Savasın terbiye ettigi bir hayat ve bir sehir

Rawi Hage, IMPAC Dublin edebiyat ödülünü kazanan ilk romanı De Niro'nun Oyunu'nda kendisine hem hayat veren hem de canını yakan sehrin, Beyrut'un öyküsünü iki genç adamın hayatından aktarıyor

Çagdas Türk edebiyatının köklü isimlerinden Ahmet Hamdi Tanpınar'ın "Cografya kaderdir" sözünün tam isabet anlamını bulacagı yerlerden biri Beyrut olsa gerek. Iç savası, on yıllardır günlük hayat sıradanlıgında yasayan sehir, ölüm-yasam arasındaki o bıçak sırtı konumundan yepyeni bir hayat anlayısı türetmis. Önceliklerin sil bastan belirlendigi ve hep can havliyle yasanan Beyrut'u bu kez de Rawi Hage'nin De Niro'nun Oyunu romanı ile karsımızda buluyoruz. Kendisi de Beyrut dogumlu Rawi Hage, Lübnan ve Kıbrıs sonrası yasam duraklarına New York ve Montreal'i katmıs, genç bir sanatçı. Fotografçılık egitiminin birikimini sergilerle sunan Hage, bu ilk romanıyla edebiyat dünyasında da büyük ilgiyle karsılandı. 2008 IMPAC Dublin Edebiyat Ödülü'nü de alan De Niro'nun Oyunu, yazarının çok yönlü ve çok duraklı hayatından da izler tasıyor. Romanın sinematografik yapısı ve en iç yakan ayrıntılara iliskin o mesafeli serin bakıs, bunun en iyi iki örnegi. Bassam ve George adlı iki delikanlının arkadaslıgı odagından okuru, bitmek bilmeyen iç savasta yıkıntıya dönüsen Beyrut'a ısınlayan De Niro'nun Oyunu, haber programlarında ölü ve yaralı sayılarıyla özetlenen bir cografyayı, atardamarından içimizde güm güm attırıyor. Çocukluk arkadası olan Bassam ve George'un hikâyesi, biraz da hayatın dayattıgı seçenekler karsısındaki tercihlerle ilgili. Bassam gitmeyi seçerken, De Niro lakaplı George kalmayı tercih ediyor. Gitmenin de kalmanın da bedel gerektirdigi bir ortamda, paranın tersi-yüzü misali, bizler de her iki olasılıgın sonuçlarına Basssam'ın anlatıcılıgında ve soluk kesen bir kurgu esliginde tanıklık ediyoruz. Bassam gidis için gereken parayı denklestirmek ugruna bir dizi yasadısı ise karısırken George da Beyrut'un yer altı dünyasında ve milislerin arasına karısarak cinayet, uyusturucu, cürüm ve ölümle sınanıyor.

IBRETLIK BIR HIKÂYE
Bu ikili deneyimi de hiç süphesiz, dogum yerini hem içerden hem dısarıdan yasamıs olan Rawi Hage'nin hayat ve edebiyat deneyimine borçluyuz. Nimet ve lanet demek olan bu deneyim, memleketini seven pek çok insanın sürgünde çürüdügü ya da canıyla bedel ödedigi bizim topraklar için de fazlasıyla yakın ve ibretlik bir hikâye. Keskin bir anlatıma sahip olan De Niro'nun Oyunubir yandan da lirik yapısı ile çarpıyor okuru. Arapça'nın siirsi yapısından nasiplenen roman, çogu yerde yüksek sesle okunma hissi yaratan bir müzige sahip. Hage'nın romanı, savasın terbiye ettigi hayat izlegi üzerinden de okunabilir. Burası iyi ve kötü basta olmak üzere tüm bildik erdem ve degerlerin alasagı oldugu bir boyut. Israil'in isgalinden birkaç gün öncesine denk gelen zaman diliminde, sehrin yıkımlara bagısıklık kazanan bezdirici kaderini izlerken, huzur içindeki bir arada yasamlarından din ve milliyet farklılıgına dayalı bir nefrete savrulan Lübnan halkının dramına da ortak oluyoruz. Bu noktada acı bir kara mizaha bürünen Rawi Hage'nin dili sınıflandırmanın vahametini sergilemek üzere alabildigine keskinlesiyor: "Yaz gelmis, sıcak bastırmıstı; oturdugumuz daireyi ve damını kavuran alçak günesin altında yanıyordu. Beyaz penceremizin altında, dar sokaklarda Hıristiyan kediler kayıtsızca geziniyor, kara giysili rahiplere asla diz bükmüyor, haç çıkarmıyordu. Park edilmis arabalar sokagın iki yanına da dizilmisti; arabalar kaldırıma tırmanıyor, bitkin, bunaltıcı yayların, ayakları yorgun, suratları uzun, attıkları her adımda ve içler acısı yasamlarının her segirmesinde Amerika'yı suçlayan, Amerika'ya lanetler yagdıran insanların önünü tıkıyordu."

