Brad Pitt'in yeni filmi Fury hakkında kritik

Giriş Tarihi: 25.10.2014 10:02 Güncelleme Tarihi: 25.10.2014 14:31
Brad Pitt'in yeni filmi Fury hakkında kritik

sinefesto.com yayın yönetmeni Abdulhamid Güler Brad Pitt’in yeni filmi Fury'yi sabah.com.tr için yorumladı.



İnsanoğlu, reel ile ideal arasındaki o uzun yolun sınırlarını çizen kızılötesi ışınlara dokunmamak için büyülü tozu üfleyerek istikametini bulmaya çalışan bir çeşit dünyalı olsa gerek. Emin değilim. Ne tarih net bir şey söylüyor, ne de idea üzerinde belirgin emare var. Kervanı yolda düzeceğiz. İnsanı yolda tanıyacağız. Kendimizi de öyle.

İnsanın insanı tanıması için insanın insanla karşı karşıya gelmesi şart. Kadim tecrübe bize bunu gösteriyor. Karşıdaki olmadan, onun karşısındaki de olamıyor. Eşyanın zıddı ile bilinmesi meselesi.

Savaş ve barış kavramlarının varlığı da böylesine çetrefilli bir manzara. Hiç savaş olmasaydı barışın varlığından haberimiz olur muydu? Peki barış olmasaydı savaş devam eder miydi? Savaşın devam etmesi için barış arayışı şart ise insanoğlu tam olarak neyin peşinde?

Mevzu derin. Böylesi iddialı soruların cevaplarının bir çırpıda verilemeyeceği açık. Binlerce yıldır 'karşıdaki' ile mücadele halinde olan insanoğlunun aradığını bulamamış olması bunun göstergesi. İnsanoğlunun binlerce yıldır sürekli savaşması da mevzuun kristalize giriftliğine işaret.

Sanat belki bu yüzden var. Bir çeşit ifade yöntemi. Herkese hitap edebilmenin bir yolu. Bir lisan. Başlı başına alfabe...

Sinema, bu tarifteki sanatın post-modern zamandaki en güçlü lisanı. En pahalı sanat olsa da kitleler üzerinde en etkili olanı ayrıca...

BU HAFTA VİZYONA GİREN FİLMLER İÇİN TIKLAYIN



Bu satırların peşine varacağım nokta; 'Fury'... Kuru kuruya bir 'öfke' değil, "insan neden savaşır" sorusunu beyninize çaka çaka geçen 134 dakikanın ismi.

Başrolde Brad Pitt. Yaşlandığına inanmak istemediğimiz (ve öyle bir resim de sergilemeyen), olgunluk dönemi usta oyunculuğunun keyfini sürebileceğimiz sarı adam... 2. Dünya Savaşı'nın sonlarında 'barış arayan' ABD askerî kuvvetlerinin, ülkesinden binlerce kilometre uzakta (Almanya) savaşan başarılı bir ferdi. Çavuş Wardaddy bir tankı yönetiyordur. Savaşın son günlerine yaklaşırken kritik görevleri ifa ediyordur. Başarılıdır. Kendi gibi başarılı 5 kişilik ekibi vardır. Ekipten biri ölünce aralarına çaylak (hatta daha fazlası, silah eğitimi bile almamış) Norman (Logan Lerman) katılır. İzleyici için her şey burada başlar.

İnsanlar neden savaşır? İnsan, insanı neden öldürür? Norman'a eşlik ettiğimiz film boyunca bu soruların peşinden koşarız. Kimi zaman, "barış idealdir, tarih şiddetli" cevabını duyarız. Çoğu zaman ise tam da soruların göbeğinde, belki cevabın kendi olarak ölümü hissederiz.

