Türkiye'nin en iyi haber sitesi

1915’ten 2015’e Mektup Var

Giriş Tarihi: 20.3.2015 14:05 Güncelleme Tarihi: 20.3.2015 14:07
1915’ten 2015’e Mektup Var

Ahaber sinema eleştirmeni Abdulhamit Güler 18 Mart'ta vizyona giren Son Mektup filmi üzerine bir değerlendirme kaleme aldı.

Bir filmden çıkaracağınız sonuç filmden ne beklediğiniz, filme nereden baktığınız ve belki en fazla önyargı ve kabullerinize bağlıdır. Kimse için değişmez. Sırf bu yüzden izleyeceğim bir film hakkında en az bilgiye sahip olmayı yeğlerim.

Bir film hakkında öncesinde ne kadar az bilgiye sahip olursanız aranızdaki mesafeyi de o kadar daraltırsınız. Filme ulaşabilir, filmi kendinize ulaştırabilirsiniz.

Hele hele tarihsel verisi, politik örgüsü, insani görgüsü yüksek olan filmlerde kendinizi bundan almanız neredeyse imkânsız. Esasına bakarsanız bir sakıncası da yok. Kendinizi bilip, dürüstçe meselelere yaklaştıktan sonra sıkıntı yok.

Son Mektup, ele aldığı konu, hikâye ediş tarzı, bazı hususlardaki tercihleri ve iddiasıyla tam bu çerçevede tartışmaların ortasına oturdu. İddiasıyla sınanıyor elbet. Aylardır PR'ına maruz kalıyor, beklentimizi yükseltiyoruz.

Sinemamızın en pahalı filminin bütçesi 20 milyon TL olarak bildirildi. Dönem işleri en pahalı yapımlar olduğundan bu miktar gayet anlaşılır. Hatta keşke daha fazla paramız olsaydı da daha görkemli yapımlarımız olsaydı.

Arzu ederseniz filme buradan girelim. 'Görkem' noktasında film zayıf kalmış. Bütçenin yüksekliği elbette beklentiyi yükseltti. Başarılı görsel efektler, özenli sanat ve kostüm uygulamaları, bütçenin hakkının bir nebze verildiğine işaret. Ancak göğüs göğüse savaş sahnelerinin olmaması hayal kırıklığını artırdı. Söz konusu kırıklık bende yok. Ya da az var. Çünkü Son Mektup'u önemli kılan şey başka... Beğenmeyenlerin büyük oranda beğenmeme sebebi, ben ve benim gibilerin de kuvvetle muhtemel en başta beğenme sebebi…

Sinemanın hiçbir zaman politikadan ve güncelden uzak olamayacağını vurgulamak isterim (her zaman yaptığım gibi). Mesele nasıl ele aldığınızda.

Özhan Eren'in büyük bir iddia ile yapımcılığı, senaristliği ve yönetmenliğini yaptığı film, vasatın altına düşmüyor. Özellikle görsel efektler bugüne kadar sinemamızdaki en iyi uygulama olsa gerek. Büyük sükse ile vizyona girip gişe rekoru kıran Fetih 1453 ile kıyaslanmayacak kadar iyi. Aralarında sadece birkaç sene olduğunu düşününce Son Mektup'un daha özenli olduğunu söylemek lazım.

Filmin en çok tartışılan noktası hikâyesi… Sadece deniz savaşı kısmını ele alması, kara muharebesine girmemesi, "1453" vurgusu gibi başlıklar, filmin eleştiri odaklarından. Eleştiriler büyük oranda haksız. Zira bunlar tercih meselesi. Öncelikle tercihlerini başarıyla uygulayıp uygulayamadığına bakmalıyız. Bu bakımdan sınıfı geçtiğini belirtmek lazım...

Diğer taraftan politik angajmanlara saplanmadan eleştirilecek noktalar yok değil. Mustafa Kemal'e gerçekten biraz daha yer verebilirdi. Bugüne kadar Çanakkale'yi Mustafa Kemal'e indirgeyen bakıştan sıyrılmasına rağmen tam tersi dezavantaja düşme çizgisinde dolanıyor film. Kara muharebesine yer vermemesi görsel şölenin noksan kalması bakımından eleştirilebilir. Ancak bu tamamen yönetmenin tercihi… Kaldı ki deniz muharebesi kısmına geniş yer verilmiş ve gayet de başarılı uygulanmış. İlber Ortaylı'nın da dediği gibi Çanakkale'deki zaferde en büyük paylardan biri Nusret Mayın Gemisi'ndeydi. Son Mektup da bu nüansa eğilmiş.