KAÇISI OLMAYAN SEHIR
De Niro'nun Oyunu, kayıpların ve arayısların da romanı. Babasını çoktan yitirmis Bassam, kaderin cilvesi geregi arkadası George'un ortadan kaybolan babasını bulmakla görevlendiriliyor. Kaçtıgı Paris'te, George'un teyzesi Nebile'nin zorlamasıyla kayıp babanın izini süren Bassam, trajedinin cografi sınırları asan ve insanı bir ömür izleyen gücüyle yüz yüze geliyor. Ya da söyle özetleyelim durumu: Bazı sehirlerden kaçamazsın; gölgesi baska günesleri de gölgeler. Her zaman ve mekânda zorlu bir sınav olan ergenlikten yetiskinlige geçisin savasla birlikte ölüm-kalım mücadelesine dönüstügü Beyrut'ta büyümek, biraz da ölümlerle geçilen bir merhale. En sevdiklerini gözünün önünde yitiren Bassam için ölüm, neredeyse kusaktan kusaga devrolan bir vasiyet: "On bin bomba rüzgârları deldi; annem hâlâ mutfaktaydı, o uzun, beyaz sigaralarını içiyordu. Kendi babasının ve benim babamın yasına hürmeten, tepeden tırnaga siyahlar içindeydi. Gazocagında su kaynatıyor, et tahtasında et dogruyor, sigarasının dumanını delinmis duvarımıza, penceremizdeki kırık cama üflüyordu. Buraya, onun mutfagına bir bomba düsmüs, duvarda genis bir delik açmıs, engin gökyüzünün olaganüstü manzarasının önümüze sermisti. Kısa kadar tamir etmeyecektik, ta ki yagmurlar baslayana ve gömdügümüz bütün ölülerin üstündeki topragı alıp götürene dek. Babam burada, bu mutfakta öldü, annemin babasıysa daha kuzeyde... On bin bomba mutfagın zeminine cam bilyeler gibi döküldü, annemse hâlâ yemek pisiriyordu. Babam hâlâ topragın altındaydı; dediklerine göre, ölümden sonra bir tek Isa dirilmis..." Insan eliyle dayatılan acıların kanıksanısında isyan ettirici bir boyut var. Savasın zulmünün cephelerle sınırlı kalmayısında, bombaların parçaladıgı sivil insanların arasında Rawi Hage, sıradanlastırılmaya çalısılan bu akıl almazlıgı duyumsatıyor en çok da. Bu vahsetin ortasında artık hiç kimse masum kalamaz. Herkesin bir safı ve yalanı olacak. Arkadaslıkların, ve kardesliklerin de tıpkı bombalanan bedenler gibi parçalanacagı bu cografyada, Bassam'ın kollarında can veren küçük bir kız çocugu, kaybedilen her seyin simgesi gibi: "Kızın kanı parmagıma, uyluklarıma damlıyordu. Kana bulanmıstım. Kanın rengi kırmızıdan daha koyudur, ipekten daha kaygandır; elinize degen sey, sabunlu ılık sudur sanki. Gömlegimin rengi kraliyet moruna dönüsmüstü. Haykırdım, küçük kıza adıyla seslendim, ama gömlegim kızın kanını emiyordu; gömlegi sıksam Kızıldeniz'i doldurur, içine atlar, kendi malım ilan eder, kıyısına çıkar, günesinde otururdum." Kana bulanmıs günesiyle kavuran De Niro'nun Oyunu, kayıtsızlık zırhında delikler açan öfkeli bir insaniyet çıglıgı. Okuduktan sonra biz de nasiplenecegiz bu terbiyeden. Yeter ki kaçmayalım.

De Niro'nun Oyunu, Rawi Hage, Everest Yayınları, 190 s., 16 TL.

kalan karakter 460

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Diğer Kitap - Edebiyat Haberleri
Diğer Kitap - Edebiyat Haberleri
Gerçekligin kırıldıgı an
'Sonrası kalır'
Televizyonun olmadıgı bir dünyada
Bir aile trajedisi
Kitap okumanın en lezzetli hali:
Memet Baydur'dan bir öykü
Zeka seksidir!
Kitap
En iyi polisiye yazarları arasında iki Türk
Aşktan sonra tufan başlar
Yazarlar okurlarıyla buluşuyor
Şiddetin kitabı!
Devrimin üç kadını aynı kitapta
Divalardan ilham alan hikayeler kitap haline geldi
'Konuşmak Yok' ile iletişim öğrenin!
Tılsımlı çizgilerin efendisi
Necib Mahfuz gerçeğin peşinde
Aşk ve ölüm üzerine bir şarkı
'Bu ödül tüm denemecilerin'
SABAH Kitap mutfağa giriyor
'Tweet'lesem kitap olur
Latife Hanım'ın yeğeni 'satılık mektuplar'ın peşini bırakmıyor
Abdülcanbaz yetim kaldı
İşte gerçek Alice!
Çoksatarlar arasında bir Türk
Halit Refiğ'in İstanbul'u 1453'te
Basit bir işlem: Bir+Bir
Destina, Fransızcaya çevrildi
Polisiyeyle satranç bir araya gelince
Çeyiz sandığından çıkan mektuplar
www..com.tr
Facebook’un en iyi gazetesi
SABAH’ı beğen,
son dakika haberlerini kaçırma
facebook.com/Sabah
Son dakika haberlerini
Twitter’ın en iyi gazetesi
Sabah’da takip et
twitter.com/sabah
Sosyal Medya' nın En Çok Paylaşılanları
ÜCRETSİZ SABAH BÜLTEN ÜYELİĞİ

Üye olun, son dakika haberleri e-postanıza gelsin.

Adı Soyadı :
E-posta :
Üye Ol