İnatçı dedektifin yolu bu kez İstanbul'a düştü

  • 28.07.2010

Angelopulos filmlerinin senaristi ve Komiser Haritos'un yaratıcı Petros Markaris'in İstanbul'da geçen bir dizi cinayeti anlatan yeni kitabı Eskiden Çok Eskiden, Turkuvaz Kitap tarafından yayımlandı. Markaris'le MÜJGÂN HALİS konuştu

- Eskiden Çok Eskiden adlı romanınızda kahramanınız Komiser Haritos, bu kez İstanbul'da. Ne oldu da bu kez Haritos'u İstanbul'a getirdiniz?
- İstanbul'da geçen bir romanı yıllardır yazmak istiyordum ama tereddüt edip erteliyordum. Tereddüt etmemin nedeni İstanbul'du. Ben İstanbul'da doğdum ve büyüdüm. Gençliğim ve okul yıllarım İstanbul'da geçti. Gerçi artık İstanbul'da yaşamıyorum ama sık sık geliyorum. Sonunda, 'Ya ben bu romanı şimdi yazacağım ya da ondan vaz geçeceğim,' dedim ve yazmaya başladım. Bu kararı almakta Maria Hambu bana çok yardımcı oldu. Çünkü Maria Hambu gerçek bir kişidir. Beni ve kızkardeşimi büyüten kadındı. Onu çok iyi tanıyordum.
- Komiser Haritos nasıl bir polis?
- Çok sıradan bir polis memuru ve aile adamı. Bir gün benim önüme ailesiyle birlikte türedi. Aşırı bir zekâsı yoktur. Benim zaten aşırı zeki dedektiflere veya polis kahramanlarına fazla bir sempatim yoktur. Haritos kendisini amirlerinden korumaya çalışıyor, başının belaya girmesini hiç istemiyor ama aynı zamanda çok inatçıdır. Bir cinayetin peşinde koştuğu zaman na pahasına olursa olsun onu aydınlatmaya çabalıyor.

BU ACILARIN İZLERİ HÂLÂ CANLI
- Romanınız uzun yıllara dayanan bir intikam öyküsü. Pontus Rumların yaşadığı sürgün, 6-7 Eylül olaylarına kadar çok fazla arka plan var. Tek tek bireylerde bu acıların hâlâ izleri var mı?
- İlk önce şunu söylemem gerekiyor. Eskiden Çok Eskiden bir intikam öyküsü değil, bir hesaplaşmadır. Yaşlı kadın hayatıyla hesaplaşıyor, ona ve yakınlarına iyi davrananlara dostluk ve minnettarlığını gösteriyor, kötü davrananlardansa öç alıyor. Belki de romanda tek intikam aldığı insan, Drama'daki erkek kardeşi. Romanda söz konusu olan, Maria Hambu'nun doğduğu eve dönüp orda ölmek özlemi. Hesaplaşma da bundan doğuyor. Yaşlı kadın evine arı, 'yıkanmış' olarak dönüp ölmek istiyor. Aslında romanın konusu İstanbul Rum azınlığının çilesine çok daha yakın, onu adım adım izliyor. 1942-43 Varlık Vergisi'nden, 6-7 Eylül olaylarına ve Kıbrıs meselesine kadar İstanbul Rum azınlığının çekmiş olduğu bütün acıları dile getiriyor. Ancak bütün bu olaylarda bütün İstanbulluların iyilik ve kötülük payı olduğundan, hesaplaşma bu yüzden ortaya çıkıyor. Bu acıların izlerinin benim kuşağımdaki inslanlarda hâlâ canlı olduklarına inanıyorum.
- Yeşim Ustaoğlu'yla birlikte yazdığınız Bulutları Beklerken'de de gerçek adı Eleni olan ama Müslümanlaştırılmış, Ayşe adlı bir yaşlı kadın vardı. Pontus sürgünüyle ilgili neler bilmiyoruz?
- Türkler olsun, Yunanlılar olsun, ulus-devletin tarih anlayışı ile büyümüşlerdir. Ulus-devletin tarih anlayışı ise aslında bir milliyetçi tarih anlayışıdır. İyi tarafları, özellikle kahramanlıkları abartan, ulusun yapmış olduğu haksızlıkları gizleyen veya ters anlatan bir anlayış. Bu bir 'mücahit-kurban' anlayışıdır. Mücahit her zaman kahramanlıklarını öne sürer, kurban ise yalnız diğer ulus ve ülkelerin ona yapmış olduğu haksızlıklarla uğraşır, kendi yaptığı haksızlıkları ise minder altı eder.
- Romanda polis eleştirisi de yaptırıyorsunuz 'Zorbalar hep birbirine benzer,' diye... Ne dersiniz, dünyada zorbalık artıyor mu?
- Polis değişmiş olabilir ama zorbalık pek azaldı sayılamaz. Bence demokrasiyi bir ihracat ürünü gibi kullanarak onları başka ülkelere silahlarla ihracat etmek bile büyük zorbalıktır.

İSTANBULLU RUMLAR YUNANLILARA BENZEMEZ
- Polisiye edebiyatın dünyadaki gelişimi hakkında ne düşünüyorsunuz?
- Şu anda özellikle Avrupa'da polisiye romanı daha çok bir toplumsal roman gibi. Bu 1989'dan, yani sosyalist ülkelerin çökmesinden sonra ortaya çıkan bir durum ve küreselleşmeyle yakın bağları var. Sırf finans ve iktisat değil, aynı zamanda cinayet ve mafya faaliyetleri de küreselleşiyor. Kısacası, bugünün polisiye romanı demokratik düzenin gölgeli, gün ışığına çıkmaya taraflarıyla ilgileniyor.
- Kitapta çok iyi İstanbul tasvirleri var. Bunda sizin eski İstanbullu olmanızın etkisi vardır herhalde? Bize kendi İstanbulunuzu anlatır mısınız?
- Size şu örneği verebilirim. Ben Avusturya Lisesi mezunuyum. Her gün Tünel'den Taksim'e doğru yürürken, İstiklal Caddesi'nde kulaklarıma aynı anda yedi dil yankılanıyordu: Türkçe, Rumca, Ermenice, Yahudice, Fransızca ve İtalyanca. Bunun yok olmasının nedeni ulus-devlet politikasıyla ilgilidir. Selanik değişik nedenlerle de olsa, aynı gelişmeyi yaşadı. 20. yüzyılın başlarında Selanik böyle açık bir kentti. Çoğunluk Yahudiler, sonra Türklerdi. Yunanlılar ise azınlıktı. Önce Türkler Selanik'i terk etti. Sonra İkinci Dünya Savaşı sırasında Naziler Yahudileri yok etti. Bugün Selanik tamamen bir Yunan kentidir. Benim yaşamış olduğum İstanbul'u ancak Ara Güler'in albümlerinde bulabilirsiniz.
- İstanbul Rumları ile Yunanlılar arasındaki algı ve bakış sorununa dikkat çekiyorsunuz.
- Gerçi Yunanlılar İstanbul Rumları için 'Bizim İstanbul'daki kardeşlerimiz,' diyor ama, İstanbullu Rumlarla Yunanlılar arasında dağ kadar fark vardır. Aslında İstanbul Rumları, İstanbul Türklerine çok daha yakındır. Kıbrıs meselesinin en kara zamanında, '50 ve '60 yılları srasında bir 'Vatandaş Türkçe konuş' sloganı vardı. Her ne zaman iki Rum sokakta Rumca konuşsa mutlaka biri onlara 'Vatandaş Türkçe konuş!' diye bağırırdı. Rumlar buna çok kızardı. Aynı Rumlar '64 ve '65 yıllarında İstanbul'dan kovulunca Atina'da Paleo Faliro semtine yerleşti. Bu İstanbul'dan kovulan Rumlar, aralarında Türkçe konuşuyordu.

