X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Belgelerle 17-25 Aralık kitap oldu
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Belgelerle 17-25 Aralık kitap oldu

  • Giriş Tarihi: 24.4.2015 13:20
Belgelerle 17-25 Aralık kitap oldu
Belgelerle 17-25 Aralık kitap oldu

17-25 Aralık yargı darbesi girişimi sonucu deşifre olan Paralel Devlet Yapılanması ilk kez remi belgelerle kitap haline getirildi. Star Gazetesi muhabiri Helin Şahin tarafından kaleme alınan “BERMUDA&Posta Kutusuna Düşen Darbe Planı” adlı kitapta, Paralel Devlet Yapılanmasının devlete karşı kurduğu sinsi planlar perde arkasıyla anlatılıyor.

Profil Yayıncılık'tan çıkan kitapta, 17-25 Aralık yargı darbesi girişimin emniyet ve savcılıkta nasıl planlandığı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın da aralarında yer aldığı binlerce kişinin nasıl yasa dışı dinlendiği, örgütün yapısına dair şok eden bilgi ve belgeler yer alıyor.

Bir ihbar e-mailiyle başlayan iddiaların devletin zirvesine uzanan bir darbe girişimine nasıl dönüştüğünün tek tek anlatıldığı kitapta, adliye koridorlarında yaşanan güç savaşları dikkat çekiyor. Kitapta, son günlerde gündeme gelen paralel yapının Jandarmaya dair nasıl planlar kurduğuna dair önemli bilgiler de yer alıyor. MİT TIR'larına hukuksuz müdahale soruşturmasında bir kısım jandarma personeli hakkında işlem yapılırken, Cumhurbaşkanı Erdoğan da "Paralel yapı, jandarmayı kullanmak istedi" demişti. Helin Şahin'in kitabından çarpıcı bazı noktalar şöyle:

"BİZ OLMASAK MEMLEKETİN HALİ NE OLACAK"

17 Aralık 2013 günü o dönem Başsavcıvekili olan Zekeriya Öz'ün emriyle "Rüşvet ve yolsuzluk" iddialı soruşturma kapsamında operasyonun düğmesine basıldı. Öz ile altında görev yapan savcı Celal Kara, 17Aralık günü Çağlayan adliyesindeki odalarında gazetecileri kabul ediyordu. Televizyondan gelişmeleri izleyen ve her zamanki rahat tavrıyla konuşan Zekeriya Öz, "Biz olmasak memleketin hali ne olacak arkadaş. Yine biz çalışıyoruz. Rüşvetçileri de yakaladık" diyordu. Diğer yandan Başsavcı Turan Çolakkadı odasından çıkmıyor, kendisine bilgi verilmediğini ve dosyadan haberi olmadığını söylüyordu. Medyaya çıkmayı sevmeyen, "Aman başımız ağrımasın. Ne etliye ne sütlüye dokunmayalım" tavrıyla bilinen Çolakkadı'nın kapısında saatlerce bekleyen gazeteciler Zekeriya Öz'ün odasına koşarak "Başsavcının haberi yokmuş" dediklerinde aldıkları cevap manidardı: "Turan'ın hiçbir şeyden haberi olmaz zaten. Biz soruşturma dosyasını açtık, kaydı var. Ona bilgi vermek zorunda değiliz."



İKİ SAVCI KARŞI KARŞIYA "GİDİCİLER"

Operasyonun yankıları sonucu Başsavcının talimatıyla yapılan değişiklikle dosya kapsamında sadece Celal Kara değil iki savcı daha ifadeleri almaya başlamıştı. Kara'nın ifadesini aldığı kişilere "Tayyip'e güveniyorsanız yakında o da gidecek. Bu ülke çadır devleti değil" şeklinde sözler sarf ettiği belirtiliyordu. Mesai saatinin bittiği saat 17.00'a 5 dakika kala ifadeleri almaya başlayan Celal Kara'nın "Hadi bakalım o çok güvendiğiniz başbakanınız gelsin sizi kurtarsın" dediği adliye koridorlarında konuşulan en önemli iddialardan biriydi. Kara'nın daha sonraki günlerde Rıza Sarraf'a iki ifade tutanağı yollayarak "Recep Tayyip Erdoğan'a rüşvet verdim de, bunları imzala seni içeriden çıkaralım" teklifinde bulunduğu da ortaya atılan iddialardandı. Adliye koridorlarında büyük yankı uyandıran diğer bir olay da savcı Celal Kara ile o dönem dosyaya Başsavcılık tarafından dosyaya atanan savcı Ekrem Aydıner arasında yaşandı. Soruşturmayla ilgili bir işlemler kapsamında Kara ve Aydıner karşı karşıya gelmişti. Aydıner'e "İmzala şu tutanağı da işlemler bitsin" diyen Kara, "Tatmin olmadım, imzalamayacağım" cevabını veren Aydıner'e öfkelenmişti. Kendisinden emin tavırlarıyla bilinen Celal Kara, meslektaşına "Şunu imzala bak bunlar bir ay sonra gidici" diyerek darbe planı içinde olduklarını itiraf etmişti.

