Sosyolojik geziler

  • 28.05.2010

Yaşar Çubuklu'nun son kitabı Postmodern Toplumdan Kesitler, okura, 1980 sonrası modern hayatın bazı problem olgularına doğru sosyolojik geziler yaptırıyor

ORHAN KOÇAK
Yaşar Çabuklu'nun önceki kitaplarını sevmiş olanlar bu son kitabında da umduklarını bulacaklar: Geç modern (1980 sonrası) hayatın bazı problem olgularına düzenlenen sosyolojik geziler. Gezi programında ünlü ve ünsüz otoritelerin katıldığı konferans ve hızlandırılmış kurslar da var. Problem dedim, ama cep telefonu birçoğumuz için artık bir mesele olmaktan çıkmış, varlığının farkına bile varmadığımız bir protez organ haline gelmiştir (henüz varlığımızın tamamını bir iletişim cihazına çevirmemişse eğer). IKEA'dan "kendin yap" (evde montaj) eşyası alan orta sınıf ailelerin o "kendi kişisel mekânını yaratma" efsanesine mi inandığı yoksa asıl dertlerinin başkalarından geri kalmamak mı olduğu belki sadece sosyologları ilgilendiren bir soru olabilir; biz bunların ikisini birden yaptığımıza inanıyor ve aslında ikisini de pek düşünmüyoruzdur. Çoğumuzun "jip" dediği SUV veya "4x4" binek arabaları hâlâ bazılarımızda nefret, bazılarımızdaysa imrenme doğuruyor olabilir; ama herhalde çoğumuzun dikkatini ancak dar şehir-içi yolları tıkadıklarında çekiyorlardır (demek sık sık). "Ekoturizm" belki bu gazetenin okurlarının yüzde 80'ini bile "ney?" dedirtecek bir terimdir; buna karşılık pek çoğumuzun Prozac (veya bir muadil "anti-depresan", en azından uyku ilacı) kullanan bir yakını vardır. "Kapalı (duvarlı, bekçili) yerleşmeler" herkeste "korkunun mimarisi" gibi bir çağrışım yaratmayabilir; ama muhtemelen orada oturanlar kadar, dışarıda kalanlarda da "güvenlik" ve dolayısıyla "korkuyla" ilgili güçlü hisler uyandırıyorlardır. 13-15 yaşlarındaki çocuğumuza bakıp "bu oğlan (bu kız) adam olmaz!" dediğimiz olmuştur; Çabuklu'nun başka sosyologları izleyerek "X Kuşağı" diye adlandırdığı gençlerin büyük kısmınınsa böyle diyecek bir ana-babası bile olmamıştır belki. Bütün bu farklı olgular (psikolojik, teknolojik, mimari, tıbbi, farmakolojik), Çabuklu'nun anlatımında, tarihsel bir sosyolojinin problem alanlarına, eleştiri nesnelerine dönüşüyorlar. Tarihsel bir sosyoloji, çünkü Çabuklu bizi götürdüğü her problem bölgesine üçlü bir zaman şemasıyla yaklaşıyor: Önce, sonra, daha sonra. Ya da Çabuklu'nun kullandığı terimlerle, "modern-öncesi", "modern" ve "modern-sonrası". Modern-öncesi, bir tamlık deneyimi (isteklerle araçlar arasındaki uygunluk) olarak beliriyor Çabuklu'da. Bir somutluk ve dolaysızlık (hatta yalansızlık, problemsizlik) yaşantısı. Sonra modernleşmeyle birlikte bu denge bozuluyor, hız artıyor, somutluğun yerini soyutluk, doğrudanlığın yerini dolaylılık almaya başlıyor; bütünlük parçalanırken farklı hayat sektörleri arasındaki sınırlar belirginleşiyor, uzmanlaşma gelişiyor. Ama modern hayat da bir süre sonra kendi dengesini kuruyor ve bu denge 19. yüzyıl sonlarından (bazı yerlerde de 2. Dünya Savaşı sonundan) 1970'lere kadar devam ediyor. Daha sonra modernin kendi gergin dengesi de bozuluyor; 1980'lerden başlayarak hız (genel olarak hız, hayatın hızı) daha da artıyor; moderndeki sınırlar muğlâklaşıp geçirgenleşiyor, soyutla somut arasındaki fark da anlamsızlaşmaya başlıyor: Postmodern çağdayız. Bu şemanın kendisi problemli bulunabilir, özellikle modernöncesini bir tamlık (ve dolayısıyla mutluluk) deneyimi olarak kurguluyan yaklaşım. Ama Çabuklu'nun asıl amacı geçmişi analiz etmek değil. Geçmiş, sadece bir öykülemeyi başlatmaya yarayan bir tür "ısınma hareketidir" burada; veya bugünün farkını belirginleştirecek bir kıyas noktası: "Kapitalizm gelişmeden önce ev ve çalışma mekânları birbirinden ayrılmamıştı..." Ya da: "Eski cemaatlerde aynı yerde yaşayan insanlar arasındaki iletişim yüzyüze ilişkiler temelinde gerçekleşirdi..." Çabuklu'yu asıl ilgilendiren hareket de, bu türden başlangıç cümlelerinde bir varsayım olarak benimsenen bütünlük, denge ve uyumun bozulmasıyla başlamıştır. Ama işte burada daha önemli bir eleştiri noktası da ortaya çıkar. Çabuklu, modern toplumun zaman anlayışının çizgisel (ya da doğrusal) olduğunu belirtiyor: Hep aynı düzenlilikle ileriye doğru akan bir zaman (kıyas noktası da herhalde modern-öncesinin döngüsel/mevsimsel zaman anlayışı olmalıdır). Ama yukardaki şemayla kendisi de o eleştirdiği doğrusal zaman anlayışının içinde kalıyor: önce'den başlayıp daha sonra'ya doğru ilerleyen bir tarih. Bunun hesaba katmadığı şey, zamanın geriye dönük, "retroaktif" etkinliğidir: Geçmişe ait sayılan birçok şey sonradan kurgulanmış, icat edilmiştir. Bunun bir örneği, cep telefonu bölümündeki "rol" bahsinden verilebilir. Çabuklu'ya göre, modern dönemin mekâna bağlı telefonları (ev ve ofis) konuşan kişinin kimliğini de belirliyordu: evden konuşurken ev sesiyle, işten konuşurken iş sesiyle konuşmak. Ama mobil telefonla bu belirlenim ortadan kalktı: "kişi bir yerde bir rolü ifa ederken başka birinden gelen bir cep araması sonucu başka bir rol oynamak durumunda kalabiliyordu. Roller arasındaki sınırlar çok daha akışkan hale gelmişti... postmodern toplumun esnek bireyi, roller, kimlikler arasındaki geçişlerde, rol çatışmalarını yönetmekte ustalaşmıştı." Tabii, mobilin de sabitin de öncesinde, yüzyüze iletişimle belirlenen o bölünmez, "hakiki" kimlik vardı, "sahici rol". Ama bu ilerleyen öyküyü geriye doğru okumak da mümkündür, sebep sonuç ilişkisini ters çevirerek. "Kimlik" diye bir kurgu, ancak kimlikler arasındaki gidiş gelişin hızlanması ve böylece kimliklerin de rollere tahviliyle ortaya çıkmıştır. Ve en baştaki o sabit, sahici kimliğin de "hayat" veya "karakter" yerine bir "kimlik" olarak kurgulanması ancak sonradan, kimlik ve rol fikirlerinin belirmesiyle mümkün olmuştur. Böyle birçok şey ancak yitirildikten sonra ad kazanır, bir "olgu" haline gelir. Ama bunlar kitabın temel meselesi açısından "minör" sorunlar sayılabilir. Çabuklu'nun asıl mesajı, postmodern kapitalizm çağında hayatın hemen her alanının "sömürgeleştirilmesidir." Sömürgeleştirme burada sadece sonucuna (bir "kazanç kapısı" haline getirmek) indirgenemez. Kolonizasyon teriminin bütün safhalarıyla birlikte alınmalıdır: daha önce "boş" ya da "vahşi" olan bir yerin (bir şeyin, bir hayat kesitinin) çerçevelenmesi, tanımlanması, haritalanması, iskan edilmesi, kullanıma açılması, sermayenin kendini değerlendireceği bir iş alanına dönüştürülmesi. Burada mekânsal, maddi ve somut olandan zamansal, manevi ve soyut olana doğru bir ilerleme görülür. Eskiden sadece toprak ve maddi kaynak iskan edilir, sömürgeleştirilirdi. Bu yayılma kendi maddi sınırına dayanmaya başladığında zaman ve deneyim gibi daha soyut, maddesiz şeylerin de etrafı çitlerle çevrilmeye başlandı. Öte yandan, Çabuklu bu kolonizasyonun tökezleme ve kaçaklarını da vurguluyor. Kötü adamlar kadar kahramanlar ve iyi adamlarla da karşılaştığımız bir gezi bu; sömürgeleştirmeye direnen "yeni vahşilerin" ortaya çıktığı kriz anlarına da tanık oluyoruz. (Bu açıdan kitabın bence en güçlü bölümü, "Uyku ve Uykusuzluk".) Ve bütün hızlı gezilerde olduğu gibi, biraz yorgun ama zihinsel olarak epeyce tazelenmiş bir halde dönüyoruz evimize, kıpımızda bu seyahatten önce İKEA'dan ısmarladığımız yassı eşya paketlerini bulmak üzere.

Postmodern Toplumdan Kesitler Yaşar Çabuklu Paloma Yayınevi, 2010, 152 s.

kalan karakter 460

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Diğer Kitap - Edebiyat Haberleri
Diğer Kitap - Edebiyat Haberleri
Almanya'da Türk olmanın kitabı çıktı
Kafka'nın el yazmalarına ne oldu?
Wimbledon'ın da artık bir şairi var
Türkiyeli yazarlar Viyana'ya 'dayandı'
Gazi'nin şıklığı kitap ve belgesel
Pamuk'a bir diploma daha
Katilin uşak olmadığı polisiyeler
Hrant Dink'e ithaf edildi
"Tüm mücadeleci kadınlar Halide'dir"
Kitap
Ahmet Ümit'in son romanı twitter'da
'Edebiyat ödülleri saygınlıklarını yitirdi'
İnce Memed, İbranice
Konserli şiir festivali
Son romanını anlatıyor
'Yarım kalan şarkı'
İstanbul için şiir vakti
Şimdi keşif yapma zamanı
Hayatınız zehir olmasın!
Sait Faik Ödülü Aslı Erdoğan'ın oldu
Kitap
Bükreş durağı konuğu Buket Uzuner olacak
Melih C. Anday ödülü için başvuru vakti
Şair Ahmet Necdet hayatını kaybetti
Yunus Nadi ödülü Adnan Gerger'e
Avrupa turumuz Sofya'dan başladı
Kayıp Söz, Fransızcada
Mazi kalbimde bir yaradır
Madunların şövalyesi
Şiir onun iyiliği!
www..com.tr
Facebook’un en iyi gazetesi
SABAH’ı beğen,
son dakika haberlerini kaçırma
facebook.com/Sabah
Son dakika haberlerini
Twitter’ın en iyi gazetesi
Sabah’da takip et
twitter.com/sabah
Sosyal Medya' nın En Çok Paylaşılanları
ÜCRETSİZ SABAH BÜLTEN ÜYELİĞİ

Üye olun, son dakika haberleri e-postanıza gelsin.

Adı Soyadı :
E-posta :
Üye Ol