X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Mevlana'nın Şemsi Tebrizi arayışı nasıl oldu?
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

'nın Şemsi Tebrizi arayışı nasıl oldu?

  • Giriş Tarihi: 10.12.2014 11:04
Mevlana'nın Şemsi Tebrizi arayışı nasıl oldu?
Mevlana'nın Şemsi Tebrizi arayışı nasıl oldu?

Mevlânâ'nın Şemsi Tebrizi ile karşılaşması hayatının bir dönüm noktası olmuştur.

Mevlânâ'nın yaşamını birden değiştiren ona, coşkun ve taşkın bir ruh hali aşılayan bu adam yani Şems kimdi?

Mevlânâ'nın kişiliğini ve düşüncelerini anlayabilmek için, üzerinde büyük etkiler yapmış olan Şems-i Tebrizî'den ve ona Mevlânâ ile buluşmalarından söz etmek gerekir. Çünkü bu anlatılmadığı takdirde Mevlânâ üzerine söylenenler eksik kalır.

Mevlânâ'nın normal yaşamını birden değiştiren, ona coşkulu ve kabına sığmaz bir ruh hali aşılayan Şems-i Tebrizî, çok keskin görüşlü, zeki bir bilgin ve bir hakikakat aşığı,mürşitlik mertebesine erişmiş ârif bir yol göstericidir. Dilimize de çevrilen Mükâlat (konuşmalar) adlı eserinde şunları söylüyor:

''Allah'a yalvardım, Ya Rabbi beni kendi velililerinle tanıştır, onlara yoldaş et dedim. Rüyamda ''seni bir veliye yoldaş edelim'' dediler. ''O veli nerededir" diye sordum. Ertesi gece bu velinin Rum diyarında (Anadolu'da) olduğunu söylediler.''

Bu olay Ariflerin Menkıbeleri'nde de anlatılmaktadır.

Buna göre Şems: "Ey Allahım, kendi örtülü olan sevgililerinden birini bana göstermeni istiyorum" diye dua etti. Allah tarafında: ''İstediğin gibi herkesin gözünden saklı, güzel ve mağfirete nail olmuş can, Belh'li Sultanül-Ulema Bahâ Veled'in oğludur" diye cevap geldi.Bunun üzerine Şems: "Ey Allahım! Onun mübarek yüzünü bana göster" dedi. Allah tarafından: "Bunun şükranesi olarak ne verirsin? diye sordu. O da: "Başımı" diyerek cevap verdi. Şu şiir bu duyguyu çok güzel anlatmaktadır:

"Tebriz'de, Şemseddin geldiği vakit, bunun şükranesi olarak başımı vereceğim diye ahdettim. Çünkü başımdan başka bir şeyim yoktur.''

Şems-i Tebrizî'nin Konya'ya gelişi Mevlânâ ile karşılaşmasını bir çok kaynaklar aynı, fakat değişik dekorlar içinde sunmaktadırlar.

Bu karşılaşmayı Molla Cami Nefahütü'l-Üns adlı eserinde anlattığı gibi, Eflâkî de yukarıda adı geçen eserde anlatıyor. Bu eserden öğrendiğimize göre Şems,Konya'ya gelir ve bir hana yerleşir: Bir gün o ruh dünyasının sultanı, hanın kapısına oturmuştu. Mevlânâ hazretleri-Allah onun sırrını kutsasın-''Penbefıruşân: Pamukçula''medresesinden çıktı. Rahvan bir katıra binmiş, bütün öğrenciler, danişmendler de iki tarafında yaya olarak oradan geçiyorlardı. Birden bire Şemseddin kalktı, Mevlânâ'nın önüne koştu, katırının gemini sımsıkı yakaladı ve: Ey dünya ve mana nakitlerinin sarrafı, Allah adlarının bilgini söyle: Muhammed hazretleri mi yoksa Bâyezid mi büyüktür?" dedi. Mevlânâ: Hayır, hayır, Muhammed Mustafa bütün peygamber ve velilerin başbuğu ve reisidir. Hakikatte büyüklük ve ululuk onundur" diye buyurdu.

Şems-i Tebrizî: O halde Hz.Mustafa: Ya Rabbi seni her türlü eksikten arı, duru kılarım; biz seni lâtık olduğu vechile bilemedik'' buyurduğu halde Bâyezid:''Ben kendimi her türlü eksikten arı duru kılarım. Benim şanım ne kadar büyüktür. Ben sultanların sulatanıyım" diyor, dedi.

Yine aynı kaynakta anlatıldığına göre, Mevlânâ hemen katırından indi. Bu sorunun heybetinden bir kere bağırıp kendinden geçmiş ve yere yığılarak bir saat kadar öylece kalmıştı. Kendine geldikten sonra da, bu çetin soruya şu karşılığı vermiştir:
''Hz.Muhammed (s.a.v.),cihan varlıklarının en büyüğüdür, Bâyezid kim oluyor? Bâyezid'in susluğu bir yudum su ile dinero da suya kandığından söz eder. Onun idrak hazinesi o kadar bir suyla dolar. Güneşin cihanı aydınlatan ışığı, onun evinin ufacık penceresinden ancak o kadar girer. Ama Hz.Muhammed Mustafa'nın susuzluğu o kadar derindir ki, şüphesiz hep susuzluğundan dem vurur. Her gün o susuzluğun daha da artması niyazında bulunur. Şu halde bu her iki davacıdan Muhammed Mustafa'nın davası daha büyüktür''

O müthiş soruya karşılık olarak verilen ve müthiş cevap karşında, şimdi de bir nârâ atarak yere düşme sırası Şemsi Tebrizî'dedir. İşte bu iki Allah dostu böylece karşılaşmışlar ve birbirlerini bütünleyen iki kişi haline, daha doğru bir ifadeyle, bu iki kişi bir bütün haline gelmişlerdir.

Şems-i Tebrizî ile Mevlânâ'nın karşılaşmaları, çoklarınca iki deryanın karşılaşması olarak nitelendirilmiştir. Gerçekten de bu karşılaşmanın sonucu çok önemli olmuştur. Bu önem yalnızca Şems ve yalnızca Mevlânâ için değil, çift yönlü bir önemdir.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.