ÖNCE JANDARMA KULLANILDI


17 Aralık operasyonun yankıları sürerken Türkiye 25 Aralık 2013 sabahı paralel yapının savcılarından Muammer Akkaş'ın başında olduğu 25 Aralık operasyonuna uyandı. Her şey aslında 2009 yılında İstanbul Anadolu yakasında bulunan Jandarma bölgesine hafriyat döken kamyonlar hakkındaki bir şikayet üzerine başladı. Jandarma üzerinden bir süre özel yetkili savcılık soruşturma yürüttü. Ancak, basit bir trafik ihlaliyle başlayan soruşturma büyümüş Başbakanlığın santral numaraları dinlenmeye başlanmıştı. Bunu fark eden üst düzey jandarma personeli, savcılıkla temasa geçerek soruşturmanın nasıl bu noktaya geldiği konusunda itirazlarda bulundu. İşte her şey o noktada farklı bir sürece girdi. Dosya jandarmadan alınarak İstanbul Emniyeti Mali Şube'ye verildi. Artık soruşturma, savcı Muammer Akkaş ve Mali Şube arasında devam ediyordu.

TELEFONU KAPATIP KAÇTI

Jandarmadan alınarak 2011 tarihinde başka bir dosya numarasıyla yürütülen soruşturma kapsamında onlarca politikacı, işadamı ve gazetecinin özel hayatı dahil birçok konuşmaları kayıt altına alınmıştı. Düğmeye basılacak gün bekleniyordu. O gün ise 17 Aralık hezimetinden bir hafta sonra yani 25 Aralık 2013 günüydü. Savcı Muammer Akkaş, 17 Aralık'tan hemen sonraki gün katibi ve bir polis memuruyla odasında çalışmalarına hız verdi. Rutin dışı bu durum dikkatlerden kaçmıyordu ancak özel blok olan adliyenin bu kısmında her an olağanüstü bir şeyler yaşanabiliyordu. TMK bürosunun başında olan Başsavcıvekili Oktay Erdoğan ise o tarihte tüm TMK savcılarının ellerindeki dosyaları incelemek için kendisine teslim edilmesini istedi. Ancak Muammer Akkaş, elindeki dosyalardan birini Erdoğan'a vermedi. Bunun üzerine Başsavcı Turan Çolakkadı harekete geçerek Muammer Akkaş'ı odasına çağırdı. Çolakkadı, "Savcı bey, siz de bir dosya varmış ama 'üzerinde çalışıyorum' diyerek başsavcıvekiline vermemişsiniz. Bir anlatın bu dosya neyin nesidir" diye sorduğunda Akkaş, üstün körü bilgilerle Çolakkadı'yı geçiştirip, odadan ayrıldı. Durumdan huylanan Çolakkadı ise Başsavcıvekili Erdoğan'a "Yarın (24 Aralık) dosya ve savcısı ile gelin inceleyelim şunu" diye talimat veri. Bunun üzerine Akkaş'a 24 Aralık günü dosyası ile toplantıya katılması haberi gönderiliyor. Ancak 24 Aralık günü olduğunda Akkaş'ın adliyeden erken çıkması ve cep telefonunun da kapalı olmasının hayra alamet olmadığı 25 Aralık sabahı anlaşıldı.

JANDARMAYA TESLİM EDİN

25 Aralık sabahı Muammer Akkaş, Çağlayan Adliyesi'nin 7. Katında bulunan ve özel giriş kartıyla girilen turnikeli koridordan geçerek odasına gitti. Her şey planlanmıştı. Emniyetten üst düzey amirler 25 Aralık için fezlekeyi Akkaş'a sunmuş ve gerekeni yapması için telkinde bulunmuşlardı. Sakinliği ve az konuşmasıyla bilinen Muammer Akkaş, bu kez her gün ki halinden farklıydı. Akkaş, odasına çağırdığı polis memuru Mehmet Akif Üner'e kapalı zarf içinde arama ve gözaltı talimatını içeren yazıyı verdi ve "Derhal gereken yapılsın. Bu listedeki isimler alınsın jandarmaya teslim edilsin. Gizliliğe dikkat edin" dedi. Zarfı alan memur, emniyete gitti ve üstlerine bilgi verdi. İstanbul Emniyetinde gergin bir hava hakimdi. Emniyet Müdür Yardımcısı Selami Yıldız ve Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Hakan Sıralı, Akkaş'ın yazılı emrini görünce hemen İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gitti. Emniyet amirleri, yazıdaki "Jandarmaya teslim edin" emri ve gözaltı talimatında kendilerine hiçbir delil sunulmadan ne gerekçeyle yapılmasının istendiğine dair bilgi sunulmamasını manidar bulmuştu. Amirler "Efendim, şubede bu soruşturmada adı geçen kişilere dair hiçbir dosya yok. Savcı bize hiçbir bilgi sunmadan nasıl operasyon emri verebiliyor" diyerek Başsavcılıktan bilgi talep ettiler. Müdürleri görüşmenin ardından Emniyete döndüler. Emniyette hareket üst seviyeye çıkmış ve rütbeli personelin katılımıyla Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdür Yardımcısı Arzum Nazman başkanlığında bir toplantı yapıldı. Operasyon kapsamında dikkat edilecek hususlar detaylıca anlatıldı. Her türlü hazırlık tamamlandı ve sadece adreslere gidilmesi talimatı için beklemeye başlandı. Saatler gece yarısını gösterdiğinde operasyonun talimatını veren savcının bu talimatı Başsavcıvekili Oktay Erdoğan tarafından kaldırıldı. 26 Aralık 2013 günü saat gece 03.00 sıralarında Hakan Sıralı ve Arzum Nazman operasyonun iptal edildiğini duyurdu. Emniyet, bir üst makam olan başsavcılığın emri üzerine operasyonu gerçekleştirmedi. Ancak, söz konusu gelişmeler basına "Polis operasyon yapmadı" şeklinde yansıtılarak savcının mağdur edildiği gibi bir algı yaratıldı. Oysaki verilen operasyon emri tamamen hukuksuzdu. Akkaş'ın "Bu kişileri alın jandarmaya teslim edin" demesinin perde arkasında ise 17 Aralık sonrası Mali Şube'de yaşanan personel değişiminden dolayı "kendi adamlarının olmaması" ve jandarmanın operasyon içine çekilerek hükümet ile askeriyenin karşı karşıya getirilmesinin istendiği adliye koridorlarında konuşuluyordu. Aynı gün dosyadan alınan Muammer Akkaş ise polis müdürleri hakkında talimatlarını yerine getirmedikleri için suç duyurusunda bulundu.

CUMHURBAŞKANIN DİNLENDİĞİ NASIL FARKEDİLDİ


17-25 Aralık sürecinin ardından terör soruşturması kapsamına giren dosyalar üzerinde yapılan incelemeler sonucu tele kulak skandalını da sonraki günlerde deşifre edecekti. TMK bürolarındaki dosyaların incelenmesi için görevlendirilen Başsavcıvekili İrfan Fidan, dosyaları karıştırdığı sırada el yazısıyla yazılmış "Başbakan", "İran", "Erdoğan" gibi ifadeleri görünce yanındaki savcılara "Bu el yazısı nedir acaba bir ana dosyaya bakalım" dediğinde skandal çorap söküğü gibi döküldü. Sözde Selam Tevhid- Kudüs Ordusu soruşturması adı altında başta Cumhurbaşkanı Erdoağn ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan olmak üzere binlerce kişi yıllarca yasa dışı bir şekilde dinlenmişti.

"NEYİN PEŞİNDESİNİZ"


Emniyetten 18 Aralık 2013 günü kaçırılan skandal dinleme arşivine dair de çarpıcı gelişmeler söz konusuydu. Sözde Selam Tevhit dosyasının savcısı Adem Özcan, dosyayı başsavcıvekilinden aylarca saklamıştı. Başsavcıvekili Oğuzhan Atamtürk Uyar, savcı Adem Özcan'dan dosyayı güç bela aldığı gün ikilinin arasında geçen görüşmede Uyar, "Savcı bey neden dosyayı parça parça yolluyorsunuz. Neyin peşindesiniz" dedi. Özcan, "Dosya üzerinde çalışıyordum. Savcının görevi dosyasına sahip çıkmaktır" cevabını verdi.

İSİM İSİM CUMHURBAŞKANINI DİNLEYEN POLİSLER


17 Aralık sürecinden sonra PDY için "İnlerine gireceğiz" diyen Cumhurbaşkanı örgütün bir numaralı hedefiydi. Sefer Turan ve Mustafa Varank üzerinden dinlenen Cumhurbaşkanın yabancı devlet başkanlarıyla yaptığı konuşmalar tek tek kayıt altına alındı. Ak Parti 23. Dönem Ankara Milletvekili Faruk Koca, Sedat Kurt, Hanım Tuncer, Murat Sinan, Kemal Karabay adına kayıtlı olan numaralar ile Kemal Öztürk'e ait numara cumhurbaşkanını dinlemek amacıyla takibe alındı. Dinleme kararları o dönem Beşiktaş Adliyesi'ndeki özel yetkili hakimlerden alınarak TİB'e yollanıyordu ve dinleme işlemi bizzat İstanbul TEM Şube'de yapılıyordu. Her hangi bir terör örgütüyle bağlantıları tespit edilemediği halde telefonlar yıllarca dinlendi.