Bir aşk hikâyesi üzerinden Çanakkale'yi görmeye çalışmak da riskli bir alan. Dezavantajlardan sıyrılmak kolay değil. Özhan Eren bu noktada git-gel yaşamış. Saf, sadık ve hissettiren bir aşk yaşansa da izleyiciye daha sahici gelmesi bakımından senaryoda ufak tefek oynamalar yapılabilirdi.

Bu bağlamda oyunculuklara gelecek olursak, Nesrin Cavadzade tek başına filmi kurtarmaya çalışıyor. Özellikle Tansel Öngel, böyle bir filmi kaldırabilecek bir performanstan uzak görünüyor. Böylesi yüksek bütçeli, tarihi öneme haiz ve çok kişinin gedik arayacağı yapımda oyuncuların daha 'özel' isimlerden seçilmesi gerekirdi. Zira ortada bir festival-sanat filmi yok. Bütünüyle gişe yapımı… Bir gişe işini sürükleyen ögelerden biri de oyuncudur. Yıldız isimler filme çok şey katardı. Sadece gişesine değil, başarısına…

Gel gelelim Son Mektup ile alakalı 'tarihsel' eleştirilere katılmam mümkün değil. Tarih bilimiyle alakalı meseleden bahsetmiyorum. Neyin doğru neyin yanlış olduğuna 'bilim' karar verir. Orası uzmanların işi… Ancak tarih denen alacalı alan ile ilgili belirtmek lazım ki; tarih bilim olmaktan çıktı, Mustafa Özel'in de ifade ettiği gibi 'gelecek bellidir, geçmiş mütemadiyen değişir'. Bu şartlar altında 'kimin tarihi' sorusu hep elimizde olacak. Böyle bile olsa filmdeki bilgiler değil mesele. Esas konu, yakın zamana kadar özellikle görmezden gelinen noktaların aydınlığa kavuşması. Söz konusu karanlık noktalarda kalan zihni ve kalbi yapının mensubu olarak bir filmde karartmaya maruz kalmamak çok önemli bir durum.

"Ne istiyorlar bizden" sorusuna, "1453" cevabı veriliyor filmde. Haksız mı? Postmodern zamanın mütebessim yapaylığına inanmış, dünyanızı -hamasetin zirvesi olan- şeffaflık yalanına hapsetmiş ve çağdaş zaman rüyasının riyadan farksız olduğuna gözünüzü kapamışsanız haksız görebilirsiniz. Lakin işgaller, katliamlar, soykırımlar, karmaşa ve alt metinlere baktığımızda bunun ne kadar doğru bir tespit olduğunu görürsünüz. Bırakın 1915'i, 2015'te bile bir 'Haçlı' zihniyetinden bahsedebiliriz. Mantar gibi türeyen terör örgütlerinin kimin faydasına çalıştığını, kukla iktidarların nelere yol açtığını düşününce, maskesinin ardında Haçlı Savaşı yürüten bir akıldan söz etmek komplo teorisi gibi geliyorsa, size mutlu dünyanızda saadet dilerim.

Son Mektup'ta işte tam bu noktada ciddi bir perspektif var. Allah rızası için canını ortaya koyan yüz binlerce şehidin 'devrim kanunlarının neferi' gibi aksettirildiği günlerden çıktık. İşin aslına eğilebiliriz. Son Mektup bu çerçevede sağlıklı yapıya sahip... Tek olumsuz not Mustafa Kemal'e yer vermeme tercihi. Böylesi şeylere gerek yok. Bize bugün lazım olan 'hakikât'in yolunda 'gerçek'e sahip çıkmak.

'Yeni Türkiye' alerjisi olanların filme dair 'kodlanmış' eleştirilerini de umursamamak lazım. Zira 'Yeni Türkiye', 'özellikle karanlıkta bırakılmış noktaların aydınlığa ulaşması'ndan başka bir şey değil. Meseleyi iktidar partisinin politik söylemine mahpus etmek herkesten çok hakikate haksızlık olur.

'Yeni Türkiye' kavramına kalben inanan ve zihinsel olarak da benimseyen biri olarak 'gerçek'e hapsolmuşların 'hakikat'in emaresine dair görgüsüzlüğüne sadece üzülürüm. Hâlbuki hepimiz aynı arayışın kodlarıyız. 'Son Mektup' da buna hizmet ediyor.

Siz hangi kavramı nasıl tarif ederseniz edin. Kavramlara hakkını vermek zamanın ve kalbin işi…

Kalbinizi rahat tutun…

Zamanı ise rahat bırakın…
ARKADAŞINA GÖNDER
1915’ten 2015’e Mektup Var
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz