5 günlük hava durumu
13 Nisan 2013, Cumartesi

Ufacık tefecik içi dolu turşucuk

  • Giriş Tarihi : 13.4.2013
Ufacık tefecik içi dolu turşucuk
Haberi Dinle

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Minik okurlara, sayfa sayıları az olsa da uçsuz bucaksız dünyaların kapılarını aralayan kitapları tanıtıyoruz bu ay. Kimileri güldürüyor, kimileriyse hüzünlendiriyor, eğitiyor. Ama hepsi çocuklarınız tarafından okunmayı hak ediyor. TÜLİN KOZİKOĞLU

Bazı kitaplar vardır, inceciktirler ama içinde boylarını poslarını asan hazineler saklarlar. Okuru sarıp sarmalamak, bambaska âlemlere tasımak için sayfalar dolusu metinlere gerek olmadıgının kanıtı gibidirler. Siz onların cüsselerine bakmayın; kimi zaman kocaman kahkahalar attırır, kimi zaman iri gözyasları dökmemize sebep olurlar. Bazen devasa fikirlere kapı açar, bazen de güçlü mü güçlü duygularla tanıstırırlar minik okurlarını. Uzun yollardan dolandırır, genis diyarlara tasırlar. Buyrun 'ufacık tefecik, içi dolu tursucuk' kitaplara...

Bu sırrı çözebilir misiniz?
"Bizim hayatımız yollarda geçti... Kendimi bildim bileli o yer senin bu yer benim gezip durduk," diyor Rabarba, bize bir yoldaşlık öyküsü anlatacağının sözünü verircesine. Sözünü de tutuyor; hem bir yol hem de bir dostluk öyküsü çünkü anlattığı... İki dostun aynı yola baş koymasının, bu uğurda katettikleri yolların öyküsü. Kasaba kasaba gezerek çocuklara oyunlar sergileyen ikilinin derin dostluklarının öyküsü aynı zamanda. Bir işe tutkuyla sarılmanın, yaptığın işten keyif almanın öyküsü. Ve elbette birlikte varolmanın ve var etmenin öyküsü. Yazar Arslan Sayman bizi bu iki sıcak, duru, içten kahramanın neşe yüklü ama aynı zamanda hüzünlü hayatlarının içine, öykünün tonuna yaraşır sakinlikte bir anlatımla alıyor. Ve sayfalar ilerledikçe öykünün küçük sırrını antika bir hazine sandığını açar gibi özenle, yavaş yavaş açıyor. Sırrı ortaya çıkarırken öykünün kahramanlarına veya okura sert gelecek, öykünün sukünetini bozacak herhangi bir aceleci adım atmıyor. Her şey tam kıvamında tam zamanında yaşanıyor, okura yaşatılıyor. Deniz Üçbaşaran da insanın içine işleyen görsellerle bu yolculukta yazara eşlik ediyor. Sayman'ın kelimelerle yakaladığı duruluk ve suküneti Üçbaşaran da renklerle, desenlerle veriyor. O da öykünün sırrını saklamakta, yeri ve zamanı gelene dek sadece ipuçlarıyla yetinmekte kararlı kalıyor. Tatlı tatlı okunacak ve keyifle seyre dalınacak bir öykü arıyorsanız, bu kitabı muhakkak edinmelisiniz.

Macera dolu görev
Uzun yıllardır 'ilk kitaplar' kategorisinde yayımladığı birbirinden keyifli kitaplarla bebeklikten henüz çıkmış, eli kitap tutan ufaklıkların gözbebeği olan yayınevi şimdi de bir üst yaş grubu için kitaplarla çıkıyor karşımıza. Gökkuşağının renkleri gibi yedi adet kitapla tamamlanacak olan serinin ilk iki kitabı Pembe Ülke ve Sarı Ülke. Yalnızca pembe renklerden, sevgiden ve neşeden oluşan bir dünya var Pembe Ülke'de; pamuk şekerden bulutlar, aşk iksirleri, flamingolar, mutluluktan uçan insanlar. Bilgeliğin sembolü Sarı Ülke'de ise dallarından kitap sarkan ağaçlar, takım elbiseli kargalar okuru bekliyor. Kulağa hoş geliyor değil mi? Fakat kitabımızın baş kahramanı minik büyücü Arya'nın can dostu minik tavşan Zıpır'ın da dediği gibi: "Her şeyin aşırısı en sonunda ruhumuzda hastalığa yol açar." Arya'nın görevi özel bir büyü hazırlayarak bu ülkeleri hapsedildikleri tek renklilik durumundan kurtarıp gökkuşağı gibi uyumlu bir rengarenkliğe dönüştürmek. Evet, zor bir görev ama bir o kadar macera dolu, dostluk dolu. Arya'nın yedi farklı renkteki kanatlı kediyle çıkacağı bu yolculuklara eşlik etmeye ne dersiniz?

Bulutların arasındaki hayat
'Güzelliğin on para etmez şu bendeki aşk olmasa' sözünün de anlatmaya çalıştığı gibi güzellik görenin gözündedir. Bu sebeple olsa gerek kendisini bir balina kadar şişman hisseden Paula'nın tüm çevresi onu 'artık havaya fırlatıp hoplatılamayacak kadar ağır' bulurken, ağırlığı amcası Hiram Amca'nın kollarında 'yok denecek kadar az' oluveriyor. Ne zamandır havalara fırlatılıp hoplatılmaya hasret kalmış Paula'yı amcası havaya fırlatınca olanlar oluyor. Hiram Amca'nın sevgisinin verdiği güçle Paula kendisiyle ilişkisini olumlandırıyor. Bu hafiflik hissi Paula'nın ruhuna da yansıyor ve kendisini birdenbire 'bir yusufçuğun kanadından bile hafif' hissediveriyor. Ve gökyüzünde öylece kalıyor. Böylesi bir ruh hali kimin hoşuna gitmez ki? Önce endişe, ardından korku ve kimi zaman da kıskançlıkla Paula'yı aşağı çağıran eş dosta ve akrabalara inat o ayaklarının yere basmadığı bu yaşamı büyük bir keyifle benimsiyor. Hava koşullarına, açlığa ve susuzluğa rağmen kendisine bulutların arasında bir hayat kuruyor. Gökyüzünde yalnız kaldığını düşünüp Paula için üzülüyorsanız, size güzel bir haberimiz var; o hiç yalnız değil. Neden mi? Dünyanın dört bir yanında yaşayan Paula'lar olan biteni duyar da onu yalnız bırakır mı? Kimbilir belki bir tanesi de sizin yanınızdan uçup gitmiştir oralara.