Ölümü hissetme meselesinde yönetmen David Ayer'ın başarılı sinematografisi ve kuvvetli senaryosu ile üst düzey oyunculuklar etkili oluyor. Lerman'ın alkışı hak eden 'çaylak' ve 'korkak' performansı, kuvvetle muhtemel kendisini Oscar yolunda yalnız bırakmayacak. Elbette Shia LaBeouf , Xavier Samuel ve Jason Isaacs'ın katkısını da göz ardı etmemek lazım.

Yönetmen Ayer'ın savaş sahnelerindeki ustaca işleyişi ve gerçekçi şiddet görselleri, yakın çekimlerin sıkmayan kurgu ile gırtlağımıza yapışması, tankın içinden bir savaşa dahil olduğumuz hissini uyandırıyor.

Bir dönem filmi olarak sanat, kostüm ve makyajdaki başarı da Hollywood ayarında. Masada çok fazla efekte başvurulmadığı anlaşılıyor. Büyük oranda gerçek mekanlar ve başarılı kamera kullanımı, 70 sene öncesinin şartlarını perdeye taşıyor.
Teknik olarak 'Fury' için söylenecek fazla şey yok. Rakiplerine bakmak lazım ama Oscar'da ön plana çıkabilir. Oyunculuk noktasında heykelcik alacağını tahmin ediyorum.

Ancak filmin hikayesi ve senaryosuyla ilgili birkaç kelam etmek lazım.

Bir savaş filmi elbette "savaş kötüdür" der. Ancak özellikle Hollywood tecrübesi bize gösteriyor ki, hiçbir savaş filmi sadece "savaş kötüdür" demez. Örneğin Nazi Almanyası ve Holokost'u ele alan hemen bütün savaş filmleri Yahudi Soykırımı'nın insani mahcubiyetini izleyiciye 'dikte' eder. Aynı zamanda hemen her Hollywood yapımı, "Bugün, Nazi vahşeti gibi şeyler yaşanmıyorsa bunda bizim payımız büyük" diyerek ABD güzellemesi yapar ve Amerikan Rüyası denen şeye inanmamızı telkin eder. Ben buna, 'Hollywood Riyası' diyorum. 'Amerikan Rüyası' ile 'Hollywood Riyası'na maruz kalan izleyicinin 'Fury'de de alt metin, dolaylı anlatım ve metaforik aldatmacalara karşı korunaklı olması gerekiyor (Bu nasıl olacak? Elbette burada 'film okuma' dediğimiz meselenin önemi devreye girer. Sıkça başvurunuz ve film okuması yapılan yerlere iştirak ediniz).

'Vahşi Nazi' ile savaşan Amerikan askeri, istemediği ve onaylamadığı savaşın içindedir. Savaşın kötü bir şey olduğunu dillendirir. Ancak filmin sonunda, onlarca Alman askerine karşı 'kahramanca' mücadele eden 5 Amerikan askeriyle beraber soluk vermekten kendinizi alamazsınız (Başarılı bir film bunu yapar. Hakkıdır. Başarmışsa tebrik etmek düşer. Ancak biz eleştirmenlerin öncelikli vazifelerinden biri de bu noktaların altını çizmektir).

Peki gişede nasıl bir manzara bizi karşılar? Türkiye'de daha önce 4 filmi vizyona giren yönetmen David Ayer'ın seyircimiz ile yıldızının barışık olduğunu söyleyemeyiz. Son filmi Sabotaj (ki daha birkaç ay önce, yani Mayıs'ta ülkemizde gösterildi) 74 kopya ile ancak 18 bin kişiye ulaşabildi. Önceki filmlerinde de durum pek parlak görünmüyor. Neyse ki Brad Pitt var. Tek başına 6 haneli gişeyi garanti eder.

Aksiyonu bol, gerilimi yüksek (dakikalarca süren dingin yemek sahnesi gibi), sinematografik olarak başarılı bir film, Fury... İzlemeli ve savaşa lanet edenlerin bizatihi savaşı körüklediklerine dair ipuçlarına ulaşmalı...

ARKADAŞINA GÖNDER
Brad Pitt'in yeni filmi Fury hakkında kritik
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz