep aynı ideoloji üzerinden yürüyor. Bu yanlılık için ne düşünüyorsunuz?

Mağduriyet edebiyatı hep Kürtler ve solcular üzerinden yapılmıştır. Hâlbuki muhafazakârlar yakın bir zamanda 28 Şubat'ı yaşadı. Muhsin Yazıcıoğlu yüzünde çiçek hastalığı izleriyle cezaevinden çıktığında onu karşılamaya gittiğimde bana ne iş yaptığımı sordu. Tiyatrocu olduğumu söylediğimde, "Hepsi bir tarafa sen bir tarafa. Tiyatro oyunları yapalım" dedi. Zaten rahmetli Yazıcıoğlu kavganın camiden, okuldan ve kışladan çıkarılması gerektiğini söylerdi. 'Eller silah değil, kalem tutmalı' sözü onun sloganıydı.

Subliminal mesaj veriyoruz

Yakında vizyona girecek olan yeni filminiz 'Sevdan Gözlerim de Kaldı'yı diğer filmlerden ayıran bir özelliği var mı?

Ben bizi bize gösteren bir aynacıyım. 'Sevdan Gözlerim de Kaldı' filmini, tarihimizde önemli bir yeri olan Bilecik'te çekmeye başladım. Filmimizde ilk defa subliminal mesaj taktiğini uyguladık. Önde 12 Eylül'ün mağdur ettiği kör bir adam, arada yakılmış camiler, arkasında Şeyh Edebali. Bizim filmimizde ötekileştirme yok. Hatta bir ülkücünün çektiği çileyi bir solcunun gözünden anlatıyoruz.

ABD, İngiltere gibi ülkelerde çekilen bir film ya da yayınlanan bir kitap dünyada izlenme ya da okunma rekorları kırabiliyor. İslam alemi olarak 'Biz de varız' diyebilmek için hangi adımlar atılmalı?

'Dünya beşten büyüktür' sözünü tüm dünyaya anlatabilmemizin yolu; sinemadan, tiyatrodan, resimden, müzikten ve edebiyattan geçiyor. Kültürel bir reform ve İslam işbirliği çerçevesinde üniversiteleriyle, sektörel yapılarıyla, kültür bakanları, sanayi bakanları ve başbakanlarıyla, ekonomik ve kültürel boyutuyla harekete geçtiğimiz zaman her şey değişecek.

Amerikan sinemasının tüm dünyaya Rambo, Rocky gibi hayali tiplemeleri büyük kahramanlar olarak lanse etmesi ve bunda da oldukça başarılı olmasının altında nasıl bir neden yatıyor?

Dünyada sanat ya devletin ya da kapitalin himayesinde gelişmiştir. Doğu bloku gibi dağılan ülkelerin sanatı devletin himayesinde, İngiltere ve Almanya'da ise kapitalin himayesinde gelişmiştir. Ama Amerika'da hem devlet politikası hem de kapital desteğiyle birleşince endüstrileşmiştir.

Sinema ihraç etmeliyiz

İslam ülkeleriyle işbirliği içinde olarak biz de güçlü bir sektör oluşturamaz mıyız?

Sinema, bizim ABD'den daha fazla ihraç kalemimizin birinci sırasında olmalı. Çünkü yüzyıllarca bir buçuk milyarlık İslam âlemine önderlik etmişiz. Üreteceğimiz ürünü bizim İslam ailesi içinde tüketebilme şansımız var. Ekonomik işbirliklerin öncesinde tıkanmış damarları açıp gönül birliktelikleri kurabilmemiz mümkün. Çünkü aynı kıbleye secde edip, birbirimizden kız alıp vermişiz. Şucu bucu değil, Müslümanız biz. Tarihi bağlarımız çok güçlü.

Akkad, İstanbul'un fethini çekecekti

Hollywood sinemasını tüm dünya izliyor ama İslam coğrafyasında Mustafa Akkad'ın çektiği Çağrı filminden başka bilinen hiçbir kalıcı eserimiz neden yok?

Mustafa Akkad cinayeti araştırılmalı. Onun en büyük hayali İstanbul'un fethini çekmekti. İstanbul'a geldi ama maalesef gerekli desteği görmedi. Bu yüzden filmi çekmek için para bulmaya Sudan'a gitti ve otelde gerçekleşen patlamayla öldürüldü. Ben bu patlamanın tamamen Akkad'a yönelik olduğunu düşünüyorum.

