X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Kötü olmak daha rahat düzgün adamın işi zor!
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Kötü olmak daha rahat düzgün adamın işi zor!

  • Giriş Tarihi: 17.2.2013

Ülkenin son dönemde yetiştirdiği en başarılı jönlerden biri o. Rol aldığı her projede kendini daha da geliştiriyor. İyi bir oyuncu, mutlu bir adam. Kendisine nefis bir kariyer planı da yapmış. Günün birinde 'Batman'i oynama hayali bile var. Geriye kalanları da bu sayfalarda anlatıyor zaten. Daha ne olsun?

Engin Altan Düzyatan... Geçmişte çokça projede bir araya gelmiş olmamıza rağmen her seferinde yine soracak onlarca soru buldurabilen bir adam. Çünkü emin adımlarla ilerliyor; zamanı geldiğinde doğru projelerle karşımıza çıkıyor ve üzerine konuşacak çok malzeme veriyor. Kendinden asistanlı bir adam ayrıca. Her seferinde, onunla röportaj yapacağımı duyan kadınlar; çanta taşımaktan, ışık tutmaya kadar binbir yardım teklifiyle geliyor. Güzel adam çünkü. Güzel güzel konuşuyor, tane tane anlatıyor. Geldiği yeri bilen, daha da önemlisi nereye gitmek istediğinin farkında olan bir adam aynı zamanda. Son projesi 'Romantik Komedi 2' için bir araya geliyoruz. Gerçekten de romantik mi, bilemem. Benim görevim sormak. Sordum da. Apartman kapısını güllerle donatmakla ilgili cevaplar verdi. Güller dökmek mi? Engin Altan Düzyatan mı? Durun bir dakika; durum hiç de zanettiğiniz gibi değil!

'Romantik Komedi 2' vizyona girdi. Filme ilgili ne söylesen; bu röportajı okuyanlar hemen izlemek ister?
Çok güzel bir kadın-erkek hikayesi anlatıyoruz. Farklı farklı erkekler ve kadınlar var ama aslında onlar aramızda yaşıyor. Herşeyden önce çok eğlenceli bir film. Sırf bunun için bile gidilir. Şu sıralar eğlenmeye, iyi vakit geçirmeye çok ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Amerikan türü bir iş bu ve tekniği, kurgusu, temposu, kullanılan mekanlarıyla Amerikan standartlarını fazlasıyla karşılıyor. Dışarıdan alınıp bize yapıştırılmış gibi durmuyor. Formatı komple alıp uygulayan yapımlar var; bu öyle değil. Bizdeki karakterler çok buralı. Filmin temposu bir an olsun düşmüyor. Elbette farklı yorumlar gelecektir ama ben izleyenlerin çok iyi vakit geçireceklerine, çok eğleneceklerine adım gibi eminim. Bunun garantisini veririm.

MUTLU BİR HAYAT

Sağlam, düzgün, mutlu… Dışarıya yaydığın elektrik bu. Sen bu musun hakikaten?
Mutluyum, evet. Sağlamlık konusunda insanın kendisini tanımlaması çok da hoş olmaz ama ona da evet. Kimsenin arkasından iş çevirmem, kimsenin yoluna taş koymam; uğraşacaksam kendimle uğraşırım. Sevdiğim işi yapıyorum ve mutlu bir beraberliğim var. Düzgün şekilde yaşamaya azami özen gösteriyorum. Monoton bir işim yok; her yeni rolde başka başka dünyaların adamı oluyorum ve bu beni çok heyecanlandırıyor. Hayatımın dışarıdan bu kadar düzgün görünmesinin sebebi de bu aslında. İşinde ve evinde mutluysan, başka bir şeyin peşinde koşmanın âlemi yok zaten.

