Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Murat Arın: Piyasalar ikiye bölündü: İnananlar ve inanmayanlar

Giriş Tarihi: 20.9.2009 07:00

ABD ve Avrupa borsalarında bizim sık sık yaşadığımız bir durum oluştu. Sürekli işlem yapan oyuncular fiyatları yükseltiyor ama buna genel olarak bir katılım yok.

Küresel piyasalar genelde iyi geçen bir haftayı daha geride bıraktı. Dünya genelinde birçok ülke endeksi son bir yılın en yüksek seviyelerini zorladı. Ekonomik veriler kriz öncesi seviyelere göre zayıf olsa da toparlanmanın devam ettiği görüşü ağır bastı ve piyasalar bu olumlu beklentileri satın almaya devam etti.
Geçen hafta piyasaların zorlamayla yükseldiğini söylemiştim, o kadar ki S&P 500 Endeksi'nin göstergelerine göre aşırı alım eğilimi 1983'ten bu yana görülmemiş seviyelere yükseldi. ABD borsalarındaki hisse senedi fiyatlarının bugünkü seviyeleri 2010'da ekonominin yüzde 4 büyüyeceğine işaret ediyor. Fiyatlar gerçeklerden iyice uzaklaşmaya başladı. Bu en azından dünyanın önde gelen ekonomistleri, merkez bankaları ve hükümetlerinin açıklamalarına bakarak anlaşılabilir. Ortak görüş ekonomilerde bir toparlanma eğiliminin başladığı ancak bunun güçlü bir hareket olmadığı ve teşviklerle sağlanan bu büyümenin teşvikler kesilirse sürdürülemeyeceği yönünde. Dünyanın hemen her yerinde teşvikler nedeniyle hükümet bütçeleri önemli açıklar verirken büyümenin 2010 yılında nasıl finanse edileceği önemli bir soru işareti.

Ekonomik gerçekler önümüzde dururken, ABD ve Avrupa borsalarında bizde sık sık yaşadığımız bir durum oluşmaya başladı. Borsaları profesyoneller ve sürekli işlem yapan oyuncular yükseltiyor ama bu yükselişe genel olarak bir katılım gerçekleşmiyor. Sürekli hisse senedi aldığını açıklayan Warren Buffett'ı bir kenara koyarsak uzun vadeli yatırımcılar ve bireyler bu yükselişe iştirak etmiyor. 
Geçen yıl yaşanan hisse senetlerinden ve riskli yatırımlardan kaçış sonrasında ABD'de para piyasası (likit) fonlarında biriken para, mart ayında 3.8 trilyon dolara ulaşmıştı. Bu rakam 6 aydır süren yükselişe rağmen sadece 300 milyar dolar azaldı ve 3.5 trilyon dolar civarına indi. Oysa normalde bu fonlarda olması gereken para bunun yarısı.

Geçen hafta borsalardaki yükselişe karşın ABD'nin hazine tahvillerine yönelik önemli bir talep geldiğine dikkat çekmiştim. ABD ekonomisi düzeliyorsa 10 yıl vadeli hazine tahvillerinin faizinin yüzde 3'e doğru gerilemesi değil yükselmesi gerekirdi. Bu talebi de borsalardaki yükselişe inanmayanların oluşturduğu anlaşıldı. Örneğin dünyanın en büyük tahvil fonlarını yöneten Pimco, geçen ay yalnızca bir fonu için 35 milyar dolarlık tahvil satın aldığını açıkladı. Pimco'nun yöneticisi Bill Gross'un ekonomide büyümenin yıllar boyunca çok zayıf devam etmesini beklediğini biliyoruz. Tahvillere olan talebin yaklaşık üçte birinin ABD dışından geldiğini de eklemek gerekiyor.

Bir başka ilginç durum ise emtia fiyatlarının da talepsiz biçimde yüksek seviyelerini korumasıydı. Bunda doların euro başta olmak üzere diğer para birimleri karşısında gerilemesinin önemli bir payı var. Doların euro karşısında iki haftada yüzde 4 kadar değer yitirmesi, birçok emtiada stokların artmasına karşın fiyatların gevşemesini önledi. Bu arada dünya genelinde ekonomik etkinliğin göstergesi olan Baltic Dry Endeksi yine yerinden kıpırdamadı.
Küresel piyasalar zorlamalarla devam ederken Moody's ve S&P'nin Türkiye'nin görünümünü yükseltmesinin fazla bir etkisi olmadı. Çünkü bu krizde ne kadar yanlış not verdikleri belgelenen bu iki kurumun Türkiye için belirlediği notun olması gerekenden iki puan daha düşük olduğu biliniyor. Not artıracaklarına küçük bir düzeltmeyle yetindiler ama bu da bir şey ifade etmiyor çünkü Türk tahvilleri uluslararası piyasalarda bu notların çok üzerinde fiyatlanıyor zaten...
Küresel piyasalarda inançlı bir azınlık fiyatları yukarı sürüklemeye çalışıyor. Kenarda durmaya devam etmekte yarar var.

Altını fiyatını Çin destekliyor
Altın iki haftadır 1000 doların üzerine yerleşti. Bunda doların değer kaybetmesi ve bu eğilimin devam edeceği beklentisinin önemli rolü var. ABD’nin büyüyen bütçe açıkları dolarda değer kaybının süreceği kaygılarını artırırken güvenli liman arayanlar altına yöneliyor. Mücevher talebi yüzde 40 civarında azalmasına karşın yatırımcıların talebi altın fiyatlarını zirveye taşıyor. Altının sessiz bir büyük alıcısı daha var: Çin. 2 trilyon dolara yaklaşan döviz rezervlerini çeşitlendirmek isteyen Çin Merkez Bankası sessizce altın satın alıyor. Ancak bu alımları fiyat yükselirken değil düşerken yapıyor. Bu nedenle altın fiyatındaki düşüşler sınırlı kalıyor. Banka son açıklamasında altın rezervlerini katlayarak bin 54 tona yükselttiğini açıkladı. Doların rezerv para konumuyla ilgili tartışmalar sürdükçe Çin’in alımlarını sessizce sürdürmesi bekleniyor.
 

Borsalara para girişi yok
ABD ve Avrupa’da borsalar Mart’taki düşük seviyelerden yüzde 50 civarında yükseldi. Ancak birçok veri bu yükselişin önemli bir para girişi olmadan gerçekleştiğini ortaya koyuyor. Avrupa sermaye fonlarındaki para giriş çıkışlarını gösteren tabloya göre, yatırımcılar 2008 sonunda paralarını çektikten sonra borsalara tam anlamıyla geri dönüş yapmadılar. Citigroup geçen hafta yayınladığı raporunda bu durumu şöyle değerlendirdi:
“Borsalara çok düşük seviyelerde net akış gerçekleşti. Oysa piyasalardaki iyileşmenin ikinci ayağını bu akışlar oluşturur, boğa piyasasını bu akışlar meydana getirir. İngiltere ve Avrupa borsalarında yatırımcı coşkusu bulmak zor. Satıcılar geri çekildi fakat ortada fazla alıcı da yok.”
Citigroup analistleri ekonomi ve şirket karlarındaki iyileşmeyi dikkate aldığında Avrupa borsalarını cazip buluyor.

Murat ARIN - 20.09.09

BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
Murat Arın: Piyasalar ikiye bölündü: İnananlar ve inanmayanlar
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz