X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Rektör Kibar: 1 liranın hesabını bile sorarım
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Rektör Kibar: 1 liranın hesabını bile sorarım

  • Giriş Tarihi: 13.1.2013

Rektör Mustafa Kibar'ın hedefi; dünyada ilk 500'ün, Türkiye'de ilk 10'un içinde, 1 liranın boşa gitmediği, kavgasız-gürültüsüz ama keyifli bir üniversite ortamı oluşturabilmek...

40 yıllık geçmişinde hiç olmadığı kadar tartışıldı. Çok değil daha altı ay önce o denli dile düşmüştü ki... Başta eski rektörü olmak üzere birçok üniversite mensubunun gözaltına alındığı başka kötü bir dönemi olmadı üniversitenin. Ya yeni dönem? 'Sabıkalarla dolu sekiz yıl'ın hesabı sorulabilecek mi, sancılı dönem bitti mi, işler rayına girdi, öfkeler dizginlendi, akıl hâkim oldu, sorunlar aşıldı, borçlar sıfırlandı, ilişkiler güzelleşti ve 'yapanın yanına kar kalmayan bir süreç' başlatılabildi mi? Ucu açık bu sorularla meşgulüm. 19.00'da Rektör Prof. Dr. Mustafa Kibar'la buluşacağız. "Trafik yoğun, yağmur da var, 5-6 dakika gecikebilirim" diyorum. "Hiç sorun değil" diyen sıcak bir sesle rahatlıyorum. Tatlı başlayıp muhabbetle sürecek, keyif almanın hoşluğuyla noktalanacak bir röportajın ilk ayak sesi bu. Yardımcısı Prof. Dr. Hasan Fenercioğlu gidiyor, danışmanı Doç. Dr. Faruk Yıldırım geliyor. Yoğun bir trafik ve iş yükünden çıktığı belli Mustafa hocanın ama dinç, hatta keyifli. Hafta sonları her cumartesi ekibiyle, pazarları da tek başına gelip kalan işleri bitirmeye çalıştığını, hafta için sabah 7 akşam 12 mesai yaptığını öğrenince "Pes" diyorum. Rektör, "O kadar da değil" deyince "Filiz hanıma soralım isterseniz" diye takılıyor danışmanı. Filiz hanım yani eşi de akademisyen. Çukurova Üniversitesi Merkez Laboratuvarı'nda yardımcı doçent, mikrobiyolog. Büyük oğlu Robert Kolej'den sonra Koç Tıp'ı kazanmış, adı Ali, 20'sinde. 12 yaşındaki Mert ise Özel Gündoğdu orta 2'de henüz. "Aslında biz ağır işçiyiz" diye başlıyor, tabii gülerek. 2003'te nükleer tıp profesörü olduğunu söylüyor sorunca. Ana bilim dalı başkanlığından Balcalı Hastanesi'nde başhekimliğe, başhekim yardımcılığından hastane genel direktörlüğüne uzanan 4 yıl geçirmiş. Hemen soruyorum:
Bir: Balcalı'da güler yüzlü hizmet pek yok, olacak mı? İki: Borçlarınız 77 milyondu, ne oldu?
KİBAR:
Hizmet veriş ve kurumsallaşmada hâlâ bazı sorunlarımız var ama iyileşiyor giderek. Borca gelince, 77 milyon liradan 64 milyona indi, borç trendi yukarıyaydı, düşüşe geçti. Alacaklar konusunda daha titiziz, iyiye gidiyoruz. Balcalı'ya yani hastaneye gelip de yol yordam bilmeyen Hatçe bacıyla Nusret amcaya 'Merhaba ben Aylin. Size yardımcı olabilir miyim' diyerek güler yüzle hizmet verecek bir Balcalı elemanı görebilecek miyiz? "Tabii ama zamanla" diyor.
Ankara, İstanbul, Hacettepe, Ege gibi büyük bir üniversitesiniz üstelik 4 kez doğum yaptınız...
KİBAR:
Evet, dört üniversite doğurmuş bir üniversiteyiz. Osmaniye Korkutata, Mersin, Kahramanmaraş Sütçü İmam, Hatay Mustafa Kemal. Harran ve Niğde üniversitelerine hoca desteği verdik, Adıyaman Üniversitesi'ne tam 70 hoca gönderdik...
Bu büyük aileyi sayılarla tanısak, sonra da 'büyük bir üniversiteyi yönetmek nasıl?' diye sorsak...
KİBAR:
46 bin öğrencimiz, 900'ü öğretim üyesi 2100 akademik personel ve 5 bin kadar da çalışan var. 53 bin kişiyiz, tabii bir de Balcalı'da hepsi dolu 1300 yatak, refakatçiler, günde 2 bin kadar poliklinik hizmeti, çeşitli testler için gelenler, ziyaretçilerle her gün 75 bin kişinin gelip gittiği bir ocağız. Ama ben üniversitemi seviyorum ve zaten 22-23 yıldır buradayım. Üniversitemde sıkıntılı olduğum kimse yok diyebilirim. Her bölüme, her yere çok rahat gider, rahatça diyalog kurabilirim.

Dürüst, çalışkan, nitelikli
İyi bir yönetim için çok iyi bir ekip şart. Böyle bir ekip oluşturabildiniz mi hocam? KİBAR: Ekibinizi iyi ve güçlü kuracaksınız. İlk adım bu ancak burası bir kamu kuruluşu ve Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devleti. Özel sektördeki gibi istediğiniz kişiyle çalışma imkânınız yok, akademik personel konusunda hareket alanımız daha fazla ama genel sekreter, altında 8 daire, müdürler, şefler, onların hakkı hukuku var. Bu yapıyı akşamdan sabaha değiştiremezsiniz.
Ya size uyum sağlayanlar olursa, ne bileyim verim alamazsanız, çatışma olursa... KİBAR: Liyakat çok önemli. Tabii bir de herkesin hakkına, hukukuna saygı göstermek şart. Görevini iyi yapan herkesle çalışırım. Elbette herkes sütten çıkmış ak kaşık değil ama üslûbunuzu ve ne beklediğinizi gördükçe, denetimlerinizi de yaptıkça, ihtiyaçlarını karşıladıkça, insanlar kendilerine çekidüzen veriyorlar.
Ya veremeyenler çıkarsa, çatışma, kavga olur ya da yolsuzluk filan yapılırsa... KİBAR: Benim bir ricam bir de kırmızı çizgilerim var. Herkes, üniversitemizin adını, kişiliğini, sıkıntıya sokmadan işini iyi yapsın. Yine kavga, yine yolsuzluk, şu, bu olmayacak, izin vermem. Burası büyük bir yapı, haberim olduğu anda gereğini en sert şekilde yapacağımdan emin olabilirsiniz. Bir de personelimin dürüst, çalışkan, nitelikli ve prensip sahibi yani biraz yiğit olmasını beklerim.
En önceliklisi hangisi hocam, dürüstlük mü çalışkanlık mı, nitelik mi? KİBAR: İnsanlar dürüst olmak zorunda zaten, aksi suç. Ayrıca çalışkan da olması gerekiyor iş yapacaksa. Nitelikli olması da şart; çünkü burası üniversite; iyi iş üretilmesi lâzım. Haksızlığa tavır alan ilkeli biriyse iyi olur. Hepsi önemli. Ama dürüst olmayan bedel öder, ceza alır, sıkıntı yaşar.

DEVAM EDECEK

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.