Şu an sahip olmadığın bir insani özelliği elde etme şansı verseler, neyi seçerdin?
Çok zor soru. Şimdi biraz daha toparladım ama bende empatiyle sempatiyi karıştırma gibi bir durum var. Misal televizyon izliyorum ve orada biri komik bir duruma düşüyor. İnsanlar bununla eğlenebiliyor ama ben o zor duruma düşenin yerine utanıyorum. Aslında bu bir format ve insanlar eğleniyor ama ben izleyemiyorum. Yetenek yarışmalarını hiç izlemem mesela. Bana ilk sunuculuk teklifi geldiğinde de; orada ters bir durum yaşanır da ben yayında utanırsam ne olacak diye çok düşünmüştüm. Bu, zamanla empatiyle sempatiyi ayıramama durumuna dönüşüyor ki o çok fena. Bu durum bende olmasın çok isterdim mesela. Biri, bu ikisini ayırsa nefis olur. Çünkü belli bir noktadan sonra hayat çok zorlaşıyor, çok duygusal oluyorsun. İzlediğim filmin hiç alakasız bir sahnesinde ağlayabiliyorum mesela. Bunun biraz törpülenmesini isterdim.

KOLAY SİNİRLENİRDİM

Peki, fabrika ayarlarına dönsen, bünyenden çıkartmak isteyeceğin özellik ne olurdu?
Buna ilişkin cevabım da biraz eskiye yönelik olacak. Şimdi biraz törpülendim ama çok kolay sinirlenirdim. Benim sinirim de saman alevi gibi; aniden parlıyorum. Beş dakika sürüyor ve sonrasında her şey geçiyordu. Çok fevriydim o zamanlar. Başkalarına yapmadığım şeyler bana yapılınca, kafayı yiyordum. İnsanlar nasıl bu kadar düşüncesiz olabiliyor diye takıyordum. Artık buna daha yumuşak yaklaşmayı başarabiliyorum. Çünkü dünya böyle; her şeyi düzeltemiyorsun veya her şey senin istediğin gibi yürümüyor. Herkes maalesef sevdiği işi yapamıyor ama yaptığı işi sevmek için hiç çaba sarf etmeyen insanlara dayanamıyorum. Misal; sürekli trafikten şikayet eden taksici. Eskiden başıma geldiği zaman fena tepki gösteriyordum. Şimdi biraz daha törpüledim bu özelliğimi. Ama fabrika ayarlarımla oynasam, ilk bu özelliğimi iptal ettirirdim.

ASIL HİKAYE 40'INDAYMIŞ

Zamanla düzelttiğin bir şey mi bu?
Ben 30'lu yaşların erkeği müthiş değiştirdiğini gördüm. 20'li yaşların o gereksiz fevriliği gidiyor bir kere insanın üzerinden. Yine hayatın içindesin ama ona başka yerden bakmayı öğreniyorsun, üzerine bir olgunluk gelip yerleşiyor.

40 yaş için bir öngörün var mı peki?
Gerçekten hiçbir öngörüm yok ama yaşayanlar, bir erkeğin en güzel yaşları olduğunu söylüyor. Başka bir bakış açısı gelişiyor. Anladığım kadarıyla biraz vurdumduymaz oluyor insan, biraz bencil. Merkeze kendini koymayı, hayatı kendi etrafında çevirmeyi öğreniyorsun. Şimdi benim etrafımda dönmüyor hayat mesela; hâlâ ben bazı şeylerin çevresinde dolanıyorum.

Güzel adam… Güzel sesli adam… Hayatı bu kadar 'güzel' ortak paydasında yaşamak yorucu olmuyor mu zaman zaman?
Kötü olmak daha rahat bir iş. Doğru düzgün olmak daha sorumluluk yükleyen bir durum. Kendine dikkat etmek durumundasın. Krem sürüyorum mesela; bunu yaptığıma çok şaşırıyorum ama yapıyorum. Ama hayatımın geneline ilişkin bazı şeyleri korumak için özel çaba sarf ettiğim de yok. Zaten böyle yaşayan bir adamım. Yakışıklılığımı koruyayım diye bir telaşım olmadı hiç. Model değilim; oyuncuyum ben. Yüzümde oluşan her çizginin bana ayrı bir hikaye kattığının farkındayım. Her kırışıklıkla beraber başka bir yaşın oyununu oynamaya başlıyorsun. 120 kilo olmak istemem ama oramı buramı da gerdirmem, saçımı sakalımı boyatmam. Sağlıklı bir yaşam sürdürmek için ve bunu sevdiğim için spor yapıyorum; heykel gibi bir vücuda sahip olmak için değil.

MUTLULUK OLMAZSA OLMAZ

Para, başarı ve mutluluk. İkisini seçmen gerekse; hangisini dışarıda bırakırdın?
Kesinlikle para. Para benim için hiç öncelik olmadı. Şu anda iyi para kazanıyorum, evet. Ama benim hayalim hiçbir zaman para kazanmak değildi; iyi oyuncu olmaktı. Bugün 15 dakikalık bir sokak oyunu yazıp bütün Avrupa'yı sokak sokak dolaşırım. Var böyle insanlar; ben tanıyorum. Sanatçı vizesi çıkarıp geziyorlar. Bir gün Berlin'de, diğer gün Barcelona'da mesela. Şimdi düşün; sen mi özgürsün, bu adam mı? O yüzden para çok dert değil. Sağlıklı ve mutlu olmadıktan sonra hayatın ne anlamı var ki zaten...

MİLLET MAGAZİN YALANINI YEMİYOR
Düzenli ilişki yaşıyor olmak ve ortalıklarda çok fazla görünmemek; bir jönün popülaritesi açısından sıkıntılı bir durum değil mi?
10 yıl önceki magazin basını olsaydı, yarın hemen birileriyle basılmam lazımdı. Bu halimle uygun bir malzeme değilim çünkü. Ama işin o tarafta da çok değiştiğini düşünüyorum. Eskiden insanlar gittikleri yerleri magazin basınına haber verirmiş. Etiler'in, Nişantaşı'nın göbeğinde fotoğrafı çekilince şaşıran insanlarla büyüdük biz. Orada yakalanırsın tabii; ne şaşırıyorsun buna! Ama insanlar artık bu ucuz numaraları yemiyor. Ben yaptığım işle var olmaya çalışıyorum. Aksine magazinde görünmek benim işime gelmiyor. Bir oyuncunun gizemli olması gerekir ve zırt pırt her yerde görününce gizemimi kaybettiğimi düşünürüm. Ben sana her şeyimi anlatırsam, her halimi gösterirsem beni merak etmezsin. Bana dair her şeyi bilirsen, yaptığım işlerde ben sana ne anlatacağım? Her akşam medyada çıksam, ben bile kendimden sıkılırım. Al Pacino'yu gece televizyon izlerken magazin programında göremezsin mesela. İş yaptığı zamanlar ve işiyle ilgili olarak görürsün; o kadar.

OSCAR ADAYIM GÖZÜ KAPALI BELLİ
"Henüz yoğunluktan fırsat bulup 'Lincoln'ü izlemedim ama Daniel Day- Lewis'e 'En İyi Erkek Oyuncu' ödülünü vermek için filmi izlememe gerek yok. Bir film çevirmişse, ben direkt veririm ödülü. İnanılmaz bir adam. Tam bir metod oyuncusu. Bu işi dünyada en iyi yapan isim. Adam kimi oynuyorsa, o oluyor. Zaten bu yüzden, izlemek için beş sene beklemek durumunda kalıyoruz. Oynadığını belli eden, iyi oyuncu değildir zaten; o olmaktır asıl olan. Adam bunu müthiş yapıyor. Diğer adaylar için üzgünüm ama aday olduğu her performansına ben ödülü veririm. Daniel Day-Lewis olmasa Robert Downey Jr.'a da veririm ödülü. O da müthiş bir oyuncu."

ROMANTİĞİM AMA YOLLARINA GÜLLER DE SEREMEM!
"Her erkek kadar romantiğim. Ama romantizmin peşinden delice koşturmam, çok özel bir çaba sarf etmem. Ben zaten romantizmin; ortamla değil, iletişimle alakalı olduğuna inanırım. Mum ışığında romantik bir yemek organizasyonunun peşinde koşmam. Ama ne bileyim; benim için balık-ekmek yemek bile romantiktir. Romantizm sohbetle olur, konuşmayla olur. Orada yakalayabiliyorsan, eyvallah. Yoksa ortamın alasını yapmışsın, ne yazar. Bir de ben hayata karşı utangaç biriyim; utanırım yani. Romantizm dediğin kendi içinde özel bir an barındırıyor. Bunun üçüncü kişiler tarafından görülebilme ihtimali beni fazlasıyla utandırır. Düşünsene apartmanın girişine güllerle sevgilimin adını yazmışım… Biri görse ne der; Allah muhafaza!"

