X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER En güzel yemekler bizim evde yapılır
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

En güzel yemekler bizim evde yapılır

  • Giriş Tarihi: 23.12.2013

Kışları Arnavutköy, yazları ise Burgazada'da yaşayan ünlü oyuncu Lale Mansur: Adada çok sakin bir hayat var. Lokanta da, insan da, fayton sayısı da yeteri kadar. Eşim çok iyi bir aşçı olduğu için adadaki en güzel yemekler, bizim evde yapılıyor zaten...

Türk sinemasının ünlü oyuncularından Lale Mansur; yerli ve yabancı pek çok filme fon olan İstanbul'a duyduğu sevgiyi Touch İstanbul dergisine anlattı...
İstanbul doğumlusunuz ve yaşamınızın önemli bir bölümünü burada geçirdiniz. Çocukluğunuzdaki İstanbul denince aklınıza ilk ne geliyor?
Erenköy'de iki katlı, bahçeli bir evde doğmuşum ancak babamın işinden dolayı çocukluğumun bir bölümü Türkiye'nin değişik yerlerinde geçti. O süreçte Erenköy'de oturan dedemi sık sık ziyarete gittiğimiz için İstanbul denince aklıma ilk olarak Erenköy geliyor. Orada gördüğüm köşkler, bahçeler, tramvay; çocukluğumun İstanbul'undan bana iz bırakan şeyler.

LALE MANSUR FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYIN!

Peki, o dönemdeki insan dokusu nasıldı?
Çok farklıydı tabii. O dönemde daha kozmopolit ve samimi bir ortam vardı. Birçok semtte bu ortam değişse de eski İstanbul'un mahalle sıcaklığını yaşatan yerler hâlâ mevcut. Mesela şu anda yaşadığım Arnavutköy, eski İstanbul'un mahalle sıcaklığını devam ettiren bir semt. İnsanlar birbirlerini tanımasa da selamlaşıyor, birbirleriyle konuşuyor... Kuzguncuk da aynı şekilde.

BOĞAZ'DA BANGIR BANGIR MÜZİK VAR
Uzun süredir yaz aylarını Burgazada'da geçiriyorsunuz. Popüler tatil mekanlarına gitmek yerine neden Burgazada'yı tercih ediyorsunuz?
Burgazada'yı bir tatil mekanı olarak görmüyorum. Orada evimiz var; kedilerimizi alıp yazın orada yaşıyoruz. Boğaz'daki müzik sesinden dolayı yazlarımı Arnavutköy'deki evimde geçirmek imkansız hale geldi benim için. Türkiye'nin birçok tatil mekanında aynı şekilde bangır bangır müzik sesi var; bu ses beni mahvediyor. Buna maruz kalmamak için tatillerimi yurt dışında geçirmeyi tercih ediyorum.
Burgazada'daki yaşamınızdan bahseder misiniz?
Adada çok sakin bir hayat var. Lokanta da, fayton da, insan sayısı da yeteri kadar... Çok kozmopolit bir yer hâlâ. Rumlar geçmişte sürülmüş adadan ama şimdi yavaş yavaş dönüyorlar. Dokümanlardan gördüğüm kadarıyla eskiden bambaşka bir yaşam varmış. Mesela bir hikaye beni çok etkiledi. Adamın biri bakkaldan peynir ve bir yiyecek daha istemiş. Bakkal peyniri verip diğerini vermeyince adam "Niye sadece peyniri veriyorsun?" diye sormuş. Bakkal da "Ben seninle siftahımı yaptım. Öbürünü de gidip diğer bakkaldan al, o da siftahını yapsın" demiş. Eskiden adada bu denli paylaşımcı bir ortam varmış.
Peki, adanın sizi en çok cezbeden özelliği ne?
Eşim (Cem Mansur) müthiş bir aşçı olduğu için adadaki en güzel yemekler bizde yapılıyor. Ama güzel balık yapan yerler de var. Genel olarak atmosferini çok seviyorum. Rahat, sakin, huzurlu, gürültü patırtı yok. Ayrıca adada birçok arkadaşımız var. Küçük bir tekne aldık, adaların etrafında dolaşıyoruz; bu bana büyük bir özgürlük verdi. İnsanlar size sormadan cep telefonu ile fotoğraf çektiği için, yedi-sekiz senedir rahatça denize giremiyordum. Şimdi ise tekne ile adanın arka tarafına gidiyoruz, orada rahatça denize girebiliyorum. Bundan dolayı da çok mutluyum.

