X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Çocuklar için darbe bir Kenan Evren oyunuydu
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Çocuklar için darbe bir Kenan Evren oyunuydu

  • Giriş Tarihi: 2.9.2016 15:17
Çocuklar için darbe bir Kenan Evren oyunuydu
Çocuklar için darbe bir Kenan Evren oyunuydu

Gülşah N. Maraşlı sabah.com.tr için kaleme aldı.

Eylül, ünlü yönetmen 'in sene-i devriyesi. Şimdi, yazıya attığım başlıkla Seden'in ne ilgisi var dediğinizi duyar gibiyim, üzerime afiyet, zaten kulaklarım üç kat fazla duyuyor, ilgisi olmaz mı efendim, sinemacı demek, bir dönemi bir cümlede anlatabilen demek! 15 Temmuz darbe girişiminde çocuklarımız bizlerle vatan nöbeti tutmuştu. Peki, dünün çocukları 80 darbesinde ne yapıyordu?

Vefatından tam iki ay 10 gün önce Osman Fahir Seden'le, hayatının son röportajını yapmıştım. Radyo programındaydık. Konuşmamızı, "Osman Fahir Seden'le Türk Sinemasında Düet" adlı ilk kitabımda da yayınladım, ülkenin hemen her dönemine tanıklık eden böyle bir ustanın hayattaki son sözleri uçup gitmesin, arşiv olarak kalsın temennisiyle.

Ne yazsam şuracığa, Seden gibi bir duayen için az kalacak. Dilerseniz, o size kendini anlatsın. Babası Kemal Seden'i, amcası Şakir Seden'i, film çekmeye nasıl başladığını, darbelerin bu memlekette çocukları nasıl etkilediğini… Gelin, o son röportajındaki sözlerine tekrar bakalım, önemli yerleri alıntılayalım, bizler için Türk sineması adına neler söylediğini bir kez daha hatırlayalım ve sevgili Osman Baba'yı rahmetle yâd edelim. Buyursunlar efendim…



GNM: Osman Seden nasıl başladı? Sinema aşkı içine nasıl işledi?

OFS: Efendim sene 1941, günlerden 14 Ocak. Babam Kemal Seden vefat etti. İki gün sonra, ayın 16'sinda amcam beni evden aldı, yazıhaneye indirdi. "İşte bak," dedi, "baban burada otururdu. Sen de adam ol, bir gün gel de oraya otur". Ben o gün fiilen işe başladım. Yazıhanede çalışırdım. Ama öyle bildiğiniz gibi değil, it gibi çalışırdım. Zaten benim gideceğim rota belliydi. Kemal Seden'in oğlu gene filmci olur, başka bir şey olmaz. Nasıl ki benim oğlum Kemal de benim gibi filmci oldu.

Beni 49 senesinde dış alımlar için İngiltere'ye ve Amerika'ya gönderdiler. Orada Finlandiya'lı bir prodüktörle tanıştım. Bana "siz senede kaç film yapıyorsunuz," dedi. "Ne filmi" dedim. "Türk filmi. Yapmıyor musunuz? Finlandiya şu kadarcık memleket, ben ülkemde film yapıyorum," dedi. O benim içime işledi. Hep içimden o kabarıyordu. Film çekmek... Hrisantos'la başladık biz işe. Görülmemiş bir başarıydı. Amcam da anladı ki arkası bunun gelecek. Ertesi sene Lütfi Akad'la çalıştım. Bana sorarsanız Kanun Namına, Türk filmciliğinin mihenk taşıdır. Türk filmciliğinin bir yerden dönüp bir yere gitmesidir. Bu filmle ilk defa kamera sokağa indi. Halkın içine girdi.

GNM: Böylece gerçekçiliğin ilk adımını atmış oldunuz.

OFS: Evet, ilk adımıydı. Ve gerçek bir hikayeydi. 1955 senesinde kendim yönetmenlik yapacağım dedim. Ondan sonra devam etti ve gitti. Şimdi yönetmenlik tabii artık benim kanıma işlemiş. Tamamiyle ben olmuşum. Evet, benim kısaca bugüne kadar gelmemin hikayesi budur.

GNM: Peki, şimdi Osman Seden sinemasına gelelim. Onu konuşuyoruz ama bu bir ekol oldu artık. Bunu nasıl başarıyorsunuz?

OFS: Kemal Film senede 60-80 film ithâl ederdi. Bunların bazılarının Türkçe'leştirilmesini ve alt yazılarını ben yapardım. Bu senaryo üzerinden yapılırdı. O senaryoları tetkik ede ede müthiş bir senaryo tekniği oluştu bende. Türk filmlerinin bazı hatalarını anladım. Temposuzluk, lelsizlik, ağıraksaklık, lagarlık... Bunlar yapmadım. Kendime has çok hızlı, çok tempolu, çok yönlü bir anlatım tarzım vardı ki, o zamanlar ona pek kolay kolay kimse cesaret edemedi. Sonradan çıktı benim yolumda yürüyenler. Ama bir kere ben ortaya koymuştum.

VATİKAN'DAKİ PAPA NE KADAR MÜSLÜMANSA

ONLAR DA O KADAR TÜRK FİLMİ!

