'Sonrası kalır'

İngiliz şair Wordsworth'ün en önemli yapıtı, şair Nazmi Ağıl'ın iyi bir çevirisini sunduğu Prelüd'dü. Peki bu 14 bölümlük uzun şiir, nasıl bir doğa ve sanat anlayışını yansıtıyordu?

Abdülhak Hamit'teki bazı yüzeysel Byron esintilerini bir yana bırakırsak, Türkiye'de modern şiirin yakın zamana kadar İngiliz (ve Alman) Romantizmiyle hemen hiç ilişki kurmamış olduğunu görürüz. Varsa yoksa Paris'tir, Hugo, Musset, Parnasçılar, Baudelaire, Rimbaud ve Simgeciler, hatta Lautréamont... Bunun bir sebebi, Türkiye'nin 19. yüzyılın ikinci yarısında yaptığı (ve Cumhuriyet'e de devrettiği) yarı bilinçli kültürel tercih olmalı: Hukuk ve yönetim gibi edebiyat ve sanat da asıl modelini Fransa'da, Fransızcada bulacaktı. Böylece imkân bulanlar ve imkân tanınanlar (peşpeşe birkaç kuşak) Fransızca öğrendiler. Biz de onların çevirileriyle yakalandık Apollinaire'e, Valéry'ye, hatta Charles Cros'un Çirozname'sine (O. Veli mi çevirmişti?). İhmalin ikinci sebebi dışsaldır. Blake'ten Shelley'e kadar Romantizmin üç kuşağı da radikal Protestan ve cumhuriyetçi ideolojiye bağlıydı; farklı ölçülerde de olsa hepsi Fransız Devriminden etkilenmişti. Onların Victoria çağı İngilteresi'ndeki uzantılarıysa bir restorasyon evresinin temsilcileriydiler; ve ortaya koydukları ürünler daha cılızdı (belki Thomas Hardy hariç). Bu zayıflamanın üzerine, 20. yüzyıl başlarında, T.S. Eliot ve diğer Modernistlerin şiirsel "karşı-devrimi" geldi: ABD'nin taşrasında bir Protestan aileden çıkıp Londra'ya gelen ve burada Katolik olup kaşarlanmış bir İngiliz muhafazakârlığının da kültürel sözcülüğünü üstlenen Eliot, kendi muhteşem şiirinin ikna gücü sayesinde, Blake'i, Wordsworth'ü, Shelley'i, hatta herkesin sevdiği Keats'i gözden düşürmeyi başardı. Tabii, asıl önemsizleştirmek istediği kişi, Romantiklerin de şiirsel atası olan büyük Milton'du: 17. yüzyıldaki İngiliz devriminin şairi. Blake'i (1757-1828) ilk Romantik sayarsak eğer, Wordsworth (1770-1850) ile Coleridge (1772-1834) ikinci kuşağı, Byron (1788-1834), Shelley (1792-1822) ve Keats de (1795-1821) üçüncüyü oluşturur. En güçlü ve uzun vadede en etkili şiir Wordsworth'ünkiydi; onun da en önemli yapıtı, şair Nazmi Ağıl'ın iyi bir çevirisini sunduğu Prelüd. Bu 14 bölümlük uzun şiirin daha kısa ilk versiyonu 1805'te bitmişti, elimizdeki daha uzun kitap şairin ölümünün hemen ardından eşi tarafından yayımlandı. Wordsworth'ün 20-30 yıl boyunca üzerinde uğraşmaya devam ettiği bir şiiri kendisinin çıkarmaması ilginçtir. Gençlik coşkusunun kanıtları onu mahcup etmeye mi başlamıştı? Öldüğünde Kraliyet Şairi unvanını taşıyordu.

