Prens Charles'ın hikayesini yazamam, onu tanımıyorum!

Giriş Tarihi: 11.2.2013

Sermiyan Midyat şu sıra hiç olmadığı kadar gündemde... Çünkü yeni filmi 'Hükümet Kadın' çok beğenildi. Filmi hem yazan, hem yöneten, hem de filmde oynayan Midyat, "Kendi yaşadıklarımdan, hissettiklerimden, aklımdan, vicdanımdan geçenleri yazıyorum; her zaman da öyle olacak" diyor. Sırada tiyatro oyunu var: Sermiyan Midnight!

'Hükümet Kadın'ı hem yazdın, hem yönettin, hem de filmde oynadın. Peki hangisi olmayı daha çok seviyorsun?
Hiçbirini diğerinden ayırmıyorum. İçimden geçeni, aracı kullanmaksızın seyirciye iletiyorum ve bunun aslında bir tarz, bir stil olduğunu düşünüyorum. Charlie Chaplin'den Woody Allen'a kadar, dünyada bunun çok örneği var. Roberto Bellini de yapıyor, Yılmaz Güney de yaptı. Çünkü siz bir şey yazıp bir yönetmene teslim ettiğiniz zaman; mutlaka yönetmenin fikri, onun dünya görüşü girer işin içine. Oysa bir şey yazıyorsanız, nedensiz değildir bu; bir nedenden yola çıkarak yazarsınız.
Biraz da şundan soruyorum; ne demeliyiz sana? Yazar, yönetmen, oyuncu? Ya da hepsini kapsayan sinemacı mı?
Titrlerle çok ilgilenmiyorum açıkçası. İçinden ne geliyorsa odur. İnsan deyin!

FISILTI GAZETESİ İZLETTİRİR
Peki… Bu 'insan' bundan sonra da böyle mi devam edecek; ben yazarım, ben yönetirim, ben oynarım! Var mı böyle bir takıntın?
Büyük konuşmayayım ama hiç kimsenin yazdığı bir şeyi yöneteceğimi düşünmüyorum; böyle bir iddiam yok. Ama benim yazdığımı benden daha iyi yönetecek birinin olduğunu da düşünmüyorum. Çünkü kendi yaşadıklarımdan, hissettiklerimden, aklımdan, vicdanımdan geçenleri yazıyorum. Yani benim 7 yaşındaki halimi ben nasıl anlatabilirim başkasına, ne kadar anlatabilirim?
Başkası anlayamaz, yönetemez diyorsun…
Yönetebilirse sen söyle! Ben o ailenin içinde büyüdüm, ben bunları yaşadım, o şakaları ben yaptım, ben güldüm. Nasıl olabilir ki başka türlü?
Bu ilgi alakayı bekliyor muydun filmle ilgili?
Ben bu kadarını beklemiyordum açıkçası. Gelen övgülerden gözlerim doluyor resmen. Şundan eminim; istediğiniz kadar bir filmi itekleyin, 'Gidin, izleyin' deyin, o fısıltı gazetesi olmadıkça, kulaktan kulağa yayılmadıkça hiçbir anlamı yok. Çok şükür ki insanlar salonlardan çok mutlu çıkıyor. En büyük etki de bu.
Mardin galasında birlikteydik ve o masada dedin ki; "Böyle devam ederse ve iyi bir gişe yakalarsak, 'Hükümet Kadın'ın ikincisi de gelebilir." Var mı böyle bir projen?
Bilmem, bunları açıklamayayım şimdi. (Gülüyor)

HEP BİR HİKAYEM VARDIR

Ama kafanda başka hikayeler var anladığım kadarıyla?
Çocukluğumdan beri devamlı düş kuran bir insanım; her zaman bir hikayem vardır anlatacak.
Bundan sonraki filmlerin de Mardin'de mi olacak?
İlk iki filmim oraya denk geldiği için öyle bir algı oluşmasın. Ben Ankara'da doğdum ama Mardin'liyim, köklerim oraya dayanır. 7 yaşından sonra; 1980 İhtilali'nde babam solculuktan tutuklandı, biz İstanbul'a taşınmak durumunda kaldık. 38 yaşındayım, 31 yıldır İstanbul'da yaşıyorum. Hayatıma dokunan hikayeleri yazıyorum tabii ki. Hayatımın iki yılı falan yurt dışında geçti ama durup dururken de gidip Buckingham sarayındaki Prens Charles'ın hikayesini yazamam, tanımıyorum onu! (Gülüyor) O yüzden tanıdığım, bildiğim duyguları en iyi şekilde aktarmaya devam edeceğim.
Bir aşirete mensup olunca ve babaannenin hikayesini anlatınca ailenin bakışı nasıl oluyor?
Çekiniyordum aslında ama olağanüstü tepkiler geldi; mesela amcam falan çok duygulanmış, çok onurlanmış. Evet, biz bir aşiretiz ama bunu 10 yıl önce babamı kaybettiğimde, iki bin kişi elimi sıkınca öğrendim. Çünkü biz öyle yaşamadık; İstanbul'da normal, Batılı bir genç gibi büyüdük.

ARKADAŞINA GÖNDER
Prens Charles'ın hikayesini yazamam, onu tanımıyorum!
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz