X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Ayşe Gül Süter'in ilk sergisi Eylül'de
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Ayşe Gül Süter'in ilk sergisi Eylül'de

  • Giriş Tarihi: 27.8.2013 15:50 Güncelleme Tarihi: 27.8.2013 15:55

Ayşe Gül Süter ‘Hareket/Motion’ adlı ilk kişisel sergisi ile 4 Eylül – 29 Eylül tarihleri arasında Pg Art Gallery’de yer alacak.

Etkileşimli düzenlemeler kullanarak hareket, ışık, renk, zaman ve mekan olgularını yeni medya pratikleriyle ele alan Ayşe Gül Süter, bu sergide yer alan düzenlemelerinde deneysel olarak gerçekleştirdiği yeni çalışmalarını izleyiciye sunacak.

Serginin çıkış noktasını "herhangi bir yazılım kullanmadan, 'etkileşim' nasıl tasarlanabilir?; optik algılayıcılar, dokunmatik aygıtlar ve görüntü işleme olmadan da yeni medyanın temel problematikleri söz konusu edilebilir mi?" soruları oluşturuyor. Bu sorular şüphesiz yeni medya sanatı için büyük bir öneme sahip. Özellikle günümüzün etkileşimli düzenlemeleri düşünüldüğünde, çoğu zaman medyumun kendisi bir araç olmaktan çıkıp, "eğlence" hedefli bir amaca dönüşüyor. Süter "etkileşim", "izleyici" ve "deneyim" olgularını tek bir medyumun hiyerarşik alanında ele almamak adına, bilinçli bir şekilde kendi teknik bilgisini öteliyor ve "ışık" ya da "hareket" gibi kavramların esasen sanatın özsel nitelikleri olduğuna işaret ediyor.

Gündelik yaşamının bir kısmını otomobil servisinde çalışarak geçiren sanatçı, gün boyunca hasarlı, yanmış ve camları kırılmış araçlar ile karşılaşıyor. Bu kırık camları atölye ortamına taşıyarak ışık ile kimi deneyler tasarlıyor. Üst üste binen ve kırılmış camlarda hareket eden imgeler ise sergideki analog animasyonları ortaya çıkarıyor. Çalışmalarda beliren imgeler izleyicinin bakış açısına göre biçimlendiğinden Süter, etkileşimi medya temelli bir yapıdan gündelik yaşamın içine ve psikolojik bir deneyime doğru kaydırmakta. Sanatçı aynı zamanda yazılım olmadan da kırık bir camın programlanabileceğini göstermiş oluyor. Turing makinalarından günümüz bilgisayarlarına dek güncelliğini hiçbir zaman yitirmeyecek olan "programlanabilirlik" sorunu, Süter'de gerçekten bir yaşanmışlığı olan malzemeler ile söz konusu ediliyor. Kırık cam hem metaforik anlamda hem de teknik anlamda bir belleğe sahip. Camların ışık ile olan ilişkileri düşünüldüğünde, Süter'in kendi laboratuvarında etkileşimli "fotoğraflar" ürettiğini söylemek mümkün. İzleyici, aynalar ve kırık camlarla karşılaştığında ise bu fotoğraf her seferinde, başkalarının fotoğrafıyla iç içe girmeye, kendini yeniden dönüştürmeye ve ışık ile kazınmaya devam ediyor.

Etkileşim, optik bir oyun olmaktan ziyade izleyicinin dünya ve nesnelerle kurduğu ilişkiyi kendi bedeni üzerinden açımlamasına olanak veren bir deneyim. Sanatçının çalışmalarında beliren bozuk beden imgemiz, bize hem dünya ve nesneleri algılayışımızda kendi içsel algımızın oynadığı rolü hem de uzamdaki konumumuzun varlıksal açıdan taşıdığı önemi gösteriyor.

Sürekli hareket eden ve izleyiciye statik bir bakış açısı sunmayan bu çok perspektifli imgeler, artık sanatın çerçeve içine alınamayan ve elle tutulamayan akışkan bir yapıya büründüğünün bir göstergesi. Bu noktada izleyicinin de paralel bir refleks göstermesi ve aynı akışkanlığa sahip olması gerekiyor. Tek merkezlilik hem optik olarak hem de kavramsal olarak artık yaşamımızla örtüşmüyor. Gündelik deneyimlerimizdeki nesnelerle kurduğumuz "bakmak" ve "yön değiştirmek" gibi çok basit eylemler Süter'in çalışmalarında bize "etkileşim" bağlamında sunulduğudan, yeni medyanın artık bilim-kurgu olmadığını ve sıradan yaşama sızdığını görüyoruz.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.