Darbe değil, işgal girişimi

15 Temmuz darbe girişimine tiyatro diyenler bağlamında ele alırsak, bir tiyatrocu olarak siz hiç böyle kanlı bir tiyatro oyunu yazdınız mı, izlediniz mi?

Hiçbir tiyatro yazarı böyle bir oyun yazmaya cesaret edemez. Hele ki yazarın kendisi namlunun ucuna kendini koymuşsa hiç cesaret edemez. Bu iftira başka bir tür ahlaksızlık. Bizim tanklarımız Musul sınırlarında misak-ı milli savaşı içindeyken mesele ortadadır. Bu başarısız darbe girişimi değil, başarısız bir işgal girişimidir ve bu darbe girişimine karışanların hepsi vatana ihanetten yargılanmalıdır.

Geçtiğimiz hafta Altın Kelebek ödüllerinde Diriliş Ertuğrul ekibine yapılan saygısızlığı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Planlı, programlı, her bir karesi hesaplanmış bir itibarsızlaştırma operasyonu idi. Diriliş Ertuğrul'un sadece Süleyman Şah ismini bile bu millete öğretmiş olması, bugünkü Musul operasyonunu anlamlaştırmıştır. Bundan rahatsız oluyorlar.

Bizim niye ödül törenimiz yok

Altın Kelebek tarzı ödül törenlerinde sizi en çok hangi ayrıntı rahatsız ediyor?

Öbür mahallenin ahlaksız adamları, tetikçi olarak karşımıza bizim içimizden devşirdikleri çocukları; yani Elmalılı Mehmet Hamdi Yazır'ın torunu Okan Bayülgen ve imam hatip mezunu Ahmet Hakan gibilerini çıkarıyor. Okan konservatuar mezunu kötü bir oyuncudur. Çirkin ve ahlaksızca bir itibarsızlaştırma yaptı. Ama şunu da sorgulamamız lazım; Elin adımı kırk yıldır Altın Kelebek diye bir ödül töreni yaparken bizim niye uğur böceği adında bir ödül törenimiz yok.

Yenilmez Sanat Merkezi olarak yeni nesillere vereceğiniz en büyük mesaj nedir?

Sanatın toplumları terbiye etmek gibi bir görevi yoktur, sanat ayna tutar. Biz de ayna üretmeye çalışıyoruz. Yenilmez Sanat Merkezi'nin Şırnak'ta yetiştirdiği bir öğretmen, köylerde tiyatro öğretmeye çalışıyor. Kıbrıs, Londra, ABD ve Rusya'da da varız. Mehmet Akif'in hayatını ilk tiyatrolaştıran biziz. Biz gelecek nesle belge bırakıyoruz.

Bayülgen kötü oyuncu

Öbür mahallenin ahlaksız adamları, tetikçi olarak karşımıza bizim içimizden devşirdikleri çocukları; yani Elmalılı Mehmet Hamdi Yazır'ın torunu Okan Bayülgen ve imam hatip mezunu Ahmet Hakan gibilerini çıkarıyor. Okan konservatuar mezunu kötü bir oyuncudur.

SİNEKKAYDI TRAŞLI HOCA(!)

Sanat anlayışının sadece belli bir ideoloji üzerinden yürütülmesinin kaynağı nedir?

ABD'nin ihraç ürünlerinde birinci sıranın Hollywood, ikinci sıranın da silah sanayii olduğunu göz önünde bulundurursak, artık işgallerin şeklinin değiştiğini anlarız. Çanakkale'de İngilizler, 'bunların elindeki kitabı, yani Kuran'ı almamız lazım' dedi ya, işte o savaştan sonra içimizdeki devşirilmiş entelektüel yazarlar ve kültür adamlarının ilk itibarsızlaştırdıkları kişiler, cami imamları ve hacı hocalar oldu. Yazdıkları eserlerde ahlaksız ve sahtekâr tiplemeleri sakallı hocalara layık gördüler. Aklı başında, kendini İslam'a adamış hakiki din adamları bizim mahalleyi terk etti.

Mahallenin imamını, hocasını sahtekâr gibi gösteren o zihniyet, oluşan boşluğu da yine kendi doldurmuştur o zaman…
Onların yerine mahalleye sinekkaydı tıraş olan, takım elbiseli güzel konuşan bir imam geldi. Deri bağışlarımızı aldı, yurtlar ve kolejler açtı. En sonunda da bizi yukardan bombaladı. Çünkü tasarlanan operasyon buydu.

Söyleşi: Özlem Doğan