Cumhurbaşkanı ile yakın çevresini bizzat dinleyen ve görüşmeleri kayıt altına alan şüpheli polislerin isimleri şöyle:

Mustafa Uyanık: Dinlemeleri yaptı ve hard diske kaydetti.

Selman Yuyucu: Dinlemelerle ilgili rapor yazdı. Dinlemenin yapıldığı kısım amiri komiser.

Mehmet Işık ve Muhammet Kaya: Dinlemeyi yapan büroda baş komiserler.

Osman Özgür: Dinlemeyi yapan bürodan sorumlu Şube Müdür Yardımcısı.

Ömer Köse: İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürü.

HAKAN FİDAN'I DİNLEYEN POLİSLER

Paralel yapının hedefindeki bir diğer önemli isim olan MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın yaptığı görüşmelere ait ses kayıtları, savcı Adem Özcan'a gönderilen hard diskler içine farklı isimlerle kaydedilerek uzun süre saklandı. Fidan, danışman Faruk Koca'nın kullandığı telefon numaraları "Silahlı terör örgütüne üye olmak, örgüt adına eylem ve faaliyette bulunmak" iddiasıyla yıllarca dinlendi.

Koca üzerinden Fidan'ı dinleyen polis ekibi şöyle:

Erhan Körtek: Dinleme talebine esas teşkil eden raporu tanzim eden polis.

Mehmet Işık: Dinlemeyi yapan büroda baş komiser.

Osman Özgür: Dinlemeyi yapan bürodan sorumlu Şube Müdür Yardımcısı.

Ömer Köse: İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürü.

KUMPASI ARAŞTIRACAK SAVCI BULUNAMADI

Fetullah Gülen örgütünün en somut eylemi olarak adli soruşturmaya giren bir diğer dosyada Tahşiye grubuna yönelik kumpas. 17-25 Aralık operasyonlarının henüz gündemde olmadığı sırada Oktay Erdoğan'ın TMK bürosundan sorumlu olduğu dönemde, Tahşiye soruşturmasının hukuksuzluklarına dair inceleme yapılması gündeme geldi. Başsavcıvekili Oktay Erdoğan, mağdurlardan gelen şikayetlerin işleme konularak soruşturma yürütülmesini ve bir hukuksuzluk varsa mağduriyetin giderilmesini istediyse de bunu yaptıracak savcı bulamadı. TMK bürosunda görevli hiçbir savcı, Gülen'in emriyle yapılan Tahşiye operasyonunun bir kumpas olup olmadığını araştırmaya yanaşmadı. Şikayetler de böylece işleme konulmadan tozlu raflara kaldırıldı.

HEM ERGENEKON HEM POLİS AVUKATI

Paralel yapının sadece devlete, emniyete ve adliyeye sızmakla yetinmediğine dair ilginç bir örnek de avukatlara dairdi. Ergenekon sürecini başlatan Ümraniye'de bir gecekonduda ele geçen 27 adet el bombasının ihbarını yapan Ali Yiğit'in avukatı, yasa dışı dinleme ve darbeye teşebbüsten yargılanan polislerin de avukatlığını yapıyor. Avukat Mehmet Sami Selçuk, konuyla ilgili "Avukatlık böyle bir meslek işte Baro bizi hangi davaya atarsa ona bakarız" şeklinde kendini savunsa da ortada farklı bir tablo vardı. Paralel yapı soruşturmasında kurulan avukat ekibinde, şüpheli polislerin en ateşli savunucularından biri avukat Selçuk. Geriye dönüp Ergenekon davasında yaşanan bir sahneyi aktarmadan geçmek istemiyorum. Davanın sanıklarından emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin, 12.11.2008 tarihli duruşmada yaptığı savunmasında Ali Yiğit'e dair ilginç iddialarda bulunmuştu. Tekin, "Ümraniye'de ele geçirilen el bombalarıyla hiç alakam yok. Bombalarla aynı evde aylarca yaşayan Ali Yiğit'in aleyhime ifade vermeye zorlanmasıyla gözaltına alındım, tutuklandım. Yiğit'i ilk kez Bayrampaşa Cezaevi'nde gördüm. İfadesini polisin hazırladığını bana defalarca söyledi" demişti.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.