ÖNSÖZ OLACAKTI
Adından da anlaşılabileceği gibi Prelüd aslında Gezi adlı çok iddialı (ve yazılmamış) bir şiirin önsözü olarak tasarlanmıştı ilkin. Sonra, şairin hep yaklaşmak isteyip de hep uzaklaştığı bu "potansiyel şiirle" arasındaki mesafe açıldıkça açıldı; o boşluğu da gittikçe artan cesametiyle Prelüd doldurdu. "Esas metnin" yazılamayışının bahanesi miydi önsöz, yoksa sebebi mi? Coleridge'le birlikte 1798'de çıkardıkları Lirik Baladlar'ın önsözünde şiirin "sükûnet içinde hatırlanan bir heyecan" deneyiminden doğduğunu yazar Wordsworth. (Bir Fransız romancısının yine güçlükle tamamlayabildiği büyük romanın da adını da yüz yıl öncesinden Wordsworth koymuş olur böylece: Yitik Zamanın Peşinde) Heyecan ve sükûnet terimleri arasındaki çelişki, şairin Fransız Devrimi'yle kaygılı ilişkisini de tanımlar: önce coşkuya kapılmış, ama Terör dönemine ve Napoleon savaşlarına tanık olunca heyecanın içine korku ve tereddüt de karışmıştır. İyileştirici kaynak olarak Doğa'ya ve çocukluğa döner. Doğa, esas olarak Rousseau'nun icat edip Fransızlardansa İngiliz ve Alman Romantiklerine miras bıraktığı bir düşüncedir. Doğa'nın tedavi yeteneği, paradoksal biçimde, insandan bağımsız olmasından kaynaklanır. Kitabın 12. bölümünde ("Hayalgücü ve Beğeninin Yaralanması & İyileşmesi") "gölgelerini uyku yapıp... insanın kendisiyle huzursuz kalbi arasına seren" ormanlara şöyle seslenir: "Şarkım ve sesim olsaydı da / Benim için yaptıklarınızı anlatabilseydim. / İnsanın kaprislerine aldırmadan ışır gün, / Bahar döner gelir..." Ama zaten kitabın daha ilk cümlesinde tanınmıştır Doğa'nın özerkliği: "Ah, bir kutsayış var bu yumuşak meltemde, / Yanağımı yelpazelerken, yeşil kırlardan / Ve öte mavi göklerden getirdiği mutluluğun / Pek de farkında olmayan bu ziyaretçide." 1960'lardan sonra gelişecek Çevreci hareketin bazı tohumlarını da Wordsworth serpmişti.

BİR SOYUTLAMA OLARAK DOĞA

Ama şairin çağırdığı bu Doğa, herhangi bir doğa parçasından çok, bir soyutlamadır, "bizatihi Doğa" fikridir: "Kalbimi kırsal varlıklara bağlayan bu tesadüfi / Büyüler günden güne kaybetti güçlerini, / Bu yüzden geçiyorum, anlatmak için nasıl o güne kadar, / İkincil bir ara hedef olan Tabiat'ı nihayet / Yalnızca kendisi için aramaya başladığımı." Ama arayışın dışa değil de içe yönelmesi anlamına gelir bu: Doğa'nın özünü, "ruhunu", karanlık bir kayın ormanında değil, ezilmiş bir papatyada veya bir kırık dalda bile değil, kendi iç dünyasında arayacaktır. Beklenebileceği gibi pasif değil, aktif bir iç dünyadır bu; adı da Hayalgücü'dür. Wordsworth'te "hatırlamanın" işlevi de bu etkin, şekillendirici "imgelemle" işbirliği içinde ortaya çıkar. Doğa'nın dışta değil içte aranması, Romantizmin kendi iç çatışkısıdır. Fransız Sembolizmi de bu çatışkıdan türer (ve çatışmanın zihin veya "iç" lehine sona erdirilmesinden). Hugo ve Nerval bir yana bırakılırsa, Fransız Romantizmi Manş'ın öte yakasındakiyle kıyaslanamayacak kadar zayıftı; Fransız Sembolizmi ise karşısında kayda değer bir Adalı muadil bulamadı (Swinburne çok yetersizdir). Baudelaire ve Laforgue'dan öğrendiklerini de Romantizmi yıkmaya seferber eden T. S. Eliot galip mi gelmişti şu halde? Öyle gibi ilk bakışta. Ne var ki Wordsworth'ün de kendisine karşı tuhaf, ironik şiirsel bir zafer kazanacağını bilmiyordu, bilemezdi. Bu ölüm-sonrası zafer deplasmanda kazanılacaktı ama Fransa'da değil Türkiye'de.

EDİP CANSEVER'İN ŞİİRİ

Wordsworth, farklı şairlerin "doğa anlayışları" üzerine güzel bir makalesi de bulunan Edip Cansever'in şu satırlarını okuyabilseydi herhalde irkilirdi: "Doğasın sen, bir sen beklersin beni bilirim / sesimi, düşlerimi, kırık parmaklarımı". Zafer ironiktir ama sadece taraflar ortalıktan çekildikten sonra kazanılmış olduğu için değil. Cansever, kendi öncellerinin ve Cemal Süreya gibi dostlarının Fransızca şiir bilgisinden bunaldığı içindir belki (belki de Sembolizmin Türkiye temsilcisi olan Tanpınar tarafından gençliğinde aşağılandığı için), İngiliz şiirine gitmeye karar vermiş ve bu amaçla Eliot'un galiba Çorak Ülke'sini bir ahbabına çevirtip okumuştu. Etkilendiği söyleniyordu. Ama yazdığı şiir, Eliot'u değil, herhalde büyük ölçüde habersiz olduğu Wordsworth'ü andırır. Wordsworth'ün bastırmak istediği kaygılar, çelişkiler, daha da keskinleşmiş biçimde Cansever'de ifade bulur. "İşte bir eklem yeri daha / Doğayla ben, benimle doğa." Eklem uygunluk demektir, ama ayrılığı da gösterir ve bazen kırığa çok benzer. Wordsworth'ün bütün şiiri boyunca tam dile gelmeden uğuldayan şüphe, Cansever'de kısacık bir tedirginlik sorusunda toplanır: "Benim nemsin Doğa?" (aslında Melih Cevdet'indir, ama o da Cansever'i yankılar) Yengi ve yenilgilerin de kendi "tarih-sonraları" oluyor.

kalan karakter 460

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Diğer Kitap - Edebiyat Haberleri
Diğer Kitap - Edebiyat Haberleri
Köln festivali 10 yaşında
Gerçekligin kırıldıgı an
Televizyonun olmadıgı bir dünyada
Bir aile trajedisi
Kitap okumanın en lezzetli hali:
Memet Baydur'dan bir öykü
Zeka seksidir!
Kitap
En iyi polisiye yazarları arasında iki Türk
Aşktan sonra tufan başlar
Yazarlar okurlarıyla buluşuyor
Şiddetin kitabı!
Devrimin üç kadını aynı kitapta
Divalardan ilham alan hikayeler kitap haline geldi
'Konuşmak Yok' ile iletişim öğrenin!
Tılsımlı çizgilerin efendisi
Necib Mahfuz gerçeğin peşinde
Aşk ve ölüm üzerine bir şarkı
'Bu ödül tüm denemecilerin'
SABAH Kitap mutfağa giriyor
'Tweet'lesem kitap olur
Latife Hanım'ın yeğeni 'satılık mektuplar'ın peşini bırakmıyor
Abdülcanbaz yetim kaldı
İşte gerçek Alice!
Çoksatarlar arasında bir Türk
Halit Refiğ'in İstanbul'u 1453'te
Basit bir işlem: Bir+Bir
Destina, Fransızcaya çevrildi
Polisiyeyle satranç bir araya gelince
Çeyiz sandığından çıkan mektuplar
www..com.tr
Facebook’un en iyi gazetesi
SABAH’ı beğen,
son dakika haberlerini kaçırma
facebook.com/Sabah
Son dakika haberlerini
Twitter’ın en iyi gazetesi
Sabah’da takip et
twitter.com/sabah
Sosyal Medya' nın En Çok Paylaşılanları
ÜCRETSİZ SABAH BÜLTEN ÜYELİĞİ

Üye olun, son dakika haberleri e-postanıza gelsin.

Adı Soyadı :
E-posta :
Üye Ol