ÖNCEDEN BELİRLENMİŞ BİR SENARYONUN OYUNCULARIYIZ
"Kadere çok inanırım. Önceden çizilmiş bir yol var bence; planlar yapıp ona müdahale etmeye çalışmanın pek bir manası yok. Asıl o zaman kaderimizle oynuyormuşuz gibi geliyor bana. Hani, 'Tanrıyı güldürmek istiyorsan ona planlarından bahset' diye bir söz var ya; bence çok doğru. Karşımıza belirli yollar çıkıyor. Birine saparsan ona ilişkin senaryoyu, diğerine saparsan başka bir senaryoyu yaşıyorsun; ama hepsi önceden belirlenmiş senaryolar. Birini seçerek, kaderinden kaçamıyorsun. Senin yapabileceğin tek şey; bu hayattaki performansını belirlemek. Yüksek de olabilir, düşük de; işte onu sen belirliyorsun. O yüzden ben hayatı akışına bırakıyorum…"

7 GÜN 24 SAAT DİZİ SETİNDE TAKILAMAM
Kariyer anlamında hızlı tüketildiğini düşünüyor musun?
Aslında bu konuya dikkat ediyorum. Kabul ettiğim projeler arasında altı aylık zamanlar vardı hep. Diğeri inanılır gibi bir tempo değil çünkü. Bir zaman sonra insan kendini eşya gibi hissetmeye başlıyor. Zaten sürekli proje kabul edip insanların karşısına sürekli farklı tiplerde çıkmak da komik. Televizyon çok önemli bir mecra. Bir şekilde insanların evinin içine kadar giriyorsun ama bir bakıma 'haftalık çöp' üretiyorsun. Dizinin o haftaki bölümü yayınlandığı anda iş, çöp zaten. Ben haftalık bir eğlence yaratmak için de yedi gün setlerde yatamam. Öyle yaparsam, o ben olmam zaten. Mutsuz, huysuz bir herif olurum. O yüzden dizi projelerinin arasına bir zaman koymaya, yılda bir sinema filmi çekmeye dikkat ediyorum.

BU DÜNYADA AŞK YOKSA HİÇBİR ŞEY YOK
"Bu hayata dair her şeyi kadınlardan öğrendim. Eğitim anneyle başlıyor çünkü. Bir kadının nasıl mutlu edileceğini de, onlara çok ters gitmemek gerektiğini de kadınlardan öğrendim. Görüntüde hakimiyet babadaymış gibi ama bizi anneler büyütüyor; bu yüzden kadın formatıyla yetiştiriliyoruz.

ERKEKLERDEN BİR ŞEY ÖĞRENMEDİM

Baba çok farklı bir yerde... Sonra devreye sevgili giriyor ve o sana başka şeyler öğretmeye başlıyor. Bu bir itiraf gibi olacak ama ben erkeklerden hiçbir şey öğrenmedim ki... Aşk, beni şekillendiren etmenlerden biri. O olmazsa hakikaten hiçbir şey olmuyor. Sen o olmadan da yapabileceğini zannediyorsun ama yapamıyorsun; yarım kalıyorsun. Bu hayattan, iyi insan olmak gerektiğini öğrendim. Mutlu olabilmen için öncelikle iyi olman gerekiyor. Hayatta mutluluğun peşinde koştum hep. Ona ulaşmak için de iyilik gerektiğini öğrendim. Çünkü bu hayatta ne ekersen onu biçiyorsun. Kimsenin arkasından iş çevirmeyeceksin, kimsenin ayağına taş olmayacaksın bu hayatta. Çünkü hiçbir şey karşılıksız değil. Kimisi buna 'secret' der, kimisi 'kuantum'... Ama en temelinde atalarımız da söylerdi bunu. Eğer bir şeyle uğraşmak istiyorsan bu hayatta; kendinle uğraşacaksın, başkalarıyla değil."

HAYALİM 'BATMAN'İ OYNAMAK
"James Bond' falan istemem yani. 'Batman', karşı malikanede oturan 'Bruce Wayne' abimiz. Bizden hiçbir farkı yok. Sadece fazla parası var ve teknolojik oyuncakları seviyor; o
kadar. Tekliflere açığım…"

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.