İSTANBUL'UN FARKINDA DEĞİLİZ
İstanbul'da gitmekten keyif aldığınız yerler var mı?
Çok yer var. Boğaz'ın ve Adalar'ın yeri ayrı benim için ama Sultanahmet'e gitmeyi de çok seviyorum. Buradaki insan dokusu çok hoşuma gidiyor. Bir stadyumlarda, bir de Sultanahmet'te her kesimden insan var. Mesela Sultanahmet'te zengin, fakir, öğrenci, turist, yani farklı kesimlerden insanlara rastlayabilirsiniz, bu yönünü çok seviyorum. Bunun yanı sıra çok özel bir tarihi dokusu da var. Bütün yok edilme çabasına rağmen Bizans dönemini de burada görebiliyorsunuz. İstanbul gibi bir şehirde yaşıyoruz ama neyin üzerinde oturduğumuzun çok da farkında değiliz. Bu şehrin tarihi güzelliğini araştırarak keşfettim.
Sanat yaşamınız boyunca birçok sinema filminde rol aldınız. Çalışmaktan en çok keyif aldığınız yönetmen hangisiydi?
Atıf Yılmaz'ın bendeki yeri çok ayrı çünkü bana ilk güvenen yönetmendir. 'Düş Gezginleri' filminde başrol emanet etti. Bu film bana Altın Portakal'ı kazandırmıştı. Ayrıca Barış Pirhasan, Ömer Kavur da çok keyif alarak çalıştığım yönetmenler. Bir de Şerif Gören var tabii; 'Amerikalı' filminde oynamıştım.
Genç oyuncular ve yönetmenler arasında başarılı bulduğunuz isimler hangileri?
'Sonbahar'ın yönetmeni Özcan Alper ile İlksen Başarır'ı çok beğeniyorum. 'Eğreti Gelin'de rol alan Onur Ünsal'ın yanı sıra Farah Zeynep Abdullah ve Saadet Işıl Aksoy da oyunculardan favorilerim.

HAYATIMIN ÇOĞUNU TAKSİM'DE GEÇİRDİM
İstanbul sinematografik malzeme açısından çok zengin bir şehir. Sinemacı gözüyle sizce İstanbul'un bu yönü, beyazperdeye yeterince yansıtılıyor mu?
Nuri Bilge Ceylan ve Fatih Akın zaman zaman filmlerinde İstanbul'u kullanıyor ama mesela bir Woody Allen gibi değil. O, yıllarca New York üzerine bir sürü film çekti. Flmlerinde onun gibi İstanbul'a yer veren bir yönetmen yok.
İstanbul'u anlatan bir film çekseydiniz, hangi mekanları kullanırdınız?
Beş sene önce Taksim'i anlatan ve sadece kadınların rol alacağı bir proje vardı. Farklı kesimlerden oluşan kadınların Taksim'i nasıl kullandıklarını ele almak istemiştim. Proje için iki kadın buldum ama diğerlerini bulamadığım için hayata geçiremedim. Taksim'in benim hayatımda önemli bir yeri var. Konservatuvara giderken aynı zamanda AKM'de de sahneye çıkıyordum. Dolayısıyla 14 yaşımdan itibaren Taksim çok kullandığım bir mekan oldu. Uzun bir süre de Ayaspaşa ve Gümüşsuyu'nda oturduğum için hayatımın önemli bir bölümü Taksim'de geçti. Taksim'in dokusunu yakından bildiğim için bu projeyi yapmayı çok istemiştim, yapmadığım için çok pişmanım.

KISKANMAM GIPTA EDERİM
'Keşke bir filminde oynasaydım' dediğiniz yönetmenler var mı?
Çok var; Nuri Bilge Ceylan, Reha Erdem, Çağan Irmak, Zeki Demirkubuz, aklıma ilk gelen isimler bunlar...
'Keşke ben de rol alsaydım' dediğiniz bir film var mı?
Benim öyle 'Niye ben oynamadım?' gibi hırsım ve kıskançlığım yok. Hayata karşı da öyleyim. Sadece 'Ne güzelmiş, keşke bana da böyle bir rol gelse' diye gıpta ediyorum.
O zaman gıpta ettiğiniz bir film var mı?
Meryl Streep'in 'Sophie'nin Seçimi' filmi var. Olağanüstü, dolu dolu bir senaryosu var. Soykırımı anlatan birçok film izledim ama beni onun kadar etkileyen olmamıştı. Bu filmde oynamayı çok isterdim mesela.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.