X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Eski minik ve güzel hayatımı özlüyorum
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Eski minik ve güzel hayatımı özlüyorum

  • Giriş Tarihi: 2.1.2013

Türkiye'nin en ünlü komedyenlerinden biri olan Şahan Gökbakar, artık şov dünyasını sevmediğini söylüyor: Attığım her adım haber oldu, eleştirildi. Bu, insana garip bir kontrol mekanizması getiriyor. Ben eski sakin, minik, güzel hayatımı daha çok özlüyorum bu aralar... Televizyona da o yüzden çıkmak istemiyorum

'Recep İvedik' hikayesiyle yola çıkarken kendini ispatlama çaban vardı. Peki bütün bu yıllar boyunca, rekorlar kırdıkça, kendini ispatladıkça değiştin mi?
Belki başlarda, kendimi ve yaptıklarımı anlatma konusunda daha hevesli, heyecanlı, istekli olabilirim. Seneler geçtikçe; yaşadığın hayat, gördüğün şeyler, muhatap olduğun durumlar seni birazcık daha heyecansızlaştırabiliyor. Tabii ki üniversiteden mezun olduğum kafa yapısında, o enerjide, saflıkta ve umutla dünyaya bakan insan durumunda değilim şu anda. Çok fazla insanla tanıştım, çok fazla İstanbul muhabbeti gördüm, attığım her adım daha çok haber oldu, eleştirildi. Bu insana garip bir kontrol mekanizması getiriyor. Artık sıkılıyorsun böyle şeylerden. Bu da seni birazcık daha düşünceli, daha sakin bir adam haline getiriyor. Ben biraz öyle oldum diyebilirim. Ve artık sevmemeye başladım.

Neyi?
Bu şov dünyasını.

KONTROL ELİMDE DEĞİLDİ

Özgür olamadığın için mi?
Evet. Televizyona çıkmamayı tercih etme sebebim de ondan, daha mutlu oluyorum böyle. Eski sakin, minik, güzel hayatımı daha çok özlüyorum bu aralar.

Berrak Tüzünataç'la balkonda yaşadığınız maceradan pişman mısın bu anlamda?
Pişman değilim. Çok normal bir şey, ne olacak ki? Nedir yani?

Kontrol mekanizması geliştirmiş biri olarak ne hissettin?
Kontrolün elimde olmadığı bir anmış o an, onu fark ettim sadece.

Normal hayatında da röportajlarındaki kadar snob musun?
Röportajlarda, söylediğim şeyleri tartmak zorunda olduğum için ciddiyim.

Yanlış anlaşılmaya müsait biri olduğun için mi?
Yoo... Dostlarımla tabii ki böyle değilim çünkü onlarla vakit geçirdiğim zaman, söylediklerimi tartmak zorunda kalmıyorum veya söylediğim farklı anlaşılmasın diye yüz ayrı yerden cümleye girmeye çalışmıyorum. İş ortamlarında, yani kreatif alanlar dışında pek gülmem.

Çıkardığın karakterler gözlemle alakalı. Bir ara günde 12-13 saat televizyon izlediğini söylemiştin. Hâlâ öyle mi?
Yok, eskisi gibi izleyemiyorum.

Türkiye'de malzeme bu kadar çokken, neden komedyen sayısı bu kadar az sence?
Bu ülkede yaşayan insanların ne kadarı eğitimli, ne kadarı özgüvenli ve sevgi verilerek büyütülmüş, ne kadarı kendi isteklerini hayata geçirmesine izin verilmiş gençler?

Komedi, özgüvenli olmakla mı alakalı?
Özgüven ve zekayla... 'Ben çok zekiyim' anlamında söylemiyorum bunu; insanlara farklı bir şey anlatıp onu güldürebilmenin bir tılsımı olmalı.Bunun da adı zekadır. Bunu yapabilecek çok insan var ama şu anda, atıyorum belki makine mühendisi, belki işletme okuyor. Aileler çocuklarına ne kadar kendini rahat ifade etme alanı sunarlarsa, o kadar farklı ve değişik yetenekte insanlar yetişir. Türkiye'de bu imkan sunulmuyor ne yazık ki...

POLİTİKACI DOSTLARIM VAR

Eski kuşak komedyenler politik mizah yapardı; Cem Yılmaz'la gelen kuşak ise apolitik mizahla güldürdü. Neden politik mizahyapan komedyen yok artık?
Bu bana sorulmasa, 'Neden politik mizah yapmıyorum?' diye düşünmem mesela...

Tehlikeli sulara girmek gibi mi geliyor?
Siyaset çok didaktik, öğretici bir tarz. Yaptığınız esprinin karşılığında 'Gülüyoruz ağlanacak halimize' mesajı çıkıyor. Ben o tarz bir mizahtan keyif almıyorum.

Politikayı takip ediyor musun?
Tabii ki ediyorum. Politikacı, hariciyeci dostlarım, konuştuğum, görüştüğüm, fikir aldığım insanlar var. Görüşünü açıklayan, 'Şuna oy veriyorum, şunu destekliyorum' diyen insanlara da karşı değilim. Amerika'da millet başkanlık seçim kampanyalarında bayrak sallıyor. Herkes istediğini yapabilir, aynı zamanda da vatanını çok sevebilir; biz bunu anlayamadık maalesef.

İLİŞKİDE FAZLA İLGİYİ SEVMEM

Kitap okumam. Okurdum zamanında, ilkokuldayken okumuştum en son galiba! Kitaptan beslenen insan dediğin zaman aklıma Can Dündar geliyor.
Bazen güvenmekle ilgili sorunlarım oluyor. Onu da belli bir derecede güvenerek çözdüm. Sonuna kadar teslim olmayıp belli bir mesafeyi her zaman korumanız doğru oluyor.

BENİM EGOM SABİTTİR
İlişkide fazla ilgiyi hiç sevmem. Mesela grip olduğum zaman yanımda hiç kimseyi istemem; yatayım, hiç kimseyle konuşmayayım, bana hiçbir şey sorulmasın. Çok ilgi beni bunaltıyor.
Bende sabit bir ego var, değişmez! Daha hiç kimse beni tanımazken de çok net, isteklerinden emin, kendine güvenli bir insandım. Hoşuma gitmeyen şeyi yapmazdım, istemediğim bir yerde asla bulunmazdım. Hâlâ da değişmedi bunlar; yani egosal olarak hiçbir şey katmadı bu hayat bana. Hatta daha da mütevazılaşmış olabilirim insanlar yanlış anlamasın diye.

ÇETELEŞME DEĞİL ALIŞKANLIKLAR VAR

Sinemada çeteleşme var mı sence; her yapımcının belli oyuncusu var sanki...
Çeteleşme değil de, öyle bir gelenek ve alışkanlık var. BKM'den kaynaklı bu durum bence. BKM oyuncuları denilen bir grup vardı ya, hep o grupla film çekilirdi; Altan Erkekli, Demet Akbağ, Yılmaz Erdoğan, Tolga Çevik falan. Ben de yapabilirim ama her projeyi düşünürken, 'Biz böyle bir beşliyiz, beşimize uygun bir proje' gibi bakmıyorum olaya!

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.