X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Ünlüler yolun başındayken neler yaşadı?
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Ünlüler yolun başındayken neler yaşadı?

  • Giriş Tarihi: 3.6.2013

Meslek hayatlarında başarıdan başarıya koşan ünlü isimler, hayatta attıkları ilk adımları; 'Yolun Başındayken' isimli kitap için Görkem İldaş'a anlattı. Ünlülerin ilk gençlik anıları, ilk aşkları, hayata tutunma çabaları, unutamadıkları arkadaşları bu kitapta...

20'ler henüz sınırlarımızı pek bilmediğimiz yaşlar. Ne yaşayacağımız yer bellidir, ne de tam olarak işimiz... Bu bilinmezlik hallerinde dahi onların emin oldukları neydi? En dibe vurdukları anda kendilerine ne söylediler? Unutamadıkları arkadaşları, anıları, kaygıları, aşkları... O zamanlardan edindikleri ve hâlâ sürdürdükleri alışkanlıkları... Akademisyen ve TV programcısı Görkem İldaş, 'Yolun Başındayken' isimli kitabı için sordu; Engin Günaydın, Burhan Doğançay, Binnur Kaya, Selçuk Erdem, Sertab Erener, Muazzez İlmiye Çığ, Yavuz Turgul gibi alanında öne çıkan isimler, gençlik yıllarını anlattı... İşte o isimlerden bazıları ve anıları...

SERTAB ERENER
TİPE DEĞİL YETENEĞE AŞIK OLUYORMUŞUM MEĞER!
20'li yaşlar, üniversite yılları; insanın özgürlük bayrağını çektiği ve kendini ifade etmeyi öğrendiği yıllar oluyor. Üniversite yılları; çok enerjik, çok şeyin öğrenildiği, deneyimlendiği ve risk alındığı bir dönem. O dönem konservatuvar yıllarıma denk geldiği için anılarım çok güzel.

HEP YANLARINDAYDIM

Konservatuvarda çoğu arkadaşım tiyatrocuydu ve benim dönemime denk gelen ekip olağanüstüydü. Demet Akbağ, Rozet Hubeş, Yasemin Yalçın filan mesela... Hepsi arkadaşımdı; onlarla besleniyordum. Onlar benden büyüktü ve genelde tiyatro okuyan insanlar daha entelektüel, dünya görüşleri daha geniş insanlar oluyordu. Onlardan çok şey öğrendim. Gösterilerinde şarkıcı olurdum hatta sık sık.
Bir keresinde turneye çıkmışlardı. Ben onların etrafında, her taraftan çıkan bir kız çocuğu olduğum için "Hadi gel, oyunun müziğini senin üstüne kuralım" dediler. Bir arp vardı, bir de arp çalan arkadaşımız... Sahnede büyüklü küçüklü kocaman küplerin üstüne çıkıp şiir okurlardı. Ben de onlar şiir okurken, arkada arya söylüyordum. Sırf sesim duyuluyordu, kendim hiç yoktum ortada.
Üniversite aşkları çok derin bir konu. Sonradan fark ettim; birine "Aşığım" dediğimde aslında adamın kendisine değil; yeteneğine aşık oluyormuşum meğer! Adamın bir kendine bak, değil mi? Ne tip, ne fiziksel özellikler filan yeterli değil. Adam çello çalıyorsa ve çok iyi çalıyorsa mesela; Allahhh, tutma beni... Çok aşık oldum ben böyle. Sonra anladım ki adamın yeteneğine hayran kalıyormuşum ve burada bir yanlışlık var.

BİNNUR KAYA

ANKARA'DA KALSAYDIM EVLİ-ÇOCUKLU olurDUM
Konservatuvarı ilk girişimde kazanamadım çünkü çalışmamıştım hiç. İşin havasındaydım. Otobüse binerdim. Elimdeki tiyatro tekstini göstermeye çalışırdım; sanki bir şeymiş gibi. Sorsalar; tiyatrocu musun? Değilim. Necisin? Sınava hazırlanıyorum. Ham zamanlar işte bunlar.
İkinci girişimde kazandım. "Sizi burslu Bilkent'e aldık" dediler. Çok güzel bir duygu. O duygunun kokusu da var bende. O kağıdın asıldığı camın bir kokusu vardı, hissi vardı. Kazanmak denen zehri öyle böyle şırınga ediyor hayat sana. Sonra da istiyorsun o duyguyu bir daha yaşamayı.
İlk aşkım mahalleden arkadaşımdı. Ankara'da kalsaydım muhtemelen onunla evlenirdim, çocuk yapardım ki, hiç sıcak bakan biri değilim. Ankara'da kalsam olurdu ama, çünkü orada düzenli bir hayat var, yapılması gereken o gibi...
İstanbul'da ilk buluştuğum kişi Devin'dir (Özgür Çınar). Sonra ailem genişledi. Engin (Günaydın) eklendi. Olgun (Şimşek) ve Şebnem'le (Sönmez) de emeğin, paylaşımın, karşılıksız vermenin, büyük büyük sevmenin anlamı hayat buldu. Şebnem'le, Olgun da bize aile oldular. Kirayı ödeyemeyince, evden çıkmak zorunda kalırsak biliyorduk ki onlar bize evlerini açarlar. Hep de yaptılar bunu. Özellikle ikisinin yeri, içimizin en güneşli, en çiçekli bahçesidir.

YİĞİT ÖZGÜR
ESKİDEN HAVALI BİR KURBAĞAYDIM!
Gençliğim Antalya'da geçti. 12 Eylül'ün ertesinde yetişen ve 'Özal gençliği' diye anılan jenerasyondanız. Antalya'da; tatil psikolojisinin getirdiği bir hafiflik vardır. Derin felsefi düşüncelere dalmak için çok elverişli değil. Apolitik gençliği alın, turistik bir memlekete koyun, ısıyı da 40 dereceye ayarlayın; pelte gibi birisi oluyor.

SAKAL KONTROLÜ...

Bir arkadaşım vardı; liseyi bitirdiğimizde boyumuz hâlâ uzamamıştı, sakalımız çıkmamıştı. Pek kitap okumadığımıza, cahil cühela ve apolitik olduğumuza göre boyumuzun uzamaması bizim en büyük meselemiz olsun dedik. Sakalımızın çıkmamasını terörden, açlıktan ve işsizlikten daha çok konuştuk. Hâlâ işsizlikten konuşurken sakalımı sıvazlar, olup olmadığını kontrol ederim. Oradaysa artık işsizlik hakkında konuşabilirim diye düşünürüm.
Öğrendiğim şeyler mutsuzluktan başka bir şey vermedi bana. Negatif tarafından bakınca cahil, pozitif bakmaya zorlarsanız açık fikirli olarak büyüdüm.
Zaten kağıt kalemle oyalanmayı çok seviyordum ama asosyallik hali yüzünden muhabbetimiz iyice arttı. Ivır zıvır karalamalarla kağıtları dolduruyordum. Aklıma ne gelirse çiziyordum. Salaktım da biraz.
Kızlar konusunda çok seçiciydim; o halimle bile... Salak... Hem çok seçiciydim, hem de kurbağa gibiydim. Gidip herkesin aşık olduğu kıza aşık oluyordum. Bizim iş olmuyordu bir türlü. Bir-iki tane de benden hoşlanan kızcağız oldu; onları da ben savuşturdum. Havalı bir kurbağaydım.


kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.