Gülnur Acar - Savran'ın çevirip dipnotladığı Eleştirel Feminizm Sözlüğü'nde feminist mücadelenin tarihi ve problemlerini okuyoruz
"Kadın duyarlığı bir büyük, ilksel kaynaktır: Erkek duyarlığı kendini bu kaynakta yeniler." Ya da şu: "Bir kadın sahiden odada mıdır, başka biri gelip de onu görmeden önce?" 20. yüzyıl başlarının ünlü Viyanalı heccavı Karl Kraus'un bu türden incileri artık sadece erkek çocukların ortaokul şakalarını 'özdeyiş' katına yükseltme çabası olarak görülüyor: Çoğu zaman ahmaklık, her zaman zevk düşüklüğü. İkinci epigramdaki zaten pek varsayımsal patlayıcı potansiyelin de 'kadının adı yok' ile çoktan barutunun çalınmış olduğu bir dünyada, ama ancak o dünyada, bazı zavallı habislerin süregelen herzeleri de hakettikleri cevabı anında almaktalar: "Sen git de ke..." Böyle bir karşılığın verilemediği veya etkisiz kaldığı, linçin hâlâ töre olduğu ortamlarda, Türk polisi, savcısı ve yargıcının nezaret ettiği durumlarda bile, eyleme geçmiş herze karşısında biz kadınların başvurabileceği bazı kaynaklar var artık: Sığınma evleri, onlarla ilişkili hukuk büroları, karınca hızıyla ilerleyen ve kendi icracılarında mehter adımına dönüşen bir hukuk ve evet, her şeye rağmen basın-yayın: Atbaşı giden yığınlaşma ile bireyleşmenin etkileşimi içinde, bireyden fazla ama toplumdan az gruplara da ister istemez yer açmaya çabalayan bir 'demokratikleşme' (ki 2002'de filan başlamadığını herkes biliyor). Eğer bu bir gerçekse, artık herzeye herze ve töreye linç diyebiliyorsak eğer, Gülnur Acar-Savran'ın çevirip dipnotladığı (ve keşke bazı maddelerini kendisi yazsaydı dedirten) Eleştirel Feminizm Sözlüğü'nde tarihinin ve problemlerinin bir kısmını okuduğumuz feminist mücadeleye borçluyuz bunu. Acar-Savran önsözünde sözlüğün işini Diderot'dan bir epigramla tanımlıyor: "İyi bir sözlük, yaygın düşünme biçimini değiştirmelidir." Kendi daha acil terimleriyle söylersek, çalışmanın amacı, "Bir edinilmiş bilgiler toplamını... alfabetik sıraya göre düzenlemek değil, bir sorunsala ve onun yöntemlerine açılmaktır." Bunu biz kadınlar, bayrak şairimiz Emily Dickinson'u biraz açarak, şöyle de çevirebiliriz: Problemin kendi kendini işlemesine izin ver, aradan çekil, geçmişi bil ama geleceğe engel koyma. Üç tip terim var bu sözlükte: (1) Feminist teorinin kendi ürünleri, mesela toplumsal cinsiyet ve patriyarka (niçin ataerkillik olmadığının açıklamasını bu kitapta bulamıyoruz, artık yerleştiği için mi, babaerkillik sözü tutmadığı için mi?). (2) Feminist mücadelenin gündelik pratik ve düşünüşler üzerinde bıraktığı izleri gösteren ve o mücadelenin de tarihini özetleyen bazı görünüşte masum kavramlar: Taciz, şiddet, fuhuş. (3) Feminist mücadelenin başka, daha köklü, daha geri düşünsel disiplin ve akımların yerleşik kavramlarında yarattığı bükülme, ayrışma ve infilaklar: Yurttaşlık, emek, kamu/özel. Kitabın bir de yöntemsel/ felsefi/ahlâki düşmanı var: "Nesnelerin temsilinde ve sözcüklerin, düşüncelerin... üretilmesinde etkin olan erkek-merkezlilik," diye özetliyor onu Acar-Savran, bir 'sahte-yansızlık' da diyebiliriz. Kitabın asıl enerjisi, Acar-Savran'ın kullandığı 'açılma' sözünde ortaya çıkıyor: Durmayan, hem zaman içinde hem de farklı toplumsal, kültürel ortamlar boyunca gezinen bir teorik serüvendir feminizmin kurcalaması: Bu 'göçebe teori', bir yayladan öbürüne geçerken, aynı kalmamış, kendini de etkiye ve işaretlenmeye açık bırakmış olacaktır. Başarısız bir veteriner adayı olarak beni yukardaki üç terim tipinden son ikisi, en çok da sonuncusu ilgilendiriyordu: Kadınların mücadelesinin (ama belki burada 'sahneye çıkışının' demek gerekiyor, daha önceki Euripides'i hesaba katmadan) bir solvent olarak bilimler ve hümanizmalar üzerindeki çözücü etkisi. 'Bilimler ve Toplumsal Cinsiyet' maddesinde, 'tarihin büyük bölümü boyunca bilimsel araştırmanın eril cinsten bireyler tarafından yapılmış olmasının bilimsel bilginin evrimini şekillendirdiğini' memnuniyetle ama hiç haset duymadan okuyoruz. Bu bilimi yaratanlar, esas olarak, 'Batılı ve egemen sınıfların üyeleri olan erkekler'dir. Özellikle biyolojik bilimlerde ('doğrudan cinsiyetli bedenlerle ilgilenen alanlarda') 20. yüzyıl sonlarına kadar sürmüş bir çarpılmaya, zekâsızlığa yol açmıştır bu durum. Bir sonraki maddede, 'Bilimsel Dil'in Cinsiyetlendirilmesi'nde, bu pejmürde aklın en sevimli örneği sunuluyor: Erkeğin etkin ve dişinin edilgin olduğuna (olması gerektiğine) dair dogma, uzun süre, tâ geçen yüzyılın 80'lerine kadar, spermlerin tıpkı Woody Allen komikliklerinde olduğu gibi durmadan hareket ettiği, kız aradığı, sonunda orada mahcup taze gibi duran yumurtayı bulduğunda da bir iki sürtünmeden sonra derhal 'duhul' filan olduğu bir anlatı sunmuştur bize. Daha miskin (veya çok daha etkin) olanlarımız bundan hiç şikâyetçi olmasa da, feminist teori ve pratiğin etkisi belli bir zekâ artışına yol açmıştır: "Nitekim Alberts vd'nin konuya ilişkin araştırması (Molecular Biology of the Cell, 1989) yumurtanın, spermin yapışması ve duhulü için gerekli protein ve molekülleri üreten bir faaliyeti olduğunun... altını çizmiştir." 1989! Bu kitap, okudukça görmüş olacağınız gibi, bütün bu alanlarda (bilhassa biyolojide) söylenen şeylerin çoğu kez birer mecaz olacağını (kendi gibi'liklerini unutmuş gibi'ler olacağını) ama bunu bilmenin de görece nesnel, yansız bir bilgiye erişme çabasını baltalamak şöyle dursun, 'nesnelliğin (veri)tabanını genişleteceğini' öngören reformcu, ılımlı bir bakış açısından yazılmış (bir Tanrıçası varsa, o da muhteşem ama eskimiş İkinci Cins'iyle Simone de Beauvoir). Buna Nuray Mert'in bile itirazı olabilir mi? Öte yandan, kendi başarısız veterinerlik tecrübemden biliyorum ki mendeburluğun sonu yoktur. 70'li yılların sonuydu, iki yıllık mezundum, beni işe almış at yetiştiricilerinin sadece 'Satvet'ten, 'Hilalüzzaman 22/64'ten, 'Sky Rocket'ten, oğlu 'Tünkut'tan ve onun da oğlu 'şimdi unuttum'dan söz ettiğini duyuyordum (Tünkut'un doğurttuğunun adı da Vidar mıydı, ama değil, onunla yarışıyordu). "Bunların anası yok mu?" diyecek oldum birkaç defa; Jokey Kulübü'nde sıkça olduğu gibi, kadınlarla sonra ilgilenilecekti, benim popo -veteriner pantalonumun içinde- masun kalmıştı, o anlık. Belki de akılları atın üstünde ayağa kalkmış jokeylerin popolarındaydı. Bunları ben bilemem. El sürmediler, ben de o sırada unuttum: Ama bu insanlar, bir pedigree meselesinde ananın da en az baba kadar mühim olduğunu ancak 90'larda anladılar. Çok geç: Bizim 'Tünkut'tan veya '22/64'ten olma sinek gibi aslan yavrularımız 'enternasyonal' yarışlarda nal topluyorladı. Şimdi ufak ufak değişmekte. Ama ben kovuldum. Jokey Kulübü'nün zihinsizliğine karşı da, kendilerinin anlamayacakları bir tokat olarak görmek istiyorum bu kitabı. Olsun.ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Fotoğraflarla II. Abdülhamid
İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı Kültür A.Ş. Sultan II. Abdülhamid'in aile fotoğraflarını bir kitapta topladı. ''Sultan II. Abdülhamid'in Aile Albümü'' adlı kitapta Sultan II.Abdülhamid'in ailesi ve Yıldız Sarayı'ndaki günlük hayatını yansıtan 138 fotoğraf yer alıyor.
'Da Vinci' çözüldü sıra 'Kayıp Sembol'e geldi
'Kayıp Sembol'ün yayımlandığı ülkelerde sabahtan itibaren uzun kuyruklar oluştu. Avustralya'da 'Kitabı ilk kim bitirecek' diye yarışma bile düzenlendi
Müstehcenlik davası bugün
SEL Yayıncılık'ın geçen ocak ayında başlattığı 'cinsel kitaplar' dizisinden yayımlanan üç kitap hakkında müstehcen oldukları...
Adam Fawer TÜYAP'ta
28. İstanbul Kitap Fuarı hazırlıkları tamamlanmak üzere. 31 Ekim'de başlayacak fuara Türkiye'de uzun zaman çoksatanlar listesinde...
İstanbul'un çizgi romancıları
Çizgi roman dükkânları ve sahafları İstanbul'da üç ana noktaya yayılmış. Hepsini sizin için gezdik ve sizler için bir çizgi roman haritası hazırladık
Heksojen bombası ve 'teröristler'
Andrew Gross'un, 11 Eylül olaylarını anımsatan bir kurguyla yazdığı ve genç bir Amerikalı çiftin hayatından diğer tüm Amerikalıların ruh haline ışık tutan kitabı Karanlık Sular'ı AYSEL SAĞIR tanıtıyor
Çizgi romancı yönetmen gibidir
Yayıncı, hoca ve çizer... Türkiye'de çizgi romanın her haline bulaşmış, yıllar içinde çizgi romanın macerası onun macerasına dönüşmüş bir isim Ergun Gündüz. Bu gerçek çizgi roman tutkunu, İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde verdiği derslerin yanı sıra şu günlerde yeni hikâyesi Efsun'u hazırlıyor. Kendisiyle son dönemde çizgi romana dönüştürülen edebiyat klasiklerinin yükselişini ve çizgi romana bakışını konuştuk
Torosların Yörükleri
Eserlerinde Torosları ve Yörükleri anlatan Osman Şahin, toplu öykülerinin üçüncü cildinde de yine aynı yörenin hikâyeleriyle karşımızda. Yazarın son öykülerini ELİF TANRIYAR'ın önerileriyle okuyacaksınız
Yol, gitmek içindir...
Öykünün ustası Cemil Kavukçu'nun Notos Kitap'tan bir kez daha okurla buluşan Perişanız Gecenin Karanlığında'sı ruhun derinliklerine bir yolculuk çağrısı
Hayat sanatı taklit ederse!
Oya Baydar'ın hayali bir ülkede ve zamanda geçenleri ve unutuşa sığınan toplumları anlattığı Çöplüğün Generali adlı romanını ELİF TANRIYAR öneriyor
İngiltere'de umutlar Noel'e kaldı
2009'un sonbaharına girerken İngiltere'de yayıncılar, kitapçılar umudu Noel'e bağlamış durumda. Bir yandan British Library'de güzel yenilikler yaşanırken, bir yandan da Booker Ödülü ve The Guardian'ın alternatif yarışmasının adayları belli oldu. Adadan haberleri HANDE GÜRSES derledi
Korku insanı 'ziyan' eder
Hakan Günday'ın son romanı Ziyan, sıradan bir genç askerin korkularını neredeyse deli cesaretine sahip bir adamın hikâyesiyle çarpıştırıyor. ÖZGÜR ÇAKIR, zorunlu askerlik olgusunu tarihin koridorlarında gezdiren bu 'kara' öyküyü tanıtıyor
Böyle erkekler var ve sayıları artıyor
Başkasını Seviyorum adlı romanıyla edebiyat dünyasına 'Merhaba,' diyen NTV Genel Yayın Yönetmeni Ömer Özgüner'le 'bir erkek romanı' dediği kitabı hakkında MÜJGÂN HALİS konuştu
Savaşa ağıt
2008 Nobel Edebiyat Ödülü'nün sahibi J.M.G. Le Clezio'nun, ödülden önceki son kitabı Açlığın Şarkısı, Turkuvaz Kitap tarafından yayımlandı. Annesinden yola çıkarak Ethel'in soylu ailesinin, Nazi dönemine kadar giden öyküsünü anlattığı romanında, savaşa kurban edilen gençliğin ağıdını yakıyor Le Clezio
Turan Güneş'e dair...
TURAN Güneş'in kendisi gibi akademisyen olan oğlu Hurşit Güneş tarafından derlenen Türk Demokrasisinin Analizi kitabı, demokrasi...
Sessiz hesaplaşmalar
Ferhan Şaylıman, bir aşk üçgenini anlattığı Hiçlik'te, ertelenmiş yaşamları ve hayatta aniden ortaya çıkan olağanüstü durumların ertesindeki altüst oluşların sonuçlarını resmediyor. ELİF TANRIYAR, aynı zamanda gazeteci olan Şaylıman'ın bu ilginç eserini tanıtıyor
Toprak anadan bugüne...
Kadın Şifacılar Jeanne Achterberg Çeviren: Bilgi Altınok Everest Yayınları, 334 s., 17.5 TL
"KADINLAR her zaman şifacı olmuşlardır....
Bize unutturulanları hatırlamalıyız
Son romanı Çöplüğün Generali'nde adı olmayan bir ülkedeki unutma halini ve merkezler elinden halka zerk edilen Üç Maymun Virüsü'nün etkilerini; bildiğimiz, duyduğumuz, gördüğümüz ama bilinçaltımızın derinliklerine gömdüğümüz olaylar üzerinden anlatan Oya Baydar'la MÜJGÂN HALİS konuştu.
Müthiş bir 'kitap yapıcısı'...
Bülent Erkmen, kitap yapmayı, kitabın nesneliğiyle okuyucuya yolladığı mesajı o derece önemser ki, bunu bir çeşit yazarlığa vardırır. "Kitabın sadece içinde yazılı olanla değil, onun bir nesne, bir 'işaretler bütünü' olarak okunabilirliğiyle de ilgilendiğini" sık sık söyler...
Yıllar sonra içeri hikâyeleri
İçeri'den Reyhan Yıldız Literatür Yayıncılık 430 s., 16TL
TÜRKİYE tarihinin dönüm noktalarından 12 Eylül'ün yıldönümünde...
.com.trÜye olun, son dakika haberleri e-postanıza gelsin.