SANAT DÜNYAYI DEĞİŞTİRMEZ
- Kitabınız vesilesiyle İstanbul'un eski Rum semtlerini adlarıyla anıyorsunuz. Kurtuluş (Tatavla), Makrohori (Bakırköy) gibi... O semtlerin adının geri verilmesini ister miydiniz?
- Bence saati geri çeviremeyiz. Tarihi de öyle. Eski yerleşim yerlerine isimlerini geri vermekle gerçek değiştirilemez.
- Polisiye romanlarınızın yanı sıra, uzun süre Angelopoulus ile birlikte sinema yaptınız. Birçok filminin senaryosunu yazdınız..
- Angelopulos'un bugüne kadar yedi senaryosuna katıldım. Artık senaryo yazarı olarak bir tek Angelopulos'la birlikte çalışıyorum. Başka yönetmenlerle senaryo çalışmalarım yok. Angelopulos'la cuntada başlıyan yaklaşık 40 yıllık dostluğumuz var. O ne zaman isterse seve seve yazdığı yeni senaryolara katılmaya devam edeceğim.
- Yönetmen Hüseyin Karabey sizin eski evinizde oturuyormuş. Hatta bu tesadüf sonucu Unutma Beni İstanbul projesi şekillenmiş. Nedir bu projenin sizde uyandırdığı duygu?
- Hüseyin Karabey Kurtuluş Caddesi'ndeki Narin Apartmanı'nın beşinci katında oturuyor. Ben dördüncü katta kalıyordum. Bunu tesadüfen öğrendim ve Unutma Beni İstanbul projesi böyle doğdu. İstanbul'u ve İstanbul anılarını konu eden bir projede çalışmak bana heyecan, özlem ve sevgi duyguları uyandırıyor. Onun için projeye baştan sevinçle katıldım.
- Angelopoulus son dönem filmlerinde umutların tükenmişliğinden dem vuruyor.
- Bizim kuşağımız bu düş kırıklığının acısıyla yaşıyor ama, belki de sanatın dünyayı değiştirebileceği inancını çok abarttık. Roman, film ve genellikle sanat dünyanın gidişini değiştiremez. Bu gerçekle yaşamayı öğrenmeliyiz. Öte yandan, dünyayı değiştirmek amacıyla büyük ve acı hatalar işledik. Bunu da hesaba katmak gerekiyor. Bizim kuşağımız hiç de masum bir kuşak değildir.

Eskiden Çok Eskiden Petros Markaris Çeviren: İlknur Özdemir Turkuvaz Kitap 232 s., 17.50 TL

kalan karakter 460

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Diğer Kitap - Edebiyat Haberleri
Diğer Kitap - Edebiyat Haberleri
Uzaklara gitmek isteyenlere...
Pippi ve Ottoline
Klasikleri gözden geçirme zamanı!
Tarihi romanlar büyük bir çıkışta
Felsefenin şakası olur mu?
Yazar Virginia Woolf'un eleştirmen tarafı
Türkiye'ye "enerji verenler" kitaplaştı
Mücevher gibi kıymetli
Kitap dünyası
Yaza yakışanlar, SABAH Kitap'ta
Norveçli yazara 'deşifre' cezası
Kitap
'Ayna'nın Güleryüz'ü şiirle yeniden buluştu
Benim tırnak kesmem halkı ne ilgilendirir?
Fethi Naci'ye armağan!
Genç yazarın 'Madalyon'u
Mavi Marmara'da gerçekte ne oldu?
Franz Kafka'nın 'kasası' açılıyor
Tahran, 1915 tehciriyle ilgili kitaba izin vermedi
Dövüş Kulübü'nün yazarından yeni kitap
Kafka'nın gizli eserleri gün ışığına çıkıyor
Romantik bir ara...
İngiliz yazar Singapur'da kitabı yüzünden tutuklandı
Kitap
Sacit Özkanlı'dan bir aşk kitabı
Tanem'in anneannesi hayatını yazdı
Turkuvaz Kitap'tan iki aşk romanı birden
Harvey Pekar, 'sıkıcı' hayatına veda etti
Klasikleri gözden geçirme zamanı
Homeros'un şiiri Bozcaada'da sürüyor
www..com.tr
Facebook’un en iyi gazetesi
SABAH’ı beğen,
son dakika haberlerini kaçırma
facebook.com/Sabah
Son dakika haberlerini
Twitter’ın en iyi gazetesi
Sabah’da takip et
twitter.com/sabah
Sosyal Medya' nın En Çok Paylaşılanları
ÜCRETSİZ SABAH BÜLTEN ÜYELİĞİ

Üye olun, son dakika haberleri e-postanıza gelsin.

Adı Soyadı :
E-posta :
Üye Ol