GNM: Yeşilçam'a dönmek istiyorum. Yeşilçam öldü bitti de yeni bir Türk sineması ortaya çıktı gibi bir şey oldu son dönemde. Yeşilçam'ın hatası ne oldu da Türk sineması bu durumlara geldi?

OFS: Yeşilçam'ın bir hatası olmadı. İnsanların hatası oldu. Yeşilçam çok asil şeylerle kuruldu. Herkes kendine has film yapıyordu. Yüreğini ortaya koyarak film yapıyordu. Sonra bu işte çok olduğunu gören kişiler, bu işe saldırdılar. Bir kazma kürek fabrikatörünü bilirim, o saldırdı. Kapalıçarşı'da bir kunduracı bilirim, o saldırdı. Bunların filmle alakaları yoktu. İkincisi, "Anadolu işletmecisi" diye bir tip çıktı ortaya. Bu, cebinde sağlam bonolarla dolaşan bir adamdı. Bu sene kaç film yapıyorsun? Altı tane. Tamam kardeşim, iki tane Kadir İnanır, bir tane Türkan Şoray, bir tane Fatma isterim, ne çekersen çek. İşletmeciler isteklerinin altını daha da çizmeye başladılar. O işi biraz soysuzlaştırdı. Ve zamanın gidişi içinde Yeşilçam kendi bünyesinde eridi.

Şimdi, esasında bakın Yeşilçam'ı kimse eleştiremez... Ağzını yırtarım! Yeşilçam çok yüce bir makamdı. Yeşilçam her zaman Türk insanına müteveccih film yapıyordu. Bakın bu çok mühim, buna iyice dikkat edin. Bizim nesiller, Lorel Hardy'lerle, Arşak Palabıyıkyan komedileriyle, Balıkçı Osman'larla, İncili Çavuş'larla büyüdü. Bunlar gülmeyi öğretti. Arkasından John Crafford, Eci Lama, Spencer Tracy, Clark Gable geldi. Mesela bir Rüzgar Gibi Geçti, bunlar birer his fırtınasıydı. Görenin sinemadan ağlamadan çıkmadığı vaki değildi. Şimdi bugünkü çocuklara bakıyorsunuz, ne görüyorsunuz ağabeyciğim? Newyork sokaklarında dinazorlar halkı panik halinde çiğneyip koşuyorlar. Bir adam 50 santimetrelik bir tabanca çıkarıyor, karşısındakine ateş ediyor, o adamın da göğsünden iki metre kan fışkırıyor. Şimdiki çoluk çocuk bunu seyrediyor. Bugünkü çocuğun halet-i ruhiyesi mi daha sağlam, bizim zamanımızdaki bir çocuğun ruh haleti mi daha sağlam? Bunu size soruyorum. Biz doğruyu yaptık. Biz vahşeti, hayvanlığı aşılamadık millete. Biz kendi halkımız için film yaptık.

GNM: Sinema öylesine işleyen bir mekanizma ki, toplumun ruh haletini etkileyen, davranışlarını, hatta kültürlerini etkileyen, yönlendiren bir araç değil mi?

OFS: Özellikle de kültürlerini... Bakın bir Türk çocuğu bağırırsa "vaaavvv!" diye, bu bitmiştir... Çünkü çocuk kadar çabuk etkilenen bir şey yoktur. Size bir hatıra anlatayım. 12 Eylül müydü ne, darbeden sonra durmadan Kenan Evren'in şuraya ziyareti buraya ziyareti, karşılama törenleri düzenleniyor. Biz de Caddebostan'da film çekiyoruz. Karşımızda bir çocuk kalabalığı... Tek sıra oldular. Bir de merdiven bulmuşlar. Bir çocuk, arkasında iki kişiyle o merdivenden indi. Geldi, herkesin teker teker ellerini sıktı. Eli sıkılanlar yerlere yatıyorlar gülmekten. Nedir bu oyun, dedim. Kenan Evren'i karşılama oyunu, dediler. Bu kadar etkiliyor çocukları.

GNM: Son çevrilen Türk filmleri öz sermaye ile çekilmiyor. Eurimages'dan ya da bir takım kuruluşlardan sponsor alınarak çekiliyor. "Türk filmi" olarak bize sunuluyor. Bunlar ne kadar Türk filmi?

OFS: Vallahi Vatikan'daki papa ne kadar Müslüman'sa, onlar da o kadar Türk filmi. Bakın, Eurimages'dan gideceksiniz para isteyeceksiniz, o size, Türkiye'den başka iki ülkeden daha ortak bul onları getir, üçünüz bir araya gelince para veriyorum, diyecek. Türkiye'den şuraya buraya gideceksiniz sponsorluk isteyeceksiniz. Bunlarla yola çıkıp bir film yapacaksınız. Bunun büyük bir kısmını da dışarıda yıkatacaksınız. Çalışanların bir kısmı ecnebi olacak. Şimdi buna siz göğsünüzü gere gere Türk filmi der misiniz? Ben demem. Yapanı ayıplamam. Bakın tekrar altını çize çize söylüyorum, katiyyen yapanı ayıplamam. Ama kesin olarak "Türk filmi" demem ben. Kesin "Türk filmi" demem.

Ruhuna rahmetler olsun Osman Baba! 18 yıl öncesinden bugünü nasıl da anlatmışsın sen!

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.